• 1151
    alışmışsınız hollywood'a, asya yapımı filmlere yönelin biraz:

    (bkz: oldeuboi)
    (bkz: ajeossi)
    (bkz: sin-se-gae)
    (bkz: bacheha-ye aseman)
    (bkz: guizi lai le)
    (bkz: salinui chueok)
    (bkz: okuribito)
    (bkz: mou gaan dou)
    (bkz: chung hing sam lam)
    (bkz: aruitemo aruitemo)
    (bkz: chugyeogja)
    (bkz: hana-bi)
    (bkz: kokuhaku)
    (bkz: ang-ma-reul bo-at-da)
    (bkz: madeo)
    (bkz: soshite chichi ni naru)
    (bkz: boksuneun naui geot)
    (bkz: ddongpari)
    (bkz: chinjeolhan geumjassi)
    (bkz: jusan-nin no shikaku)
    (bkz: qian li zou dan qi)
    (bkz: go-ji-jeon)
    (bkz: ichimei )
    (bkz: gongdong gyeongbi guyeok jsa)
    (bkz: dalkomhan insaeng)
    (bkz: taegukgi hwinalrimyeo)
    (bkz: the raid)
    (bkz: the raid 2: berandal )
    (bkz: letters from iwo jima)

    seç beğen izle.
  • 1152
    (bkz: paddington)

    dün gece uykum gelmedi, uykum gelsin diye boş bir film açayım dedim.
    kitap da kalmamıştı, çok çaresizdim. bu filmi açtım. küçük bir ayının hikayesini anlatıyor. zaman zaman sıksa da uyumadan tamamını izledim.
    eğer şöyle arkama yaslanayım eğlencelik 1.5 saatlik takılayım diyorsanız izleyebilirsiniz.

    (bkz: düğün dernek 2)

    açıkçası 2-3 saatlik boşluğumuz vardı, zaman bulup gittik. ilk filmde daha çok eğlendiğimi, iyi vakit geçirdiğimi hatırlıyorum. haliyle ilk filmle kıyaslıyorum ve bence 1. film daha iyiydi.
    bu adamlar kesinlikle komik ama bir sorunları var. çok fazla gereksizlik var. çok fazlalıklar var. gereksiz karakterler, gereksiz sahneler. anlamsız durumlar var, izleyenler beni anlayacaktır. karakter üzerine gereksiz yoğunlaşmalar, aslında komik olduğu düşünülen ama hiç komik olmayan tipler var. iyi oyunculuklar da bu yüzden kuru yanında yaş muamalesi görüyor. filmde fikrimce bir adet efsane performans var o da devrim yakut'tur.

    film eğer 90 dakikaysa bunun 70 dakikası çöp. o 20 dakikayı tamamına yayabilseler zaten hababam sınıfı, süt kardeşler, gülen gözler olurdu.
    dolayısıyla sinemada izlenmeyecek kadar kötü, tv'de ilk kez diye yayınlandığında ana-baba-çoluk-çocuk izlenebilecek derecede iyi.
  • 1156
    (bkz: burnt)

    izlenebilir mutfak/aşçı temalı bir film. bir ''chef'' değil ancak onu söylemem gerekir. bu filmin başrolünde ruh hastası, mutfakta bir canavara dönüşen aşçı abimizi bradley cooper canlandırmakta.

    ha bir de fazla uzun geldi bana. 1 saat 40 dakika bu filme çok gelmiş.

    neyse buyrun fragman: https://www.youtube.com/watch?v=QsyzkkI_g14
  • 1159
    piyasada doğru dürüst yerli film yok. ayrıca yerli filmlerin puanlarını bizim rapper fuat mı veriyor anlamadım.(sana puanım 9 kanka) hep yüksek.

    son yıllarda 2-3 tane izlemeye değer film var yerli piyasada:

    (bkz: kelebeğin rüyası)
    (bkz: bana masal anlatma)
    (bkz: limonata) *

    bir de fularım olmadığı için ''kış uykusu'' filmini tam şey edemedim. fularlı izlersem belki?

    bir de bizimkiler korku filmi çekmesin. yahu bıktı kardeşim cinler de bıktı adamları rezil ettiler yav. bir gün seti basacak bu üç harfliler ondan korkuyorum.

    gelmek istediğim nokta; ''güzel bir yerli filme açız''

    edit: bu arada yerli korku film olarak bazı filmlerin hakkını yemeyelim:

    (bkz: şeytan-ı racim)

    quantum nickli bir inci yazarının anlattığı hikayeydi bu. gece yarıları yazmaya başlar titreyerek okurduk sözlük ahalisi olarak. sonra bıraktı yazmayı ve bu senaryoyu film haline dönüştüreceğini söylediler. yerli korku filmlerine bakarsak iyi sayılabilecek bir film. bazı efektler paintle yapılmış gibi dursa da başarılı. bizde korku filmi adı altında ''kan, tavuk ayağı, leş'' vs. gösterdikleri için bu film temiz ilerlemekte.

