• 1422
    türkiye cumhuriyeti'nin kurucusu olan kahraman.

    8 temmuz 1919'da osmanlı yönetimi tarafından devlete başkaldırdığı gerekçesiyle ölüme mahkum edildiğinde, o zaman küçük bir anadolu kenti olan erzurum'da bulunan general mustafa kemal'in istanbul'daki sultanla arasında binlerce kilometre mesafe vardır. bu uzaklığa ve özellikle itilaf devletlerinin, birinci dünya savaşı sırasında bölmeye çalıştıkları osmanlı devleti'nin durumuna rağmen mustafa kemal'in başarısı bir cesaret örneğidir. bu başkaldırı sonucu osmanlı devleti sona erecek ve islam dünyasında ilk kez laik bir devlet kurulacaktır.

    kırk yaşlarında, çanakkale'yi başarıyla savunduğundan büyük ün yapmış asi mustafa kemal, ülkelerine ve yaşadıkları çağa damgalarını vuran insanlar arasındadır.

    bozguna uğrayan, yıkılan, işgal edilen ve karmakarışık hale gelen ülkesi, mustafa kemal'i nasıl olağanüstü bir kişilik yaptıysa, yirmi iki yıl sonra da aynı koşullardaki fransa da general de gaulle'ü o şekilde tarihe geçirmiştir. bununla birlikte ittifak devletleriyle ateşkes imzalandıktan sonra, 1918 yılının son aylarında istanbul'a gelen mustafa kemal, bazı duraksamalar yaşamıştır. sonuçta padişah, anadolu'yu işgal eden güçlerin çıkarlarını tatmin etmesi amacıyla onu anadolu'ya gönderince başkaldırı bayrağını açmış, hükümdara karşı vatanını tercih etmiştir. ulusal direniş yolunda kendisinden önce harekete geçmiş başka türk yurtseverleri olmuşsa da bağımsızlık savaşında türk zaferinin tek mimarı mustafa kemal'dir.

    kaderin ve itilaf devletlerinin müthiş gücüne karşı ayaklanan kemal, direniş hareketlerini koordine etmek ve güçlendirmekle yetinmez. bugün çok basit gözüken ama yüz yıl önce yepyeni olan eylem biçimleri getirmiştir. moskova'nın desteğini sağlayabilmek ve kapitalist hasımlarını korkutmak için bolşevik düşüncelere eğilimli olduğu imajını verir çevresine. dahası emperyalist ve bu bağlamda müslümanları sömürgeleştiren güçler olan paris ve londra'yı endişelendirmek için fas'tan kalküta'ya kadar her yana yayılan islami bir söylem kullanır. nihayet düşman orduları yenilgiye uğratmadan önce, dünya kamuoyunu ikna etmek amacıyla askeri kimliğini bırakıp güçlü bir hatip olur ve kendisine gelen bütün gazetecilerle görüşür. tek kelimeyle başkaldıran general, ülkesi için projeler geliştiren gerçek bir devlet adamı olmuştur; geriye, her şeyin, galiplerin (ingiltere-fransa-italya) iradesinin ve hilafetçi geleneğin kendisine düşman olduğu bir dünyada bu projeyi hayata geçirmek kalmıştır.

    türkiye, 24 temmuz 1923'te imzalanan lozan antlaşmasıyla yeniden doğacaktır. figaro gazetesi manşetini şöyle atar: "dünya tarihinde önemli bir gün. çünkü türkiye ilk kez batılı bir güç gibi görülmüştür." erzurum'da başkaldıran asinin siyasi zekası, onu temel bir sonuca götürmüştür: imparatorluğun son yıllarında yaşananlar, türkleri kaçınılmaz bir biçimde tarihsel bir ölüme doğru sürüklemekteydi ve dolayısıyla türk ulusu, tarihiyle bu göbek bağlarını keserek, sınırları tartışılmaz bir bölgede ve etnik açıdan türdeş bir yaşam sürerek hayatta kalabilecekti.

    imparatorluk sarhoşluğu terk edildikten ve bütün türklerin birleşmesi fantasmalarını da geçmişteki en büyük rakibi enver paşa'ya bıraktıktan sonra mustafa kemal, 1919'a oranla daha köklü bir başkaldırı başlatır. bir fransız ateşe'nin söylediği gibi bu macera türkiye'nin ve halkının "kabuğunu" değiştirecektir. osmanlı hantallığına alışmış yabancı gözlemcilerin şaşkınlığı içinde, on yıl bile sürmeyen müthiş bir yeniden yaratılış sürecinde, önce saltanat, daha sonra dört yüzyıl boyunca osmanlı hükümdarına müslüman dünyasının önderi sıfatını veren halifelik kalktı. bunların yerini, dinsel geçmişle tüm bağlarını koparan ve özel yaşamdaki dinsel uygulamaları (mahkemelerde kadın ve erkeklerin sunması gereken şahit sayısının eşitlenmesi, resmi nikah vs.) sınırlayan laik cumhuriyet doldurdu.

    devrimci uygulamalar sınır tanımaz adeta; sırasıyla kıyafet, özellikle yerini batı modeli başlıkların aldığı fes, hukuk normları, dil ve alfabe tek bir yasayla yeniden yaratılmıştır. bu bağlamda türkiye'nin modern, yani kemal paşa'nın kafasındaki avrupai dünyaya girebilmesi için, arap kültürünü anımsatan her şeyin bırakılması söz konusudur. ve bu büyük reform sürecinde kıyafet modaları, medeni kanun ve kadına oy hakkı tanıyan yeni seçim yasası sayesinde, türk kadınına özel bir yer ayrılmıştır. otuzlu yılların ilk yarısından başlayarak türkler, fransız kadınlarına göre on yıl önce oy kullanabilmişlerdir! ve o dönemden kalan bir anı, 1932'de bir türk kızının dünya güzeli seçilmesidir.

    tarihe, kültüre ve eskinin arabesk zihniyetine karşı bu çılgın yarışta, mustafa kemal hep en ön saflarda yer almıştır. asker olmasa mutlaka iyi bir eğitimci olabilecek mustafa kemal, ömürlerinde padişahları hiç görmemiş anadolu'nun yitik kentlerinde, kara tahta önünde, elinde tebeşirle yeni latin alfabesini kendisi öğretir.

    atatürk, lozan antlaşmasından sadece 15 yıl sonra, 10 kasım 1938'de ölmüştür. yurttaşlarını eylemleriyle şaşırttığı gibi, ölümüyle de allak bullak etmiştir. türkiye cumhuriyeti'nin kurucusunun, olağanüstü yapıtlar bırakmasına karşın, tüm amaçlarını gerçekleştiremediği bilinen bir gerçektir.

    onun eserlerinin türkiye'de yeni bir birey kavramı yarattığını kimse inkar edemez. birçok islam ülkesinde iran şahı, afganistan kralı veya tunus'un burgiba'sı gibi gibi onunla aynı dönemlerde yaşamış yöneticiler, yollarını kemalist başkaldırıda aramıştır. bugün, başkent ankara'ya hakim bir mozolede ebedi istirahatini sürdüren atatürk'ün ölümünden 80 küsür yıl geçmiştir ama fikirleri hiç eskimemiştir. asla onun düzeyine erişmeleri beklenmeyen geçmişten bugüne kadar gelen bütün ardılları ise, mustafa kemal'in her şeyden önce kadere, emperyalizme, yoksulluğa ve cehalete başkaldıran bir insan olduğunu çoktan unutmuşlardır.