• 857
    nba tv’de şu an kariyerinin son maçı var. hani şu 60 sayı atarak basketbola veda ettiği maç. hala inanılmaz geliyor ölümü. bir şekilde rüyadan uyanmayı bekliyor gibiyim. bir de bunlar yetmezmiş gibi arada kızı gigi de ekrana geliyor. hepimize resmen bir dost, bir yoldaş olmuş kobe. acısının dinmesi baya zaman alacak gibi.

    edit. ilgili maçın sonunda neresinden soluyacağını şaşırıyor yorgunluktan ama son 3 dakikada 15 sayı üretmeyi de başarıyor.

    (bkz: 13 nisan 2016 los angeles lakers utah jazz maçı)
  • 858
    üniversite sınavına hazırlandığım yıllarda yurtta arkadaşlarla kalırdık ve gece kalkıp kobe'nin maçlarını izlerdik.

    bize basketbolu sevdiren insan, çocukluk kahramanımız yahu, boru mu.
    haliyle aramızdaki bağ da daha farklı. ölümüne gerçekten ama gerçekten çok fazla üzüldüm.

    ancak sosyal medyada gördüğüm bazı abartılı yorumlar da bana cringe yaşatmadı değil.

    örnek veriyorum:
    -israfil sura üfle, dünyanın bir anlamı kalmadı, kobe öldü.
    -bilgisayardan basketbol oyunu açıp sabaha kadar 3'lük attım.
    -babam öldüğünde bu kadar üzülmedim.

    bıdı bıdı.

    peki ya lamar odom'a ne demeli:
    "eğer komadayken tanrı, 'kobe'nin canını bağışlayacağım ve senin canını alacağım' deseydi bunu kabul ederdim."

    yalancıyı öpmüyorlar ya!

    ya bsg şovmen herifler, müslüm ölür müslümcü olurlar, kobe ölür kobeci olurlar.
    her şeyiniz şov, her şeyiniz prim.

    sizin yüzünüzden kobe'yi tanımayan insanlar abuk sabuk konuşup acıları mukayese ediyor; yok depremde ölenlere bu kadar üzülmemişiz de vs vs

    jübile maçında 60 sayı atacak kadar da hırslı bir insan kobe.
    huzur içinde uyu mamba, seni hep saygıyla anacağız.
  • 859
    olumunu asamadigim, ardimda birakamadigim superstar. bir suru sey yazmak istiyorum ama toparlayamiyorum kafamda.

    kendisi hicbir zaman favori basketcim olmadi. bilen bilir, ben kisisel imzasinda bile "41" sayisi bulunan 20 yillik nowitzki taraftariyim, dolayisiyla 20 yillik bir nba takipcisiyim. nba live 98'den beri de nba oyunlarini acip oynarim. tamam kobe en sevdigim topcu degildi, hatta gectigimiz 10 yila kadar inceden uyuz oldugum biri bile denilebilir ama bir sekilde 20 yildan fazla bir zamandir evime konuk oldu bu adam. en acayip maclarina canli sahit oldum, ertesi gun nba studyo'da mazhar oldugu ovguleri dinledim, basketbola vedasini canli izledim, tt arenada formamizi giyip penalti atisini izledim, shaq'la kurdugu yenilmez duo'ya sahit oldum... nba'in daha nba oldugu gunlerde korkunc bir tatmin hissi verdi bize. mahallede onun adiyla basketler attik. ne diyebilirim, yok olmasini kabullenemiyorum gercekten.

    8 ile 28 yas aramda kulagima en cok gelen isimlerden biriydi belki "kobe bryant". sanki birlikte yasadik guzel 90'lari, sinavla dersle gecen 2000'leri, buyudugumu hissettigim 2010'lari.

    sanki o helikopterde benim gencligim de vardi gibi hissediyorum... o da onunla beraber vefat etti sanki.

    bence cok ilginc, babamdan sonra- yani 5 yildir- hicbir olum haberi etkilemedi beni dogru durust. ama bu sefer sanki bir parcam kopmus gibi hissediyorum. ustelik 20 bin km uzakta, benim irkimdan, dinimden olmayan, ayni sinifta statude bile olmadigim biri olmasina ragmen, hic tanismamis olmama ragmen, favori insanim olmamasina ragmen...

