• 1
    hocaya kızarız, darılırız ama şu arayış bile ne kadar acziyet içinde olduklarının götergesi.

    fb: rıdvan dilmen, turhan sofuoğlu, oğuz çetin, aykut kocaman, ismail kartal, ersun yanal ve şimdi de emre belözoğlu
    bjk: fuat yaman ,rasim kara, rıza çalımbay, ertuğrul sağlam, tayfur havutçu, samet aybaba, sergen yalçın
    ts: giray bulak, ziya doğan, mustafa reşit akçay, hami mandıralı, ünal karaman, hüseyin cimşir ve daha niceleri.

    fatih terim'in cv'sini hafife alıp, 2 gün önce antrenörlük diploması almış eski oyuncularını kaotik ortamların içine sokup kendi efsanelerini de harcamaları keyif bile vermiyor artık, üzülüyorum sanırım.

    bırakın galatasaray ismiyle yarışmayı kendilerine rakip olarak fatih terim'i görür oldular.

    madem öyle, bundan böyle:

    fatih terim tek siz hepiniz.
  • 2
    arkasında yatan sebep türk futbolunun bozuk yapısıdır. kaliteli yabancı hocalardan kimler geldi kimler geçti türk futbolundan. ama burdaki çarpık yapıyı anlatmak zor bu adamlara. o yüzden başarılı olamıyorlar. profesyonellik yok, düzen yok, sistem yok, iş ahlakı yok, eğitim yok, adalet yok, yok oğlu yok. böyle bir ortamda taraftarların istediği türk futbolunu bilen kendi takımında futbol oynamış yani bi nevi futbol yapısından, antrenman sahasından, stat ambiyansından, kulüp değerlerinden haberdar birini kulübede görmek. çünkü herkes diyor ki biri gelsin hoop ertesi gün başarı da gelsin. çünkü amansız bir sidik yarışı var sokakta, okulda, iş yerinde. insanlar mutsuzluktan, kompleksten, asabiyetten kırılıyor. istiyor ki en azından bir hafta sonu galibiyetiyle bir kupayla gün yüzü görsün. biraz güçlü hissetsin. diğerlerinden yüksekte hissetsin.

    düşün şimdi fenerbahçe taraftarını. bir yabancı teknik direktör gelse -emre'si volkan'ı ne kadar orda olursa olsun- türkiye'deki futbol sistemini anlayana kadar kafadan bir sene geçecek. adamın başarılı olacağı da meçhul. adamlar zaten her sene biraz daha eziklik hissediyorlar. akıllara da ilk gelen erol bulut. neden? iki anadolu takımına azıcık top oynattı diye. bir de daha önce fener'de oynadı diye. yabancı bi teknik adam gelse belki 2-3 sene harcayacak ama sonra makine gibi işleyen bir sistem kuracak. ama buna ne sabır var ne de zaman. beşiktaş öte yandan sergen'le biraz iş görecek gibi duruyor. halbuki takımın 2-3 maçını seyretseniz hakemlerin vs. biraz farklı (adil) kararlarıyla şu an taraftar- sergen ilişkisi bambaşka bir yerde olabilirdi. bir de tüm bunlara finansal sorunlar ve kulüplerin elinin kolunun bağlanması ekleniyor. tüm bunlara eklenecek bir de trabzonspor tarafında ünal karaman'ın sonu var. tam bir türkiye hikayesi. zor iş valla.
  • 3
    zordur. çünkü fatih terim gibi bir karakter zor gelir. hoca çok özel biri. tam bir alfa. duruşu bambaşka. ama özel oluşu da anadan doğma değil. sadece saydığım şeylerden değil. hoca da ilk kez ali sami yen'de hocalık yaparken heyecanlı yeni biriydi belki. ama öyle başarılar yakaladı ki bu karakter özellikleriyle de birleşti ve onu fatih terim yaptı. yeri geldi çok eleştirdik, eleştirdim. eleştireceğim de. ama hocanın özel biri olduğunu her zaman bileceğim. ne kadar güçlü karakteriniz olursa olsun başarı yoksa olmaz, ne kadar başarılı olursanız olun karakter güçlü değilse fatih terim olamazsınız.

    ben başka camialarda böyle güçlü bir karakter görmüyorum ama en önemlisi böylesine başarılar yakalamak ise bambaşka bir şey. önce 9 sezonun 8ini şampiyon tamamlayın, uefa kupasını alın, avrupa'da adınızı tanıtın üstüne bir de böyle aslan yürekli olun. çok zor.
  • 5
    çok zordur.

