• 1
    galatasaray tarihinin son 15 yılında başkanlık yapmış 4 şahıstan üçü. adnan polat dönemi öss dönemime denk geldiği için o dönemi çok hatırlamıyorum. ama canaydın ve özbek yönetimleri çocukluğumu ve gençliğimi yedi bitirdi.

    canaydın döneminde de çok acizdik falan ama yine bir duruşumuz vardı. arkadaş bu dursun özbek yönetimi illallah ettirdi yahu. hiç bir işi beceremeyen, nereye çekseler giden en önemlisi galatasaraylılık karakterinin anasını belleyen bir yönetim zannediyorum tarihimizde görülmemiştir. ne talihsizlik ki bize denk geldi. öyle yoruldum ki göz göre göre yapılan yanlışlardan. karaktersizliklerden.

    birincisi artık yapamayacağını anladı bıraktı. ikincisinin kıçına teneke bağlayıp yolladılar. dursun'un sonu nasıl gelecek bilemiyorum. onu yapacak olan alaylı galatasaraylı'lar tabi. umarım ibreti alem olacak bir şekilde o koltuktan indirildiği gün o kadar uzak değildir.
  • 4
    özhan canaydın başarısız bir yönetici olabilir. ama 2 majör hatası tamamen iyi niyetinin suistimalinden ortaya çıktı.

    1- taraftarın öyle çok da bayılmadığı lucescu'yu gönderip, herkesin yolunu gözlediği fatih terim'i getirdi. hoca kimi istediyse aldı, almaya çalıştı. sporda başarı gelmeyince finansal açıdan da çöktük.

    2- borçlar bitsin önümüz açılsın diye stad yapmak istedi, medya önünde kandırıldı. sözde kredi aldığı şirket kamera karşısında dolandırdı adamı resmen.

    yine de hükumete biat etmemiştir. dik durmuştur. nitekim iyi niyetli, çalışkan, duruşlu başkan olarak, galatasaray için sağlığını kaybeden başkan olarak bu dünyadan göçmüştür. art niyetli yorum yapan terbiyesizdir.

    adnan polat hem başarısız hem biatçı hem riyakar bi başkandı. kötü niyetliydi. takımımıza en çok çöpü bu dönemde doldurduk. ibra edilmemesi kesinlikle tesadüf değildi.

    dursun özbek'in kötü niyetli olabilecek kadar akıllı biri olduğunu düşünmüyorum. kullanılıyor bence. bi proje tarzı, kendinden beklenenleri yapıp gidecek sadece. şu an gördüğümüz kötülük ona ait değil- kime ait olduğu belli.
  • 8
    özhan canaydın * iyi insandı. tamda fenerbahçelilerin hayalini kurduğu galatasaray başkanıydı. efendi insandı. 90 lı yılların başında başlayan ve her yıl gelişerek devam eden galatasaray fırtınasını en net dindiren kişidiydi.

    adnan polat: hayalimin galatasaray başkanıydı. şu hayattaki en büyük 2 hayal kırıklığımdan biriydi. 1- frank de boer 2-adnan polat. çok büyük galatasaraylıydı. kulübe cebinden para harcayan birkaç kişiden biriydi. galatasarayın haklarının korunması konusunda çok pasifti.

    dursun özbek: 1- galatasaraylı değil. 2-galatasaray umrunda değil. 3- umrumda değil.
  • 10
    özhan canaydın: galatasarayın net olarak yakaladığı ivmeyi saçma bir şekilde aşağı kıracak kararlar almış, çok kötü başkan.

    adnan polat: stat açılışı esnasında ve sonrasinda sonra kontrolünü yitirmiş ehven başkan. ama ibra edilmeyince "ne haliniz varsa görün" deyip uzatmadan çekip gitmesini takdir etmişimdir.

    dursun aydın özbek: aldığı nefesi verirken bile kulübe doğru vermemesi gereken, kulübün mümkünse kapısından geçmemesi gereken sıfatlar üstü başkan.
  • 11
    özhan canaydın'ın da adnan polat'ın da bu versusta yer alması armaya hakarettir.

    rahmetli özhan başkan'ın niyetini sorgulamak bile ayıptan ötedir de, öncelikle özhan canaydın ve adnan polat'ın en büyük şanssızlığı futbolu kirleten ve bunu o dönemlerde en çirkin halleriyle yapan aziz yıldırım döneminde başkanlık yapıyor olmalarıydı.

