• 55
    bu durumu değerlendirirken türkiye'de yaşamak ile avrupa'da yaşamak arasındaki farklılıkları düşünmek lazım. avrupa'da parlamaya başlayan bir oyuncu neden türkiye'ye gelsin? başka talipleri de varsa inanılmaz büyük maaş farkıyla ancak gelir. o da neredeyse imkansız.
    bundan dolayı gözden düşmüş, yaşlı ya da düşük profilli oyunculara muhtaç kalıyoruz.
    makası kapatmanın yolu her sene alt yapıdan bir iki oyuncu çıkarmak ve afrika, güney amerika, avrupa'nın küçük liglerinde scouting sistemi kurmaktır.keşfedilen iyi oyuncular için ancak bir durak olduğunu kabullenmektir. sağlam sözleşmeler yapıp değerini bulanı satmaktır.
    yoksa kim neden gelsin özgürlükleri kısıtlı, sınırlarında savaş olan,içte ve dışta sürekli bir siyasi gerilimin yaşandığı bir deprem ülkesine? hayat kalitesi bakımından beğenmediğimiz arap ülkeleri, bulgaristan, gürcistan 'la bile makas açılmak üzere.
    çok hoş bir söylem olmasa da makasın açılması boş bir söylem değildir. ülke gerçeklerinden bağımsız büyüklük masallarıyla ancak birbirimizi kandırırız.
    galatasaray taraftarı olarak yapabileceğimiz en iyi şey şampiyonluk yerine borçsuz ve mantıklı yönetilen bir takım istediğimizi haykırmaktır. arabesk taraftar grupları böyle bir talebi nasıl karşılar muamma, tabi.
  • 56
    makas açılmıştır, bir daha da kapanır mı emin değilim. bunu ongorebilmek için döviz kurlarina bakma yeterlidir. avrupalı orta sınıf bir takım bile euro kazanıp, euro harcıyor. biz ise türk parası kazanıp, euro harcıyoruz. geçen sene 50 milyon euro maaş odediysek, bu sene 35 civarına inmeliyiz ki aynı para cebimizden çıksın. sol frame de genç oyuncularin adı geçiyor, ama almak için vereceğimiz 2 3 milyon euromuz bile yok. taraftar hala 700 800 bin eurolari küçük para olarak kabul ediyor. galatasaray takımının bütçesi en fazla 10 15 milyon euro arası olması lazim. bir çok futbolcumuzin 100 300 bin euro arası para alacak şekilde kontratı olması lazım ki kazandığın türk lirası ile euro alip, maaş öderken basın ağrımasın. bu durumu da önce taraftarın kabul etmesi gerekiyor. örnek vermek kolay, slavia prag, kadrosunu burda kurunca ses etmeyeceksiniz. bu futbolcular çöp demeyeceksiniz. burda bir çok konuda genç oyuncu alalım, yüksek maaş vermeyelim, deriz, iş gerçeğe gelince, kabul etmeyiz. taraftar profili değişmeden, fakir bir ülke olduğumuzu kabul etmeden, makasın kapanmasını saglayamayiz.
  • 59
    21 yaşında naby keita'ya 21 milyon euro, 20 yaşında amadou haidara'ya 19 milyon euro, 18 yaşında upamecano'ya 10 milyon euro, 19 yaşında burke'e 15 milyon euro, 19 yaşında olmo'ya 19 milyon euro, 20 yaşında mukiele'ye 16 milyon euro veren, üstelik bu paraları verirken de en az 6-7 yıl şampiyonluk beklemeyen redbul sponsorluğunda ve bayern münih'e rakip yaratmak için oluşturulan bir proje takım üzerinden dalga geçilen söz.

    senin büyük para dediğin 3-5 milyon euro adamlar için artık ciklet parası. makasın açıklığının konuşulması bile yersiz.
  • 61
    makasın açıldığı, hatta euro abimizin (artık abi diyorum çünkü o artık sadece bir para birim değil, aile büyüğümüz) 8,70leri bulduğu şu günlerde daha da açıldığı çok doğru bir tespittir. rb leipzig ve atalanta ile kıyaslayıp bununla kendimizi eleştirmek ise çok komik. ciddi ciddi bu takımların maliyetlerinin her maçtan sonra kıyaslanmasına baya gülüyorum.

