• 31
    ergun gürsoy ve ayhan akbin'in hagi'nin muhalefetine rağmen aldığı bir isimdi. öncelikle şunu söyleyeyim; hakan da, ağabeyi murat yakın da zerre sevdiğim adamlar değillerdir, lakin hakan haksızlığa uğramıştır.

    hagi, rumen orta saha oyuncusu mihaita plesan'ı istiyordu; yönetimimiz ise bu futbolcunun menajerleri gheorghe popescu ve ortağı becali'nin daha önceki rumen transferlerinde kasamızdan çok daha fazla para çıkmasına neden olması ve 2 milyon dolar'dan fazla parayı kayıt dışı olarak ceplerine koymaları sebebiyle bu transfere karşı durmuştu. sonra paldır küldür hakan'ı getirdiler, hagi de oynatmadı.

    eric gerets göreve gelir gelmez hakan'ın kalmasını istemişti ama iş işten geçmişti bir kere. hakan dinlemeyerek ayrılmıştı.
  • 32
    isviçre'nin gördüğü en klas 10 numaradır tartışmasız.

    2000'li yılların başında ülkede fc basel'in hegemonyasının başlaması ve şampiyonlar liginde efsanevi liverpool, la coruna ve juventus maçlarıyla birlikte ikinci tur macerasının baş aktörlerinden biridir. bilenler bilr, bugün ikinci torbadan çekilen fc basel'in ilk magic geceleriydi o dönemler.

    şampiyonlar liginde kendini avrupa'ya tanıttıktan sonra 2003 yaz transfer döneminde çeşitli takımlarla ismi anıldıktan sonra paris saint germain'e transfer olmuştu. isviçre medyası 'artık nereye gideceğine karar ver' anlamında karikatürler yayınlamaya başlamıştı. tam herkes rahatladı derken yaşadığı fıtıktan dolayı tek dakika forma giymeden devre arasında stuttgart'ın yolunu tutmuştu. bu sefer de alay konusu olmaya başladı kendisi. havalı bir futbolcuydu, o yüzden pek sevilmiyordu. paris macerasının başarısız olmasını bırakın, hiç gerçekleşmemesine sevinenler çoktu. stuttgart'ta o dönemler isviçre marco streller ve diego benaglio gibi isviçreli futbolcular vardı. daha sonra ludovic magnin de eklendi bunlara. o jenerasyonla da 2007'de şampiyon olmuşlardı ama konumuz bu değil.

    stuttgart'ta sakatlıktan yeni çıkması ve biraz da kilo problemleri olmasından dolayı çok başarılı olamadı.

    fakat o dönemlerde en son euro 1996'ya katılmış olan isviçre milli futbol takımı'nı euro 2004'e götürdü. sakat mı, oynayacak mı, biraz da olsa oynar mı diye konuşulurken irlanda ile oynanan eleme grubunun final maçında
    golünü yazıp ülkeyi 8 sene sonra bir turnuvaya götürdü.

    çok fit olmamasından ve hırvatistan, ingiltere ve fransa'yla aynı gruba düşmelerinden dolayı euro 2004 pek güzel geçmedi.

    ardından yarım sezon stuttgart ve yarım sezon galatasaray maceraları psikolojik olarak da çökmesine sebep olacakken en iyi bildiği yere, yani isviçre süper ligine geri dönme kararı aldı. orada kendisine star gözüyle bakılıyordu ve rahat davranabiliyordu, özgürlüğünü yaşayabiliyordu ve hakan yakın asıl o zaman hakan yakın olabiliyordu.

    2005'ten 2008'e kadar ikinci baharını young boys takımında yaşadı adeta. 100 maçta 43 gol, 31 asistle o dönemin fc basel ve fc zürich takımlarına karşı başkaldırışta büyük rol oynamış ama yine de kupa kaldıramamıştır. 07/08 sezonunda ama 24 gol ile gol kralı olmayı başarmıştı.

    2006 dünya kupası gruplarında güney kore'ye karşı attığı gol ile gruplardan çıkma yolunda pay sahibiydi. çok seviliyordu ama bir şekilde de nefret ediliyordu. isviçre'de genelde tüm statlarda yuhlanıyordu. karekteri nedeniyle pek sevilmiyordu. tamam çok iyi bir futbolcu fakat hiç koşmuyor deniliyordu. disiplinsiz tavırları isviçrelilere pek sevimli gelmiyordu. kaprislerini çekemiyorlardı.

    tam gol kralı olarak isviçre'de düzenlenilen euro 2008'de ülkenin umudu durumunda bize karşı attığı gole sevinmeyişi ve ardından 2-0'ı 100%'lük bir pozisyonda kaçırmasından dolayı artık tamamen ipler kopmuştu. başta blick gazetesi olmak üzere ülkenin büyük bölümü bilerek kaçırdığını ve hiç üzülmediğini öne sürerek birdaha milli takıma alınmamasını istediler.
    aynı turnuvada jakob kuhn'un veda maçında portekiz'e iki gol atıp kısa sürelik sevince yol açsa bile yine de kendini affettiremedi.

    oysa ki 2004, 2006, 2008 ve 2010 turnuvalarına aralıksız katılma sebeplerinden bir tanesi hakan yakın'dı. tamam 2008'e ev sahibi olarak katıldılar, orası ayrı. ama o dönem ligin gol kralı olarak en gözde oyuncuları da oydu.

    buradan sonra kariyeri düşüşe geçmeye başladı. fc luzern ile 3 sezon orta sıralarda mücadeleden sonra kariyerinin son iki sezonunu isviçre'nin en sıcak bölgesinde bulunan bellinzona'da ikinci ligde top koşturarak geçirdi.

    abisi teknik direktör olarak fena gitmeyen bir profil çizse de kendisi biraz daha disiplinsiz kişiliğe sahip olduğu için bu konuda pek başarılı olamadı. bundan dolayıdır ki 4 sezondur abisinin yardımcılığını yapmakta, o nereye giderse onunla birlikte gidiyor.

    ben isterdim bizde başarılı olmasını. isviçre'de kendisini stadyumda birçok kez canlı izledim. özel bir yetenekti. kendisininden faydalanmayı bilen bir teknik direktörle çok özel işler yapabiliyordu. bizim lig ona göre bir lig olabilirdi, ama nasip diyelim.