• 1999
    dün dizisini yaptım bugün filmini yapalım... (bkz: galatasaray sözlük dizi kulübü/#2889762)

    filmlerini kategorize etmeyi sevmiyorum.
    çünkü bunun en büyük nedeni, özellikle hollywood'un dünyanın kurtuluşunu sevgi olarak açıklamasında yatıyor. konu sci-fi ve ya fantastik bile içinde mutlaka destansı bir aşk barındırır.

    hollywood'un yaptığı bu şeyin adı mixed... bir çok şeyi bir karıştırıp bir araya çıkarıp, seyirci kitlesini çoğaltma. misal listede de adını görmeyeceğiniz john wick'in içinde aslında bir aşk hikayesi yatar. kanserden karısını kaybeden bir tetikçinin ondan kalan son şey olan köpeğini öldüren adamların peşini düşmesini anlatır. konunun temeli aşk devamı saf aksiyondur. bu yüzden izleyici kitlesi belirli bir zümredir.

    ama ben size pearl harbor desem siz, japonların saldırısından çok en yakın arkadaşı ölünce, sevgilisine yazan danny adındaki piçi hatırlarsınız. ben onu hatırlıyorum çünkü... adam öldü danny adam öldü... rafe'in evelyn'e ne kadar aşık olduğunu biliyorsun değil mi? yani ford vs ferrari filminde gördüğümüz ve hayat hikayesine sonunda tanıklık edebildiğimiz, ken miles ölünce shelby, ken'in karısı mollie'ye gidip bir alt dudak versene dedi mi? demedi... bu hollywood'daki mallar ibelinli balian'i alıp öldürdü ve sibylla ile destansı bir aşk yaşatmak için ona bir oğul yazdılar. hemde bir piç... inanılmazlar. aşk olmazsa satmaz.. bu kadar basittir. neyse....

    family man : 2000 yılında yapılmış muazzam film. konusu yıllar önce başarılı olmak için sevgilisini terk eden bir adamın, onu terk etmeyip beraber olsalardı şu anda hayatı nasıl olurdu? sorusuna cevap veren, temelinde aşk yatsa da tipik bir
    "look from a different perspective" filmi.

    stardust : yine bir paralel evren filmi. 2007 yapımı ve altında american gods'un yaratıcısı neil gaiman hikayesinden uyarlama. neil gaiman denen manyağın bunun gibi bir kaç hikayesi daha var. sandman'ın yazarı... konusu ise tristan denen gerzeğin, onu sevmeyen, aklı fikri zenginlikte olan bir kıza düşen yıldızı ona getirirse evleneceklerinin sözünü alarak başlıyor. mal tristan işte... tüm film boyunca sevmediğim tek karakter...

    arrival : ted chiang'in 1998'de yayınladığı kısa hikayesinin sinemaya uyarlanması. dil bilimci louise'in uzaylılar ile anlaşmak için yaptığı dil çalışmalarını anlatan diye kısacık bir önerme yazabiliriz hakkında ama tabi altı çok çok dolu... ted abimizin temel felsefesini seviyorum. sci-fi konusunda çok gerçekçi işler çıkarıyor. biraz durağan geçen aksiyon ve gerilimin çok az olduğu bir film.

    anonymous : william sheakspear'ın aslında edward de vere olduğuna dair ortaya atılan komplo teorisinin filme alınma hali diyelim. ancak asıl mevzu, edebiyatı sevenlerin, de vere'e aşık olacağını düşünmem. çünkü de vere, kelimelerin gücünden, onlar sayesinde kralların değiştiğinden bahseder. hatta filmin sonunda yazdığı bir oyun ile halkı galyana getirip saray bastırmışlığı var.

    back to the future : yani dizi kulübünde game of thrones'i yazmadığım gibi bunu da yazmamam lazım ama hala izlemeyenler var. dünyanın en iyi bilim kurgu serilerinden... bazı filmler vardır, öyle bir yazılmıştır ki ondan sonra gelenlere babayı aldırır. back to the future öyle bir filmdir. bundan sonra yazılacak her zaman yolculuğu filminde bir araba koyamazsın, deli bir profesör yazamazsın... film başta eric stoltz ile çekilmişti ama yönetmen robert zemeckis ve yapımcı steven spielberg abimiz eric'in filmin komedi kısmı için doğru isim olmadığını düşününce, micheal j. fox ile tekrar çekmeye karar vermeleri ilginçtir.

    https://www.youtube.com/watch?v=IZ2owR6-lhM

    lord of the rings : bunu da back to the future gibi hala izlemeyenler için yazıyorum. fantastik edebiyatın babası tolkien'in kendi evreni olan muazzam hikayesi. uzatmayacağım... tolkien ile tanışmış film ekibindeki tek kişi christopher lee'dir. filmde saruman'a hayat vermiştir. tolkien onunla tanıştığında aralarında geçen sohbet sırasında, eğer bir gün film olursa hikayem gandalf'ı senin oynamanı isterim demiştir... ian mckellen canlandırmıştır gandalf'a...

