• 202
    --- alıntı ---

    bu arada çok özel bir geleneğin temsilcisidir bayern münih: ligde ne zaman büyük bir çöküntü yasarsa, uluslararası büyük başarılara da hep o zaman imza atıyordu. örneğin 2000/2001'deki gibi dokuz yenilgiyle, daha önce hiçbir alman takımı şampiyon olamamıştı; özellikle de cottbus ve unterhaching gibi takımlara yenildikten sonra. söylediğimiz gibi güzel bir gelenek: avrupa kupası'ndakı ilk zaferini, 1974 yılında ligde 7-4'lük (üstelik de 4-1 öndeyken) kaiserslauten yenilgisinden sonra elde etti; avrupa kupası'ndaki ikinci zafer ise 1975'te ligde onuncu sıradayken, yediği 63 gol ve on dört yenilginin ardından geldi, ki bu yenilgilerin arasında 5-6 dusseldorf, 2-5 kaiserslautem, 0-6 offenbach yenilgileri de var. 1975/76 sezonunda (üçüncü kez avrupa şampiyonu) bayern takımı, bugün bile dudak uçuklatan akıl almaz skorlara rağmen ligde yükseliş de yaşadı: evinde schalkeye 7-0 yenilmişti örneğin

    --- alıntı ---

    christian eichkler'in "futbolun beceriksizleri ansiklopedisi" kitabından
  • 203
    kitap okumak istiyorum ancak bir türlü gerekli zamanı ve okuma motivasyonunu gösteremiyorum arkadaşlar. kütüphanedeyken, kitap mağazasındayken, otobüste bir şeyler okuyan insanları görürken ben de okuyacağım diyip heves ediyorum ama eve gelip birkaç saat boşluk bile olsa asla o kitabı elime alıp bir sayfa bile çeviremiyorum. benim gibi olan var mı acaba? belki çok saçma ve aptalca bir şey yazdım, ama ister iradesizlik diyin, ister başka bir şey, asla o koltuğa oturup o kitabı da elime alamıyorum. sorun bende mi, okumaya çalıştığım kitaplarda mı, yoksa başka bir şeyde mi? kitap önerisi, motivasyon önerisi, ne olursa olsun bilgilerinizi paylaşabilir misiniz?
  • 204
    (bkz: hayvan çiftliği)

    ülke olarak live action filmini çektiğimiz bir siyasi taşlama eseri. orwell'in ustalığıyla.

    (bkz: bülbülü öldürmek)

    1930'lu yılların alabamasında geçen bir çocukluk-adalet öyküsü. okunmalı.

    (bkz: otomatik portakal)

    topluma saldırma manifestosu. çoğumuz filmiyle tanıyoruz. kitabı okuyunca ise daha başka etkiliyor. enfes...

    (bkz: simyacı)

    sıkıcı olduğunu sanıp yıllarca uzak kaldığım bir kitaptı. yumuşak anlatımlı, masalsı hikayesiyle her yaştan okunabilecek bir eser.

    (bkz: fahrenheit 451)

    1950'ler den adeta günümüzü özetlemiş bir tatsız bir distopya. insanların soru sormayıp, büyük tv ekranlarıyla uyuşturulduğu bir dünya. itfaiyecilerin görevi ise yangın çıkarmak! kitapların büyük düşman olduğu kabus gelecek * öyküsü. okuyun mutlaka.

    (bkz: hayalet uçak)

    macera programlarından tanıdığımız bear grylls'in yazdığı bir tarihi macera-aksiyon kitap serisinin ilki. beklediğimden iyi çıktı.
  • 206
    genel olarak güzel kitaplar önerilmiş geçmişte, şöyle bir inceledim de. ben de kendimce birkaç öneride bulunmayı isterim. nasıl başlayacağımı pek kestiremesem de (ve de bir sürü ama bir sürü harika kitap olduğunu düşünürsek) öncelikle klasik okumayı, özellikle de rus klasiklerini pek sevemeyenler için oblomov'u önermek isterim(rus klasiği değil ama son ana kadar germinal'i mi önersem acaba dedim). diğer pek çok rus klasiğine göre çok daha rahat okunacak, mükemmel bir kurgu ve hikaye gerçekten. arka planında ise dönem rusyası, moskova-petersburg çekişmesi, rus aydınları eleştirisi gibi konular işleniyor. neymiş şu oblomovluk, tembellik mi yoksa bambaşka mı okuyup anlamak lazım kanımca.

