• 10
    dördüncü terim dönemiyle üçüncü terim döneminin başkanlarını kıyaslayan versus.

    son 1 haftadır herkeste bir endişe var, ya mustafa cengiz de ünal aysal gibi fatih terim'i bir gecede kovarsa diye.

    olanı biteni iyi okuyun, taşları zihninizde doğru şekilde oturtun arkadaşlar.

    mustafa cengiz, fatih terim'i kovamaz, istese de kovamaz. çünkü mustafa cengiz, ünal aysal kadar güçlü ve kabul görmüş bir başkan değil, hiçbir zaman da olamadı.

    bakın, ünal aysal galatasaray başkanı olmadan epey süre öncesinden beri camia içinde tanınan, bilinen, sayılan ve galatasaray başkanlığına yakıştırılan bir insandı. kesinlikle gerek liselilerin, gerek ağır topların, gerekse de taraftarın kabul ettiği, saygı gösterdiği bir isimdi. yani liderliği baştan kabul görmüştü. ilk avantajı buydu. ikincisi, özellikle yıllarca transferde yüzü gülmemiş kulübe drogba ve sneijder başta olmak üzere melo, muslera, ujfalusi, elmander gibi yıldızlar kazandırması taraftarın gözündeki yerini daha da sağlamlaştırdı. ikinci avantajı bu oldu. üçüncü avantajı, iki sene üst üste gelen şampiyonluk ve şampiyonlar liginde oynanan çeyrek final oldu. fatih terim'in ikinci döneminde başarısız olmasının oluşturduğu bir algıyla, taraftarlar zihinlerinde, kendisini terim'e kurduğu kadroyla terim'in takımı avrupa fatihliğine tekrar taşımasını sağlayan başkan olarak kodladı.

    aysal işte bütün bunların kendisine verdiği güç ve kredi ile terim'i kovdu. "ben onu kovuyorum, benim kurumsal sistemim onsuz da işler, onunla yaşanan başarılar ben varken onsuz da yaşanabilir düşüncesindeydi" bana kalırsa. ama şundan adım gibi eminim ki ünal aysal, fatih terim hem galatasaray'ı hem milli takımı aynı anda çalıştırmak istemeseydi, kendisini kovmayacaktı. onun da kafasındaki plan her taraftar gibi terim ile takımın oturmuş kadrosuyla, 2013-14 sezonunda avrupa'da başarı kovalamaktı. ama ikisi arasında yaşanan iletişim eksikliği incir çekirdeği kıvamındaki olaylar üzerinde benzin etkisi yarattı ve üçüncü şahısların ayrı ayrı bu ikiliyi doldurması ile iletişim eksikliğinden soğuk savaşa dönüşen bu çekişmenin sonucunda terim 24 eylül 2013 akşamı kovuldu.

    dediğim gibi, ünal aysal, fatih terim'i kovduğu gün, tüm görev süresi boyunca çok güçlü bir başkan olarak görülüyordu.

    ama mustafa cengiz için aynı durumlar söz konusu değil. bir kere mustafa cengiz başkan olmadan önce hiç de öyle camia içinde fazla tanınan ya da öyle pek ağırlığı olan bir kişi konumunda değildi. hatta başkan adayı olduğunda camianın ağır toplarını pek memnun etmemişti. taraftar da adını çok fazla bilmiyordu. camia içinde sözü geçen biri değildi. ama gerçekten galatasaray tarihinin en kötü başkanından galatasaray'ı kurtarmak adına yapılan güç birliği ile başkan seçildi. ama dediğim gibi ismi camia içinde kabul görmüş, tanınır biri olmadığı için, liseliler başta olmak üzere, belki de camia içinde pek de etkili bir isim olmamasına rağmen gelebildiği konumun büyüklüğünün yarattığı kıskançlık nedeniyle pek çokları tarafından "kim bu ya" diye küçümsendiği bile oldu. yani ünal aysal'ın aksine göreve bu yönden zayıf başladı ve hep de öyle devam etti. bunu listesine yazacak medya tabiriyle "güçlü isimler" bulamamasından da anlayabilirsiniz. listesine yazabildiği en güçlü isim abdürrahim albayrak oldu ki, bu yüzden o güne dek yedek yöneticilikten öteye geçirilmeyen abürrahim albayrak, kendini bir anda ikinci başkan olarak buldu. ben kendisinin ikinci başkan olabilecek yetkinliklere sahip olduğunu düşünmeyenlerdenim ama o başka bir yazının konusu.

