• 469
    "mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
    dikey ve yatay mutsuzluktan
    mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
    sevgim acıyor

    biz giz dolu bir şey yaşadık
    onlar da orada yaşadılar
    bir dağın çarpıklığını
    bir sevinç sanarak

    en başta mutsuzluk elbet
    kasaba meyhanesi gibi
    kahkahası gün ışığına vurup da
    öteden beri yansımayan
    yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
    öbürünün bir kadından aldığı verem
    bütün işhanlarının tarihçesi
    sevgim acıyor

    yazık sevgime diyor birisi
    güzel gözlü bir çocuğun bile
    o kadar korunmuş bir yazı yoktu
    ne denmelidir bilemiyorum
    sevgim acıyor
    gemiler gene gelip gidiyor
    dağlar kararıp aydınlanacaklar
    ve o kadar

    tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
    sonbahar geldi hüzün
    ilkbahar geldi kara hüzün
    ey en akıllı kişisi dünyanın
    bazen yaz ortasında gündüzün
    sevgim acıyor
    kimi sevsem
    kim beni sevse

    eylül toparlandı gitti işte
    ekim filanda gider bu gidişle
    tarihe gömülen koca koca atlar
    tarihe gömülür o kadar"

    turgut uyar
  • 470
    west indies, kızıl elma, itaki, maçin!
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
    beyazların yöresinde nasibim kalmadı
    yerlilerin topraklarına karşı suç işledim
    zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
    uyrukların içinde uygunsuz biriyim
    vahşetim
    beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
    kendime dünyada bir
    acı kök tadı seçtim
    yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    uzak nedir?
    kendinin bile ücrasında yasayan benim için
    gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
    başım açık, saçlarımı ikiye
    ortadan ayırdım
    kimin ülkesinden geçsem
    şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
    cesur ve onurlu diyecekler
    halbukı suskun ve kederliyim
    korsanlardan kaptığım gürlek nara
    işime yaramıyor
    rençberlerin o rahat
    ve oturmus lehçesinden tiksinirim
    boynumda
    bana yargi yükleyenlerin
    utançlarından yapılma mücevherler
    sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
    mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    bir hayatı, ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
    görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
    askerken kantinden satın aldığım cep aynası
    bazı geceler çıkarken
    uçarı bir gülümseyişle takındığım musta
    gibi lükslerim de burda kalacak
    siparisi yargicilar tarafindan verilmis
    bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
    taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
    burada bitti artık işim, ocağım yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    ismet özel
  • 471
    "yüzünün üzülmeye çalışmış yerlerinden bahsediliyor
    güya gövdenin ve sesinin başına su gelmiş,
    inanmazdım
    herkesle hançersin de kendinle adın çıkmış sanki,
    kalbini özenle kırmışsın bütün eşyanın, ummazdım

    incirin öte hatrı suyun kuşkusuz fikriyle üzgünüm
    dilemiştim ki en çok kar yağmasın bu kış
    bu kış kalp suyumla ıslanmasın yastık!
    dilemiştim ki yoktur aşk
    bu mutlak hasar bu mükemmel hata
    bu belki mümkün bir kusurdur sinemdeki
    ama ödü varsa umru da var insanın ayarı gibi
    anladım sanki: devlet neden şarap kullanmaz
    neden en uzun suya en sessiz uzanır yüzün
    neden en çok üzülmüş üzümün adı şaraba çıkar

    sonra madem insan kal adında bir beladır
    insan dalgın bir belgedir kendiyle hayat arasında
    neden eve dönmekten ibarettir hayat
    neden bazen simsiyah bir doğruyla denilir,
    devletin ve allah'ın en iyi fikridir kış
    bütün evlerin en mükemmel hatasıdır baba

    başka incirin yarasını başka incir de bilmez gibi
    talandır bu herkesle herkes olmak
    kopan umur ufalan ödün adıyla
    iki lekenin birbirine dağılmasına sadece aşk mı denir
    diğer zeytinin diğer zeytine fethi gibi
    dilerim herkesin vaktiyle adı sinem olan uzun bir
    yasa değer eli
    sinem!
    o kadar , o denli."
  • 472
    gece
    bir tabut gibi çöker omuzlarıma
    bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar
    hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    hasreti bir ben bilirim

    bir de gecenin gözlerindeki baykuş
    baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş
    onu hüznümle güzelleştiririm. hüznümle
    süsler. bir damın üstüne oturturum
    süsler. damımın üstüne oturturum

    -sizi hiç bu kadar yakından görmedimdi

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta

    abimin acıyla yontulmuş yüzü
    yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma
    dağılır ses olur acısı
    ezberlediğim bir öğüdü yineler bana