    o yuzden kobe gitti, bende de bir seyler gitti. umarim orta yas krizi gibi bir sey degildir daha 30 bile olmadim :(

    rip black mamba
  • 862
    hakkında ismail şenol yazmış:

    elveda kobe

    yağız doğduğundan beri, onunla top oynayacağımız ilk günün hayalini kuruyorum. yürümeye başladığında, nereye gidebileceğimizi kestirmeye çalışıyorum. evin arka sokağında bir saha var, fakat oraya arabalar park ediyor. sahile insek, bazen çok kalabalık oluyor. kafamda hep bu sorular var. oğlum henüz farkında değil, fakat birlikte top oynayarak geçireceğimiz vakti iple çekiyorum. bu hayal o kadar büyük ki, hayatımda anlatacağım hiçbir maç, çıkacağım hiçbir yayın, yapacağım hiçbir röportaj beni bu kadar heyecanlandırmıyor, ki beni az çok tanıyanlar bilir, heyecanlı birisiyim.

    kobe bryant’ın vefat haberini aldığımda aklıma ilk kızları geldi. önce henüz yedi aylık olan bebeğini düşündüm. babası kobe bryant. herkesin ama herkesin babasıyla ilgili bir hatırası olacak, fakat o babasını hayatı boyunca göremeyecek. sonra 13 yaşındaki kızı gigi’nin de helikopterde babasıyla vefat ettiği haberi geldi. birlikte idmana gidiyorlarmış. o an, tükendim.

    muhtemelen aynı hayalleri kurduk kobe’yle. çocuğuyla basketbol oynayıp, onun gelişimini görüp, gurur duydu. bir sözüyle en profesyonel kameraya sahip fotoğrafçının, muhtemelen zevkle ve bedavaya yapacağı işi kendisi yaptı: sırf kızı istiyor diye, maç sonunda onunla luka doncic’in fotoğrafını çekti. cep telefonuyla. kızı, trae young’a hayran olduğu için atlanta hawks maçına götürdü. ve her yerde gururla anlattı gigi’yi. pazar sabahı, idmana giderken trafikte yorulmasın diye helikoptere binmişti. çünkü babalar, kendi şartlarına göre en iyisini yapmaya çalışır. kimi aktarmalı otobüse binerek, kimi arabasıyla, kimi şoförü, kimi helikopteriyle götürür çocuğunu idmana. şartları başka olabilir, hisleri arasında en ufak bir fark yoktur.

    kobe’nin çocuklara ve öğretmeye olan ilgisini iki kez tecrübe ettim. 2010 yılında, new york’ta “dünya basketbol festivali” düzenlenmişti. harlem’ın meşhur rucker park’ında, sırayla birçok ünlü basketbolcu gelip, çocuklara bir şeyler öğretmiş, onlarla basketbol oynamıştı. dwyane wade’den, carmelo anthony, chris paul’e kadar... hepsi oradaydı, fakat iki kişi geldiğinde ortam bambaşka bir hal almıştı. bunlardan biri, michael jordan’dı. “o tarihin en iyisi, normal” diye düşünmüştüm. kobe parka geldiğinde, “jordan’a en yakın şey bu adammış” fikrini iliklerime kadar hissetmiştim. oraya gelen her öğrenciyle teker teker ilgilenip, fundamental’ında hata gördüklerini düzeltip, hepsine dokunmuştu. detaycılığı, oyuna olan aşkı başka bir seviyedeydi ve herkesin hatalarını sabırla düzeltmeye çalışıyordu.

    yaklaşık bir sene sonra, bunu birinci elden tecrübe edecektim. kendimi maslak’ta nike ofisindeki bir toplantı odasında buldum. konuşulanlar, güzel bir şarkı gibi geliyordu kulağıma: “kobe türkiye’ye gelip istanbul’da bir gün geçirecek. gün boyu onunla olup üç farklı noktada canlı yayında röportaj yapılmasını planlıyoruz. burada senin olmanı istiyoruz.” hem o zamanki kanalım ntv spor, hem de benim için unutulmaz bir fırsattı. kobe’nin detaycılığını birinci elden görme fırsatım oldu. özel hayatıyla ilgili konulara girmek istemediği için, aylar önce hangi soruların sorulacağı müzakere edildi. mağaza içinde röportajı ayakta değil, iki koltukta oturarak yapmak istemiştim. kobe’nin ekibi, güvenlik gerekçesiyle buna karşı çıkmıştı. sonrasında uzun süren e-mail trafiğinin ardından, bar sandalyesi tarzı iki sandalyede anlaşmıştık. mesut yıldırım’ın çektiği, 11 senedir twitter’da profil fotoğrafım olan kare de onun sonucunda çıktı. her detayı öğrenmek istiyordu kobe. üstelik bana saçma gelen bir programı vardı. örneğin; caddebostan sahilde 13:30’da çocuklara basketbol dersi vermeye başlayacak, 14:08’de bitirecekti. yandaki sahada hazır bulunan stüdyomuza geçişi ve daha önce provası yapılmış mikrofonların takılması sonrasında 14:12’de canlı yayın başlayacaktı.

