• dün tarihlerden 10 ağustos'tu malumunuz.
    10 ağustos 1920 tarihinin yıl dönümü.

    http://gss.gs/TRP

    eğer halife denen osmanlı padişahı hain namussuzun görevlendirdiği damat ferid'li heyetin imzalamaktan çekinmediği bu antlaşma kabul edilseydi, bugün haritamız yukarda gördüğünüz gibi olacaktı.

    yani, topraklarımızın büyük bir çoğunluğu hıristiyanların kontrolünde olacaktı.

    ama bu cumhuriyetin kurulması, bu namussuzlara rağmen, bu topraklar üzerindeki kolonici hayalleri bulunan önemli dış düşmanlar ve hainlik ve namussuzlukta çığır açmış başta osmanlı hanedanı olmak üzere iç düşmanlarla savaşarak ve tüm olumsuzluklara rağmen kazanılarak başarılmıştır.

    gelin görün ki, bu cumhuriyetin evlatları olmaları gerekirken muhtemeldir ki hainlerin torunları olanlar, bu cumhuriyetin en önemli parçalarından birisi olan galatasaray'ın bugün itibariyle önemli bir sosyal medya ayağı olan galatasaray sözlük'te, hiç utanmadan sıkılmadan yalan söyleyerek "90 yıl önce bu topraklarda müslümanlara gavur adetleri dayatıldı" gibi iğrenç iftiraları yazabilmektedirler.

    günümüzde özellikle son 15-20 yılda somut olarak gözlemlenebilen yozlaşmanın uzantıları, hırsızlığa ceza verilmemesi ancak hırsıza hırsız demenin cezalandırılması, katile ceza verilmemesi ancak katile katil demenin cezalandırılması, namussuzun toplumdan dışlanmaması ancak namussuza namussuz diyenin cezalandırılması gibi şekillerde net olarak örneklendirilebilmektedir.

    arçelik'in bir reklamı var, ünlü bir belgeselci, uçağını kaçırmış, evinde belgesel çekiyor gibi yapıyor. belli ki sonra yayıncılara verecek ve o belgesel yayınlanacak.
    arçelik markasının ikonlarından çelik geliyor "alemsin" diyor.
    yani adam bildiğiniz yalan söylüyor, milleti dolandıracak, evinden çektiği belgeseli yutturacak orijinal diye; ama bizim insanımızın tepkisi "alemsin".

    burdan gelelim namus kavramına.
    namus kavramı, son derece göreceli bir kavram olduğundan, birisine namussuz demek hakaret değildir. bununla ilgili yargı kararları da mevcuttur.
    galatasaray sözlük'te daha önce de esasında hakaret olmayan ifadeleri içeren giriler silindi bir panikle; daha sonra anlattık hakaret olmadığını ve haklı da bulunduk.
    bu defa hiçbir şey söylenmeksizin "namussuz" ifadesini kullandığım için ceza aldım.
    canları sağolsun.

    bu sözlükte, türkiye cumhuriyeti'ne, kurucularına, kurtarıcılara sallayabilirsiniz özetle.
    yalan söyleyebilirsiniz.
    daha önce söylediğim gibi, namus göreceli bir kavramdır evet ancak büyük bir çoğunluk takdir edecektir ki yalan söylememek, namuslu olmanın ilk kurallarından birisidir.
    ben bu konuda takdiri diğer arkadaşlara bırakıyorum.
    burada yalan söylediğinizde anlaşıldığı üzere sadece giriniz siliniyor. onu da, kuvvetle muhtemeldir ki tepki göstermemiş olsak silmeyeceklerdi bile.
    buna karşılık, söylenenin yalan olduğunu, söyleyenin yalancı olduğunu ifade ettiğinizde ise ceza alıyorsunuz :)
    bir de üzerine "düşüncesini ifade eden insanlara namussuz diyemezsiniz" şeklinde yazılar yazan tipler de üşüşüyor.
    yalan söylemek düşünce özgürlüğü değildir.

    bu memleketi yukarda görebileceğiniz şekilden kurtarmış, her yerinde ezan okunabilmesine olanak sağlamış insanlar hakkında "gavur adetleri dayattılar" diye yazmak, yalan söylemektir ve benim nezdimde namussuzluktur.
    kusura bakmayın ama buna suskun kalmak bize terstir.

    işte yukarda türkiye cumhuriyeti'nin geldiği konumu anlatan bir küçük örnek gözlerinizin önüne serilmiştir.
    türkiye cumhuriyeti, yalan söylemenin meşru olduğu, yalancıya yalancı demeninse suç olduğu, yalancılığın "düşünce özgürlüğü" olarak lanse edildiği, yalancıya yalancı demeninse faşistlik olarak addedildiği bir ülke haline gelmiştir.