    -çocuğum üşütme yüreğini
    şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezen

    ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil
    hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan
    korkarım

    mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa
    mesela annem de yoksa yanımda
    mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım

    -ana bana kurşun dök. dua oku. üfle ana
    ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle ana

    yalnızım. bunu hep söylüyorum
    yalnızım. bunu hep söylüyorum

    geceyi çarmıha geriyorum kimseler tapmıyor
    hüznümü ölçeğe vuruyorum yüreğine sığmıyor
    her şey ne kadar olabilir meraklanıyorum
    yüzüme dokundukça tırnaklarım kanıyor
    yalnızlığımı hüznümle yoğuran gece
    öyle basitsin ki sen bütün şiirlerin içinde
    biliyorum. biliyorum bunu da biliyorum
    gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da
    kendime kendimden başka kendim yok
    ne utancımı kuşanan bir sevgi
    ne çirkinliğimi öpen bir kız

    yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız

    -ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum
    ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta

    ey insanlar
    ey gecede unutulmuşluğumun yargıçları
    iğrenerek öpüyorum parmaklarınızı
    iğrenerek. hepinizi kucaklıyorum ilkin
    ağzınızı dudaklarınızı dişlerinizi öpüyorum
    bilmiyorsunuz. ben kendimi öpüyorum

    cinsel bir çiftleşmedir çarşaflar
    ıslak bir gece en fazla kendini çoğaltır
    bir solucan vücuduna yeni bir halka ekler
    döllenir acı. sevişme daha da erselikleşir

    -hü'yü tanıdım size anlatmalıyım bir gün
    size bir gün mutlaka hü'yü anlatmalıyım

    geceyse
    tükenmişse güneşin güçlülüğü
    gök gözlerinin buğusunu yansıtır
    senin acın acıların ölümüne gebedir
    korkma yavrum
    ne gece ne geceler senin
    suçsuz mızıkçılığını küçültemez
    bir çirkini öpmek için uzattığın yüreğini

    güzelleşip bir sevginin göğsüne yatmak biraz
    biraz yorgun biraz korkak bir insan sevmek biraz
    dayayıp sırtını gecenin duvarına
    bir ölünün ağzını dudağını öpmek biraz

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta

    ey kanımda tefler çalan mevsimle gelen
    sesimi çakallarla boğan gece
    hüznüme vur acımı soy
    beni de kuşat
    boris karlof kadar masum yüzümü
    karanlığınla frenkeştaynla
    çünkü artık büyütmeliyim içimde nefreti
    kalbim ki yıllardır iyiliğe abone
    nerde bir insan görse
    bırakır sevgi kuşlarını
    çünkü o bağışlar yargıçlarını
    kendi yasalarını kuramıyan yargıçlarını

    ey gecede unutulmuşluğumun suçluları
    ey yanlışlığımın yanlış yargılayıcıları
    suçum: nefreti öksüz bırakmak
    savunmam: sevgimi yüceltmek içindir
    sakalım yok biliyorum ama kötü değilim
    büyükleri sayarım küçükleri severim
    çocukları incitmeden severim. kadını öpmesini
    bilirim

    sizi de sizi de öpmesini bilirim

    -ana ben çok yalnızım. benim başka sevgim yok
    içimde utanç çiçeği gibi büyüyor hü

    kural tanımayan sevgim benim
    aykırım fizikötem doğaüstüm yanlışlığım
    aşkım. sevgili yanılgım benim başyargıcım
    nefretim nefretim nerdesin

    kalbim
    bir gün elbette sana hükmedeceğim

    elbet geçer bu hüzün mevsimi
    bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün
    o gün size sevinci de anlatıcam
    bir solucan bir leylekle çiftleştiği gün
    o gün bahar mevsimidir size aşkı anlatacağım

    ve bir gün elbette yıldızları sayacağım

    -gelin kucaklayın beni. yıldızları sayamıyorum.

    arkadaş zekai özger
  • 473
    eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
    ikincisinde, daha çok hata yapardım.
    kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
    neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
    çok az şeyi
    ciddiyetle yapardım.
    temizlik sorun bile olmazdı asla.
    daha çok riske girerdim.
    seyahat ederdim daha fazla.
    daha çok güneş doğuşu izler,
    daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
    görmediğim bir çok yere giderdim.
    dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
    gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
    yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
    yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
    farkında mısınız bilmem. yaşam budur zaten.
    anlar, sadece anlar. siz de anı yaşayın.
    hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
    gitmeyen insanlardandım ben.
    yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
    eğer yeniden başlayabilseydim,
    ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
    ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
    bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
    çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
    ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
    ölüyorum...

    jorge luis borges