• 1156
    merhaba arkadaşlar.

    birkaç yıl önce uzun sayılabilecek bir dizi öneri listesi yapmıştım. (bkz: galatasaray sözlük dizi kulübü/#2094422)

    hazır "gönüllü karantina" altında iken işe, okula vs. gitmeyen ve evde canı sıkılanlar için izlediğim dizilerden bir başka liste yapmaya karar verdim. üstteki listenin ikincisi gibi diyebiliriz.

    after life: özellikle ödül konuşmalarından sonra ricky gervais'i pek bilmeyen kalmadı. kendisi müthiş bir stand-up'çıdır. netflix'ten bu stan-up gösterilerine de ulaşabilirsiniz. bu diziyi de -yanlış hatırlamıyorsam- kendisi yazmış. diziye gelirsek, farkındalık düzeyi yüksek bir kişiyi canlandırıyor gervais, ancak yakın zamanlarda karısı kanser dolayısıyla kaybetmiş. bu kayıptan sonra birçok kez intihar etmeye çalışıyor ama yapamıyor. bu süreçte biraz da hayat ile ilgili ona anlamsız gelen şeyleri fark ediyor veya bu kaybın acısından dolayı artık daha dobra olduğu için şimdi söyleyebiliyor. konusu şimdiye kadar biraz karamsar gelmiş olabilir ama hiç de öyle bir dizi değil. hatta yer yer gözümden yaşlar geldi gülmekten. özellikle babası ile olan diyaloglarında. farklı tarzda düşünceler, kalıplaşmış insan ilişkilerine dair eleştiriler bulabilirsiniz. ben kesinlikle öneririm şu an 2. sezonu bekleniyor ve gelecek ay çıkacak. kesinlikle zevk alacağığınız bir yapım.

    “we’re not just here for us, we’re here for others.” 7,5/10

    band of brothers: bu diziyi geç izlediğimden dolayı çok utanıyorum. 2001 yapımı bir mini-dizi. ancak mini dizi dediğime bakmayın her bölümü efsane bir film gibi. yakın zamanlarda kitabının türkçe çevirisi de kronik kitap'tan çıktı. onu da okumak isteyebilirsiniz. dizi, 2. dünya savaşı'ndaki bir amerikan hava indirme takımını konu alıyor. eğitimleri ile başlayan süreç meşhur normandiya çıkarması (d-day) ile devam ediyor tâ ki hitler'in "kartal yuvası" dediği üsse kadar. ancak merak etmeyin, dizi sizi bu askeri ve siyasi bilgilerle sıkmıyor. hatta direkt olarak bahsetmiyor bile yalnızca askerlerin kendi arasındaki konuşmalarından bunları anlayabiliyoruz. diziyi farklı kılan nokta da şu ki bu yapımda farklı tipteki rütbesiz askerlerin gözünden savaşa bakıyoruz. onlar arasında diyaloglar, yaşadıklarına verdikleri tepkiler, korkuları, cesaretleri ve sair o kadar güzel verilmiş ki bu sayede gelmiş geçmiş en iyi askeri konulu dizi olarak kabul ediliyor. bu diziyi izlemeden önce friends izlemiş birisi iseniz biraz da şok geçirebilirsiniz, bunu da ekleyeyim :). 2. dünya savaşıyla ilgiliyseniz de ilginiz yoksa da mutlaka ve mutlaka izleyin.

    "we salute the rank, not the man!" 10/10

    batman the animated series: çizgi romanlarla ya da onalrın aktarıldığı sinema filmleriyle az çok haşır neşir olduysanız batman'i, gotham'ı, batman'in villain'larını ve o soğuk, karanlık atmosferi bilirsiniz. ancak bunları işleyen çoğu yapım bunları vermekte çok aciz kalır hatta oldukça kötü sonuçlar ortaya çıkar. ancak bu seri, bu efsane seri, genel olarak batman dünyasını efsaneleştiren yapımlardan bir tanesidir. hatta batman çizgi filmi dendiğinde de akla ilk olarak bu seri gelir. eskiden izleyenler varsa o açılış sahnesi bile akıllarına kazınmıştır. yani bu evrene veya batman'e veya çizgi romanlara alakanız varsa izlemenizi öneririm. zevk almama ihtimaliniz yok. çizgi film dediğim için de sakın yetişkinlere yönelik olmadığı fikri kafanızda belirmesin. çok şiddet ve kan içerdiğini söyleyemem ancak yetişkin birisi hiçbir rahatsızlık duymadan izleyebilir.