    sebebi ise beşiktaş ve fenerbahçe'de oynayan,oynamis oyuncuların vizyonları lokaldir. galatasaray içinden çıkmış oyuncuların ise bir şekilde de olsa vizyonları lokal başarıların üstündedir. fatih terim dediğin adam daha yurt dışına çıkmadan italyan muhabire italyanca laf falan sokuyor, 65 yaşında hayal kurmaya devam ediyor. yapar ya da yapamaz o ayrı. adam düşünüyor her şeyi tasarlıyor.

    isın özü fenerbahcenin tek gayesi galatasaray'i yenmek olduğu sürece ve beşiktaşin da şeref muhabbeti bitmediği süreci kendi içlerinden fatih terim kibarca söylüyorum biraz zor çıkarırlar.
  • 9
    önce fatih terim kadar futboldan anlayan birisini bulsunlar da sonra kendi fatih terim'lerinde olması gereken diğer manevi özellikleri konuşuruz.

    hocanın galatasaray sevgisi, bağlılığı, kazanma duygusu, özgüveni, gücü falan bunlardan daha öte futbolu çok iyi bilmesinden dolayı fatih terim oldu. 2000 yılında daha dünyada gegenpress yokken galatasaray'a gegenpress oyununu oynatıyordu. şimdi klopp buldu falan diyorlar, gülüyorum sadece.
  • 11
    idealleri için 45 yaşından sonra kendini ifade edecek kadar italyanca ve ingilizce öğrenen birisinden bahsediyoruz.

    sürekli kendisini geliştiren ve yenileyen birinden.

    tüm o çalışmalarının yanında allah vergisi karizması ve aurası, liderlik özellikleri onu farklı yapan.

    ve en önemlisi çalışmaya inanan...

    bunların hepsinin aynı anda toplandığı insan sayısı zaten ülkede o kadar az ki onlar da kendi alanlarında zaten marka oluyorlar...

    tarkan gibi.
  • 12
    aslında denedikleri ama başarılı olamadıkları konu. başarılı bir modeli uygulamaya çalışmak gayet de anlaşılabilir bir davranış. yeni ve denenmemiş bir fikirdense denenmiş ve işe yaramış olanı kopyalamak hem maddiyat hem de maneviyat anlamında daha pratiktir.

    fatih terim'e yapılan kişisel saldırılar, organize ancak amatör bir kötülük dalavereleri bir kenara aslında bunu yapabilecek durumdaki her türk takımı bu modeli denemektedir. bunun başarılabilme ihtimalini ve namzet adayları öngörebilmek için fatih terim'in yolculuğuna bir bakmak lazım gelir.

    1969'da daha 16 yaşındayken adana demirspor'da a takıma yükselmiş. ikinci ligde gol kralı olup takımıyla birlikte tarihte ilk defa birinci lige çıkmışlar, gerçi lig de o zamanlar daha 20 yaşını doldurmamış ama... 13 nisan 1974 galatasaray adana demirspor maçı öncesinde dönemin yöneticisi turgan ece "galatasaray'da oynar mısın oğlum fatih" diye sorar, "şeref duyarım ağabey" diye yanıtlar. transfer dönemi olunca taçsız kral metin oktay adana'ya terim ailesinin evine konuk olur. baba talat terim'den o dönemin genç fatih'ini ister ve alır. 11 sene galatasaray'da kaptanlık yapıp futbol hayatını noktalar. jupp derwall döneminde takımdan ayrılmış olsa da kopmaz, sık sık floryanın yolunu tutar.

    1987-1988 sezonuna brian birch yönetimindeki ankaragücü 2 mağlubiyet 1 beraberlikle başlayınca yollar ayrılır. 27 eylül 1987 fenerspor ankaragücü maçı ile ligde teknik direktör olarak ilk maçına çıkar. o maçı 89. dakikada gelen golle 1-0 kazanır takımı ve ligdeki teknik direktörlük kariyerine galibiyetle başlar. o maçtan sonra kalan 33 haftada 9 galibiyet, 12 beraberlik ve 12 mağlubiyet alan ankaragücü ligde kalmayı başarır. kupada ise galatasaray'ı iki maçta da mağlup ederler, çeyrek finalde ise kupayı kazanacak olan samsunspor'a deplasman golüyle elenirler. ertesi sezonu ise 6. olarak bitirirler.

