• dün akşam hocamı internetten araştırırken çok çarpıcı bir detay gördüm.

    hepimiz bu adamı istiyoruz, kesinlikle bir futbol mantalitesi ve sistemi olan bir hoca. ismi var, tecrübesi ve cv'si azımsanmayacak bir seviyede. proje adamlarının başında gelen isimlerden biri elbette ve bu anlamda dünyadaki en kalitelilerinden de.

    ancak bu adam 1957 doğumluymuş. yani 58 yaşında. kasım'da da 59 yaşını bitirmiş, 60'ından gün alıyor olacak. hepimizin istediği o genç ve uzun vadeli teknik direktör tanımınını yaş konusunda biraz sıkıntıya sokuyor. şuna da katılıyorum, yaşı yine hala problem değil, zira nereden baksanız 8-10 sene daha üst düzey takımları yönetebilecek enerjiye de sahiptir. buna mukabil ülkemizdeki teknik direktörlerin bir takımda çalıştığı süreleri de dikkate alırsak (en fazla çalışan 4 seneyle fatih terim işte) hiç problem bile değil.

    kaldı ki bu adamın ismini bilen, ne iş yaptığını, hangi takımlarda nasıl bir izlenim bıraktığını bilen bir yönetici de var mıdır galatasaray'da, o da meçhul tabi.

    maksadım bu adamın yaşlı olması konusunda, ya da uzun vadede düşünülmemesi üzerine bir fikir üretmek değil, kesinlikle yanlış anlaşılmasın. sadece ben bu adamı daha genç zannediyordum. 50'li yaşlarına henüz gelmiş biri sanıyordum. bilmiyorum bu kanıya daha önceden benimle beraber ulaşan var mıdır. ayrıca adam hakikaten fiziksel olarak da çok genç duruyor. hiç 60'ına gelmiş gibi çökmüş biri de gözükmüyor.

    adam en başta kendisine bakıyor. bu adamın elbette takımı da genç olur, dinamik olur. hatta yaş ortalaması da düşer.
  • proje adamlarını severim, büyük saygı duyarım. çünkü uzun vadede düşünürler. takımla alakalı kararlarını, transferlerinin bir çoğunu, hatta sözleşmesini bile buna yönelik ayarlamaya çalışırlar. proje adamlarının ortak yanı, sabırlı ve zeki olmalarına dayanarak ileri görüşlü olmalarıdır.

    tabi uzun vadede düşünen ve buna göre hareket eden herkes ama başarılı, ama başarısız bir şekilde bir 'istikrar' tutturur. bunu sadece futbolla alakalı söylemiyorum, hayatımızda her şey için geçerlidir bu. mesela zayıflamak isteyen bir insan, günlük idman temposunu çok yüksekte tutmaz. çok sayıda güne, hafif tempolu koşular, ağırlık kaldırmalar, vücut egzersizleri koyar. artık belirlediği periyot ne kadarsa aşağı yukarı bulunduğu tahminde de o derecede kilo verir. eğer kilo verememişse ya sabırlı davranmayıp antrenmanını aksatmıştır, ya da idmandan sonra tereyağlı bir buçuk porsiyon iskenderi de görmüştür. yani bir her iki halde de programının dışına çıkmıştır. nitekim o programda yağlı yiyecekler yoktur.

    burada en önemli kıstas süreklilik ve sabırdır. sabırla belirlediği çalışma haritasını işleme döken herkes uzun vadede istediği şeye ulaşır. ama er ama geç ulaşır. burada önemli olan husus sürekliliktir. sürekliliği de sağlamak için sabırlı hareket etmek lazım.

    bizim de ihtiyacımız olan şey bu aslında. teknik direktör lisansı almış herkes bizden daha fazla biliyor bu işi. bizim burada yazdığımız her şey eksik. her ne kadar yazsak da çizsek de eksik. hiçbirimizin daha önce takım yönetmişliği, velev ki heyecan edip bu işe kalkışmışsa da bu derece önemi yüksek seviyelerde tecrübesi yok. bu nedenle sen de, ben de, o da teknik direktör olmadığı için bu işin muhakkak bir yerlerini bilmiyoruz.

    önce sabır demiştik ya. artık bir teknik adamda ısrar etmek gerek. israr edeceğimiz kişide aradığımız tek ölçüt sadece ve sadece uzun vadede bu takım teknik direktörlüğü yapmak istemesi olmalı. hamza hamzaoğlu'nun bilhassa son zamanlarda yaptığı açıklamaları ve saha içerisini etkileyen kararlarını eleştiriyor, hatta saçma ve gereksiz buluyordum. fakat aklımda istifa kelimesi hiçbir zaman olmadı. zira istifa yerine istikrar istiyordum. don değiştirir gibi teknik direktör değiştirmek, temcit pilavı gibi her seferinde aynı şeyleri yaşamaktan ciddi derecede usandım. geçen bir yazı gördüm, ne kadar doğru bilmiyorum, 2000'den bu yana 17-18 teknik direktör değiştirmişiz. rakam inanılmaz derecede ürkütücü.