    not: joker'ı mark hamill yâni luke skywalker seslendiriyor diyeyim, kaliteyi siz düşünün. 8/10

    bojack horseman: gelmiş geçmiş en iyi yetişkin animasyonlarından birisi. ilk üçe çok rahat girer. bu yapımın en sevdiğim yanı çok ciddi yapımların bile üzerine düşemediği, küçük gibi görünen ancak aslında hayatı bize dar eden "gerçek" problemlere oldukça kafa yorması ve bunları müthiş diyalog ve monologlarla izleyiciye sunması. ilginç bir şekilde de bunu yaparken oldukça güldürüyor, sıkmıyor hatta sonraki olacakları merak ettiriyor. dizinin başrolü soyadından anlayacağınız üzere bir at. oldukça sorunlu bir aile geçmişi var. hatta aile üyelerinin de çok sorunlu bir geçmişi var ki bununla ilgili de çokça flashback hatta direkt olarak müstakil bir bölüm göreceğiz. bojack, yani başroldeki at, eskiden çok ünlü olmuş ve çok para kazanmış birisi. şimdilerde pek de öyle sayılmaz. ancak inanılmaz çalışkan bir menajeri ve yıllar önce geldiği partide uyuyakaldığı için orada kalmış ve yıllarca gitmemiş bir arkadaşı var. daha sonra en yakın arkadaşı olacak birisi daha dahil oluyor diziye. benim üzerimde etkili olmuş dizi. dediğim gibi hem problemleri çok gerçek hem de kimi kafa yoruşları istemsiz olarak sizi de düşündürüyor. eğer başlamak konusunda tereddüdünüz varsa ki olmasın, şu bölümleri küçük ve önemsiz spoilerlar yeme uğruna izleyin derim,

    s2 e11: "la'den kaçış"
    s5 e6: cenaze konuşması

    başladığınız zaman karakter çizimleri size biraz garip ve çocuksu gelebilir. birkaç bölüm sonra geçiyor. bu arada sahne geçişlerini asla kaçırmayın. oldukça komik geçişleri var.

    "tanrı'dan bir işaret bekliyorsun. o senden daha azını mı beklemeli?" 9/10

    brooklyn nine-nine: müthiş bir komedi dizisi. eğer "şu sıralar moralimiz bozuk ne izleyelim" diyorsanız mutlaka birinci önerim brooklyn nine-nine olurdu. dizide müthiş karakterler mevcut ve her bölüm neredeyse farklı konseptler var. hiç sıkılmayacağınıza garanti verebilirim. jack peralta, vücutçu çavuş terry, titiz komiser holt ve her şeyin "best'i" gina ve diğer harika karakterler... zâten andy samberg(jack peralta)'yı tanımıyorsanız hemen youtube'a yazıp gülmeye başlayın. biraz geç oldu ama karakterler polis ve mekan da haliyle bu karakol. pişman olmazsınız.

    "cool, cool, cool, cool, cool, cococoocococool. no doubt, no doubt, no doubt" (-jack peralta, hemen her bölüm) 8.5/10

    community: bir arkadaşımın tavsiyesi ile başladım ve bu dizinin beni bu kadar güldüreceğini hiç tahmin etmezdim. bir avukat, sahte diploması açığa çıkınca bir "community school"a gitmek zorunda kalıyor ve orada bir kıza asılırken yanlışlıkla bir çalışma grubu kuruyor. bu grup ise bizim kahramanlarımızı barındırıyor. harika olaylar yaşıyorlar. dizinin en güzel ikinci yanı pierce hawthorne'u canlandıran chevy chase'in ırkçı, ofansif şakaları. ancak kendisi cahil ve para babası bir adamı canlandırdığı için ancak o tipte birinin yapabileceği şakalar var. en iyi kısmı ise müthiş paintball bölümleri. yine izleyip izlememe konusunda kararsız iseniz şu bölümleri izleyin öyle karar verin,

    s1 e23 "modern warfare"
    s2 e23-24 "a fistfull of paintballs" ve"a few paintballs more".

    hadi bu efsane bölümleri de geçtim gillian jacobs ve alison brie'nin güzelliği için bile izlenebilir. dekan karakterine ise özellikle odaklanın :). bu arada bu dizi brooklyn nine-nine'dan sonra önereceğim ikinci dizi. ama şunu da belirteyim, ilk üç sezondan sonra biraz düşüş yaşanıyor. ancak ilk üç sezon kusursuz.