    bir diğer önerimi türk edebiyatından yapmak istiyorum. her ne kadar rahatsız edici olduğu söylense de, çevremizde o kadar çok zebercet var ki, hatta daha falası, sırf bu yüzden bile yusuf atılgan'dan anayurt oteli' ni okumak gerekiyor. her nekadar kişisel favorim aylak adam olsa da, anayurt oteli karakter çizimleri, anlatısı, psikolojik alt yapısı ile toplumumuzdaki aykırı, değişik, tuhaf insanları anlamak, farketmek için daha ön planda.

    bilim kurgu olarak son ana kadar çocukluğun sonu aklımda vardı(tabi vakıf, dune, rama gibi serileri herkese önermek çok mantıklı olmaz, onlar daha bilim kurgu severler için) son anda ursula k. le guin'den mülksüzler'de karar kıldım. yine etkileyici bir kurgu, akıcı ama yoğun bir kitap. alt metinde anarşizim, mülksüzlük gibi konular mevcut. bilim kurgu severlerin kaçırmaması gerekiyor.

    distopik eserlerde oldukça fazla seçenek var(1984, cesur yeni dünya, fahrenheit 451, biz, damızlık kızın öyküsü, demir ökçe vs.) ama bu katagoride benim her anını hala hatırladığım körlük ön plana çıkıyor benim için. bir saramago hastası olarak, değişik bir yazım tarzı olduğunu söylemeliyim. noktalama olarak virgül ve nokta hariç kullanmaz, diyaloglar virgüllerle ayrılır ve bu sizi kitaba yoğunlaşmaya mecbur kılar. körlük ise bu yoğunlaşmayla sizi de kör eder ve her anı yaşarsınız. kesinlikle tavsiye ederim.

    her ne kadar seri tavsiye etmek istemesem se, fantastik olarak yer deniz büyücüsü'nü önermek isterim. ursula teyzemizden bir öneri daha oldu. harry yokken ged vardı diyorum. çok farklı bir yazım tarzı, daha değişik bir büyücü dünyası. gerçekten gözümün bebeği serilerdendir.

    felsefe ile arası çok olmayanlar için, ya bu kant, hegel falan ne ayak diyenler için oldukça güzel ve akıco anlatımla alfa yayınlarından çıkan felsefenin kısa tarihi(nigel warburton) önereceğim kitaptır. felsefe tarihini fazla detaylandırmadan, kronolojik olarak veriyor kitap.

    felsefi roman olarak sartre'ın bulantı kitabı şiddetle tavsiyemdir. kolay bir kitap olduğunu idda etmeyeceğim, fakat varoluşçu bir kitap olarak oldukça doyurucu bence.

    yeraltı edebiyatıyla aram çok çok iyi değil ama john fante'nin arthur bandini serisini önerebilirim. seri okumam ben diyenler için de bu seriden toza sor kitabını tavsiye ederim.

    kişisel favorilerimden olan nikos kazancakis'den günaha son çağrı ve yeniden çarmıha gerilen isa kitaplarını da tavsiye ederim. ayrıca ihsan oktay anar' ın bütün kitaplarını da önermek istiyorum. eğer mitoloji, fantastik seviyorsanız, 20.yy rusyasını iyi kötü biliyorsanız, hristiyanlık tarihi hakkında da az buz bilginiz varsa bulgakovdan usta ile margarita' yı öneririm, oldukça keyifli bir eser. ben zor kitap istiyorum diyenler için de sadık hidayet'den kör baykuş' u tavsiye ederim. ne kadar yazarsam yazayım hep başka kitaplar geliyor akla, o yüzden kalan mükemmel kitaplara biraz haksızlık ederek önerilerimi burada sonlandırıyorum. keyifli okumalar dilerim, kitaplarla kalın...

