• 30
    ancak messi xavi iniesta üçlüsü gibi çok uzun yıllar bir arada olabilmiş özel oyuncularla bir anlam ifade edebileceği pek çok başarısız denemeyle ispatlanmış olan futbol ekolü. euro 2004'te yunanistan'ın aldığı dumur şampiyonluk sonrası o takımın taktiğinden(!) esintiler taşıyan sıkıcı anlayışların trend olduğu dünya futboluna güneş gibi doğmuştu zamanında. her ne kadar sonsuz bir paslaşma gibi görünüp bu yönüyle eleştirilse de aslında bir yandan da gruplar halinde ilerleyerek rakip takımın dizilişini bozmaya dayalı bir sistemdi.

    bu gruplar halinde yayılıp rakibin dizilişini dağıtma işini futbolun geleneksel hareket tarzına daha yatkın bir şekilde yapan piston futbolu ve 2004 öncesi dönemde temelleri atılıp futbolcuların atletik kapasitesinin yıllar içindeki artışına paralel olarak canavar gibi geri dönen gegenpressing tiki taka'nın panzehiri olarak ortaya çıktı. zaten o efsane üçlünün dağılması sonrası, gerek barcelona gerek başka takımlarda çok kaliteli oyuncu gruplarıyla denense de o dominasyonu sağlayamadı.

    dünya futboluna mirası ise dünyadaki pek çok teknik adam ve takımın yarım yamalak taklit etmeye çalışıp sonunda pas oyunu denen, pek de amacı olmayan bir şeye saplanıp kalması oldu. altyapılarda tiki taka izleyerek yetiştirilen oyuncular bugün kariyerinin sonlarına gelmiş durumda. pek çok kişinin görüşüne göre tiki taka'nın sahneden inmeye başladığı, barcelona'nın bayern münih'e madara olduğu 2013'ün üzerinden bile 8 yıl geçti.

    3-4 jenerasyondur altyapı futbolcuları pas kanalı, görüş açısı, alan praselizasyonu gibi konuların gölgesinde; futbolun basit olan doğasından uzakta yetişiyor. sağa sola bakıp pas vereceği futbolcuyla arasında boşluk bulursa 20 metre ilerisine pas verebilmek bir futbolcunun kademe atlaması için yeterli sayılır oldu. çalım atıp dripling yapabilen, bir arkadaşının koşu yoluna kör noktaya pas deneyen futbolcuların kabul görememesi gibi örnekler de yaşanmaya başladı. en yakın örnek olarak arda turan bile barcelona döneminde katkı verse de bu sebepten dolayı sorunlar yaşadı ve ikinci plana atıldı.

    bunu galatasaray ve dahil olduğumuz türkiye ligi için özelleştirirsek lig ikiye bölünmüş durumda. bizim gibi şartsız koşulsuz topu ayağında tutup pas yapan takımlar ve topu rakibe bırakan takımlar. topu rakibe bırakan takımlar da otobüsü park edip 1-2 hızlı oyuncusuyla kontra kovalayanlar ya da iki blok halinde hareket edip rakip takımın kendi arasındaki bağlantısını keserek hücum etmeye çalışanlar şeklinde ikiye ayrılmış durumda.

    topu bırakan takımlarsa genel olarak sahanın birinci bölge diye tabir edilen bölümünde 5-8 arası oyuncuyla yer alıyorlar. otobüs çeken takımlar genelde 4-4-2'deki 4+4'ü, 3-5-2'deki 3+5'i, 5-3-2'deki 5+3'ü o bölüme sıkıştırıyorlar. iki blok halinde giden takımlarda ise defans oyuncularına ek olarak box-to-box mantığını birinci bölge ortalarından ikinci-üçüncü bölge sınırına kadarlık bir menzilde oynayabilen geçiş oyuncuları da yer alıyor. bu tarz takımların öndeki ikinci bloğu genelde eski tip hücuma yatkın oyuncular var. çalım atan, koşu yolunda kör noktaya pas deneyen, sağa/sola çekip vuran, verkaça giren... bu oyuncuların türkiye ligine "düşmesini" sağlayansa defansif katkılarının düşüklüğü ve sadece 25-30 metrelik bir bölümde etkin rol oynayabilmeleri.

    pas oyunu oynayan takımların ki buna biz de dahiliz, oyuncu grubundaki nitelik skalası ise görece düşük oluyor. 20 metre menzile kadar açıklığı görüp pas vermek, pas almak, biraz hareketlenip "pas kanalı"na çıkmak yetenekten ziyade mekanikle alakalı konular. bu pas oyunu içinde alan daralsa bile pas repertuarının genişliğinden dolayı daha kolay problem çözebilen oyuncular zaten türkiye ligi'ne gelmiyor. nadiren gelebilen oyuncular da etrafındakilere derdini anlatana kadar ya kiralık sözleşmesi bitiyor ya da transfer oluyor. genel sirkülasyonda ise "yetenek" tavanı çok yüksek olmayan oyuncular dolaşıyor.

