• 39
    saha içi olsun saha dışı olsun, türk futbol tarihinin ve tabi galatasaray tarihinin en spektaküler sezonlarından biri.

    galatasaray 4 sene üst üste şampiyonluğu uefa kupası ve süper kupa ile taçlandırmıştı. makine gibi çalışan bir düzeni vardı, ligde olduğu kadar avrupa'da da yavaş yavaş oyununu kabul ettirmeye başlamıştı. birkaç takviye ile şampiyonlar ligi için iddialı hale gelmek gibi bir durum vardı. uefa kupası ile çıkılan ve bitiminde şampiyonluk kupası da kaldırılan 1999-2000 sezonu son maçında dakikalarda kal bu sene kal bu sene alınacak çok kupa var seninle diye inleyen tribünlere inat fatih terim fiorentina'ya gitmişti. bir diğer önemli kayıp da hakan şükür'ün italyan devi inter'e imza atmasıydı.

    fatih terim'in ardından rumen teknik adam mircea lucescu ile anlaşmaya varıldı. hakan şükür'ün boşluğunu doldurmak içinse türkiye ligi gol kralı serkan aykut ve avrupa gol kralı mario jardel transfer edildi. açıkçası galatasaray'ın geri adım atmaya niyeti yoktu. ancak fatih terim ve mircea lucescu'nun oyun anlayışları birbirinden farklıydı. iyi ya da kötü karşılaştırması değil ama birbirinden farklıydı. rumen teknik adam başlangıçta çok yatkın olmasa da fatih terim mentalitesini devam ettirmeye çalıştıysa da(ya da futbolcular adapte olmakta zorlansa da) "futbolcuların posası çıkmış, bu şekilde devam edemem" diyerek kendi anlayışını sahaya yansıtmaya başladı. futbolcuların 4 yıllık alışkanlıklarından vazgeçip lucescu'nun sitemine adapte olması epey bir zaman aldı.

    bunun dışında ligdeki rakiplerinin neredeyse 2 katı resmi maç yapıyordu galatasaray. bir önceki sezon 56, 2000-2001 sezonunda 55 resmi maç yapmıştı. bu süreçte ligdeki 14 takım 68 resmi maça çıkarken galatasaray 111 maça çıkmıştı. üstelik bir yandan "işte böyle her sene böyle milan'a da böyle" diye tezahürat yaparken diğer yandan yozgat, van, siirt, erzurum gibi temel amacın futbolun oraya götürülmesi olan deplasmanlara çıkmanın bir yerden sonra angarya hissi yaratması muhtemeldir. ayrıca teşvik olayları bir kenara, ligde korku yaşamayan ama yukarıyı da hayal edemeyen pek çok takım için galatasaray maçları hem prestij hem de kendini pazarlama maçıydı. o galatasaray'ı bir şekilde mağlup etmek hem müthiş bir haz, hem de o maçlarda gösterilecek bir çok iyi performans milyon dolarların bir anda saçılmaya başlandığı transfer piyasasında piyango vurmak demekti...

    sezon başlarken ligin diğer favorisi olarak beşiktaş görülüyordu. 1999-2000 sezonunun ikiknci yarısında 14 maçlık müthiş bir periyod çıkarmışlar, nitekim fevzi'nin futbol hayatına beşiktaş'ın da galibiyetine mal olan o meşhur ıskasıyla şampiyonluğu kaçırmışlardı. her ne kadar ilk yaryı 9 puan önde kapatsa da galatasaray aklıyla fikriyle uefa kupasına yürüyüp ligi ikinci plana atmışken aradan sıyrılmaya çok yanaşmışlardı. takımın başına geçen nevio scala yönetiminde birkaç takviyeyle güçlenmiş kaliteli ve yavaş yavaş birbirine alışmış bir takımları vardı. ancak sezon umdukları ve başladıkları gibi gitmedi. ligin sonunda güç bela 4. sırada kendilerine yer buldular...

    fenerbahçe ise tarihinin en kötü sezonlarından birini geçirmişti. aziz yıldırım başkanlığının 3. yılına sıkıntılı giriyordu. "ben başkan olduğumda bu takımda benhurlar oynuyordu" diye ifade ettiği kadro yapısından kurtulamamıştı. pendik faciası, ligi şampiyonun 18 puan gerisinde bitirmeleri, sezon boyu değişen 4 teknik adam gibi bir dolu sorun vardı. koca sezondan elde kalan ceza sahasına girilmeyen maçta johnson'un attığı golle alınan tarihi galatasaray galibiyeti ve sondan bir önceki hafta inönü'de beşiktaş'ı yenip galatasaray'ı şampiyon yapan derbiydi. teknik direktörlük koltuğu milli takım ile euro 2000'e giden mustafa denizli'ye emanet edilmiş, sezona da 12 yeni transferle ve o güne kadarki en büyük transfer harcamasıyla girilmişti.