    öncelikle adamlar senin dengin değil kardeşim, sen katar öncesindeki son duraksın. seria a'da 1m euroya oynayan adam senin müteahhitlerce yönetilen futbol ligine gelirken zaten futbolu 2. plana atıp 3m euro istiyor. gidiyorsun polonya'dan scout transferi yapacaksın adam sana gelmektense almanya'nın 15. sıradaki takımına daha az bonservis daha az ücretle gitmek için ağlıyor. küme düşen stuttgart geldi senin 20 senede bir anca çıkarabildiğin, sadece 10 maç oynayan altyapı oyuncuna 11m euro bam diye vurdu gitti. bitmiş oyuncuyu getirmek için dünya para döküyorsun, bitmemiş oyuncunun da eğer ufacık azıcık bir talibi varsa seninle hiçbir işi yok, içerden yetenek alıyım desem adam gözünün içine bakıyor abi beni sal diye. avrupa kupaları, avrupa başarısı işi falan tamamen bitti artık geçin bunları. premier lig'e yükselen fulham 170m pound (pound dayımız da 9.60 bu arada) alacak, istese bu bütçenin yarısı ile senin hocanı, takmını, aşçını, malzemecini aileleriyle beraber alır götürür. sen şurda maicon'dan gelen kıçı kırık 1.43 m euro ile 2 tane merkez ortasaha almanın hesabını yapıyorsun sonra da atalanta'nın euro 8.70 iken 100m euroya kurduğu kadro ile kıyas yapıyorsun.

    leipzig ile dortmund'u, atalanta ile inter'i kıyaslayıp istediğin kadar itin g.tüne sokabilirsin ama bizimle trabzonspor'u, beşiktaş'ı falan kıyaslayabilirsin. trabzon bizim üçte birimiz bütçe ile bize göre şiir gibi top oynuyor. makasın açılması eleştirilecekse buradan yürümek lazım.
  • 62
    çok büyük bir etken olmakla birlikte, bizde başarısızlığın üstünü örtmek için kullanılan bir bahane olmuştur.

    şahsen galatasaray'ın avrupa'da kupa kaldırması falan gibi absürd bir beklentim yok. istiyorum ki elimizdeki bütçeyle rekabetçi bir takım olalım. avrupa devlerini dize getirmeyelim ama kök söktürelim. atalanta, leipzig gibi milyonlar harcamalayalım ama slavia prag gibi fındık fıstık parasıyla taş gibi takım kurup barcelona'ya sahayı dar edelim. olympiakos gibi her sene avrupada 2-3 tur atlayıp öyle elenelim.

    çok mu şey istiyorum? galatasaray zengin ve havalı olmadığı halde hala öyle yaşamaya çalışan ve bunun da çok eğreti durduğu bir takıma dönüştü son yıllarda. bu kafadan çıkmazsak makas daha da çok açılır, biz sadece izleriz.
  • 63
    döviz kuru artmaya devam ettiği sürece iyice açılacak olan kurdur. avrupa'nın baş altı takımları bile çift haneli bonservis verirken sen mensah transferi için beş çok diyorsun. euro kazanıp euro harcayan herhangi bir avrupa kulübü ile rekabet içerisinde olmamız gittikçe zorlaşıyor. avrupa'da durum böyle. bundan sonra avrupa'da çeyrek final oynayan bir türk takımı olursa onunla makas karşılaştırması yapmak daha doğru olur.
  • 64
    hep açık olan hede, bunu kabul edelim. makas 3-4 kez kapanır gibi oldu, onlarda da türk futbolunun beceriksizliği girdi işin içine. ancak şu an kapanması baya imkansız noktalara gelmiş durumda.

    bakın arkadaşlar melo’nun bize imza attığı sene ortalamasında euro kuru 2. tam olarak net ücrete bakmadım ama melo’ya 4 versen 8 milyon tl yapıyor; şimdiki 1milyon euro bile değil. o zaman prime melo’yu aldığın para ile şimdi rica minnet indirim yaptığı için teşekkürler ettiğin 35-36’lık donk ile imzalıyosun.