    türkiye cumhuriyeti, bir devrim ile kurulmuştur.
    bu devrim, dünyadaki tüm devrimlerle kıyaslandığında oransal olarak en az kan dökülen devrimlerden birisi olmuştur.
    galatasaray gibi oluşumlar sayesinde, bu devrimler, kendisine örnek olarak aldığı devrimlere bile kıyasla çok daha az kan dökülerek hayata geçebilmiştir.
    buralardan kan dökülmesinin övüldüğü, istenildiği gibi bir çıkarım da yapılmaya kalkışılmasın çünkü biliyorum, bunu deneyecek olanlar da mevcuttur mutlaka; bu söylediklerim yalnızca malumun ilamı olup, inanmayanlar başvursun, belgeleri de ibraz ederim gerekirse.
    ama anlaşılan o ki, bunun kıymetini anlayamamış yığınla hainin, namussuzun, çıkarcının, satılmışın tekrar yeşermesi engellenememiştir.
    ve bugün, sevr'in 94 yıl sonrasında, bu hastalıklı zihniyet, bu cumhuriyetin temellerinden çatırdaması için hesaplaşabilmek adına bir adım daha atmıştır.

    galatasaraylılığın gereği, başta doğru söylemek, yalanın karşısında durmayı gerektirir.
    bugün her şeyden de önemlidir bu görev.
    bunun da önünde kimse duramaz.

    galatasaray sözlük yöneticileri de bir zahmet burada yalan yanlış şeyler yazılmasına izin vermesinler.
    yok burada yalan yanlış şeyler yazılmasına izin verilecekse, yalancıya yalancı denildiğinde kimsenin zoruna gitmesin.

    türkiye cumhuriyeti, kimsenin oyuncağı, kişisel egolarını tatmin organı, kendisi ve çevresini ihya etme kurumu değildir.
    galatasaray sözlük de bu çıkarcıların, satılmışların, hainlerin propaganda organı değildir.
  • bu zor gecede böyle bir konudan bahsetmek gerçekten çok zor, fakat herkesin doğru bilgi almaya hakkı olduğunu düşünüyorum.

    askerlerimizin yakılmasına dair videoda gerçek olamayacak bir görüntü var. merak etmeyin paylaşacağım enstantane bir ceset içermiyor, yalnızca kötü bir yanma efekti uygulanmış bir el var. yine de aşırı hassas bir bünyeye sahipseniz bakmayın: https://img3.picload.org/.../c0uubn6wgaaqp0y.jpg *

    böyle bir yanma anatomik olarak mümkün değil, açıkça görüleceği üzere askerlerin cildi üzerinde bir kaplama var. şahsi kanaatim videonun bir düzmece olduğu yönünde. film çekme tekniklerinin ne kadar geliştiğini düşününce bu ihtimal daha da güçleniyor. https://www.youtube.com/watch?v=BIOO-hNb7j4

    ancak bu korkunç video sahte olsa da her hafta şehit vermeye devam ediyoruz. bu sebeple videonun sahte olduğunu bilmek de beni mutlu etmeye yetmiyor. memleketimizin durumu her gün biraz daha kötüye giderken, devlet büyükleri sadece başkanlık sistemine geçmek için dertleniyor. ölen öldüğüyle, sakatlanan sakatlandığıyla kalıyor maalesef.

    umarım mevcut iktidar, türkiye'ye daha fazla zarar vermeden en kısa sürede tarih sahnesinden çekilir.
  • ''yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz ismet.''

    bir devrin başlamasına saatler kala köşkte, gazi mustafa kemal yeni devletin ileri gelenlerini davet etmiş ve ağırlamıştı. rakı masasında bazen gülücükler saçıp bazen kedere dalan gazi, kafasında yapmak istedikleri ve önünde de anadolu gerçekleriyle düşünceliydi. en büyük sıkıntısı koca devleti tek akılla yürütmek zorunda kalmasıydı. fikren ondan daha makul, modern, cesur bir siyasi mevcut değildi ülkede. tüm devrimler, yapılacak olan onca iş sadece bu adamcağızın düşünebildikleri, üretebildikleriyle yürüyebilecekti. bunu o da biliyordu.