    anadolu'da yıldızını parlatan birkaç futbolcu, bir dönem avrupa'nın üst düzey futbol piyasasında ismi geçmiş ama vitrinden henüz inmiş birkaç futbolcu, "hot prospect for future"'luğun son demlerinde birkaç futbolcu derken yabana atılmayacak bir kadrosu vardı fenerbahçe'nin. kalede kariyerinin pik dönemine girmiş olan rüştü vardı. kale önünde bir sezonluk sakatlıktan dönen "sen allahın lütfusun" uche, kocaelispor'dayken dikkat çeken mert meriç ve juventus'tan mirko mirkovic ile iknici bir kale kurulmuştu adeta. göbekte samuel johnson gibi türkiye'yi "adam yiyen orta saha" tabiriyle tanıştıran, maç sonları tribünün önünde formasını sıkıp kova dolduran bir varlık vardı. kanatlarda revivo ve rapaiç gibi kaliteli olduğu kadar zirve sezonunu fenerbahçe'de yapan iki amansız adam, "kefen giyerim galatasaray forması giymem" lafını afiyetle yiyecek olan elvir baliç, elden ayaktan düşmemiş bir abdullah ercan, nicola lazetic gibi bir hot prospect for future vardı. yürüyerek adam geçen yusuf şimşek bile rotasyona düşüyordu demek kadronun derinliği ve yeteneklerini tasvir etmek için yeterli sayılır herhalde. forvet hattında ise kennet andersson gibi 1994'te isveç'i dünya üçüncüsü yapmış, son demlerinde de olsa kalite bir isim vardı. yanında serhat akın gibi patlamasını o sezon yapan bir isim ve ali güneş gibi patlamaya yer arayan bir genç yetenek vardı.

    aziz yıldırım'ın "futboldan da anlarım inşaattan da" tavrının ilk belirtileri ve aynı zamanda meyvelerini verdiği bir transfer sezonuydu aslında. tabi ki hedef 4 senedir devam eden galatasaray serisini yıkmaktı. her ne kadar galatasaray jardel ile avrupa'da sezonun transferini yapmış olsa da fenerbahçe doksanlı yıllardaki transfer şampiyonu geleneğini bozmamıştı. bu sefer geçmiş yıllardan farklı olarak yapılan takviyelerin neredeyse tamamından optimum verim alınmış, rüştü ve johnson dışında kalan 9 pozisyonda tamamen yeni transferler olmasına rağmen yabana atılmayacak bir uyum sağlanmıştı. 24 galibiyet 4 beraberlikle 76 puan toplamışlar, 82 golle ligin en çok gol atan takımı olup 39 golle kalesinde en az gol gören ikinci takım olmuşlardı.

    galatasaray o sezonu 73 puanla bitirdi. fenerbahçe'den sadece 1 galibiyet az aldı ve lig-kupa-avrupa derken fenerbahçe'den 16 resmi maç daha fazla yapmasına rağmen son maçın son 45 dakikasına kadar şampiyonluk yarışında kalmayı başardı. 31. haftada 3 puan önde gidilen kadıköy deplasmanında alınan 2-1'lik mağlubiyet'le puan puana gelinmiş, bir sonraki hafta meşhur ankaragücü maçı'nda sami yen'de bırakılan 3 puan sonrası kalan 2 haftada fenerbahçe hata yapmayınca kumandan hagi'nin veda ettiği maçın ardından ali sami yen'de hüzün, ali sami yen dışında ise fenerbahçe konvoylarına karşı yapılan taaruzlar vardı... sezonun saha dışından akıllarda kalan bir diğer olayı ise ilk yarıyı bomba gibi geçen mario jardel'in eşiyle yaşadığı sorunlardan dolayı yaşadığı performans düşüşü ve bunun yönetim marifetiyle sezon sonu elden bedavaya kaçacak olan takımdaki bazı isimlere yıkılmasıydı.