    cana+12 milyon tl karşılığı muslera’yı alabiliyorsun, 1,7 falan yapıyor. şu an muslera muadili kaleciyi(lazio’daki muslera tabi) 1,7 milyon euroya alabilir misin? adama gülerler.

    eskiden de açıktı ama iyi kötü çevirilebilir şekilde yönetince kapanmış hissiyatı yaratabiliyordun. yurt içi gelirlerin hep tl ile senin, o zaman şartlarında 2’ye bölüp öyle hesaplıyordun; şu an 8 e bölmen gerekiyor yıl sonuna doğru belki de 9’a böleceksin. durum vahim yani. bu açıdan düşünün bir de.

    ek: zamanın sevr’i dediğimiz 3+ alan riera’nın tl net income’ı 6-6,5 milyon tl. diyeceklerim bu kadar.
    ek2: duramadım bir ek daha yapıyorum. gs tarihinin en felaket sözleşmelerinden olan selçuk kontratı(3,5 milyon euro) imzalandığı günkü kurla 7 milyon tl yapıyor. ligin o zaman kabul gördüğü tabiriyle en iyi yerli oyuncusunu kasadan 7 milyon tl vererek imza attırıyorsunuz. şu an bu parayı alan takımdaki muadilleri şener-jimmy.
  • 65
    dogaldir, olayin futbolla alakasi da sandiginiz kadar degildir. olay ulke yonetimiyle cok daha alakali.

    bakin romali kardeslerim, bu ulkeler iyi yonetiliyor, oyle ya da boyle. dolasiyla finansal olarak takimlarin gucleri artiyor. senin ekonomi bakanin cikip biz dusuk kurlu, tok karna calisacak koleler yaratmak istiyoruz diyor, bunun kayinbabasi da ulkeyi tarihinin en buyuk krizine sokmak uzere. bunlar ne demek euro 10 da olur, 15 de.

    makas acilmasin istiyorsaniz, bu duzeni degistireceksiniz. ondan sonra makas zamanla duzelir.
  • 66
    kur, döviz dalgalanması hepsine varım ama örnek yanlış..

    rb leipzig bir futbol zekasının ürünüdür.
    ralf rangnick ile başlayan ve günümüze gelen bir zeka. bu zekanın yapabilecekleri özellikle para varken başka bir şeydir. ama sende küçük bir proje takımı olabilirsin...

    misal evander'i 19 yaşında libertadores kupasını izleyen herkes "bu kimmiş ya?" dediği bir adamdı.
    sen kiralayıp 2,5 opsiyon ile alabilirdin... aldın mı? hayır!

    ya da jean-ricner bellegarde'yi geçen sezon emre utkucan'a ismi verilmişken yine 2 milyon euro'ya lens'den almayıp, bugün france football'un haber yaptığı bir noktaya getirirseniz bende size "abicim iyi misiniz?" derim...

    bak iki orta saha oyuncusunu 5 milyonun altında muhtemelen toplamda 1,5 milyon maaşa kapatmış olacaktım.

    koray günter'e şans vermeyen bugün almaya çalışıyorsa bunun para ile ilgisi yok. marcao 900 bin euro iken chaves'e gittiğinde tercih etmeyip devre arasında sadece 5 ay sonra çıkış bedelini ödeyip alabiliyorsun. bunlar hep tercih hatası.

    başka bir misal vereyim, bugün yarı final oynayan rb leipzig'i iki sezon önce şampiyonlar liginde içeride dışarıda yenen beşiktaş ile bugünkü leipzig arasındaki farkı konuşmaya gerek var mı? iyi bir yapılanmayı negredo gibi oyuncular ile bozan yönetimlerin suçu bu aslında.

    ben size onlarca örnek veririm.
    seri yerine jakub moder'i isteseydik bu sezon. seri'nin kiralama bedeli kadar bonservis verirdik... yaptık mı? hayır. jakub geçen senede iyiydi.. tek sezonluk değil çünkü..