    artık iyi veya kötü, yabancı veya yerli, ismi olan veya daha yolun başında, birisinde ısrar etmeliyiz. inanın bana şu anki tramvanın daha kötüsü olmayacak. ha elbette dünya üzerindeki her teknik direktör olamaz, buna da katılıyorum. fakat artık yeter be kardeşim. 2 seneden fazla takımda çalışan bir teknik direktörümüz yok. o da üçüncü sefer geldiği galatasaray'ın en çok şampiyonluk görmüş teknik direktörü.

    lucien favre de kesinlikle uzun vadede güvenilebilecek, arkaya bakmadan takım emanet edilebilecek bir insan. uzun vade demek, bir proje demekse ve hepimiz bu projede mutabık kalıyorsak bazı şeylerden feragat etmesini de bilmeliyiz. bu sene şampiyonluk gelmeyecek mi, proje adına eyvallah. kendi sistemini oturtması için zamana ihtiyacı mı var, okey. yaza kadroyu gençleştirip temizlik yapılacaksa bu sezon geçiş dönemi olarak mı gözüküyor, ona da tamam.

    fakat bu projenin meyvesini alacak mıyız? sadece bu sorunun cevabını istiyorum. aynı şekilde de bu soruya 'evet' şıkkını işaretleyip, bir hışımla başlayıp da sonradan mızıkçılık yapılacaksa ne anladım peki o işten?

    prandelli de, mancini de, rijkaard da, fatih terim'in son dönemi de, hatta hamza hoca ile olan serüven de uzun vadeli düşünülmedi mi? hepsinde de bu uzun vadeli sistem ama başarısızlık, ama başka şeylerden dolayı birkaç günde, hatta birkaç saatte bozulmadı mı?

    bu adamı gerçekten istiyorum. gelip de bu sezon şampiyon yapamayacaksa, ama sezon sonunda kadronun yarısını temizleyip, yerlerine daha genç ve daha gelecek vadeden isimler getirecekse ve bu hocaya ve ekibine sonuna kadar sabredilecekse, istikrar denilecekse istiyorum. ve inanın bana, 1.5 - 2 seneye de bu adam uygun gördüğü mantaliteyi tıkır tıkır ilerletir. hatta bu süre zarfında da gerçekten kısa dönemli bile olsa gelecekte yapmak istediği şeylerin fragmanını da izletir. izletir ki, sonunda vizyona gireceği yeni filminin reklamını yapsın. bu fragmanda avrupa maçları da olur hatta, inanın buna. ben buna razıyım.

    peki siz razı mısınız? galatasaray yönetimi hazır mı? ota boka zırtlayan, anlık fevri hareketler sergileyen hoppa taraftar hazır mı? galatasaray'ın derin kesimi bu hocayı sever mi? tabiri caizse sahibine göre kişneyen sözüm ona profesyonel futbolcularımız hazır mı?

    cevap hayırsa o zaman kalsın. yok o zaman adama da yazık, bu işe başlarken girişeceğimiz emeğimize de.
  • sezon sonu olsa gelmesini çok isterdim. ancak şimdi gelirse başarısız olacak, sezon sonu gönderilecektir. favre akılcı, yenilikçi bir hoca; onun başarısızlığı bizi yine türk futbolu denen çöle mahkum eder. bu nedenle şimdi mustafa denizli, sonra lucien favre (ve benzeri isimler) diyorum. yoksa şimdi favre'nin gelmesi demek, sezon sonu ersun yanal mı mustafa denizli mi diye tartışırız demektir.
  • adamdan bu sene şampiyonluk istemeyin, 3. lük yeter, ikincilik güzel deyin o da istediği bütçeyi azaltsın. hamza hocanın takımı daha kasımpaşa, bursa ve beşiktaş maçlarını oynamadan ilk yarıda liderin 7 puan gerisine düşmüş, bu adam gelip ne yapsın. takımı eti senin kemiği benim diye teslim etmemiz gereken hoca.
  • gelmesini beklemiyorum lakin gelirse yerliler tarafından harcanacak olan bir baska hoca.
    paşalar kaset bile izlemek istemiyor, ağır idmana isyan edip kasten top oynamıyor.
    favre falan hepsi hikaye geliyor bana o yüzden.

    reçetemiz belli. yönetimin değişimi - oyuncu profili değişimi (yukarda saydığım zihniyet) ve bununla beraber sistemi olan bir td.
    bunlardan biri eksik olursa aynı filmin bir baska bölümünü izler dururuz.
  • 2004-2005 sezonunda vfl wolfsburg'u çalıştıran erik gerets'in, ligin ilk yarısında müthiş, ikinci yarısında ise tam tersi futbol oynattığını ve bununla paralel sonuçlar aldığını çoğu insan bilmez.

    gerets gelirken de akıllarda 'bu hoca mı galatasaray'ı şampiyon yapacak?' eleştirileri vardı.

    şimdi bakıyorum da, favre, gerets'ten daha istikrarlı, uzun süreli ve daha başarılı, ötesinde sistemli bir mönchengladbach kariyeri yaşamış.

    gerets'i de, favre'ı da çok beğenirim, mütevazı takımları başarıyla ulaştırmayı da bilirler.
  • yüksek sesle dillendirilmeye başlamıştır. benim fikrim de tartışmasız şekilde kendisinin getirilmesi yönünde ki teklife gelirim dediği söyleniyor.