    karen matzenbacher ablamız kendi star hayatını özleyip sezon ortasında apar topar portekiz'e dönmese süper mario gollerine devam edecek, osuruktan sebeplerle ikide bir memleketine gitmeyecek, dolayısıyla "yeniçeriler jardel'in başını yedi" muhabbeti alıp yürümeyecekti... ne türk televizyonlarında kendisine sunulan türlü program teklifleri ona aradığını verebilmiş, ne de fulya terim - beyda şükür - banu korkmaz üçlüsü yönetimindeki yengeler takımı kendisini dizginleyememişti.

    gaziantepspor ise o sezonu 3. sırada bitirmiş, 68 puanla o dönem hiç şampiyonluk yaşamamış takımlar için toplanmış en yüksek puan rekorunu kırmıştı. o rekor 2007-2008 sezonunda sivasspor tarafından 73 puanla kırılmış, iki sonraki sezon 5. şampiyon olarak adını tarihe yazdıracak olan bursaspor tarafındna 75 puanla geliştirilmiştir. başakşehir'in 2017-2018 sezonundaki 72 puanı da yine bu alanda yazılması gereken istatistiklerdendir.

    erdoğan arıca yönetiminde başlayıp sakıp özberk yönetiminde sezonu bitiren gaziantepspor ise kemikleşmiş olan ömer çatkıç - mert korkmaz - mehmet polat - kemal aslan - joao batista - hasan özer - erhan albayrak - hasan yiğit - hakan bayraktar - fatih tekke - mustafa şahintürk 'ten oluşan bir 11 ile ligi epey zorladılar. 29 hafta'da kadıköy'de devreye 0-3 önde girip 4-3 verdikleri, bugün hala tartışılan maç ile liderle puan farkını 3'e düşürme şansını kullanamadılar. 32. haftada kendi sahalarında trabzonspor'a kaybettikleri iki puana kadar matematiksel olarak şanslarını sürdürseler de psikolojik anlamda şampiyonluğu kadıköy'de kaybettiler aslında. eğer 29. haftada maçı galip bitirebilseler, trabzonspor'da skorun 1-1'e geldiği 20. dakikadan sonra bir gol daha atabilseler 33. haftada yine kendi sahalarında bizimle şampiyonluk maçına çıkabilirlerdi. zira 34. haftada lige çoktan veda etmiş erzurumspor deplasmanına konuk olacaklardı...

    zamanla uzayan mesafeler misali, yıllar geçtikçe bu sezon da dönem dönem anlatımlarda şekil değiştirmeye başladı malesef. galatasaray'ın efsane kadrosunun bir arada oynadığı son sezondu, fenerbahçe'nin de 2003-2007 arasındaki dominasyonunun doğum sancıları denemese de ilk denemesiydi. fenerbahçe stad yenileme işine ilk giren takımdı, parça parça yenilemeye başlamıştı stadını. sezon başında yol tarafındaki kale arkası yenilenerek başlanmış, böylece seyirci sayısı, diğer kale arkası tribün yıkılıp inşaata başlanmasına rağmen 25 binlerden 30 bin civarına gelmişti. nitekim o sezon iç sahada 17/17 yapmıştı fenerbahçe. dış sahada ise sadece 24 puan toplamıştı. bizim son 2 sezonda yaptığımız gibi iç saha performansı şampiyonluğa götürmüştü onları. 31. haftada oynadığımız maçta da lise tarafındaki tribün tamamlanmış ve kapasite 40 bin'e çıkmıştı. türkiye için ilk olan o atmosferin kaymağını uzun yıllar yediler aslında. ülkede kutu gibi ve sahaya yakın tribünlü stadların default hale geldiği 2010'lu yılların başına kadar kadıköy gerçekten türk futbolcusu için en zor deplasman oldu...

    buna rağmen deplasman performansları fobi manşeti attıracak kadar kötüydü. 24. haftayı 5 puan önde bitirdikten sonra 4 deplasmanda 1 beraberlik 3 mağlubiyet alınca 30. hafta sonunda 3 puan geriye düşmüşlerdi. bu periyodda aldığımız dumur yozgatspor mağlubiyeti ve/veya onların da meşhur gaziantepspor maçı olmasa herşeye rağmen ligi 2-3 hafta kala bitirme şansımız vardı.