    özhan başkan, uefa kupası'nı kaldıran takımı kulübe hiçbir gelir getiremeden dağıtan mehmet cansun'un elinden bayrağı devralmıştır. 0 transfer geliri artı jardel transferiyle yapılan borcun ardından kulüp ekonomik bir çıkmazın içine girmiştir. tabii ki hiçbir suçu yoktur diyemem, ama bugün elimizde türk telekom arena varsa, özhan başkan'ın attığı adımlar sayesinde var, unutmayın.

    adnan polat içinse kötü bir başkanlık dönemi geçirdi diyebilirim. fakat asla kötü niyetli değildir. zaten geçmişine bakarsanız, 96-2000 kadrosunun yaratıcısı olan yönetici ekibindedir. fakat kendisinde eksik olan şey asalettir. hep ara yol bulucu bir adam olmuştur, bu yüzden arda'nın şımarmasına, stat açılışında edilen izansız sözlere, aziz yıldırım'a ağzının payını veremememize sebep olmuştur. adnan başkan özhan canaydın kadar iyi bir insan olayım derken, asalet eksiği olduğundan iyilikle gurursuzluk arası ince çizginin gurursuzluk aşamasına geçmiştir. yani aslında iyi bir yönetici, ama kötü bir başkandır.

    fakat bu insanların ikisinin de, adını dahi anmak istemediğim üçüncü şahısla adlarının yan yana gelmemesi gerektir. hiçbir açıdan. ayıp, günah, yazık.
  • 12
    adnan polat ve rahmetli canaydin'a agir hakaret gibi bir versus. ozhan baskan ve adnan polat kotu baskanlardi egri oturup dogru konusursak. dursun denen organizma ise yok hukmundedir. yaslisindan gencine hicbir galatasaray taraftarinin ne sevdigi ne de saygi duydugu bir kimsedir. kendisi gibi biri simdiye kadar gelmemistir. bu sebeple kendisini en kotu galatasaray baskani ile bile kiyaslamak galatasaray baskanlik makamina hakarettir.
  • 13
    dursun aydın özbek hiçbir tasnife sığmayacak kadar nevi şahsına münhasır ayrı bir türdür. kifayetsiz muhteris tamlamasının tamlananı, sözlük anlamıdır. dunning-kruger sendromuna yakalanmış cahil cesaretine sahip canlı türüdür.

    http://www.hurriyet.com.tr/...il-cesareti-19149424

    --- alıntı ---

    kifayetsiz muhterisler ve ‘cahil cesareti’
    'yahu bu adam bu bilgisizliğiyle, bu beceriksizliğiyle buralara nasıl geldi!' diye hayret ettikleriniz var ya, dunning-kruger etkisi işte bu 'kifayetsiz muhterisler'i anlatıyor...

    bazen amerika’yı yeniden keşfetmek işe yarar. amerigo vespucci’nin işine yaradı mesela: kristof kolomb’un 1492’de yeni bir kıta keşfettiğini keşfettiği içindir ki, kıtanın adı kristofa değil amerika olarak kaldı.

    new york stern school of business’te görevli psikologlar justin kruger ve david dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan bulguları, yani dunning-kruger etkisi adıyla literatüre geçecek olan teorileri de, türk sağduyusunun yüzyıllardır 'cahil cesareti' dediği şeydir aslında.

    journal of personality and social psychology’nin aralık 1999 tarihli sayısında yayımlanan teorileri özetle "cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır" der. (bu cümle de charles darwin’e aittir zaten.) metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

    -niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
    -niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
    -niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
    -eğer nitelikleri, belli bir eğitimle, antrenmanla artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar

    değerlendirme zaafı

    iki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. cornell üniversitesi’nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. ardından öğrencilerden "testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini" istediler. en başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60’ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70’e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı. en iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70’ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü. (not: dunning ve kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında ignobel de kazandılar.)

    iki uzman psikolog bu bilinçsizliği, "kronik kendi kendini değerlendirme (auto-evaluation) yeteneksizliğine" bağlıyorlar. çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. ama asıl vahim olan, bu "yetersizlik + haddini bilmeme" kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi.

    işinde çok iyi olduğuna yürekten inanan "yetersiz", kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. aksine bunu bir "hak" olarak görecektir. "uyanıklık" bilecektir.

    bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında "fazla alçakgönüllü" davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından "ihtiras eksikliği" ile suçlanacaklardır. üstleri de zaten genelde "aynı yoldan geçmiş" insanlardır.

    buna, insan kaynaklarının, iki benzer cv arasından, "kendine güvenen ve iyi sonuç alma olasılığı yüksek" adayı tercih edeceği gerçeğini de eklerseniz, dunning-kruger sendromu’nun peter prensibi’nin (*) yatağını yaptığı da ortaya çıkar.

    sonuçta, "kifayetsiz muhterisler" her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır. etrafınıza bir bakın, uzmanlara hak vereceksiniz.
    --- alıntı ---