    burnt : etkileyici bir aşçılık filmi. adam jones adındaki 2 yıldızlı michiel'en aşçısının 3. yıldızı alma yolculuğunu anlatıyor. karakterlerin işlenişi ve oyunculuklar 7 puanlık. güzel film. zaman geçirmek için ideal.

    coherence: tek mekan filmlerini seviyor ve buna da paralel evren eklenirse tadından yenmez diyorsanız mutlaka izlemeniz gereken film. konusu adında saklı film. eş fazlı olma anlamına geliyor yani aslında senden bir kaç tane var demek... izleyin mutlaka...

    contact : yapılmış en iyi uzaylı filmlerinden... jodie foster'ın çılgın attığı, matthew mcconaug'ın ise o günlerde sadece yakışıklı bir yüzden ibaret olduğu çok çok iyi bir film. uzaylıların temasını ve bu teması bulan jodie foster ve ekibinin yaşadıklarını anlatıyor. bir robert zemeckis filmi..

    defending your life : diğer taraf filmi... muazzam bir diğer taraf filmi. meryl streep, julia karakteri ile ışıl ışıl parlıyor. albert brooks ise daniel karakteri ile her zamanki gibi komik.

    the invention of lying : ricky gervais'in yazdığı ve oynadığı, dünyada kimsenin yalan söyleyemediği bir ortamda bir adamın yalan söylemeyi bulması ve bunu kullanarak neredeyse peygamber ilan edilmesine varan süreci işliyor. ricky koyu bir ateist olarak burada da derinden derinden dini sorgulamış.. güzel film.

    the rewrite : bir zamanlar çok iyi bir film yazmış ve oscar almış bir yazarın, düşüşe geçen kariyeri sonrası, ücra bir üniversitede öğretmenlik yapmasıyla başlayan olayları anlatıyor. güzel, bir o kadar tatlı. hugh grant ve marisa tomei'yi barındırıyor içinde... daha ne olsun..

    lake house / frequency : aynı temele dayanan iki farklı film. birinde babasının ölümü ile kendini hiç bir zaman toparlayamamış bir genç adamın babasın telsizi ile onunla geçmişte konuşabilmesine dayanırken, lake house'da farklı zamanlarda yaşayan iki insanın aynı göl evindeki posta kutusu ile haberleşmesine dayanıyor... ikisinde de geçmişteki olayları değiştiriyorlar ve görüyoruz ki dünya kendi kendini yok etmiyor...

    groundhog day : phil connors adındaki bir hava durumu sunucusunun 2 şubatta groundhog day için gittiği punxstawney adındaki kasabada kısılıp kalmasını ve aynı günü tekrar tekrar yaşamasına dayanır filmin konusu. bill murry ve çocukluk aşkım andie macdowell ile şahane bir fantastik romantik komedi.

    about time : nothing hill, four weddings and a funeral (sonra dizisini de yaptılar) yesterday, love acullty gibi romantik komedilerin yaratıcısı richard curtis'in yazdığı çok çok iyi filmlerden. ailenin erkeklerinin 21 yaşından sonra zamanda yolculuk yaptığını öğrenen tim adındaki tipsiz bir gencin aşkı arama yolculuğu diyelim. bu filmde rachel mcadams'ın varlığını da es geçmeyelim. richard curtis, sürekli amerikali bir kıza aşık olan ingiliz genci üzerine yazar senaryosunu. burada da saat şaşmamış... ayırca vanessa kirby, ve margot robbie gibi şu anda ününe ün katmış sarışınları da bünyesinde barındırır film.

    jurrasic park: çılgınlar gibi sevdiğim seri. orijinal seri ile sonraki üçleme arasında tercih yapmak istemiyorum star wars gibi oldu. steven spielberg ile başladı seri. muazzam bir hikayeydi. westworld'u yazan manyak beyin michael crichton (2008'de aramızdan ayrıldı) yazdığı bir işti. kitaptan uyarladılar ama senaryo yine michael crichton'ın elinden çıkınca kitabı aratmadı.

    logan : x-men'leri pek sevmem ben daha çok neil gaiman'ın yazdıklarını seviyorum ama x-men'de sevdiğim bir şey var elbet.. o da logan. wolverine adıyla biliyoruz onu ve adam devasa acılar çekti. yani bence dünya üzerindeki tüm mutantlardan daha fazla acı yüklediler adama... sonunda solo filmi bizi pek bir sevindirdi... ilk solo filmi efektler tamamlanmadan sızdırıldığı için bombok geçmişti ama bu çok iyi korundu. iyi de oldu bence...

