• 201
    futbolcu profillerini ve o hayatı ucundan (10 yıl- ilkgençlik) görüp de "ben bunların arasında tam bir gerizekalı olup çıkarım" düşüncesi başta olmak üzere, serseriliğe geçmeseydim, en kötü ihtimalle, bir süper lig takımında muhakkak forma giyebilirdim.

    sporu ve futbolu çok seviyordum. fakat o hırstan uzaklaşmam ve arınmam, kafamın dikindeki kişi olmam gerekiyordu. kesinlikle pişman değilim, ama yaş yolun yarısına gelince, insan "ulan acaba?" diye sormadan edemiyor.

    entry'i burada kesecektim, ama (itiraf içi itiraf) amca gibi eşref saatine girince, başka iş de yoksa sözlüğe gelip fikri ne olursa olsun, kalbi seninle veya gönül verdiğin o şeyle attığını bildiğin insanların arasında olmak, gerçekten çok özel bir his.

    nasıl olsa gece oldu, canı sıkılan okusun. konuyu biraz uzatacağım. hoşunuza giderse aro.

    oynadığım ilk resmi lig, benim de "futboldan anlamayan" arkadaşlarımı taşımaya çalıştığım amatör bir takımla katıldığım lig idi. 10 maçta 9 mağlubiyet ve 1 galibiyet almıştık; o bir galibiyet de, karşı takımın arabası bozulduğu için taksilerle yetişmeye çalıştıkları ama geç kaldıkları ve hükmen aldığımız galibiyetti. şaka değil.

    3-2 yenildiğimiz bir maç, "en iyi" performansımızdı mesela. ve ondan önce 9-0'lık bir albayrakspor mağlubiyetimiz vardı ki su birikintileri içinde, lidere karşı, deplasmanda oynamıştık. ilk yarı sonunda, suya düştüğü için hipotermi olan arkadaşımıza, ısınması için 'sıcak suyla' değil, önce 'soğuk suyla' müdahalede bulunmamız gerektiği dersini aldığım bir maç olmuştu. futbol, gerçekten hayattır...

    yıldız kategorisindeki bu ilgi çekici rezil sezonun ardından, minik takım başlamış ve sol bek olan abin co kardeşiniz, forvete terfi edebilmişti. şampiyon olamasak da, forvet oynayınca, futbolcu olduğumu hissetmiştim. ilk maç, o rezil kadrodan bir iki arkadaş dışında, daha küçük çocuklardan oluşuyordu; çoğu da mahalle arkadaşımdı, takımın yarısından fazlasını zaten ben geirmiştim...

    o minikler liginde, 10 maçta 12 gol attım. 4 maçta falan ikişer gol olmak üzere.

    birkaç yıl, şöyle böyle geçip gitti. genç takım dönemi gelmişti. benim bulunduğum yılda 83-85 doğumlular genç takımda olmasına rağmen, ben 86 doğumlu tek minik olarak, sol bekteki yerimi almıştım. gerçekten iyi bir takımımız vardı. hürriyetgücü, türkiye şampiyonasına kadar gidecek olan yolda açık ara liderliğe giderken ikinci olmuştuk. şerefli bir ikincilikti. hatta onlarla deplasmanda oynadığımız maçın tüm hakemleri kadındı. alın size 20 yıl öncesinden bir nüans.

    o minik halimle katıldığım takımdaki tecrübelerin üzerine, başka bir semt takımıyla pilot takım hüviyetinde bir birleşmeye gitmiştik. arda'nın semtinden bir takımdı. vaktiyle kendisi hakkında, bu ucubeye dönmeden önce yazdığım duygusal şeylerin sebebi de bu içre tarihti bu arada. neyse.

    bu takımdan gelen yetenekli gençlerle ve beni yaşım tutmamasına rağmen o genç takıma katan, bu çocukları da getiren, hakkı ödenmez adnan hocamızın vizyonuyla biz bir kolej takımı oluverdik.

    adnan hocamıza parantez açmak istiyorum. 14-16 yaşında çocukları, amatör kümede, çocuklarıyla birlikte getirip üstelik eşine günde üç öğün yemek yaptırıp bizi kampa götüren hocamıza ne söylesem az gelir, utanırım. sağ olsun. çok başka bir insandı. diyagonel pas tabirini ilk kez duyuyordum. taktisyen biriydi gerçekten. eminim, birçokları, bu topraklarda bu işleri yapmaya çalışıyor... keşke birazcık daha rahat ortamda olsalar.

    bu hocamızın kurduğu ve benim kaptanlığını yapıp 'takımda nerde hangi mevki eksikse orada' oynadığım takımla şampiyonluk mücadelesi verdik. şimdilerde üst liglerde olan esenler erokspor'la şampiyonluk kovaladık. hatta şampiyonluk maçında onları 5-1 yenip sonraki hafta saçma bir takıma yenilince, şampiyon onlar olmuştu. ki bu, benim en başta bahsettiğim, futboldan zihnen uzaklaşma sürecimin fitilini yakan en büyük hayal kırıklığı oldu. istanbulspor'a transferiim konuşulurken, ben sigaraya başladım. spordan, her şeyden uzaklaşıp eğitimime, yaşadığım yerden, zihnen uzaklaşmaya odaklandım.

    yine de harika zamanlardı. spor yapmak, dünyanın en güzel hislerinden biri. bunu futbol denen kalabalık- tuhaf sanatla birleştirmek de apayarı bir zevk.

    kusura bakmayın, yer işgal ettim.

    o erokspor'la oynanan şampiyonluk maçını tribünde izleyen babamın, "kaptan olan var ya, benim oğlum" dediği bilgisini haiz olmak, bana yetiyor ve yetecek, bundan sonrası için.