    bunlar tercih meselesi. sende proje takımı olabilirdin. saracchi'yi rb'den kiralayan takımın bazı seçimleri beni kahrediyor.
  • 68
    makasın açılması konusunda tek muzdaripler aslında türkiye ligi değil. 5 büyük ligin dışındaki takımlar için geçerli olan bir durum bu. (tabii ki diğer ülkelerin büyük takımları türk takımlarına göre çok daha iyi ama onlarda bu durumdan etkileniyor.)
    bu konunun çözümü 5 ligin büyük ligi dışındaki elit takımların ortaklaşa bir çalışma yürütmesi ve elite league'i kurmasıdır. bu işin çözümü budur.
    elbette ilgisini çeken insanlar olabilir de şahsen ben porto'nun rio ave ile maçını aşırı sıkılmadığım sürece izlemek istemem.
    portekiz,türkiye, belçika, hollanda, yunanistan, iskoçya, polonya vb ülkelerin takımlarından oluşacak bir elite league kurulması bu işin çözümü olacaktır. çok net bir şekilde dünya'nın ilgisini çekecektir. bütün kulüplerin havuzdan alacağı paralar artacak ekonomik aktiviteyi arttıracaktır. tüm takımların taraftar sayısı artacaktır. burada uefa'ya düşen ise bu organizasyonu desteklemesi ve ligde kaçıncı olursa olsun bir formatla avrupa'ya bu takımların gitmesini sağlamasıdır. (euroleague gibi)
    mesela aşağıdaki gibi bir lig olması eminim ciddi ilgi çekecektir.
    1-) porto portekiz
    2-) benfica portekiz
    3-) s. lizbon portekiz
    4-) andertleth belçika
    5-) c. brugge belçika
    6-) galatasaray türkiye
    7-) fenerbahçe türkiye
    8-) beşiktaş türkiye
    9-) ajax hollanda
    10-) psv hollanda
    11-) olympiakos yunanistan
    12-) panathinaikous yunanistan
    13-) g. ranger iskoçya
    14-) celtic iskoçya
    15-) d. zagreb hırvatistan
    16-) kızılyıldız sırbistan
    17-) partizan sırbistan
    18-) legia varşova
    19-) sturm graz avusturya
    20-) salzburg avusturya

    aşağı yukarı böyle bir şey olursa bu ligin tutmama imkanı yok. ama kulüplerin bu konuda birbiriyle uzlaşması ve uefa'nın ligi desteklemesi çok kritik. van der sar'da bu konuda benzer yorum yapmıştı. rekabet edebilmemizin tek yolu budur.
  • 69
    velev ki ekonomik sebepler yüzünden makas açılıyor, peki biz neden sivasspor, alanyaspor gibi bütçemizin yüzde 15-20’si bütçeye sahip takımlarla makası açamıyoruz? bizim yarı bütçemize sahip ibb, trabzon, beşiktaş kadar olamıyoruz?

    makası açan takımlar afrika’da, güney amerika’da ve avrupa’nın küçük ülkelerinde oyuncu izliyormuş, biz yapamıyormuşuz. biz burnumuzun dibindeki, tff 1. lig’deki oyuncuları göremiyoruz. onu geçtim, kendi altyapımızdan çıkan mustafa kapı’yı elimizde tutamıyoruz.

    makasın açılmasıymış, geçiniz fatih hocam. başarısızlıkta bahaneye sığınmam deyip, bahane üretmekte üzerinize yok.
  • 71
    türk takımlarının idari ve mali sorunlardan bağımsız olarak var olan hadise.

