• 1
    öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, gün geçmiyorki aklımızla alay edilmesin, saçma sapan beyanatlarda bulunulmasın. 3 temmuz 2011 şike süreciyle başlayan gariplikler silsilesinin uzantıları günümüze kadar sirayet etmiş durumda. şöyle 3 temmuz 2011'den beri kısaca hafızamızı yoklarsak;
    * mehmet ali aydınlar'ın "feneri düşüren tff başkanı olmamak" adına istifa etmesi ve yerine kulubü şikeden davalıyken, daha mahkemesi görülürken tüpçü'nün beşiktaş başkanlığından istifa edip ülke futbolunu yönetmesi (bir tek bizim ülkede olurdu herhalde)
    * 2011-2012 sezonunda sırf fener'den puan silinirse ligin sonunda şampiyonluk yarışından geri kalmasın denerek play-off icadı ve ligde toplanan puanların 2'ye bölünmesi
    * bırakın puan silme ve ligden düşmeyi, bir gecede tüpçü tff'si tarafından 58 no'lu şike maddesinin değiştirilmesi ve "sahaya yansıyıp yansımaması" diye saçma bir kriter gelmesi
    * etik kurulu diye garabet bir kurulun varlığından haberdar olmamız,
    ......böyle uzaar gider. ve bu garipliğin son perdesinin arefesindeyiz; "nihat özdemir'in tff başkanlığına aday olması"...
    hani şu "cas davası namusumuzdur" deyip de sonrasında ne olduysa paşa paşa davayı geri çekmek zorunda kalan camianın asbaşkanı olan nihat özdemir...
    bir kere şu net; bu adaylıklar ve başkanlıklar her ne kadar kağıt üzerinde seçim yolu ile belirlense de ülkemizde maaesef göklerden gelen karar ile atama şeklinde gerçekleşiyor.
    buna rağmen biraz aklı başında birkaç kulübün, başarılı olur ya da olmaz, bir araya gelerek ortak bir alternatif aday çıkarma yoluna girmemiz, bu olmayıp da nihat özdemir'in başkanlığı kaçınılmaz olacaksa, o zaman da kurulların belirlenmesinde biraz etkili olabilmemiz lazım.
    özetle süreci tamamıyla başıboş bırakmamak gerekir...