    ikincisi, mustafa cengiz ekibinin transferleri hep fiyasko çıktı. birincisi daha gelir gelmez terim'in şerhine rağmen ndiaye'yi satıp takımı dörtlü yarışın en kızışmaya başlayacağı dönemde orta sahasız bırakabildiler. hoca tudor'un ve taraftarın defterden sileli yıl olduğu donk'u mucizevi şekilde şapkadan çıkarmasa, o esnada fernando da talihsizce sakatlandığı için selçuk inan haricinde orta sahasız kalıyorduk. hatta donk için "donk donk atıyor kalbim" denilirdi, çok büyük riskti ama o aşı tuttu. nagatomo'yu da zar zor son gün kiraladılar. ertesi dönem nedense gomis'i bütün yaz takımda tutup transferin bitimine 1 hafta kala pat diye sattılar. yerine alacaklarına hem terim'e hem taraftara söz verdikleri iki forvet transferini yapamadılar. takımı şampiyonlar ligi'ne eren derdiyok ve sinan gümüş'le gönderdiler. şampiyonlar ligi'nin zorlu seviyesine göre çerez denebilecek gruptan acı çekerek elendik. liderin 8 puan gerisine düştük. 6 ay sürünerek futbol oynamaya mecbur kaldık. terim bir basın toplantısında "içim yanıyor" diye durumu özetledi. başkanın yönetiminin devre arasında takımın 6 ay forvetsiz kalmasına rağmen hiçbir hazırlık yapmadığı ortaya çıktı. normalde o gomis'in yerine gelmeyen forvetler ve takımın o kadar süre forvetsiz oynaması üzerine etik olarak transferin açıldığı gün özür mahiyetinde kap bildirimi gelmesi gerekirken transferin son gününe kadar taraftarı stresten kıvrandırıp son gün mitroglou ve diagne'yi aldılar. o mitroglou ve diagne'yi yapamadıkları katkılardan dolayı 6 ay sonra takımdan gönderdik. bir sonraki 3 aylık transfer döneminde yine son güne kadar oyalandılar. en önemli transferler falcao, andone, lemina ve taylan transferin son günü, lig başladıktan bir iki hafta sonra alındı. sonrasını biliyorsunuzzaten. profesyonel dünyanın umulmadık bariyerlerine takılanlar, transfer için daha 50 günümüz var diyerek iş yapma biçimlerinin ciddiyetini ortaya koydular. ve son 1 haftada terim'in bahsettiği bu malum olaylar... işte bütün bu üç yıllık transfer fiyaskoları, mustafa cengiz için çok çok büyük destek kaybı oldu.

    üçüncü olarak ise mustafa cengiz döneminde avrupa'da hiçbir avrupa başarısı kazanılamadı. taraftarla arasında bu yönden bir aidiyet bağı kurulamadı. bu başarılar ve bu bağ ünal aysal'ın popülaritesini ve desteğini çok fazla artırmıştı. oysa dediğim gibi, cengiz böyle başarıları elde edemedi.

    velhasıl kelam, gerek avrupa başarıları açısından, gerek başkan olmadan önceki camia içi konumları açısından, gerekse de başkanlıkları döneminde transfer, rakiplerle başa çıkabilme başarısı açısından mustafa cengiz ile ünal aysal denk değil. cengiz, aysal'ın bu açıdan çok gerisinde. bu nedenle mustafa cengiz, ünal aysal gibi terim'i tek bir kararla gönderebilecek kadar güçlü konumda değil. eli de o kadar güçlü değil. bunu istese de, istemese de yapamaz kısacası.

    o yüzden yukarıda saydığım nedenlerden ötürü dördüncü fatih terim dönemi öyle ansızın bir yönetim kurulu kararıyla bitemez. taraftarımız müsterih olsun.

    ve kapanışta son söz de "derin bir yalnızlık" hüznü içinde olan fatih terim hocamıza gelsin. bir gün gelir, açmaz dediğin çiçekler açar. gitmez dediğin dertler gider. bitmez dediğin zaman geçer. hayat öyle bir sır ki; önce şükür, sonra sabır, sonra da inanmak gerek.