    14:12 mi?

    mümkün değildi. alışkanlığımız, bu kadar büyük yıldızın bizi -iyi ihtimalle- yarım saat bekletmesiydi. nitekim daha bir hafta önce luis figo’yla röportaj yapmış ve en az yarım saat beklemiştim. kobe bekletmedi. söylediği saniyede hazırdı ve dört dakikalık ilk canlı yayınımıza 30 saniye geç girdiğimiz için utanmıştım. hayatımın en kötü röportaj girişlerinden biri oldu. elim ayağım birbirine karışmış, kendime gelmem zaman almıştı. kobe, kusursuzdu. sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi hissettirdi ve beni rahatlattı. günün geri kalanında yapacağımız diğer iki röportaj için çok daha iyi hissediyordum. kobe’yle toplam yarım saate yakın yayında kaldık. caddebostan sahilden tekneyle kabataş’a geçtik. oradan özel bir araçla istiklal caddesi’ne. izdiham vardı, fakat röportaj yine tam söylediği saatte, 17:20’de gerçekleşmişti.

    o gün caddebostan sahilde olanlar çok iyi hatırlar. ali emre dedeoğlu’nun çevirisiyle, çocuklara harika bir ders vermişti kobe. herkesle tek tek ilgileniyordu. biz röportaj yaparken tellere tırmanıp kendisini oradan izleyen kobe formalı çocukları bile selamlamayı unutmamıştı.

    dürüst olmak gerekirse, kobe’ye karşı duygularım zamanla değişti. kariyerinin ilk döneminde taciz davası vardı. 19 yaşında bir kadın, kobe’yi tecavüzle suçluyordu. o dönem tüm avukatlarının kadını itibarsızlaştırması, ilk başta ilişkinin karşılıklı olduğunu söyleyen kobe’nin sonrasında “kendisini suçlayan kişinin rızası olmadığını anladığını” belirtmesi, son olarak kadının suçlamayı geri çekmesi ardından davanın detayları tamamen gizli bir anlaşmayla kapanması ciddi soru işaretleriydi. gerçekten ne olduğunu hiçbir zaman bilemeyecektik. sevilecek birisi değildi. üstelik nba’e ilk girdiğinde, ukala ve bencil bir skorerden ötesi değildi benim için. hem draft edildiği takımı beğenmeyip ısrarla lakers’a gitmek istemesi, hem her anında michael jordan’ı taklit etmesi, hem de kendisini öne çıkarmaya çalışırken takım arkadaşlarını arkada tutması çok antipatik geliyordu. üstüne üstlük, jordan’ın jübilesine dönüşen 2003 all-star’ında mj’in maç kazandıracak basketi üzerine maçı uzatmaya götürmüştü. (ah jermaine o’neal! hâlâ kızgınım sana o faulden dolayı.)

    ancak lige girdiğinde o 18, ben 12 yaşındaydım. zamanla ikimiz de büyüdük. kobe, iyi bir takım arkadaşı ve lider oldu. ben, kobe’nin en az benim kadar bir jordan hayranı olduğunu anladım. o, gün geçtikçe egolarını doğru yönlendirmeyi öğrendi. ben gün geçtikçe daha geniş açıdan bakabilmeye çalıştım. taciz davasını geride bırakan kobe, kız çocuklarının babası olarak örnek bir karakter haline geldi. kadın haklarının iyi bir savunucusu oldu. hatalarından ders aldı, öğrendi ve uyguladı. kusursuz değil, aksine kusurlu ve kusurlarından öğrenen birisi olarak çıktı zirveye.

    kobe’nin öğrenmesi, saha içinde bir skorerden bir lidere dönüşmesiyle sonuçlandı. 2009’da pau gasol’e ikili oyunlardan söz ederken, daha iyi pas verebilmesi için doğru açıda, aynı paralelde durması gerektiğini anlatıyordu. sadece pau’ya değil, bize de öğretiyordu aslında. sanıyorum benim için kırılma anı odur. hidayet türkoğlu’nun final serisindeki rakibi olarak başarısızlığını isterken, kobe’nin hayranı olmuştum. nefretim, büyük bir sevgiye dönüştü.