    "i don't have an ego. my facebook photo is a landscape." 8/10.

    cougar town: friends'i bitirdikten sonra gelen boşluklardan birisinde izlemiştim. başrolü monica yani courtney cox. dizi boyunca sanırım joe ve ross karakterleri dışında grubun diğer üyeleri misafir olarak diziye geliyorlar. bu bile yeter benim izlemem için. dizi, belli bir yaş üstü evli ya da boşanmış birkaç arkadaş ve komşu grubunun hayatına odaklanıyor. izlediğim en iyi çerezlik dizi idi. genelde sıkıldığımı hatırlamıyorum, ara ara güldüren sevimli bir diziydi. özellikle "andy torres" karakteri bir harikaydı. dediğim gibi, kız-erkek arkadaşınızla izleyebileceğiniz bir romantik komedi dizisi. ya da benim gibiyseniz friends sonrası boşluk için iyi gidiyor.

    "+tom, i need protection.
    -are we talking condoms or guns?
    +no, i need... you have guns?
    -i dunno, you have money?" 7/10

    daredevil: benim için bu süperkahramana marvel'ın batman'i diyebiliriz, çünkü çok benziyor. daredevil ki filmini de izlemiş olabilirsiniz, kör bir abi. gerçek hayatta avukat. geceleri ise üstün duyma ve diğer hislerini kullanma becerisi ile kötü adam dövüyor. pardon dayak yiyor. evet evet bayağı bir ton dayak yiyor bu adam. diğer süperkahraman dizileri gibi değil. dayak yiyor sonra ağzı burnu kan içinde zar zor kendisini döven adamı dövüyor. silahlardan falan kaçıyor. bunlar pek süperkahraman işlerinde bulamayacağınız gerçeklikler. dizinin villian'ı ise kingpin denen, spiderman'i takip edenler de bilir, bir abi. ancak şunu net olarak söyleyeyim tv dizilerinden işlenmiş en iyi villain olabilir kendisi. hikayesine, geçmişine bu kadar empati gösterebileceğimiz bir kötü adam daha yoktur. o nedenle ilmek ilmek işlenmiş olması çok güzel. bir de dizi hakkında şunu net olarak söyleyebilirim ki çok çok üst düzey sahneleri mevcut. youtube'a "daredevil fight scenes" yazıp izlerseniz görebilirsiniz ki bence diziyi izlemeyecekseniz bile bu birkaç sahneyi mutlaka izleyin*. bazı duygusal sahneler sizi sıkabilir ancak çok bol ve iyi aksiyon sahneleri var. üstelik punisher karakteri de bu dizide ortaya çıkıyor.

    "they say your whole life flashes before your eyes when you die. and it’s true, even for a blind man." 8/10

    dirk gently's holistic detective agency: her şeyden önce çok garip bir dizi. bu saçmalık hâli yine saçma bir şekilde keyif veriyor insana. dizide bir detektifimiz var adı dirk gently, ve yardımcısı yüzüklerin efendisinden elijah wood. ikisinin tanışması da bir garip. dizideki çoğu şey gibi. dirk, her şeyin bağlantılı yani holistic olduğuna inanan birisi ve içerisinde bulunduğu alakasız gibi görünen olayların da bağlantılı olduğunu iddia ediyor. inanılmaz ağır bir ingiliz aksanı var bunu da belirteyim. dediğim gibi hafif komik, çokça saçma, absürt bir dizi. imdb puanı beni beklentimin üstünde, 8.3 verilmiş. ama eğlenceli bir dizi pişman olacağınızı sanmam. serinin bir romandan uyarlama olduğunu da söyleyip bitireyim.