    kağıt üzerinde şampiyon ve ikincinin sadece 1 galibiyetle ayrıldığı bir sezonda kırılma noktası aramak kolay olsa da seçmek zordur aslında. 4 senedir çalıştırdığı takımın ciğerini bilen bülent ünder'in samsunspor'una karşı kaybedilen 5 puan, yabancıların noel tatiline gittiği maçta ali sami yen'de 1-0'dan kaybedilen denizlispor maçı, son dakikada yine sami yen'de kaybedilen kocaelispor maçı, teşviklerin ve satışların havada uçuştuğu ankaragücü maçı, özellikle ilk yarı literatüre meşaleli maç olarak geçen ve mustafa denizli'nin dahiyane ofsayt taktiğini bir türlü geçemediğimiz 0-0'lık maç, dolaylı yoldan fenerbahçe karşısında kaybedilen 5 puan ve onların hanesine yazılan 4 puan... hatta ve hatta nouma'nın ilk golde taffarel'i sakatladığı ve kerem'in son dakikalarda 2 golle beşiktaş'a hediye ettiği inönü deplasmanı... hatta 2 real maçı arasında tamamen karambole gelen ve ilk 8 dakikada yediğimiz iki golü çıkaramayıp 4-2 kaybettiğimiz yozgat deplasmanı... fenerbahçe tarafından bakarsak tabi ki bugün hala tartışılan 45 dakikada 3-0'dan dönen gaziantep galibiyeti, yozgat'ta cihat arslan'ın bitime 2 dakika kala kendi kalesine attığı golle kazanılan 3 puan,

    tüm bunlardan herhangi bir tanesi bile yaşanmamış olsaydı ligin sonunda şampiyonluk hanesinde tüm yaşananlara rağmen galatasaray'ın adı yazacaktı. ama olmadı. üstteki paragraftaki bir dolu kırılma anına rağmen akıllarda en çok bunların en sonuncuları olan 29. haftadaki 21 nisan 2001 fenerbahçe gaziantepspor maçı ve 32. haftada oynanan 13 mayıs 2001 galatasaray ankaragücü maçı kaldı.

    21 nisan 2001 fenerbahçe gaziantepspor maçı zaten 4-3'lük skoru ve ilk yarı'nın 0-3 tamamlanması sebebiyle zaten fazlasıyla akılda kalıcı bir maç olmuştu. üzerine hem sezonun hikayesi hem de türk futbol tarihindeki yeri eklenince daha da unutulmaz bir hale geldi. bu maçtan önceki 4 haftada fenerbahçe sadece 4 puan çıkarabilmiş, son iki maçını kaybetmişti. aynı 4 haftada galatasaray avrupa'ya veda etmenin de rahatlığıyla 9 puan toplamış ve fenerbahçe ile puan puana gelmişti. gaziantepspor da 6 maçta 5 galibiyetle liderin de puan kaybetmesiyle puan puana gelen iki takımın üç puan gerisine gelip nefesini enselerinde hissettirir olmuştu...

    bu ahval ve şerait içinde çıkılan maça hızlı başlayan antep ekibi 10. dakikada hakan bayraktar'ın golüyle 1-0 öne geçti. 40 ve 43. dakikalarda gelen iki dumur golün ardından karşılaşmanın ilk yarısı biterken skor tabelası 0-3 gaziantepspor lehineydi. staddaki gaziantepspor taraftarı çılgın gibi seviniyor, gazinantep kenti ve galatasaray camiası bayram ediyordu.

    fenerbahçe tribünleri şimdi hatırlamadığım bir konudan dolayı bir protesto içindeydi ve 30-45 dakikalar arasında çıt çıkarmadan sadece maçı izlemişlerdi. devre arasında birden tezahürata başladılar, fenerbahçe takımı da bu tezahürata dayanamayıp erkenden tünelden çıktı. üç tribünü tek tek gezip maça öyle başladılar...

    o baskıya ve atmosfere 15 dakika direnebildi gaziantepspor. 60 ile 80. dakikalar arasında gelen 4 golle fenerbahçe bir anda 4-3 öne geçti ve maç o şekilde sonuçlandı. bu kimilerine göre bu tarz ölüm-kalım maçları kaybetmeyi çok seven fenerbahçe'nin makus talihini kırdığı ender günlerden biriydi, kimilerine göre devre arasında soyunma odasında yaşananların bir sonucuydu.