    edit. büyülü gerçeklik önermemişim. evet marquez ve rushdie gibi çok önemli isimler bu katagoride ilk akla gelenler(yüzyıllık yalnızlık, kırmızı pazartesi, gece yarısı çocukları, floransa büyücüsü gibi) ama ben size isabel allende'den ruhlar evi' ni önermek istiyorum. yine konusu harika, alt metni mükemmel bir eser. saygılarımla.
  • 207
    "o geldi mi? bu gitti mi?" günleri devam ederken, biraz soluklanmak için kendimce kitap önerilerine devam etmek istiyorum. bu defa tiyatrodan bir kaç eser tavsiye etmek istedim. bulunduğum yer nedeniyle uzun süredir tiyatrodan uzak kaldım. fakat tiyatro eserlerini okumayı sürdürüyorum. en azından onlardan siz değerli renktaşlara öneride bulunabilirim.

    her şeyden önce william shakespeare eserlerini okumayan/izlemeyen varsa, şimdi bu yazıyı bırakıp, gidip en yakın kitapçıdan satın alıp, en azından kral lear(şu sıralar haluk bilginer'in oynadığı oyun da vardı, devam ediyor mu bilmiyorum ama), hamlet, othello, machbet, romeo ve juliet, venedik taciri, fırtına gibi eserleri okusun. daha sonra da, denk gelirse bu oyunları mutlaka izlesin.

    bunu belirttikten sonra, geçelim önerilerime. çok başarılı bir yıkım edebiyatı örneği, harika bir tiyatro oyunu, wolfgang borchert'dan kapıların dışında eseri ilk önerim olacak. olur da oyununa denk gelirseniz, kaçırmayın. yahut mutlaka kitapçılardan satın alıp, okuyun. savaşın yıkımının yalnızca savaş sırasında değil, savaştan sonra da ne boyutlarda olduğunu gözler önüne seriyor bu eser. kapıların dışında kalan pek çokları, ne için, ne uğruna, kimlerin uğruna bunları yaşıyor, sorgulatan bir eser.

    " geceleri, ölüleri hatırlayarak haykıran bir kalbim olduğu için önce yeniden insan olmayı öğrenmeliyim."

    bir başka önerim; aslında bilinen, duyulmuş, ama çoğunlukla okunmamış veya izlememiş müthiş bir oyun samuel beckett'tan godot'yu beklerken eseri. oldukça etkileyici bir eser gerçekten. şiddetle öneririm(her ne kadar şiddetin her türlüsüne karşı olsam da)

    " estragon: bu akşam olduğundan emin misin?

    vladimir: neyin?

    estragon: bekleyeceğimiz zamanın."

    bir diğer önerim ise gogol'ün muhteşem kaleminden müfettiş oyunu. ülkeler, isimler, şehirler, hayatlar değişse dahi, değişenlerin aslında çok da bir şey olmadığını, değişmeyen pek çok şey bulunduğunu gözler önüne seren dönem rusyası komedisi. ama işte olaylar oldukça evrensel, her yerde karşımıza gelebilecekgillerden.

    "çok zeki olmanın, hiç zeki olmamaktan daha kötü olduğu zamanlar vardır."

    şimdilik benim önerilerim bu kadar. herkese iyi okumalar dilerim.
  • 210
    kötü zamanlardan geçiyoruz, salgın günleri. acil bir durum olmadıkça evden çıkmamak gereken, mümkün olduğunca sosyal hayatı sınırladığımız bu günlerde, evde oturup kitap okumak yapılacak en iyi aktivetelerden. biraz konuyla alakalı biraz alakasız, hafif post apokaliptik, hafif bilim kurgusal, ama mümkün olduğunca fantastik olmayan(zombili falan) eserler önermek istedim siz değerli renktaşlara.