    1999 yazında manchester united forma göğüs reklamını yıllık 7.5 milyon sterlin karşılığında vodafone'a vermişti. 2000 yazında uefa şampiyonu olmuş galatasaray'ın yıllık transfer bütçesi 4.5 milyon dolar civarındaydı ki o yıllarda sterlin/dolar paritesi 1.5'e yakındı. jardel'in transferinde telsim'in verdiği 8 milyon doların üzerine ödenen 9 milyon doları faruk süren yıllar sonra "önümüzdeki sezonun da transfer bütçesini verdik" diyerek anlatmıştı.

    bu çok basit örnekle bile aslında makasın o yıllarda da açık olduğu görülebiliyor. daha doğrusu o yıllar da büyük takım küçük ayrımı vardı özellikle ekonomik anlamda.

    günümüzde futbol ekonomisi içinde dönen paralar katlanarak artmaktadır. bu da "büyük" takımların daha çok büyümesine sebep olmaktadır. daha çok büyümüş olan takımlar da haliyle kendilerini daha fazla koruyup kollayabilmektedir. bu lafın fatih terim tarafından atfedildiği yer olan şampiyonlar ligi arenası özelinde bakarsak, konulan kuralların yapılan düzenlemelerin büyükleri daha da garantiye almak fikri üzerinden ilerlediğini görmek mümkün.

    taa galatasaray'ın 1993'te manchester united'ı ekim ayında kupanın dışında bırakmasından beri süregelen bir durum bu.

    bu bakımdan doğruluğu tartışılabilir bir konu değil.

    ancak tartışılır olan bu lafın kullanım yeridir. bugün bir "underdog" takımın bir avrupa kupası kaldırma ihtimali 20 yıl öncesine kıyasla çok daha düşük. son 10 yılda buna en çok yaklaşan ajax bile mevcut durumu üzerinden "underdog" denebilecek bir kulüp.

    bu konulara girince şampiyonlar ligi 2019-2020 sezonunda psg karşısında yarı finali 3 dakikayla kaçıran atalanta ve atletico madrid'i eleyerek yarı finale kendini atan redbull leipzig gibi örnekler geliyor akla. 2009 yılında almanya beşinci kümedeki bir takımın lisansı alınarak kurulan red bull leipzig, 11 yıl içinde gün itibarı ile şampiyonlar ligi yarı finaline kadar gelmeyi başardı. atalanta ise 3 yıllık avrupa katılımı ve avrupa kupası gelirleri ile bu sezon düşük profilini aşacak işler yapabilen bir yapılanma oluşturabildi.

    son iki paragraf birbirine tezat gibi görünse de aslında birbirini destekleyen örnekler. taraflı tarafsız 2019-2020 sezonunda herkesin sempatisini kazanmış olan atalanta, 90. dakikaya kadar skoru getirebilmesine rağmen dayanamıyor, ilk bakışta şanssızlık gibi görülse de gücü yetmiyor. 11 adamı durdursan 12. futbolcu bile dünya starı olarak kenara girince dayanmak bir yere kadar mümkün oluyor.

    leipzig ise aslında 10 yıla yayılan bir başarı hikayesi denebilir. bunu peri masalı ya da tesadüf olarak adlandırmamıza engel olan şey, 10 yıl içinde adım adım ilerlemeleri ve her adımın ardından doğru bir adım atabilmeleri. tabi ki küçümsenecek bir konu değil kesinlikle ama uzun vadeye yayılan bir plan, program, stratejinin sonucunda bugün geldikleri noktaya geldiler. seyircisiz ve tek maçlı sistemde, belki bundan da ileri gidecekler kim bilir...

    bundan 5 yıl önce bu zamanlar, bu iki takımın 2020 sezonunda şampiyonlar liginde çeyrek-yarı final yapabileceğini iddia eden çıkar mıydı bilinmez. ancak öyle bir iddiayla ortaya çıkana hayalperest gözüyle bakılacağı kesindi. makasın açılması lafının bir mazaret olarak kullanılmasını boşa düşüren işte bu iki takımın yaptığı gibi uzun vadeli ve başarıyla sonuçlanan planlardır aslında.

    avrupa'da bir dönem etkili olmuş, adı duyulmuş, yer almış, ya da kendi tarihiyle "büyük" olarak nitelendirilebilecek belki de 40-50 takım saymak mümkün hafızayı sadece hafif bir yoklayınca. oysa bugün avrupa futbolunda gerçek anlamda büyük olarak kalabilenlerin, son 10-15 yıllık periyotta performans istikrar olarak aynı yerde kalabilenlerin iki elin parmakları kadar olmasını sağlayan şeydir bu makasın açılması hikayesi.

