• 244
    yıllar önce, 12-13 yaşlarındayken beşiktaş formasıyla feriköy stadı'nda, sezon başı bir hazırlık maçı. rakibi hatırlamıyorum, feriköyspor diyelim.

    2-3 senedir takımın as sol beki olan bendeniz, hocanın değişmesiyle 1 hafta içinde kesik yemişim. özgüvenim sıfırlanmış. aman top bana gelmesin diye rakibin arkasına saklanır haldeyim o sıralar.

    maçın ikinci yarısında oyuna girdim. rakibin santrforu gelen aşırtma pas ile bizim stoperlerin arkasına sarktı. ben de kademeye gireceğim ya aklım sıra, koştum müdahale etmeye. rakip gelen aşırtma pası kontrol etti, top önünde bir kez sekecek ve şutunu çekecek. araya girmek için 1-2 saniyem var ya da yok.

    1 saniye içinde aldığım karar şu; önünde seken topa vurup kornere atacağım. can havliye havada süzülerek topa bir vurdum, ama ne vuruş. top doksana gitti. şerefsizim bizim kaleci hayatında öyle güzel gol yememiştir. kıpırdayamadı topun ağlara gidişini izledi sadece. recep çetin'in malmö maçında kendi kalesine attığı gol bok yesin. benimki vallahi billahi daha güzeldi.

    neden bilmiyorum o an rakip gole sevinirken rüku pozisyonu aldım kafayı eğdim bekliyorum. utancımdan kafayı kaldıracak halim yok. takım arkadaşlarım gelip "olsun, olur öyle, hadi devam." gibi cümlelerle teselli etmeye çalışsa da biliyorum, hepsinin içinden söylediği tek bir cümle var "nasıl başardın bunu amk salağı?". hayır işin kötü yanı, ben topu doksana çakınca tribündekilerin kahkahaları da kulaklarımda çınladı. bizim yedek kulübesi bile güldü muhtemelen. maç bitti, içeri girince de hoca kim attı o golü diye soruyor sırıtarak, sanki bilmiyor herif. kim attı ben attım amk.

    velhasıl o gün tek tesellim babamın izlemeye gelmemiş olmasıydı. kahrolurdu muhtemelen. bugün ise alt yaş grubu da olsa beşiktaş'a 1 gol atmış olmanın mutluluğu içerisindeyim.*