    1989 sezonuna kulüpsüz başladıktan sonra ekim ayında ligde dalgalı bir performans gösteren 2. lig b grubu ekibi göztepe'nin başına geçer. ilk 9 maçta 8 galibiyet 1 beraberlik alırlar. ligin ikinci devresinde işler o kadar iyi gitmez, şubat ayında milli takımın antrenör kadrosunda yer aldığı açıklanır. 2 ay kadar görevine devam etse de milli takıma odaklanmak için görevinden istifa eder. 11 galibiyet 4 beraberlik 3 mağlubiyetle fena olmayan bir periyod bırakmıştır arkasında. yine de ligin kalan bölümlerinde göztepe bir seri yakalayamayıp lige çıkamamıştır.

    milli takımda 1992 avrupa şampiyonası'nda meşhur "plajdan topladığı takımla şampiyon" danimarka'nın hocası, 3-5-2'nin mucidi sepp piontek'in yardımcılığını yaptı. bir yandan da u-21 milli takımını çalıştırmaya başladı. 1991 akdeniz oyunlarında ikinci, 1993 akdeniz oyunlarında ise şampiyonluk yaşadı. piontek'in gidişi sonrası a milli takımın başına geçti. euro 1996 vizesi alarak modern tarihteki ilk büyük şampiyona deneyimimizi yaşattı.

    turnuva sonrası galatasaray'ın başına geçti. bir önceki sezonu emanetçi hoca olarak bitiren futbolculuk yıllarından arkadaşı mütif erkasap, bülent ünder ve eser özaltındere ile türk futbol tarihini baştan yazdılar. literatüre birinci fatih terim dönemi, taraftar sözlüğüne "dört sene üst üste şampiyon olduk avrupa'nın kralı olduk" diye geçen bir dönemi türk futbol tarihinin kulüpler bazındaki ilk avrupa kupası ile kapattı. fiorentina ile 7 kız kardeşin tahtını salladı. ordan milan'ın başına geçti. 2002'de candan erçetin'in "elbette" şarkısı eşliğinde ali sami yen'e geri döndü.

    o sezon beşiktaş'ın 100. yılı hatırına şampiyonluğu çalındı. ertesi sezon teknik direktörlük kariyerindeki belki de en kötü dönemdi. şubat ayında hem lig mantara bağlayıp arkasına avrupa kupası defteri de kapanınca görevini bıraktı. milli takımla 2006 dünya kupası biletini olaylı bir playoff eşleşmesi ile isviçre'ye kaptırdı. euro 2008 elemelerinde bu sefer hata yapmadı, turnuva'da yarı finale kadar çıktı.

    her daim kendisine karşı hazımsızlık sorunu yaşayan çevreler yeter bu kadar demiş olacak ki meclis kürsüsünden, gazete manşetlerinden aldığı maaşı sorgulamaya başladılar. kuvvetli bir propaganda süreci eşliğinde milli takımın başından ayrıldı. modern tarihinin en kötü sezonunun ardındna yeniden galatasaray'ın başına geçti. üçüncü fatih terim ile yine fırtınalar estirdi. dahili ve harici bedhahların ayak oyunlarıyla büyütülen eleman krizi sonrası görevden alındı. intikam uğruna yıldırım demirören ile kader ortağı oldu, malum kesimin işi bitip bir kenara atılınca nerede kalmıştık diyerek yeniden en çok yakıştığı yere geldi. "sizin hiç ihanete uğradığınızı hissettiğiniz oldu mu" diyerek en katı gönülleri bile yumuşattı. 1.5 sezonda 2 defa lig şampiyonu oldu, üçüncü için de bugünlerde vitesi arttırarak gidiyor...

    tabi işin galatasaray romantizmi kısımlarını bir kenara bırakırsak tek takıma adanmış bir futbol kariyeri, hatırı sayılır bir teknik direktörlük kariyeri başlangıcı, sepp piontek gibi bir ustanın yanında geçen yıllar, onun teorik mirasının üzerine rötuşlarını yapıp dönemin futbol anlayışının birkaç adım ilerisinde olacak şekilde kendi sistemini yaratma şansı, daha önemlisi bu sistemin gereksinimlerine cevap verebilecek bir oyuncu grubuna denk gelme. başarılarla kendini ispatlayıp o oyun sisteminde ısrar edebilecek konuma gelme, ona yönelik oyuncu talep edebilme ve istikrarı sağlama...

    fatih terim'in "taktik bilmiyor" diye hor görülen, saha dışı etmenlere dayandırılan başarılı kariyerinin geri planı böyle neredeyse yarım asırlık bir serüvene dayanıyor...