    (bkz: musallat)

    süresine bakmadan izlediğinizde tam bitti derken toplanın beyler en baştan anlatıyorum gibi bir bölüm var bu filmde de orası gereksiz olmuş. bu da yerli korku filmlerin oldukça başarılı bir örneği. ancak daha sonra gelen serilerin ilkini yakaladığını düşünmüyorum.

    (bkz: büyü)

    okan yalabık oynadığı için mi artık ne diyeyim bu da içinde kan, vahşet götürmeyen başarılı bir film. setinde yangın çıkmıştı zamanında. pr çalışması değilse yukarıda dediğim olay artık canlarına tak etti demek ki :)
  • 1161
    merhaba arkadaşlar. bugün hepimizin bildiği ama aslında neredeyse hiçbirimizin gerçekten tanımadığı ihsan yüce hakkında yazacaktım. ne tesadüf ki film grubumuzda bir arkadaş çok güzel bir yazı yazmış ve ben bu kadar güzel yazı yazamazdım. o yüzden arkadaşın da izniyle buraya alıntılıyorum. öncelikle ihsan yüce'nin fotoğrafı, zira isim olarak bilinmiyor: http://turkagram.com/...p-ayri-oldu..Bi_.jpg

    mutlaka okuyun derim.

    --- alıntı ---
    çoğunuzun aklında kemal sunal’ın filmlerinde oynadığı kayınbaba ya da muhtar rolleriyle canlanır muhtemelen. belki de hiç canlanmazdı, üstteki fotoğraf olmasa. şöyle söyleyeyim; kibar feyzo’da gülo’nun babası hüso’dur mesela, çöpçüler kralı’nda da hacer’in babasıdır. bu örnekleri tek tek çoğaltmak istemiyorum, çünkü çok fazlalar. istatistiksel bir bilgi vermek gerekirse 150’den fazla filmde oynamıştır, bunların 56’sının senaryosunu yazmış, 6’sını da yönetmiştir. kameranın önünde olduğu kadar, kameranın arkasında da büyük işler başarmış bir emekçidir aynı zamanda. yeşilçam’ın o en parlak yıllarında yazdığı filmler, oynadığı roller ile iyi paralar kazanmıştır ama kazandığı parayı da yine sinemaya ve tozunu uzun yıllar yuttuğu tiyatroya harcamış, yatırımlar yapmış, gençlere el vermiş ve onları yüreklendirerek bu vefasızlıktan geçilmeyen yollara adını derin derin kazımıştır. “iyilik yap denize at,” demiş atalarımız ama yaptığı iyilikler ne kadar geriye dönmüştür, ihsan yüce ne kadar hatırlanıp anılıyordur bilemiyorum. doğruyu söylemek gerekirse unutulan, yitip giden bir değerdir yüce ihsan. adını söylediğinizde, insanların hatırlamadığı bir karakterdir artık…

    elazığlı bir alevi ailenin çocuğu olarak 1929 yılında dünyaya gelir ihsan yüce. izmir atatürk lisesi’nde okur, sonra iktisadi ve ticari ilimler akademisi’ni bitirir. bir süre kendi mesleğinde çalışsa da içinde çocukluğundan beri taşıdığı hislerin peşinden koşar. ufak tiyatrolarda oyunculuklarla başlar sanat hayatına. tiyatroculuğun yanında resim ve heykel çalışmaları da başlar o yaşlarda. gençtir, heveslidir, içi sanat için üretmekle doludur. 1968 yılında üç arkadaşıyla ankara’da drama tiyatro’sunu kurup ideallerinde olan şeyleri yapmaya başlar. mesela dostoyeski’nin suç ve ceza’sını oyunlaştırır. 1952 yapımlı charlie chaplin’in yapımcılığını, yönetmenliğini ve oyunculuğunu üstlendiği sahne işıkları’nı tiyatroya uyarlar. drama tiyatro böylelikle ses getirmeye başlar. ihsan yüce’nin sinema yolculuğu da bu sahneden sonra başlar.