    (kafasına silah dayamış vaziyette) "do i look stupid to you?" 8/10

    final space: yine bir animasyon önerim. final space, gary adında* cesur ama çok da zeki olmayan komik bir abimizin maceralarını anlatıyor. gelecekte geçiyor. gary, ümitsiz bir durumda iken garip bir canlı gelip kendisini buluyor. canlının adını mooncake yani ay keki koyuyor. sıkıntı ise mooncake'in göründüğü kadar tatlı olmasının yanında başka özelliklerinin de olması. ikisi çok sıkı arkadaş oluyorlar ama bu özellikler yüzünden de birileri mooncake'in peşinde. dizi; şakaları, harika kurgusu ve inanılmaz güzel müzikleri/şarkıları ile şu an çok iyi ilerliyor. yine komedi, sci-fi tarzı bir şeyler istiyorsanız ısrarla öneririm. özellikle kvn ile sürekli direniş örgütleyen tribore karakterini çok seveceksiniz.

    "you always look like crap, but right now you look like if crap built a house on crap." 9/10

    freaks and geeks: eskiler bunu hatırlar diyerek gireceğim. ben hatırlamıyorum ama o eskilerin tavsiyesiyle başladım. 1 sezon sürüyor ve söylemeliyim ki bayağı kaliteliymiş. dizi bir grup liseli ergen üzerinde duruyor. ama öyle olumsuz yaklaşmayın liseli ergen dedim diye. 99 yapımı dizi imdb'de 8.8 almış. haketmiyor desem yalan olur. dizide zeki, çevik, ahlaklı bir kız biraz daha "havalı" bir gruba girmeye çalışıyor. dizide ise gerçekten geleceğin (şu an yani) yıldız oyuncuları var. dizi kesinlikle izlemeye değer, zâten bir efsane. ancak bir kötü yanı var ki adamakıllı bir finali yok. dediğim gibi bir sezon sürmüş zâten. o nedenle mini-dizi niyetiyle başlayın. ama her türlü "niye bu dizinin devamı gelmedi" diye birilerine kızacaksınız.

    “i’ve seen god… he plays drums in led zeppelin.” 8.5/10

    good omens: son zamanlarda izlediğim iki "dinsel parodi"* dizisinden birisi. adem ve havva, melek-şeytan tipleri, deccal, mahşerin 4 atlısı ve sair gibi semavi dinlerdeki motifleri almışlar, biraz modern zamana uyarlayarak çok harika bir iş çıkarmışlar. dizide doctor who'dan tanıdığımız david tennant ve jon hamm abimiz var. bu tarzdaki dizileri çok seviyorum. kutsal kitaplara olan referanslar ve hafif ofansif şakalar oldukça yerinde ve güzel. mutlaka öneririm. diziyi izlerken şöyle olmazsınız merak etmeyin, http://gss.gs/T2P.

    "dünya aslında 3500 yıldır var. fosiller ise arkeologlara yaptığımız bir şaka"* 8/10

    harrow: daha önceki seride önerdiğim forever dizisini izlediyseniz ve bitti diye üzüldüyseniz bu dizi sizin için iyi bir haber. yaklaşık olarak aynı tarzda ve aynı başrol tarafından * oynanıyor. dizi avustralyada geçiyor ve yine ayrıntıları görmekte ve parçaları birleştirmekte usta olan patolog abimiz harrow, cesetleri inceleyerek bir şeyler buluyor. dizi bölümleri aslında iki kısım. her bölüm bir ölüm inceleniyor ancak bunun yanında sezonu ilgilendiren bir de yan hikayeler oluyor. bu yan hikayeler dizideki karakterleri etkileyen olaylar ve sezon finali bu yan hikayeyle ilgili. aslında buna asıl hikaye de diyebilirmişiz. her neyse, polisiye, dedektiflik tarzı dizi arıyorsanız tamamiyle sizlik bir dizi bu. 8/10

    inside no.9: black mirror benzeri, her bölüm ayrı konular işlenen bir ingiliz yapımı. kimi zaman komedi, kimi zaman gerilim kimi zaman da korku veriyor. bölümlerin konusu ise oldukça ilgi çekici oluyor ve sizi hiç sıkmıyor. her bölümüyle beni meraklandıran bir dizi. ben bittiği sanmıştım ancak şubat ayında 5. sezonu geldi. güzel bir süpriz oldu ve yine oldukça güzel bölümleri vardı. dizinin başrolü olan iki kişi var. her bölümde bu abiler farklı ve bambaşka rollerde karşımıza çıkıyor. 9 rakamı ise bir şekilde her bölüme iliştirilmiş vaziyette. bu ilgi çekici dizi hakkında youtube'da barış özcan'ın da bir videosunu bulabilirsiniz. o çok ayrıntılı ve güzel bir şekilde diziyi anlatarak tavsiye etmişti.