    yorum katmadan anlatmaya çalışırsak ilk gol gaziantepspor yarı sahasının ortalarında faul çalınan bir pozisyonda top durdu mu durmadı mı belli olmayan, hakem düdük çaldı mı çaldı mı anlaşlımayan bir pozisyonda ceza sahasına havalandırılan topu gaziantepsporlu oyuncunun kafayla asiste çevirmesiyle gelmişti. ikinci gol stoper mirkovic'in bile ceza yayında olduğu bir pozisyonda yapılan ıska sonucu oluşan pozisyonun sonucudur. üçüncü golde soldan gelen ortada uche timing ve jumping olayını eş zamanlı uçlarda yaşamış ve ömer 2 metre önünden gelen topu ne olduğunu anlayamadan filelerden geri dönerken görebilmişti. dördüncü golde ise faulle alınan toptan sonra rapaiç önüne gelen gaziantepsporluyu boğuşa boğuşa geçip o anda kale önünde donakalmış olan ömer'in üzerinden aşırtmıştır...

    maçın dönüş şekli, sezonun hikayesine yaptığı etki ve tabi özellikle gollerdeki gözle görülen hatalar bu maçın yıllardır farklı şekillerde anılmasını engelleyememiştir. bunu bir şikeye ya da atmosfer sonrası yaşanan basiretsizliğe/kişisel hatalara bağlamak birbirine eşit uzaklıkta olaylardır...

    ertesi hafta fenerbahçe trabzon deplasmanında kaybedip galatasaray hagi'nin 6 maçlık ceza dönüşü resital yaptığı 28 nisan 2001 galatasaray adanaspor maçını 4-1 kazanınca üç puan öne geçmiş, gel gelelim okul tarafındaki kale arkasının da kullanıma girdiği 6 mayıs 2001 fenerbahçe galatasaray maçını kazanan fenerbahçe yeniden eşitliği yakalamıştı.

    bir sonraki hafta fenerbahçe ligden düşmüş olan erzurumspor deplasmanına giderken galatasaray da 13 mayıs 2001 galatasaray ankaragücü maçı'na çıkacaktı. işin ilginç tarafı puan puana olan iki ezeli rakibi sadece 1 gol averajının ayırmasıydı. o sezonki statü gereği lig sonunda puan eşitliği durumunda genel averaja bakılacaktı. yani kalan maçları iki takımın da firesiz geçmesi halinde daha çok gol atan ligi kazanacaktı.

    fenerbahçe erzurumspor önünde 42. dakikada 1-0 geri düşse de 50'li dakikalarda attığı 2 golle maçı kazanmayı bildi. galatasaray ise ankaragücü karşısında çok sıkıntılı bir maç çıkardı. maçın başında ankaragücü sol kanattan etkili geldi. ilk bindirmede cafer'in ön direkte vuruşu direğe takıldı. hemen arkasından gelen diğer bindirmede taffarel'i geçen topu fatih çıkarayım derken faruk namdar'ın önüne bırakmış, faruk namdar'da ayağına gelen fırsatı geri çevirmemişti. otuzlu dakikalardan birinde hücumda kendisine atılan pası yakalayamayan okan rakip ceza sahasının ön tarafında, herhangi bir risk olmayan bölgede hakan kutlu'ya çift tabanla ve baldırını yarmak pahasına girmiş ve kırmızı kartla atılmıştı. zaten sezonun ortalarında inter'e transferi kesinleşen okan'ın şampiyonluk maçı sayılacak maçta yaptığı bu hata onun kartviziti oldu...

    ikinci yarıda bu sefer ankaragücü kendi sol kanadından gelen topta boş kaleyi bulmuş, rogerio'ya boş kaleye topu yuvarlamak kalmıştı. yıllar sonra telegol programında teşvik primi aldığını itiraf edecek cafer aydın yaklaşık 50 metrelik driplingden sonra topu ortaya çıkarmış, arka direk lakaplı capone ön direkte olmanın mahmurluğuyla olsa gerek topu ıska geçince arka tarafta rogerio bomboş topla buluşmuştu..

    bu golde 3 dakika sonra hasan şaş'ın biraz da tesadüfen attığı gol skoru belirlemiş. galatasaray taraftarı uzun yıllar sonra şampiyonluğu kaybetme ihtimalini bu kadar yakın hissetmenin üzüntüsüyle olduğu yerde kalırken fenerbahçe taraftarı havalimanına doğru yola çıkmıştı. bu maçla ilgili iki itiraftan birini o maça kaptan olarak da çıkan cafer aydın cihan oskay'ın bu maçla ilgili konuştuğu telegol programında yapmıştır. diğeri ise yanılmıyorsam vatan gazetesinde yayınlanan ama daha sonra arşivlerden kaldırılan şu yazıda anlatıldığı üzere ersun yanal tarafından yapılmıştır.