    birçok türk filminde yardımcı karakter olarak yer alır. her tür tipe bürünmüştür beyaz perdede. mazlumdan deliye, karadenizli’den güneydoğulu’ya, dalkavuktan ayyaşa… her daim yan karakterde yer almasına bakmamak gerekir yine de. çünkü baskın karakterli oyunculuğuyla bir şekilde filmi tamamlayan karakter oyunculuklarıyla hafızalara yer etmiştir ihsan yüce. kendine has sigara içişi, sigaradan sararmış bıyıklarıyla bütünleşir adeta. yazdığı senaryolara kendi yaşamından ve dönemin siyasi olaylarına göndermeler yerleştirir. çok zekidir çünkü, toplumcudur ve toplumun yanında olduğunu bir şekilde göstermek ister. ihsan yüce, bir bakıma, 1970’lerde yükselen köylü sosyalist hareketin sinemamızdaki taşlama örneklerini kaleminin ucunda ve en yalın en anlaşılır dille işlemiş tek sanatçıdır. yılmaz güney’in mizahtaki dengidir. argoyu da yerinde ve gerçekçi, cömertçe kullanmıştır. lafını esirgemeyen bir senarist yazardır yüce.

    keza senaryosunu yazıp oynadığı kibar feyzo filminde bu tarz sahnelere rastlamak mümkündür. kibar feyzo filmi görünüşte mizah filmidir ama aslına bakılınca sosyalizme övgü olarak kaleme alınmıştır, bunu kendisi de söyler. örneklemek gerekirse; filmin faşo aga’sı maho’nun bir sahnede feyzo’ya, “ula şurda 141, 142 başsınız lo!” repliği, anayasanın 141 ve 142. maddelerine göndermedir. bu maddeler komünist cemiyetler kurmanın suç olduğuna ve komünizm, anarşizm, diktatörlük, ırkçı­lık propagandalarını ve millî duyguları yok etmeye ve zayıflatma­ya yönelik propagandaların cezalandırılmasıyla alakalıdır. film içerisinde yine sendikalaşmanın önemi ve işçilerin birlik olmasıyla alakalı birçok propaganda yer alır. bu yönüyle ve içerisinde bulundurduğu daha birçok şeyle bir başyapıtı kendi imkânlarıyla ve riskleriyle yüklenip dile getirmiş, senaryolaştırmış ve çektirmiş kişidir ihsan yüce. dönemin baskılarına ve dayatmalarına karşı gelmiş bir yürektir.

    sinema, tiyatro, resim ve heykel dışında edebiyatla da ilgilidir ihsan yüce. dostlarının anlatılarına göre pek çok şiiri vardır ama bunların hiçbiri yayımlanmamıştır. yazmayı sever, üretkenliği buraya da yansımıştır lakin şiirlerini ve eleştirel yazılarını bulmak pek mümkün değildir. günümüze ulaşan en bilinen şiiri “ekmek, şarap, sen ve ben” dir. şiir mazlum çimen’in bestesiyle mümtaz sevinç’çe de seslendirilmiştir.
    “…bir kere aristo’nun hocası olmuştum
    ona verdiğim dersle gurur duymuştum
    bazen jan dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
    bazen odunun ateşleyen bir cellât olurum
    eğer daha da içersem
    shaskespare halt etmiş derim karşımda
    salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
    işte mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
    enayiymiş be platon…
    bir içsin de görsün….
    ne felsefesi varmış bu hayatın
    anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu…”
    salacak’ta küçük bahçeli eski bir evde, ailesiyle yaşar ihsan yüce. bu evde 1991 yılında kalp krizi geçirerek vefat eder. mezarı karacaahmet’tedir. kısa boyuna rağmen kocaman bir yüreği taşır bedeninde yaşadığı ömürce. arkasında bıraktığı işlerle unutulup gitmiştir.
    her filmine denk geldiğimde onu anlatmayı, yaptığı işleri yanımdakilere tek tek sıralamayı bir borç bildim adeta. bu yazıyı da ekranda bir filmini seyrederken borçluluk duygusuyla yazıyorum. ihsan yüce’yi biliniz, seviniz, tanıyınız.

    --- alıntı ---
  • 1162
    yarın vizyona iki yeni film girecek.

    ----
    the big short

    "dünya ekonomisi hakkında belli bir bilgi seviyesine sahip, ancak bankacılık sektöründe yer almayan 4 kişi, 2000'li yılların ortasında yaşanan büyük ekonomik krizi önceden sezerler. ancak gerek bankalar, gerekse hükumetler bu durumu ısrarla görmezden gelmeye devam etmektedir. oluşan bu büyük açığı ancak her şeylerini kaybetmeyi göze alacak kadar cesur olanlar, risk almaktan korkmayanlar değerlendirebilecektir. sonunda ya batacak, ya da muazzam paralar kazanacaklardır.

    filmin oyuncu kadrosu brad pitt, christian bale, steve carell, ryan gosling, melissa leo'dan oluşuyor."