    doğruları yapan takımları yukarıya çeken bir sistem var, yukarıya çekilince doğruları yapmaya devam edenleri daha da yukarı çeken bir sistem var. mehter takımı gibi bir doğru bir yanlış gidenlere olduğu yerde patinaj çektiren, yanlışları üzerine koya koya gidenleri döndürüp döndürüp dışarı atan bir sistem var.

    son 10 yılda almanya 5. ligden şampiyonlar ligi yarı finaline geldi leipzig. aynı 10 yılda galatasaray idari anlamda 5 kere kırılma yaşadı. ünal aysal dönemiyle bir yükseliş, eleman polemiğiyle hocanın gönderilişi sonrası ünal aysal yönetimine çomak sokulması, emanetçi başkanlar dönemi, dursun özbek dönemi ve mustafa cengiz dönemi. sportif anlamda ise çok kere kırılmalar oldu. üçüncü fatih terim dönemi, sonrasındaki istikrarsız dönem ve sonrasında dördüncü fatih terim dönemi...

    bir dönem yapmışız, bir dönem bozmuşuz, bir ileri gitmişiz bir geri gitmişiz. atıyorum 2011-2012'deki galatasaray idari ve teknik ekibi bir 10 yıl görevde kalsaydı, belki de liepzig ya da atalanta yerine galatasaray örneğini verecektik. mustafa cengiz bu denli bir enkaz bulmasaydı belki daha farklı konular konuşulacaktı. ya da mesela dursun aydın özbek başkanlığı 2 yıl daha devam etseydi, şimdilerde çok daha vahim şeylerden bahsediyor olacaktık. duygun yarsuvatlara falan girmiyorum bile...

    aynı 10 yılda galatasaray 11 teknik direktörle çalışırken leipzig 6, atalanta sadece 3 teknik direktör görmüş. başkanlık konusunda götten sallamış olmayayım ama en azından leipzig'in tamamen aynı idari ekiple devam ettiğini söylemek mümkün.

    adamlar 10 sene üstüne koya koya giderken biz mehteran gibi ileri geri gitmişiz. ünal aysal'ın türkiye üstü başkanlığı, kendisine yetki veren genel kurulun yan çizmesi sonrası ekonomik anlamda bir krize yol açıyor. kendisinden sonra gelen başkanın 2 yıllık dönemi belki de 5-10 yıl geriye götürüyor. mustafa cengiz neredeyse tarih yazarken yapabildiği kulübü batmaktan kurtarmak olabiliyor en fazla. 2 yıl şampiyon olup aldığın gelirle ancak uefa'ya olan yükümlülüklerini yerine getirebiliyorsun mesela, o da gerçek anlamda kemer sıkarak bazı şeyleri yarım bırakarak...

    bu periyotta leipzig'in 1 sezon ikinciliği, bir de üçüncülüğü var ligde. 2 kere şampiyonlar ligi 1 kere avrupa ligi gruplara katılım hakkı kazandılar. 2019-2020 sezonunu da üçünü tamamlayarak şampiyonlar ligi vizesini kaptılar. atalanta 2010-2011 sezonunda ikinci ligden serie a'ya çıkmış. son 3 sezonun 2'sinde şampiyonlar ligi vizesi almışlar*. bu sezon da üçüncü sırada yer alarak şampiyonlar ligi gruplarında yer almaya hak kazandılar.

    aynı dönemde galatasaray'ın 5 lig şampiyonluğu var. 5 kere şampiyonlar ligi gruplarına katılmış, 1 sezon da avrupa ligi gruplarına katılım hakkı kazanmış. bu sezon ise malum, şampiyonun 13 puan gerisinde olmasına rağmen 6. sırada kaldı. trabzonspor'un cezası ve beşinci sıradaki alanyaspor'un kupa finalisti olması sebebiyle bilmemkaçıncı eleme turundan avrupa ligine katılma hakkı kazandı. daha doğrusu şans geldi diyelim...

