• 537
    "evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
    hainiyim, ben vatan hainiyim.
    vatan çiftliklerinizse,
    kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
    vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
    vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
    fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
    vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
    vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
    ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
    vatan, amerikan üsleri, amerikan bombası, amerikan donanması topuysa,
    vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
    ben vatan hainiyim.
    yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
    nâzım hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”

    nazım hikmet

    ölümünün 57. yılında nazım'ı saygıyla anıyoruz.
  • 538
    hoş geldin kadınım benim hoş geldin
    yorulmuşsundur;
    nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
    ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
    susamışsındır;
    buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
    acıkmışsındır;
    beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
    memleket gibi yoksuldur odam.

    hoş geldin kadınım benim hoş geldin
    ayağını basdın odama
    kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
    güldün,
    güller açıldı penceremin demirlerinde
    ağladın,
    avuçlarıma döküldü inciler
    gönlüm gibi zengin
    hürriyet gibi aydınlık oldu odam...

    hoş geldin kadınım benim hoş geldin.

    (bkz: nazım hikmet)
  • 540
    dörtnala gelip uzak asya'dan
    akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
    bu memleket, bizim.

    bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benziyen toprak,
    bu cehennem, bu cennet bizim.

    kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
    yok edin insanın insana kulluğunu,
    bu dâvet bizim....

    yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
    ve bir orman gibi kardeşçesine,
    bu hasret bizim...

    (bkz: nazım hikmet)
  • 542
    bedri rahmi'nin nazım hikmet için kaleme aldığı, yıllar sonra zülfü livaneli tarafından onun anısını yasatmak için yiğidim aslanım adıyla bestelenen bu şiirle anmış olalım nazım'ı.

    zindani taştan oyarlar

    bursa'nın ufak tefek yolları
    ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
    tepeden tırnağa şiir gülleri
    yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    bir şubat gecesi tutuldu dilin
    silâha bıçağa varmadı elin
    ne ana ne baba ne kız ne gelin
    yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    ne bir haram yedin ne cana kıydın
    ekmek gibi temiz su gibi aydın
    hiç kimse duymadan hükümler giydin
    döşek diken diken yastık batıyor
    yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    zindanı taştan oyarlar
    içine bir yiğit koyarlar
    sağa döner böğrü taşa gelir
    sola döner çırılçıplak demir
    çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
    döşek melul mahzun, yastık batıyor
    yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    bugün efkârlıyım açmasın güller
    yiğidimden kötü haber verirler
    demirden pencere taştan sedirler
    döşek melul mahzun yastık batıyor
    yiğidim şahinim aman burda yatıyor

    mezar arasında harman olur mu?
    on üç yıl hapiste derman kalır mı?
    azrail aç susuz canın alır mı?
    döşek melul mahzun yastık batıyor
    yiğidim şahinim aman yerde yatıyor...

    dilinde dilimi bulduğum
    gücüne kurban olduğum
    anam babam gibi övdüğüm
    dayan hey aslan ustam
    abenim
    yiğidim dayan.
    dayan hey gözünü sevdiğim
    bugün efkârlıyım açmasın güller
    yiğidimden kötü haber verirler.

    sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
    kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
    şiirin gökyüzü gibi herkesin.
    sen kızılırmak kadar bizimsin
    en büyük ustası dilimizin
    canımız ciğerimizsin.

    bugün burdaysa şiirin, yarın çin'dedir
    bütün hışmıyla dilimiz
    kökünden sökülmüş bir çınar gibi
    yüreğimiz içindedir.

    bugün burdaysa şiirin, yarın çin'dedir
    acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
    bir yanı nur içinde tertemiz.
    bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir.

    bedri rahmi eyüboğlu
  • 543
    yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

    yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.

    yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yanı ağır bastığından.

    nazım hikmet

    yaşamaya çalıştığımız şu günlerde ölümünü böyle anmış olalım nazım ın.
  • 544
    şimdi efendim, benim sık sık arkadaşlarımla yakın çevremle filan bir şiir polemiğim olur. kendileri artık biraz odun olduklarından mıdır yoksa şiir sevmemek bir şekilde “havalı” bir şeye dönüştüğünden midir ya da artık kötü şiir okumaktan ipleri kopardıklarından mıdır bilinmez bir şekilde bir şiir polemiği olur. “ben anlamıyorum” filan derler, bilirsiniz.

    ben de çok şiir bilmem. ama mesela iyi şiiri biraz anlarım, biraz herkes anlar. çok iyi şiir zaten herkesi tavlar. bu şiir odunlarının özel bir direnci oluyor, illa ki hissetmemeye beğenmemeye hazır oluyorlar.

    eğer samimiyetle sorup “ ya iyi şiir varsa göstersene” derlerse okuttuğum bir kaç şiirden birinin yazarı ve onun ölüm yıldönümü üzerine uzattıkça uzatıyorum.

    saat beş karıcığım.
    dışarıda susuzluğu
    acayip fısıltısı
    toprak damı
    ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran bir sakat ve sıska atıyla
    yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı
    dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla
    ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı.

    bugün de apansız gece olacaktır.
    bir ışık dolaşacak yanında sakat sıska atın
    ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan bu ümitsiz tabiatın
    ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır
    yine o malum sonuna erdik demektir işin
    yani bugün de mükemmel bir sıla özlemi için
    yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam
    ben,
    ben içerideki adam
    yine mutad hünerimi göstereceğim
    ve çocukluk günlerimin ince sazıyla suzinak makamından bir şarkı ağzıyla
    yine billahi kahredecek dil-i naşadımı
    seni böyle uzak,
    seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi kafamın içinde duymak.

    *mutad:olağan
    *dil-i naşad: kederli gönül