    sonrasında sosyal medya çağına girdik. kobe herkesten yaklaşık dört sene sonra sosyal medya hesabı açtı. twitter’a girdikten üç ay kadar sonra aşil tendonu koptu. kopmuş aşil tendonuyla çizgiye kadar gidip, iki faul atması belki de kobe’nin en “mamba” anıydı.

    mamba demişken, bir insanın kendisine lakap takması çok sempatik durmuyor elbette. ancak bu, kobe’nin taciz davası sonrası yarattığı bir alter egoydu. kobe saha dışında problemlerle uğraşan bir insanken, kara mamba saha içinde rakiplerine saldıran acımasız bir karakterdi. bu lakabı “kill bill” filminde uma thurman’ın canlandırdığı karakterden aldığını yıllar sonra açıklayacaktı kobe. slam türkiye dergisinde editörlük yaparken, canlı bir yılanla çektirdiği kapak fotoğrafını ilk gördüğümde inanamamıştım. derginin en çok satan sayılarından biriydi.

    kobe rekabetçiydi. michael jordan’ın altı şampiyonluğunu yakalamak istiyordu. eski dostu shaquille o’neal’dan daha fazla şampiyonluk kazanmak istiyordu. takım arkadaşlarını zorluyor, onlarla kavga ediyor ve herkesi yukarı çekmek istiyordu. kariyerinde iki kez lakers’tan ayrılmaya yaklaştı. birisinde chicago’ya gidiyordu, ki yıllar sonra kendisi ev ve okul baktığını bile anlatmıştı. diğerinde de detroit’e takas oluyordu. ikisinin de sebebi, rekabetçi karakteriydi. “shaq olmadan şampiyonluk kazanamaz” denmesini istemiyordu. shaq’siz iki şampiyonluk daha kazandı.

    kobe rekabetçiydi. sadece parkede değil. iş aklı her zaman üst seviyedeydi. 2011 yılında, nba lokavta girmişken tüm basketbol dünyasını sarsan bir transferle beşiktaş, deron williams’ı almıştı. bu büyük transferin ardından new york times’a demeç veren dönemin beşiktaş antrenörü ergin ataman, “eğer isterse kobe de bize katılabilir” demişti. ertesi sabah, kobe’nin menajeri (şimdilerde lakers’ın gm’i olan) rob pelinka aradı ve beşiktaş ile görüşmek istediğini söyledi. beşiktaş ayda 700 bin dolar önerirken; kobe’nin teklifi “ayda iki milyon dolar ve imza sonrası yapılan tüm sponsorluk anlaşmalarından yüzde 50 pay” oldu. hep merak etmişimdir, dönemin başkanı yıldırım demirören o gün “evet” deseydi, ne olurdu acaba?

    kobe rekabetçiydi. basketbolu bıraktıktan sonra girişimci olmaya karar verdi. 6 milyon dolara aldığı enerji içeceği hisselerinin değeri 200 milyon doları aştı. film sektörüne girdi, yaptığı beş buçuk dakikalık kısa animasyon filmiyle oscar kazandı. kitap yazdı, en çok satanlar listesine girdi. çocuk kitapları yazmaya başladı. hatta espn+ için yaptığı detail programı, bein sports’ta taktik tahtası adıyla yayınlanan bir programa ilham kaynağı bile olacaktı. kobe, biz televizyonculara, televizyonculuğuyla ilham vermişti.

    kobe basketbolun ona getirdiklerini değil, basketbolun kendisini seviyordu. birçok emekli basketbolcu “şu yeni yetmeler bizim zamanımızda olsaydı bu kadar sayı atamazlardı” derken, kobe herkese destek olmayı tercih etti. sakatlanan oyuncuları teker teker arayıp onların arkasında oldu. son sosyal medya paylaşımı bile, kendi rekorunu geçen lebron james’i desteklemek içindi.