    nothing hill : kendisinden sonra gelecek ünlü kadın, ünsüz erkek hikayelerinin tamamını 1999 yılında bitirmiş film. bundan sonra ne yaparsanız yapın insanlar hep sizi nothing hill ile kıyaslayacak. çünkü, yapılabilecek en iyi şey yapmış bir film olarak karşımızda nothing hill. anna scott adındaki amerikalı tanrıça kıvamındaki hollywood yıldızının londra'da seyahat kitapları satan bir dükkanda tanıştığı william thacker ile yaşadığı aşkı konu eder. ilginç bir not, film boyunca anna scott hiç bir şekilde william thacker'ın ismini kullanmaz. ona ne aşkım, ne hayatım, ne de william der.

    begin again : john carney'in ilk ciddi projesi diyebiliriz. once ile tanıdık onu. once dublin'li sokak müzisyeninin ilk solo albümünü çıkartmasına dayanan bir film. filmin samimiyeti çok üst düzeydi bu yüzden çok sevildi. begin again ise tanınmış tüm insanları bir araya topladığı çok sağlam bir film. keira knightley, james corden, mark ruffalo ve adam levine gibi insanları bir araya getirdi.

    nolan filmleri : neredeyse tamamı izlenmeli ve değerlendirilmeli.

    tarantino filmleri : once upon a time in hollywood hariç her filmini çok sevdiğim muazzam bir yazar. mutlaka izlenmeli.

    immortal beloved : , avusturyalı sanatçının ölümünden sonra bulunan bir mektubun üzerine kuruluyor. mektubun gönderildiği kişinin kimliği gizlidir ve bestecinin hayatında çok önemli bir yeri olduğu düşünülmektedir. bu kişinin kimliğini bulmak üzere araştırmalara başlayan anton felix schindler ile birlikte izleyiciler de ünlü bestecinin hayatını öğreniyoruz. ünlü besteci kim? ludwig von beethoven...

    la finestra di fronte : karşı pencere adıyla türkiye de vizyona giren ferzan özpetek filmi. filmin son sahnesi en iyi 50 kapanış sahnesinden biri seçilmiştir. kocası ile sorunları olan bir kadının evinin karşı penceresindeki bir adam ile yaşadığı, yaşamaya çalıştığı gizli bir aşkın öyküsünü anlatır.

    die fälscher: kalpazanlar diye çevrildi bizde. alman nazi partisinin 1936’da gerçekleştirdiği en büyük kalpazanlık operasyonunu anlatan ve gerçek bir olaydan esinlenilerek çekilen bu film, 2. dünya savaşı sırasında geçiyor. filmde bir yahudi olan salomon 'sally' sorowitsch'in hikayesini anlatır aslında.

    zwartboek: nazi almanyasından bahsetmişken kara kitaptan bahsetmemek olmaz. rachel steinn, bir yahudi şarkıcıdır ve nazi partisi öncesi saygın biridir. ama yahudi olduğu için zulümden kaçmaya çalışır ve hollanda'ya kaçmak için bota biner. ancak bot almanlar tarafından durdurulur ve herkes öldürülür. rachel ise şans eseri hayatta kalıp, direnişe katılır. bir insanın hayatının nereden nereye gelebileceğini gösteren muazzam bir filmdir.

    saint : val kilmer'ın aksiyon yıldızı olabileceğini gösteren film. çok büyük bütçe ile çekilen ama nedense devamı gelmeyen bir film olarak tarihin tozlu sayfalarına girdi. aslında ethan hunt'ın imf (imposible : mission force) görevimiz tehlike film serisi gibi seri yapılabilirdi. simon templar'ın aurası bu işe son derece uygundu. mükemmel bir film değildi ama 1997 şartlarına göre güzel film.

    total recall : bir arnold'lu bir de colin farell'i iki versiyonu var. ikisi de izlenebilir ama benim tercihim orijinali. philip k. dick (ruhu şad olsun) abimizin yazdığı hikayeden uyarlama. pkd genellikle gerçek nedir? diye sorguladığı için lsd alıp 5 gün yazan 2 gün uyuyan manyak bir adam. bıçak sırtı, kader ajanları, azınlık raporu hep bu çılgın abimizin hikayesidir.

    matrix, forrest gump filan yazmıyorum. imdb top 250 listesini veriyorum aşağıda.

    https://www.imdb.com/chart/top/?ref_=nv_mv_250

    iyi seyirler.
  • 2000
    (bkz: click)

    bir adam sandler klasiği olan film.

    sandler, iş hayatı ve aile arasında dengeyi kuramayan bir mimarı canlandırıyor. oldukça hırslı ve fazla çalışan mimarımız ailesine zaman ayırma konusunda oldukça fazla sorun yaşıyor.

    komşuları o' doylelarda olan akıllı kumandalardan bir tane almak ister. bu durum onun oldukça ilginç bir kumanda ile tanışmasına sebebiyet verir. bu kumanda hayatını tamamen değiştirecektir.

    zamanın değerini ve anı yaşamanın, aile ile birlikte her şeyden önemli olduğunu anlatan güzel bir film. zamanı olanların izlemesini tavsiye ederim.