    tüm bunları üst üste koyunca, isteyen istediği gibi yorumlayabiliyor işte. sadece istatistiklere bakıp "abi adamların üçüncüsü yapıyor bizim şampiyonun gücü yetmiyor, makas o biçim açık" da demek gayet mümkün. doğrudur, italya ligi üçüncüsünün aldığı yayın geliri bizim ligin şampiyonundan yüksektir belki*. ya da bundesliga'da zaten bayern-dortmund harici biraz sivrilen takım üçüncü oluyordur...

    ama birazcık geriye çekilip de olayı bütünlüklü ele alınca sorunun sadece makasta olmadığını görmek de zor olmuyor.

    makasın açılmasını tek taraflı düşündükçe bir tarafını ıskalamayı devam ediyoruz. o ıskaladığımız taraf da makasın biraz daha açılmasına sebep oluyor aslında. kaynaklarımızı verimli kullanamamamız, belli bir plan ve istikrara sahip olmayışımız bizi olduğumuz yerde patinaj yapmaya itiyor. biz olduğumuz yerde patinaj yaparken elin oğlu boş durmayıp aslında bizim de başarabilecek olduğumuz şeyleri başarıyor.

    bize de ahlar vahlar içinde uzaktan takip etmek kalıyor...
  • 72
    makas açık ona bi itirazım yok. mesela geçen yılki şampiyonlar ligi grubunda aldığımız sonuçlara hiç üzülmedim. 5 yedik, 6 yedik , daha da fazla yiyebilirdik falan bunlar olası durumlar. lakin bi zahmet portolu schalkeli dinamo moskovalı gruptan da çıkmalıyız. çıkamıyorsak bir dahaki sefere çıkmak için planlar yapmalıyız. avrupada öyle ya da böyle her kademesinde boy gösterip eksikliklerimizi görmeliyiz. ben mesela takımın eksikliklerini, sıradan ama organize bir avrupa takımıyla oynarken şıp diye görebiliyorum. bunu süper ligde görmem imkansız çünkü tamamen puan alma kültürü ve buna paralel olarak kaos oyunu hakim. bu sene misal uefaya gitmemizi istemeyen arkadaşlarımız oldu. kesinlikle katılmıyorum. böyle ortamlarda boy göstereceksin ki hem tecrübe kazanacaksın, hem oyuncunun değerini yükselteceksin hem de eksikliklerini göreceksin takımın.

    elinde marcao ve luyindama gibi 10 yıla etki edebilecek stoper rotasyonu, jesse, muhammed kerem, atalay, abdussamed, ali yavuz kol, bartuğ, yunus gibi genç oyuncuların varsa gerekirse bunlarla çıkıp oynayacaksın bi partizan deplasmanında. ztk falan bu oyuncuların kendilerini gösterebilecekleri bir platform değil. maç ritmi olarak tamam ama zorluk seviyesi beginner tamamen. allahtan uefaya katıldık da bu oyuncuların potansiyellerini uefada oynarlarsa görebilme şansımız var. makas hep açık. 30 senedir açıktı, bazen gücün yetmeyebilir ama sen de bir şeyler yap kapatmak için. illa drogba ve sneijder ile kapatman gerekmiyor üstelik. cl'de çeyrek final oynadığımız sezon stoperde dany ve semih ile oynadık. şu an bu oyuncular bize gelse ülkede iç savaş çıkar. bir de öyle bakmak lazım.
  • 73
    (bkz: 14 ağustos 2020 barcelona bayern münih maçı)
    makas nedir, ne kadar açılmıştır sorusuna cevap niteliğinde bir maç olduğu için burada yazmak istedim. özellikle bayern' in barcelona' ya yaptıklarını görünce, gerçekten şampiyonlar liginde belirli bir dereceden sonra başarılı olmak imkansız gibi.
    hızlı oyun, kaliteli oyuncular, hızlı verilen oyun içi kararlar, teknik disiplin ...
    karşılaştırınca, bizim ligimizdeki herhangi bir takımın gerçekten şansı yok. plansız, ezbere, gelenekselleşmiş zihniyet sürdükçe bu makas ciddi derecede açılacak.