    41 yıllık hayatının 24’üne tanıklık ettik kobe bryant’in. yekûnde yaptığı her işte en iyisi olmaya çabalayan, rekabetçi, akıl almayacak kadar çalışkan, okuyan, detaylara önem veren, kendini geliştiren, farklı diller konuşabilen, zorlukların üstesinden gelebilen, çocukları için yaşayan, ailesine önem veren sevgi dolu bir insan kalıyor.

    umarım bir gün oğlumla basketbol oynarken kobe’den hak ettiği şekilde bahsedebilirim. tüm hatıralar için teşekkürler kobe. bugün birçok kişi, dostunu kaybetmiş gibi üzgün...
  • 863
    41 gibi genç bir yaşta beklenmedik ölümüyle dünya çapındaki hayranlarını şoka sokmuş olan mamba. duygu sömürüsü sektörünün çalışmaları ve bizim milletin hem her şeyi abartma hem de her şeye bir kulp takma hastalığının çarpışması bir kenara, nba tarihine geçmiş büyük starlardan biriydi. 1950'lerde ve 1980'lerde domine etmese de sık aralıklı şampiyonlukları bulunan lakers'ı seksenlerin sonu doksanların başındaki buhranlı dönemden kurtarmasından ötürü lakers taraftarında yeri ayrıdır. dönem olarak efsane jordan'ın hemen arkasından gelmesi, stillerinin hatta bazı imza hareketlerinin aynı olması, istatistikleri ve şampiyonluklarıyla da dünya çapındaki basketseverlerin zihninde ve gönlünde yer etmiştir. bunun yanında internetin hayatlarımıza yön verecek şekilde girmeye başladığı dönemde sahneye çıkışı onun ünü ve sevgisinin dünya çapına yayılmasını kolaylaştırmış hatta şiddetlendirmiştir.

    bugün yirmili yaşların sonunda, otuzlarının başında olan ve basketbolu takip eden her insan çocukluğunda en azından bir kere kobe bryant olmuş, formasını giymiş, bir hareketini denerken kendini sakatlamaya ramak kalmıştır. bu da her sporcunun hatta insanın kolay kolay ulaşamayacağı bir seviye, yaratamayacağı bir etkidir. buna ani ve hiç beklenmedik ölümü de eklenince yaşananlar ve bu büyüklükte tepkilerin verilmesini normal karşılamak gerekiyor.

    bu spora bırakacağı en büyük mirası olan kızını da alıp göçmüştür bu dünyadan. onu seven ve hatırlayan son insan ölünceye kadar yaşamaya devam edecek...
  • 864
    dün gece yatmadan önce şu videoyu görmüştüm ve hem kobe hem de kızı gigi bryant için bir kez daha içim burkuldu. kobe'nin yüzündeki ifadeler, mutluluğu, heyecanı anlatılamaz fakat hem kendisini hem de videoda bahsi geçen kızını helikopter kazasında kaybettik.

    https://twitter.com/.../1221843152132280321

    "sence kızın maria (gigi bryant) wnba'de oynamak isteyecek mi?"

    "eminim ki istiyor! bu çocuk adamım… dışarıya çıktığımızda taraftarlar yanıma geliyor ve diyorlar ki ‘bir oğlun olmalı, oğlun. senin mirasını taşıyacak bir oğlun.‘ kızım dönüp ‘o iş bende’ diyor. ben de ‘doğru, o ışık sende var. o iş sende.‘ diyorum."

    edit: aynı videoyu türkçe altyazılı olarak da buldum.

    https://twitter.com/.../1221555928954175495
  • 866
    "mamba out" demişti lakers ile çıktığı son maçta sonra. gerçek gidişini ise şimdi yaptı, hem de 13 yaşındaki kızı ile birlikte. beni neden bu kadar etkiledi ölümü bilmiyorum, çok büyük hayranı filan değildim. sanırım yanında kızı ile beraber ölmesi, kızına düşkünlüğü ve beraber oldukları fotoğrafları beni bu kadar etkiledi. ne kadar iyi bir baba olduğu kızı ile olan ilişkisinden belli oluyor her fotoğraflarında. giderken bile kızını bırakmadı, belki o yalnız gitmesin diye onunla beraber gitti.
    bir de şu fotoğraflarını hiç unutmayacağım, gerçekten içimi acıtıyor bu fotoğraf benim; https://www.instagram.com/...utm_source=ig_embed. bir de şu fotoğraf var, ne güzel bir aileymiş dedirten; https://www.instagram.com/...utm_source=ig_embed. arkasında bıraktığı biri 3 yaşında, diğeri 6 aylık iki minik kızı daha var. eşine ve kızlarına sabır diliyorum.