• 489
    (bkz: atilla ilhan)

    ben sana mecburum bilemezsin
    adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    büyüdükçe büyüyor gözlerin
    ben sana mecburum bilemezsin
    içimi seninle ısıtıyorum

    ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    bu şehir o eski istanbul mudur?
    karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    sokak lambaları birden yanıyor
    kaldırımlarda yağmur kokusu
    ben sana mecburum sen yoksun

    sevmek kimi zaman rezilce korkudur
    insan bir akşam üstü ansızın yorulur
    tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    birkaç hayat çıkarır yaşamasından
    hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
    eski zamanlardan bir cuma çalıyor
    durup köşe başında deliksiz dinlesem
    sana kullanılmamış bir gök getirsem
    haftalar ellerimde ufalanıyor
    ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    ben sana mecburum sen yoksun

    belki haziranda mavi benekli çocuksun
    ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
    bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
    kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    bu kurtlar sofrasında belki zor
    ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    ne vakit bir yaşamak düşünsem
    sus deyip adınla başlıyorum
    içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
    hayır başka türlü olmayacak
    ben sana mecburum bilemezsin..
  • 490
    üstaddan gelsin o zaman: erenköyü'nde bahar

    --- alıntı ---

    cânan aramızda bir adındı,
    şîrin gibi hüsn ü âna unvan,
    bir sahile hem şerefti hem şan,
    çok kerre hayâlimizde cânan
    bir şi'ri hatırlatan kadındı.

    doğmuştu içimde tâ derinden
    yıldızları mâvi bir semânın;
    hazzıyla harâb idim edânın,
    hâlâ mütehayyilim sadânın
    gönlümde kalan akislerinden.

    mevsim iyi, kâinât iyiydi;
    yıldızlar o yanda, biz bu yanda,
    hulyâ gibi hoş geçen zamanda
    sandım ki güzelliğin cihanda
    bir saltanatın güzelliğiydi.

    istanbul'un öyledir bahârı;
    bir aşk oluverdi âşinâlık...
    aylarca hayâl içinde kaldık;
    zannımca erenköyü'nde artık
    görmez felek öyle bir bahârı.

    --- alıntı ---