    silah arkadaşları onun bedenen yanında ancak fikren çok uzağındalar, hatta kemal paşa'dan bedenen de koptu kopacaklardı. ''saltanat isteriz, osmanlı'yı yaşatalım'' diyen rauf paşalar, refet paşalar, ali fuat paşalar, kazım paşalardan yeni düzene hayır gelmeyeceği aşikar olup gazi'nin yanında destek olarak sadece büyük komutan ismet paşa vardı. 28 ekim günü davetliler dağıldıktan sonra ismet'e ''sen kal'' dedi paşa.

    kimsecikler kalmayıp ismet paşa yanına geldiğinde de en üstteki sözü söyleyiverdi.

    anayasa taslağını beraber hazırladılar, yıllarca tüm devlet meselelerini beraberce tartıştılar.
    gazi ilerici ve yenilikçiydi ne var ki sabırsız bir adamdı. ismet paşa ise
    yenilik konusunda ata'nın izinde olmakla beraber belki de dönemin en sabırlı siyasetçisiydi dünyada.
    lozan görüşmeleri'nde onun sabrını ve inatçılığını tüm dünya da tatmıştı.

    yıllarını birbirlerine omuz omuza dayalı geçiren dava adamları, cumhuriyeti tek başlarına sırtladılar. ne ismet'siz bir gazi ne gazi'siz bir ismet düşünülebilirdi. birbirlerini tamamlayıcı yapıları dünya basınında dahi zaman zaman yer bulmuş, memlekette ise en güvenilen iki isim olmuşlardı. refetler, rauflar, kazımlar gitmiş onlar kalmıştı.

    latin alfabesi devriminden önce ismet ile anlaşamaz gazi. gazi latin alfabesinden yanadır, ismet paşa ise eskiden yana. neyse devrim gerçekleşir ve devlet yazışmaları dahil her şey latin alfabesi ile yazılmaya başlanır. devletin ileri gelenleri kısa sürede latin alfabesini öğrenirler. ismet paşa ve gazi de öyle. bir gün mustafa kemal yanında siyasiler ve dostları varken kağıda bir şeyler karalamak ister, yılların alışkanlığı olarak yazıyı arap alfabesiyle yazmıştır gazi mustafa kemal. tam o esnada mekana ismet paşa girer. mustafa kemal paşa ve etrafındakiler büyük bir aceleye telaşa tutuşurlar ve gazi elindeki kağıdı buruşturup hemen ortadan kaybeder. sonra da yanındakilere dönüp şöyle der:

    -''ismet benim arap alfabesiyle yazdığımı görseydi mahvederdi bizi.''

    işte başta karşı çıkan ismet paşa şimdi latin'in en büyük korumacısı olabiliyordu çünkü
    tam bir kanun adamıydı. eğer bir şey yürürlükteyse mutlak suretle o uygulanacaktı
    ona göre.

    birbirlerine ağlayarak mektuplar yazarlar. ata, ismet'in gönderdiği mektupları baş ucundaki çekmecede saklar. soyadı kanunu çıkacağı vakit ismet paşa atatürk'ü ''atatürk'' yapar. memleketin kötü gidişi üzerine çokça içer ve kederlenirler beraber.

    ismet paşa ve ağabeyim dediği gazi mustafa kemal atatürk... dünyanın en büyük dostluğuna sahiplerdi.

    tüm bunları neden anlattım biliyor musunuz?

    cumhuriyetin tasası, memleketin bekası bu dostluğa dargınlık getirdi. ikili, cumhuriyeti daha iyi konuma getirebilmek için çokça tartışma yaşar oldu, ekonomi politikalarında zamana zaman çok sert kavgalara tutuştular son 3-4 yıllarında. fiziken kavga ettikleri bile iddia edildi. yıllarca görüşmediler. sırf cumhuriyet daha iyi olsun diye. sırf halk refaha kavuşsun diye tartışmalara girdiler. sırf milletin karnı doysun daha iyi olsun diye oldu bunlar. dünyanın en büyük dostluğu mahşere kaldı.,

    atatürk hastalığının ağırlaştığı senelerde ismet'ini hiç göremedi. gezecek seyahat edecek dermanı yoktu. aslında belki gerçeklerden haberi olsa öleceğini bilse ismet'ini bulurdu. bulamadı... ata'ya ismet paşa'nın öldüğünü söyledi yakınındakiler. arada ismet'in daha önce gönderdiği mektupları açıp okurdu kimseler yokken. ağlıyordu sürekli. ismet yoktu, can kardeşi ismet ölmüştü onun için. halbuki bir sesini duysa can kardeşinin,

    yine o şiddetli kavgalarını etseler... kavgalarını dahi özlemişti. gözlerim yaşlı yazıyorum öyle büyüktü bu dostluk. ismet de çok seviyordu ağabeyini, gururundan inadından yanına gitmemişti. 10 kasım günü en çok o üzülmüştür.