    “forget the past, it’s gone. forget the future, it hasn't happened. forget the present – i didn't get you one.” 9/10

    la casa de papel: o kadar popüler oldu ki mecburen izlemek zorunda kaldım. çok yakında yeni sezonu da çıkacakmış. izlenir mi? evet. biraz aksiyon, az da olsa gerilim içeriyor ve ilginç bir konusu olduğunu söyleyebiliriz. çoğunuz biliyordur diziyi ama anlatmak gerekirse bir grup farklı yetenekleri olan insan toplanıp aylarca çalışıp, hazırlanarak ispanyol merkez bankasını(?) soyuyor. normal soygunlardan hâliyle biraz farklı. biraz cinsel sahneleri var aileniz ya da çocuklarla izlemeyin. netflix dizisi zâten. çok üst düzey bir dizi olmamasına rağmen dediğim gibi reklamlarla ve sair inanılmaz bir popülerite kazandı. ama karantinada izlenecek bir dizidir. 7/10

    love, death & robots: yine black mirror ya da inside no.9 gibi her bölüm farklı konular işlenen bir animasyon. ancak farklılığını yalnızca konularıyla değil çizimleriyle de sağlıyor. değişik stillerde çok çok çok güzel bölümleri var. üstelik süresi de çok kısa. yaklaşık 15 dakika ki kimi bölümleri 10 dakika sürüyor. özellikle birkaç bölümü var ki beni benden aldı. yoğurtlu bölüm, uzayda kalınan bölüm ve uzak doğuda sanayileşmenin eleştirildiği bölümlere efsane diyebilirim. bir günde bile bitirebileceğiniz bir dizi. mutlaka öneririm. 9/10

    medici the masters of florence: süresi uzun ve zaman zaman sıkıcı olabilir. ancak tarih, rönesans meraklısıysanız veya entrika dizilerinden hoşlanıyorsanız tam sizlik. medici âilesi gerçekte de italya'nın en önemli, tarihi âilelerinden birisi. rönesans zamanı floransa ve birkaç yerleşimin daha kontrolünü ele almış ve özellikle sanata yaptığı yatırımlarla içerisinde bulunduğu aydınlanma çağına büyük katkılarda bulunmuştur. tabii bu süreçte papalık dâhil birçok düşman edinmişliği de var. daha önce önerdiğim da vinci's demons dizisini de izlediyseniz buradaki birçok tarihi şahsiyet size bilindik gelecektir. dizide game of thrones'tan ve daha da önemlisi the lord of the rings'ten bildiğimiz sean bean de oynuyor. döktürüyor hatta.
    7.5/10

    messiah: "mesih günümüz dünyasına gelseydi nasıl olurdu?" sorusuna bence çok iyi yanıt vermiş bir dizi. genelde sakin ve yavaş bir dizi olduğu için gördüğüm kadarıyla eleştiri almış ancak ne aksiyon bekliyordunuz ki demekten de kendimi alamıyorum. ışid'in kuşatması altındaki bir şehirde kendisinin mesih olduğunu iddia eden biri gittikçe ilgi bulmaya ve dünyanın dikkatini çekmeye başlıyor. birçok insan ilk başlarda inanmasa da sonraları çoğu kişide bir "acaba?" sorusu zihinlerinde beliriyor. diziyi izleyecekseniz ve ingilizce biliyorsanız sizden ricam bölüm kritiklerini ve sair okumanız. çünkü incil'e çok güzel referanslar verilmiş. yalnızca incil de değil hz. isa'nın başına gelenlerini, yaptıklarını vs. okumanız da çok yerinde olur çünkü onun o zamanki hareketlerinin günümüzdeki benzerleri de dizide verilmiş. bu açıdan benim çok hoşuma gitmişti. bir de bitirmeden şöyle bir şey var, kimileri "bu nasıl başrol incecik sıska" diye eleştiriler getirmişti. yani bu nasıl cahilce bir yorum, inanılmaz. kaslı, seksi günümüz insanı nasıl isa'ya benzeyebilir? cast seçimi inanılmaz başarılı. neticede hz. isa, figürlerden, ikonlardan, resimlerden gördüğümüz biri gibi değil. tam bu şekil bir ortadoğulu işte. oyunculuklar ve yan karakterlerin işlenişi de oldukça sağlam. tek sıkıntısı bahsettiğim gibi süresi.

    not: 2. sezonu sanırım iptal. fessiah şakaları da yapılmış, üzgünüm.