    öncelikle bu tarz durumlarda hep aklıma gelen bir eserle başlamak istiyorum, okuyalı ve filmini izleyeli oldukça uzun bir süre geçti. geçenlerde netflix üzerinden filmi tekrar izledim. cormac mccartney'den yol bu alanda ilk tavsiyem. içimiz hazır kararmışken ve gündem corona iken, iyice iç karartmalık bir eser. ayrıca dünyada son kalanlardan olsam diyenlerin, fantazilerini tekrardan sorgulamasına neden olabilir. bir baba oğulun, kıyamet sonrası hayatta kalma çabası. gerçekten bence oldukça etkileyici bir eser.

    bir diğer önerim ise, nevil shute'dan kumsalda isimli eser. ağır aksak ilerlese de, içine alan bir kurguya sahip. dünyada nükleer savaştan ve felaketten sonra, en sona sadece avustralya kalmıştır ve nükleer bulutlar, rüzgarlarla ağır ağır kıtaya doğru ilerlerken, dünyanın kalanına keşfe çıkan bir denizaltı, mürettebatı ve çevresindekilerin öyküsü. okumaya değer olduğunu düşünüyorum.

    üçüncü önereceğim kitap daha ziyade bilim kurgu. herkesin de öyle çok sevebileceği ya da rahat okuyabileceği bir kitap mı, bilemedim. ama bence inanılmaz güzel bir kurgu. roger zelazny'nin bu ölümsüz kitabından bahsediyorum. "in medias res" şeklinde yazıldığı için, olaylara ortadan bodoslama dalıyoruz, başlangıçta "nooluyo kardeşim, ne bu tantana" moduna girebilirsiniz. fakat ilerledikçe müthiş bir kurgu sizi içerisine alıyor. tasvirler konusunda eleştirilmiş fakat burada yazar hayal gücümüze bırakmış biraz işi. benim okuduğum en iyi eserlerdendi ama kişisel yorumum bu tabi. yine post apokaliptik bir dönemde geçiyor hikaye ve biraz da(aslında fazlaca) mitolojik unsurlar barındırıyor.

    salgın deyince, karantina deyince tabiki de favori yazarım olan jose saramago'yu anmadan olmaz(rip). körlük normalde de kesinlikle tavsiye edeceğim eserlerdendir zaten. hikaye sizi inanılmaz içine alacak, insanların zalimliği, olayların gelişimi iliklerinize işleyecek. distopik yönü daha ağır basmakta ama bir nevi apokaliptik de diyebiliriz. devam kitabı olan görmek isr bence daha çok saramago hayranlarına hitap ediyor.

    çok post apokaliptik olmasa da, arkadi ve boris strugatski kardeşlerden uzayda piknik kitabı atmosferi yaşatması ve sunduğu fikirle gene müthiş bir eser. ortam iç karartıcı.tabi bu eseri de aslında stalker isimli filmden bilenler vardır. yine tavsiye ettiğim bir diğer kitap.

    virüs, salgın vs. deyince yine anımsadığım bir diğer eser olan leo perutz'dan şeytan tozu'nu anmadan olmaz. güzel ve değişik bir hikaye. oldukça akıcı, biraz kafkaesk. yine tavsiyelerimden.

    ayrıca jack london'dan kızıl veba' yı anmazsak olmaz. kızıl veba, bir anda ortaya çıkan dünya üzerinde çok az insanın kalmasına yol açan, hastalığa yakalananları dakikalar içinde öldüren, çaresi bulunamayan bir hastalık. nasıl tam bu karamsar günlerde paranoya yapmalık değil mi?

    şimdilik önerilerim bunlar. bunlar sadece kendi kişisel zevklerime göre tavsiye ettiğim kitaplar. size illa okuyun demiyorum, yarın bir gün 'beğenmedim ben bunu' diye yeşillendirmeyesiniz.* tekrar hatırlatmak gerekirse, bu zor zamanlarda lütfen evlerimizde kalalım, çok acil bir durum olmadıkça çıkmayalım. kitap okuyalım, film izleyelim. evde zaman geçirelim. bu zor zamanlar da elbet geçecek. saygılarımla.