    biz sizi unutmayacağız koca yürekli önderler. ebedi şef ve milli şef!
    cumhuriyet için telef olan dostluğunuzu unutmayacağız. cumhuriyet için döktüğünüz yaşları unutmayacağız. cumhuriyet için verdiğiniz emekleri asla unutmayacağız.

    işte o cumhuriyeti birkaç menfaatçi yıktılar. ellerinde milyon dolarlarla, altlarında yatlar, yattıkları saraylarla.
    bir hiç uğruna gitti her şey, bitti paşam bitti!

    kurduğunuz cumhuriyeti devletin yanından kaldırdılar ama biz o cumhuriyeti askıda bırakmadık. aldık ve kalbimize taşıdık cumhuriyeti... tüm devrileriyle ve fikirleriyle, emekleriyle ve dostluklarıyla, her şeyiyle!

    cumhuriyet'te emeği geçen başta ata'm ve ismet paşa, sonra da tüm isimsiz kahramanlara selam olsun, ruhunuz şad olsun ışıklar içinde uyuyun güzel insanlar...

    ek fotoğraf: http://gss.gs/KJN
  • eski türkiye diye özlemle yad edilen ne varsa aslında kastedilen türkiye'nin cumhuriyet değerleridir. daraldıkça gerçek ve eski yani nazik ve kibar türkiye'ye duyulan özlemi gideren bir çeşit pachelbel eseri gibi bir videoyu dikkatinize sunuyorum. demek ki mesele sağcılık solculuk değil insanlık hayvanlıktır tüm memleketi geren ve kutuplaştıran. alın size birbirinden taban tabana farklı 2 merkez sol-2 merkez sağ-1 aşırı sol ve 1 aşırı sağ politik partinin herbiri birbirinden donanımlı önderi.

    her türlü demogoji ve retorik var ama ahlaksızlık ve çirkeflik yok. doktrin var ideoloji var ama terbiyesizlik ve nezaketsizlik yok. ben bu açık oturumu canlı izleme şansına sahiptim. yeni nesil galatasaraylılar da eskiyi biraz izlesin ki birbirlerine kimlikleri üzerinden nezaketsizlik yapmasın eskiden milletimizin her cenahının nasıl nazik olduğunu görsün. mesele dönem de değil aynı tarihlerde almanlar berlin duvarının üstünden atlıyor, romenler çavuşesku'yu kurşuna diziyor, bulgarlar türkleri eziyor iken biz farklılıklarımıza saygı duyuyor aile olabiliyor, ortak olabiliyor, komşu olabiliyor ama asla ayrışmıyorduk.

    velhasılı kelam şu anki tüm sıkıntıların müsebbibi mayamızın bozuk olması değil köşe başındakilerin mayasız hamurları olmasındandır. bizim gerçek önderlerimizi nazik nazik, kibar kibar (hem de ekonomi hususunda) dinlemek için buyurun efendim;

    https://www.youtube.com/watch?v=iR3jyX1baxo
  • https://twitter.com/...s/981104295830581248

    yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya olan cumhuriyet. afganistan, pakistan ve iran'dan gelen afganlar erzurum'da toplatılıp birçoğuna istanbul gidiş bileti ücretsiz olarak veriliyormuş. gelen afganların neredeyse hepsi erkek ve yaş aralığı 12-25. bu kadar erkek elbet burada yalnız durmayıp kendi ailelerini yanlarına katmak isteyecek ve şu anlık ufak bir göç gibi görünen bu olay, ileride kitleler halinde bir göçe dönüşebilir.

    ayrıca göçler geldikçe afganlar tarafından çıkan bir sürü olaya şahit olacağız.

    https://www.dha.com.tr/...musler/haber-1572357
  • https://youtu.be/ZLle_F5ESTk

    boğaziçili öğrencilerin tutuklandığı, şu videodaki sahtekar tipitiplerin sayısının arttığı memleketim.

    askere evladını göndermeye götü yemeyenlerin, militarizm şakşakçılığı yaptığı memleketim.

    cehenneme çevirdikleri vatanın vatandaşlığı yerine daha demokratik ülkelerin vatandaşlığını araştıranlara bilet kesilen memleketim.

    akm’yi yıkmayı “çatla da patla” gibi iğrenç bir söylemle kutlayanların yönettiği memleketim.

    devlet imkanları ile manipüle ve finanse edilmek suretiyle futbola siyasetin tecavüz ettiği memleketim.