    (bkz: #74383)

    ayrıca cihan oskay'ın çeşitli tarihlerde bu sezon ve özellikle bu maç özelinde yaşadıklarını anlattığı(ya da iddia ettiği) ve çeşitli platformlarda yayınlanmış pek çok konuşma mevcuttur. ya da bir zamanlar mevcuttu. sonunda adamcağızı deli diyerek safdışı bıraktılar...

    kalan haftalarda 2 takım da hata yapmadı. 34. haftada galatasaray'ın şampiyon olabilmesi için samsunspor'un kazanması, galatasaray'ın galip gelmesi ve iki skorun aradaki 3 averajlık farkı eritmesi gerekiyordu. samsunspor ilk yarıda bir ara 1-0 öne geçip galatasaray'da sami yen'de 3-0'ı bulunca bir anda ali sami yen bayram yerine dönmüş, ancak devre bitmeden revivo'nun attığı(hakkını da vermek gerek mükemmel) frikik golüyle şampiyonluk yavaş yavaş elden kayıp gitmişti...

    tüm bu hikayelerin ötesinde her bakımdan farklı anektodlar barındıran bir sezondu. her 5 şampiyonluk için 1 yıldız uygulaması bu sezon hayatımıza girmişti örneğin... ancak en farklı hikayesi yayıncı kuruluş konusundaydı. sezona teleon ekranlarında merhaba demiştik. geçmiş sezonun aksine teleon tüm günü kapsayan bir yayın akışı hazırlamaya çalışıyordu. ancak belli bir haftadan sonra maçların bitiminden kısa bir süre sonra kral tv'de şifresiz yayınlandığı br döneme girdik. teleon ile ilgili söylentiler git gide artıyordu.

    tam bu esnada sezon ortasında teleon taahütlerini yerine getiremeyeceğini açıklayarak havuzdan çekildi. ligin başlamasına 3 gün kala apar topar yapılan ihaleyi mehmet emin karamehmet'in henüz kurulma aşmasındaki digitürk'ü kazanmıştı. böylelikle havuz sisteminin üçüncü ve entry tarihi itibarı ile aradan geçen 18 yıldaki son yayıncısı ile türk halkı tanışmıştı. üç gün sonra digitürk ekibi kazasız belasız 4 maçı canlı yayınlamayı başarsa da sezonun 19. haftasına denk gelen o maçları canlı izleyebilmek çok kısıtlı bir kitle için mümkün olabilmişti. sezonun kalan bölümünde de türksatta ışık tv frekansından yayınlanıyordu maçlar. tıpkı teleon gibi maç öncesi yayına bağlanıp maçtan sonra normal bir akışa devam ediyordu kanal.

    hatta dünya hafıza şampiyonu melih duyar'ın bitmek tükenmek bilmeyen reklamları, hafıza teknikleri, "bu mor sel bizi bir lokma ekmeğe muhtaç etti" cümlesinden lokmanın ingilizcesinin morsel olduğunu öğretmesi falan o dönem ışık tv batağına düşen bünyelerin bilinçaltında çeşitli semptomlar bırakmıştır.

    neyse ki sezon bitiminde digitürk şimdiki yayın platformunun prototipini oluşturup lig tv isimli kanalı da kurarak satış yapmaya başladı ve ışık tv günleri geride kaldı. bu da içimdeki böyle bir anıydı, uzaya uzaya bir hal olmuş yazının sonunda hala okuyanlar için bir tebessüm olsun diye anlatmak istedim...

    bu sezonun bitiminde hagi emekli oldu ve futbolu anlayıp takip etmeye kendisi döneminde başlayan bizim jenerasyon için bir daha hiçbir şey aynı olamadı. kendisine lütfedip bir jübile bile yapmadık. o efsanevi kadro yazı ile sıfır bonservis geliri ile elden çıktı. her ne kadar sezon içinde ufakta dağılmaya başlasa da o maçlara 2-0 önde başlayan, nasıl olsa kazanırız ya dedirten dönemler de sona ermiş oldu.

    kaderin bir cilvesi olarak ertesi sezon yine 32. haftada yine ankaragücü ile yine ali sami yen'de karşılaşmıştık. bu sefer dahili ve harici bedhahlar olaya müdahil olamayınca 2-0 kazanmış, ertesi hafta kocaeli deplasmanında şampiyonluğu ilan edip üç yıldızı kucaklamıştık. ezeli rakibimiz fenerbahçe ise tıpkı şimdiki 28 şampiyonluk hikayesini andırır şekilde formasını yıldızlarla bezeyip sahaya çıkarak protesto etmişti bu durumu...