    şu anda türkiye'de profesyonel olarak futbol oynayan ya da yakın zamanda bırakmış olup bir kulüple özdeşleşmiş kaç tane oyuncu var?

    peki bu oyuncular içinde sadece takımda geçirdiği yılların ötesinde karakteriyle kişiliğiyle takımına önderlik eden, taraftarla arasında özel bir bağı olan, bir ağırlığı bir karizması olan kaç oyuncu var?

    bu oyuncular arasında kaç tanesi hayatlarının bir bölümünde taktisyen denebilecek hocalarla çalışma fırsatı bulmuş, kaç tanesi fundamental olarak belli bir seviyeye gelmiş ya da bunu geliştirebileceği bir mevkide oynamış? ya da bu yönde kendisine yatırım yapmış, kendini geliştirmeye çalışmıştır?

    bu soruları cevaplandırarak diğer kulüplerin fatih terim'i olmaya namzet isimleri tespit etmek mümkündür.

    tüm bunları yapınca yine de bitiyor mu iş? bitmiyor...

    kendini ufak başlangıçlarla ispat edecek. sepp piontek ayarında bir hocayla kariyerinin başında çalışma fırsatı bulacak, hele o hoca türkiye'de 3-4 yıl görevin başında kalacak. bu sırada iyi bir oyuncu grubuna denk gelecek ya da taramalar yapıp çıkartacak. kendi taktiğini mükemmelleştirecek, oyuncu grubu da buna cevap verecek. bu arada yönetimler, camialar, her şeyi bilen basınımız sabredecek*. tüm bunların yanında taktiği başarılı olacak, özenilecek kadar etkileyici olacak falan...

    yapabilen varsa buyursun başlasın çalışmaya.

    öyle taktik maktik yok bam bam bam diye kendince taşak geçmeyle, parselasyon gibi götten sallama terminolojilerle, hakem düdüğüyle beraberliği kurtarıp galatasaray'ı belki de şampiyonluktan ettik diye laf atmakla olmuyor bu işler...
  • 14
    hangi kulüp kendi fatih terim'ini yaratmak istemez ki? galatasaray bile fatih terim bu işlerden elini ayağını çektiği zaman yeni bir fatih terim'ini yaratmak isteyecek. ancak bugünkü persfektife kulüplerin kendi fatih terim'ini yaratması olarak bakarsak asıl sorunları göremeyiz.

    mesela beşiktaş taraftarı sergen yalçın'dan hiç bir zaman bir fatih terim olmayacağını biliyorlar. ama onlar için bugün en doğru hamlenin sergen olacağını da biliyorlar. yada fenerbahçe taraftarı. 1996 dan beri bir şekilde teknik direktörlük yapan, trabzonspor'dan son 10 yıl içerisinde tam 3 kere kovulmuş ersun yanal'dan fatih terim olmayacağını, olcak olsaydı bu zamana kadar çoktan olacağını gayet iyi biliyorlar.

    mesele yeni bir fatih terim yaratma çabası değil. yabancı hocalar ligimizde tutmuyor. cvsinde şampiyonlar ligi şampiyonu, avrupa kupası şampiyonu, dünya kupası şampiyonu gibi başarılar olan yabancı hocalar bile kovuldu buradan. dahası işler kötü gitmeye başladığı an da tazminat derdine düşüp daha kötü götürmeye başlıyorlar. kulüplerin artık bu tazminatları ödeyecek gücü kalmadı. getiriyorlar camianın evladını. hem kulübü tanıyor, ülkeyi tanıyor, rakibi tanıyor. risk az. hem de işler kötü mü gitti. istifasını iste, etmezse de at taraftarın önüne. o camianın kapıları bana kapanmasın, taraftarın gönlü kırılmasın diye mecbur kabul edecek zaten. olay tamamen bundan ibaret. yoksa fenerbahçe'nin 11-12 sene önceki ekonomisi olsun ali koç gider en isimlisini getirmeye çalışırdı.