    günün sonunda ne oluyor. kendi birinci bölgesinde 5 ile 8 arası oyuncu ile bekleyen takımlar karşısında umutsuzca pas yapıp rakibin düzenini bozmaya çalışan bir takım profili ortaya çıkıyor. bir çalım atıp şut çekmeyi, uzaktan şöylesine bir kaleyi yoklamayı ya da %51 ihtimalli pas atmayı kimse denemiyor. bu o kadar kanıksanmış bir durum ki "topu rakibe bırakan" takımlar çoğu zaman ikinci bölgede bile standart bir top takibi dışında ekstra önlem almıyor. üstelik bu pas oyununu oynayabilmek için bloklar halinde ilerlemek gerekti olduğu için kaptırılan bir topun ilerde bekleyen hızlı oyuncuya ya da takımın ikinci yarısına hızlıca ulaşma ihtimali, top kaybı yapmayı iyice riskli bir hale getiriyor. oyuncular da kendinden istenen asli görev topa sahip olmak olduğu için konfor alanını fazla bozmadan mıymıy paslarla bir anlık konsantrasyon kaybı kovalamaya devam ediyor..

    tiki taka'nın 10 küsur yıl önce "adamlar boş kaleyi görene kadar şut vurmuyor"dan başlayan yolculuğunun bugün geldiği nokta bu. üst düzey futbolda kendisini durduran anlayışlara karşı yeni bir antitez üretip tekrar şahlanır mı bilinmez ama, bizim gibi dünya trendlerini geriden yakalamaya çalışan ülkelerde ne yazık ki böyle tatsız manzaralara sebep olmaktadır...
  • 31
    top oyuncudan hızlıdır diyerek uygulanan taktiktir. taklitlerinin sıkıntısı topun oyuncudan yavaş hareket etmesidir. ha bir de ince bir nüans daha var burada top oyuncuda çok az kalır. rakibin herhangi açığında vites bir anda 1’den 5’e takılır göz açıp kapayıncaya kadar ceza kesilir. taklitlerinde ise kalenin yakınlarında çevrilir ve presi yediği anda ceza kesilir buraya kadar sorun yok sorun şu ki çalışılmış pas organizasyonları yok, top çin malı tiki taka oynayan takımın bölgesinde döner ve kesilen ceza oynayan tarafa kesilir. çakma tiki taka aslında ders niteliğindedir. ben teknik adamlara özellikle izletirim bunu uygulayan takmları. neyi yapmamaları gerektiğini ve yaptıklarında sonuçlarının ne olacağını göstermek amacıyla... ha bir de tiki taka’ya pik noktasını yaşatmış guardiola bey’in de artık yeni çağa ayak uydurduğunu ve tiki taka’sının değiştiğini o akıllarda canlanan tiki taka’nın eskiyip zamanının geçtiğini ve yine bunu en iyi şekilde uygulayan dahinin takım aksarken çözümü üretip ligi domine ettiğini de unutmamak lazım. yani işler büyük takım topa sahip olur ve pas pas pas demekten ibaret değil ne yazık ki. tiki taka’nın dahi profesörü gidenin yerini doldurup sistemini de sezonun her anında revize ediyor ve karşı takıma göre hamleler yapabiliyor. yani sistemini ne kadar iyi kurarsan kur maç 90 dakikalık zaman diliminde oynanıyor ve her maçta 22 oyuncu sahada oluyor. isimler değişse de sistem değişmiyor sadece rakibe göre şekli değişiyor. yani maç yine sahada oynanıyor. bir de dünyada sadece tiki taka yok. liverpool epl’deki en dominant şampiyonluklardan birini yaşarken hiç tiki taka dinlemedi. büyük takım topa sahip olur demedi. yeri geldi topa sahip oldu yere geldi topu rakibe bıraktı ve topa sahip olmaktan daha değerli olan şey pozisyona girmekti. keza guardiola dahi son dönemlerde topa sahip olmanın değil pozisyona girmenin önemli olduğunu kavradı. city topa sahip olmak için top çevirmiyor topa sahip olmak için pozisyona giriyor ve akabinde geri kazanmanın ve düşen her topa sahip olabilmek için planları var. son dönemlerdeki başarılı takımların her birinin ortak noktası topun inanılmaz hızlı hareket etmesi. bütün takımlar artık kaleye çok hızlı inebiliyor. barça adamı çıldırtırcasına pas yaparken bile pozisyona hep aniden ışık hızında girerdi. topu hızlandırmadığın sürece pası yaparken bir amacın olmadığı sürece istediğin kadar top çevir nafile. ismi ne olursa olsun sisteminin tek ortak noktası topun hızlı yer değiştirmesi. oyun artık çok daha hızlı eskisine göre. valla bana kalsa futbolcuların bileklerine elektrik veren bilekliklerden takarım oyunculara top 2 saniyeden fazla ayağında kalır, ekstra bir şey denemedikçe top kaybı yapar veya attığı pas bize pozisyon olarak dönerse basarım tuşa veririm elektriği. çünkü futbol böyle oynanıyor artık.
Altyapı çalışmaları sebebiyle birtakım hatalarla karşılaşılması muhtemel. En kısa sürede hatalar giderilecektir!