    *

    ----

    joy

    "tek başına 3 çocuğuyla ayakta kalmaya çalışan joy mangano'nun 4 kuşağa yayılan aile hikayesi filmde anlatılıyor. aşk acısı, ticaret hayatının zorlukları ve maddi sıkıntılarla yüzleşen joy, yine de ayağa kalkıp büyük işler başarmanın yollarını arayacaktır.

    filmin oyuncu kadrosu robert de niro, bradley cooper, jennifer lawrence, virginia madsen, edgar ramirez'den oluşuyor."
    ----

    aklınızda bulunsun.
  • 1163
    yarın vizyona creed filmi giriyor arkadaşlar. rocky 7 diyebiliriz. rocky serisinin yeni filmi. film imdb'de top 250'deydi yeni düştü listeden. altın küreye de aday oldu. tabii ki çok bekledik bu günü.

    dınııı nııııı
    nınııı nııııı
    nını nı nı nınınını nıı nıı
    nı nını nınııı

    :( (bkz: galatasaray sözlük şiir kulübü)

    ertem ver müzüğü. ver müzüüü ertem https://www.youtube.com/watch?v=GvQkl7qa6RQ
  • 1165
    birçok kişiye ilham olan sylvester stallone'un hikayesini anlatacağım.

    stallone'un garip bir yüz ifadesine sahip olmasının sebebi yüzünün sol tarafının büyük bir kısmının felçli olarak doğması. doğuştan gelen bu "engel" yüzünden düzgün konuşamıyordu. konuşma bozukluğuna sahipti. düzgün konuşamayan ve yüzünün bir kısmı felçli olan bir aktör? kulağa ne kadar olasılıksız geliyor değil mi?.. değil!

    new york şehrine hayalini gerçekleştirmek, aktör olmak için geldiğinde kimse onu işe almadı. o kadar çaresiz ve parasız kaldı ki; 3 hafta boyunca new jersey otobüs terminalinde yattı. o kadar çaresiz kaldı ki en yakın ve sadık dostu olan köpeğini 25 dolara tanımadığı birine satmak zorunda kaldı.

    bir gün muhammed ali'nin bir maçını izlerken aklına bir fikir geldi. o kadar dolu, hevesli, istekli, hırslıydı ki hafta sonu boyunca uyumadı ve rocky filminin senaryosunu yazdı. hem de 3 günde, koskoca bir filmin senaryosu... prodüktörler bu senaryoyu çok beğendi ve ona 125.000 dolar teklif etti(hem de o zamanın parasıyla) ama ona bu filmde rol vermeyeceklerini söylediler.

    çaresiz ve parasız olmasına rağmen stallone'un hayali aktör olmaktı ve rest çekerek bu 125 bin dolarlık teklifi reddederek oradan ayrıldı. ya ben başrol olurum ya da bu film hiç olmaz dedi. 1 hafta sonra 325 bin dolar teklif ettiler ama yine rol vermeyeceklerdi. stallone bu teklifi de reddetti. en sonunda prodüktörler başrolde onun olmasını kabul ettiler ama neredeyse teklifin 10'da 1'i olan 35 bin dolar para teklif ederek. stallone düşünmeden kabul etti. filme hayatını koymuştu, kendinden de birçok sahne vardı filmde. sonuna kadar inanıyordu. parayı aldıktan sonra hemen köpeğinin izini sürmek ve satın almak için 15000 dolar harcadı.

    rocky 200 milyon dolar kazandı...

    "dünya güneş ışığı ve gökküşaklarından ibaret değil. dünya çok adi ve pis bir yer ve ne kadar sert olursan ol, eğer ona izin verirsen seni dizlerinin üzerine çöktürür ve orada kalırsın. sen, ben ya da hiç birimiz hayat kadar sert vuramayız. ama olay senin ne kadar sert yumruk atabileceğinle alakalı değil; olay ne kadar sert yumruk yiyebileceğin ve buna rağmen devam edebileceğinle alakalı. işte ancak bu şekilde kazanılır."
  • 1170
    (bkz: spotlight )

    oscar yarışında favori olan film. bu gece izleyebildim. kilisenin halı altına süpürdüklerini ortaya çıkarmaya çalışan bir ekibin öyküsünü anlatıyor. başlar sıkıcı olsa da film ilerledikçe biraz da olsa içine girebiliyorsunuz filmin. ama acayip te beğenmedim filmi. kadro güzel, micheal keaton doğru yola girmiş görünüyor. açıkçası the revenant varken, hatta bridge of spies varken bu filmin oscar'ı alması pek içime sinmez.
  • 1175
    (bkz: the revenant)

    daha önce yazılmış ama olsun zarar gelmez bir kez daha yazmış olayım. di caprio'ya oscar verilmedikçe adam kendini aşmaya devam ediyor. alejandro gonzález iñárritu; çoğu filmini izlemişim aslında ama kusura bakma abi yeni öğrendim senin ismini de. onlar nasıl geniş geniş, uzun uzun sahneler, nasıl kamera açıları; valla helal olsun o kadar film izlerim uzun zamandır bu kadar etkilenmemiştim. kesinlikle tavsiye ederim, izleyin izlettirin.