    şampiyonluk önemli değil, zihniyet değişmeli. zihniyeti denizli değil, favre değiştirir.

    son olarak, thomas tuchel'i maalesef alamamıştık ve futbol kalitesi anlamında bir türlü belimizi doğrultamadık. aynı hataya düşmeyelim bu sefer. çare lucien favre.
  • futbol takımımızın yarısı hatta daha fazlası ana dili gibi almanca konuşuyorken gelmesi iletişim açısından büyük problem olmayacaktır. zaten kendisi güzel adamdır. önemli olan ikna edebilmek. yanına ümit davala gibi türkiye'yi ve türklerin yapısını anlatabilecek en iyi alman türk karışımı birini de koyarsak güzel günler bizi bekleyebilir. tabi yönetim yeni işgüzarlıklar yapmazsa.
  • oynattığı futbolu takip etmediğim teknik adam. benim itirazım kendisi veya herhangi bir yetiştirici teknik adam hakkında 18-19 yaşında adamı çıkaracak ve bu adamlar yuhalanacaklar olayınadır. herhangi iyi bir teknik adamın bir oyuncuyu yetiştirmesi için takımda futbol bilgisi ve taktik anlayışı oturmuş disiplinli en az 8-9 adam olacak ilk 11'inizde ki, siz altyapı eğitimini de iyi almış ( burası çok önemli 18-19 yaşındaki adamın, kabiliyetleri messi, xavi gibi olması gerekli değil ama altyapısı iyi olacak önce), türk veya yabancı genç oyuncuyu yetiştireceksiniz ve takımınızda bu arada iyi top oynayacak. siz burak, sabri, umut, yasin gibi 1 iyi 5 kötü oynayan, taktik ve teknik seviyeleri yerlerde olan oyuncuların arasında kimseyi yetiştiremezsiniz. yani şu adam gelsin oyuncu yetiştirsin demekle olmuyor. öncelikle buna uygun bir kadro, çok olmasa da belli bir bütçeniz olacak. şu anda 23-24 yaşlarına gelmiş türk futbolcuların çoğunlukta olduğu hiç bir takım (ortalama üstü seviyede gurbetçi dolu değilse) zart diye adam yetiştiremez. ama bu hiç bir zaman bu yola girmemeliyiz demek değil. biryerlerden başlanmalı. teknik adama tablo iyi anlatılıp (adama yalan söylenmemeli), bu sene bitirebildiğimiz en yüksek yerde bitirip, yüklerden kurtulup iyi bir planlama yapılırsa, önümüzdeki ve daha sonraki seneler kurtulabilir.
  • yas olayini yanlis anliyoruz. teknik adamin genc olmasi sart degil; onemli olan basariya ve futbola karsi olan acligi. favre bmg'de onemli isler yapsa da daha yapacak cok seyi olan bir antrenor. eminim simdi bostayken deli gibi taktigini, sistemini gelistirmenin yollarini dusunuyordur. futbol asigi her teknik adamin yapacagi gibi.

    arsene wenger ile mustafa denizli ayni yastalar. ama biri kariyerinin basindan beri ara bile vermeden calisiyor ve hala dinc. digeri son 10 yilda iran ligi'nden baska yerde calismamis, biraksan yorumculuk yaparak emekliligin tadini cikariyordu. esofmanlarimi giyip sahaya ineyim evresini coktan gecmis...

    hele bir de herkes gelmesini istiyorsa gelmesin kafasi var. evet herkes istiyorsa kesin prandelli kadar hoca olur, baska profilde hoca yok cunku dunyada. cok zor degil acip google'dan nasil biri oldugunu, nasil futbol oynattigini okuyabilir ya da izleyebilirsiniz. diger turlu ezberden yorum yapmak bildigin cehalete kayiyor, yapmayin.
  • geçtiğimiz günlerde schalke'nin yeni sportif direktörünün kendisiyle buluştuğu yazılıyordu dış basında. parası ve potansiyeli bol olan, hem de bildiği ülkenin bir takımı ciddi şekilde kendisine talipse ikna edebileceğimizi sanmıyorum. son iki sezondur avrupa'daki düşük performansımız, yediğimiz ceza, finansal sıkıntılar üst üste eklenince imajımız ciddi zedelendi zira.

    favre öyle bir adam ki; kurduğu takımla bir süre sonra sıçıp batırsa bile kendisinden sonra gelen teknik adam elinde taktiksel açıdan donanımlı, nerede ne yapması gerektiğini bilen, tempolu ve dikine oynayan bir takım bulacaktır. biz o takımı nasıl kuracağız diye hayıflanmaya da gerek yok, adam kariyeri boyunca para saçan kulüplerde çalışmadı zaten. görece düşük bedellere yüksek performans sağlayacak oyuncuları bulabilen bir teknik adam kendisi. ama işte ikna edebileceğimize inanmıyorum.