• 434
    kendimi bildim bileli tek bir gece bile kesintisiz bir uyku uyumadım.
    4 yaşımdan öncesini yarım yamalak, 4 yaşımdan sonrasını çok net bir biçimde hatırlıyorum.
    4 yaşımdan beri, her gece en az bir kere, ki çoğunlukla birkaç kere uyanıyorum.
    zaten uykum oldukça hafif. en küçük bir ses, tıkırtı duyduğumda uyanıyorum.
    "ikinci teki ne zaman atacaksın?" hikayesi gibi bir durum var ortada benim için. :)
    bir adam çok yorgunmuş ve dinlenmeye çekilmiş konakladığı otelde.
    kendisinin kaldığı odanın üst katında kalan kişi, ayakkabısını yere atınca alt kattaki odaya ses gitmiş.
    adam da "ikinci teki ne zaman atacak acaba?" diye düşünmüş saatlerce.
    zira uyusa, üst kattaki kişi ikinci teki atınca uyanacakmış. :)
    ben de yattıktan sonra hafif bir ses duysam, "eyvah, şimdi kesin devamı gelir bu gürültünün." diye düşünmekten dalamıyorum bir süre.
    gürültü duymamak için kulak tıkacı takıyorum mecburen.
    eskiden kulağım hiç hava almayacak şekilde tıkaç yerleştirdiğim için kulağıma, iltihap oluşmuştu kulağımda.
    şimdi hava alabileceği şekilde kapatmaya çalışıyorum kulağımı.
    odamın kapısını mutlaka kapatıyorum ses gelmesin diye.
    kendi evimin dışında bir yerde uyuyorsam, örneğin otelde veya herhangi bir akrabamda, kesinlikle rahat edemiyorum.
    yattığım odanın kapısını da evimdeki gibi her zaman kapatamadığım için strese giriyorum ev dışında bir yerde uyuyacağım zaman.
    "eyvah kesin şimdi ses olacak ve ben uyuyamayacağım." diye düşünüyorum.
    bu yüzden tatile gitmek benim için hep stresli oluyor.
    "acaba gideceğim yerde gece vakti gürültü olur mu?" diye tatile gitmeden önce günler boyu düşünüyorum.
    benim sese karşı bu denli yüksek bir hassasiyetim var sözlük.
    bu yüksek hassasiyet uyku kalitemi doğrudan etkiliyor.
    keşke bu kadar hassas olmasam da kulak tıkacına falan gerek kalmadan rahat rahat uyuyabilsem.
    biz görme engellilerin siz görenlerden bir farkı var.
    biz, sizin gibi gözümüzü kapattığımızda doğrudan dalamıyoruz uykuya.
    halbuki siz görenler, gece ışık olmadığı için; tamamen geceyle bağlantılı olarak uykuya dalıyorsunuz.
    ama görme engelliler, gün içindeki yorgunluklarının sonucu olarak uykuya dalıyorlar.
    bana budurumun böyle olduğunu, kulak burun boğaz doktorum söylemişti.
    mesela ben gün içinde yorulmazsam çok ama çok zor uyuyabiliyorum.
    zaten görme engellilerde genelde uyku sorunları yaşanabiliyor.
    ışık algılamadığımız için biyolojik saatimiz serbest kalıyor.
    benim için gündüz ve gecenin görsel açıdan bir farkı yok.
    geceyi gündüzden ışıkla ayırt etme şansım yok.
    gece olduğunu sessizlikle ve doğal olarak zamanın farkında olmamla anlayabiliyorum.
    yani ışıkla bağlantısı yok benim uykumun, gün içindeki yorgunluk derecemle bağlantısı var.
    ben hatırlamıyorum pek tabii ki, 4-5 aylıkken boston'a gitmişim göz ameliyatı olmak için, ileride yaşanabilecek bir gelişme olasılığını göz önünde bulundurarak; gözümü yerinde tutmak, gözümün alınmasını önlemek amacıyla.
    vücudum oranın saatine alışınca, türkiye'ye döndükten sonra da çok uzun bir süre boston saatine göre uyuyup uyanmışım.
    böyle bir durum var işte sözlük.
    bebekliğimden beri değişik bir uyku düzenim var hiç görmememden kaynaklı olarak, sese ve gün içindeki yorgunluğuma göre kalitesi değişiklik gösteren.
  • 435
    çocukluğumda fanatik fenerbahçeli akrabalarımın çok uzun uğraşları sonucunda bir kaç günlüğüne de olsa fenerbahçeli olmuştum, işin ilginç yanı istiyordum da, sadece babamın tepkisinden korkuyordum, biraz da kendime yediremiyordum, bir kaç gün sonra hiç yaşanmamış gibi aslımıza dönüp devam ettik. o zamanlar futbola fazla aklım da ermiyordu, sadece soran olursa galatasaraylıydık yani, bugün dönüp baktığımda neden o yaşlarda fenerbahçeli olmak istediğimi sorguladığımda aklıma gelen tek şey onların karşısında sürekli eziliyor olmamızdı, 2001-2010 arasındaki üstünlüklerinden bahsediyorum, daha iyi ve daha yeni bir stadları vardı, hep yıldız transferler yapıyorlardı, kadroları çok güçlüydü, bize karşı derbilerde hep üstünlük kuruyorlardı, bu sefer kazanacağız dediğimizde bile farklı kaybediyorduk, okula gittiğimizde fenerli arkadaşlarımız dalga geçiyordu, bu tarz sebeplerden büyük ihtimalle o şekilde düşünmüşüm o zamanlarda. bu durumdan bile çok büyük dersler çıkarılabilir, bir kulüp nasıl yönetilmez. 4 sene boyunca lige ambargo koymuşsun, iki tane avrupa kupası kazanmışsın, sadece 4-5 sene sonra dibi görüyorsun, arkandan gelen rakibin sana üstünlük kuruyor. neyse ki 2006 şampiyonluğu yaşandı ve o günlerden itibaren ivme bize dönmeye başladı, 2012 de ise tamamen üstünlüğümüzü kurduk, bu saatten sonra da kaybetmeyiz. eminim ki günümüzdeki fenerbahçeli çocukların bazıları da içten içe galatasaraylı olmak istiyordur. günümüzde 9-10 yaşlarında olan bir fenerbahçeli çocuğun ömrü galatasarayın başarılarını görerek geçti. neyse ki o dönem çocuk aklıma uyup öyle bir hata yapmamışım, allaha şükürler olsun. bu arada iyi bir galatasaraylı olan babamın tepkisinden çekinmemin de şöyle bir ironisi var, dedem sağlam beşiktaşlıdır, babam da 12-13 yaşlarına kadar beşiktaş taraftarıymış, ama içten içe galatasaray'a sempatisi varmış öyle anlatıyor, meşhur neuchatel xamax maçını izledikten sonra kararını vermiş, daha sonra formasını alıp galatasaraylı olmuş.