    “everybody worships. the only choice is what we worship. some people kneel to money. some to power, to intellect.“
    8.5/10

    parks and recreation: the office yapımcılarının bir başka projesi. yine the office gibi mockumentary türünde bir dizi. ilk sezona sabredebilirseniz sonraları bir açılıyor pir açılıyor. karakterler de oturmuş oluyor ve yalnızca size gülmek kalıyor. karakterler, olaylar ve sair oldukça iyi. üstelik dizi tarihinin en iyi karakterlerinden birisi var, liberteryen reisimiz ron "fucking" swanson. harika bir karakter. diziyi bitirdikten sonra sırf bu karakteri izlemek için bile tekrar başlanabilir diye düşündüm. dizide chris pratt ve güzeller güzeli rashida jones oynuyor. dediğim gibi ilk sezonu beni bile sıkmıştı ama sonra iyi ki sabredip devam etmişim dedim.

    "i once worked with a guy for three years and never learned his name. best friend i ever had. we still never talk sometimes." -ron swanson. 9/10

    peaky blinders: yine anlatmama çok ihtiyacı olmayan oldukça bilinen bir dizi. kasket sevgimi 3 katına çıkaran bir yapım. 1. dünya savaşı'ndan sağ çıkabilmiş üç kardeş birmingham'da ufak ufak büyüyen bir legal-illegal yapı kuruyor. büyümeye çalışırken dönemin siyasi-sosyal ve ekonomik koşullarıyla birlikte kendileri gibi pastadan pay almak isteyen başka gruplarla karşı karşıya geliyorlar. dönemin sanayi yapısı, kıyafetleri, insan ilişkileri ve bir harp tarihçisi olarak beni kendisine hayran bıraktıran savaş sonrası psikolojiyi çok iyi verişleri diziyi özel kılıyor. sırf o dönemde geçen birmingham aksanı için oyuncuların uzun süre çalıştığını söylesem verilen emeğe dair bir ipucu olur sanırım.

    "don't fuck with the peaky blinders" 9/10

    roman empire: dizi ve belgesel arasında gidip gelen bir yapım. her sezon farklı imparatorları, komutanları ele alıyor ve çıkış noktası tarihî gerçeklikler. eğer bir dizi olarak kabul edersek oldukça gerçekçi bir yapım. belgesel olarak kabul edersek de güzel ama neticede çokça kurgusu olan bir yapım diyebiliriz. yine tarihe, eski çağ'a merakınız varsa izlemeniz gereken bir netflix yapımı. 8/10

    seinfeld: geldik sitcom komedilerinin, friends'in, himym'ın atasına. new york'ta 4 arkadaşın bir şeyleri ya da hiçbir şeyleri üzerine çekilmiş bir dizi. evet, tam olarak hiçbir şeyleri. bu yönüyle dizi tarihinin en devrimci yapımlarından birisi olmuş. 89 yılından başlayıp 98'e kadar 9 sezonluk harika bir komedi dizisi. yapımcısı ve başrolü jerry seinfeld, kendi arkadaşları ve ortamından yola çıkarak yapıyor bu diziyi ki kendisi de çok meşhur bir stand-upçı*. yapım yılı eski gelse de çoğu şakası oldukça iyi. zâten bu alanda bir klasik kendisi. üstelik dizi tarihinin en efsane karakterlerinden ikisi de burada. cramer ve george costanza. mutlaka ama mutlaka izlemeniz gereken bir dizi.

    "jerry, just remember, it's not a lie if you believe it." 9.1/10

    the boys: süperkahramanlardan ve dizilerinden nefret ediyorsanız da seviyorsanız da tam sizlik bir dizi. "gerçekte süperkahramanlar olsaydı, nasıl olurdu, işler nasıl yürürdü?" sorusundan yola çıkarak hazırlanmış dc'nin justice league'ini baz alarak eleştiren mükemmel bir dizi. "tüm karakterler gösterildiği gibi iyi mi olurdu?" "bu olayın bir endüstrisi kurulur muydu?" gibi sorulara çok güzel yanıt verilmiş. beklediğimden çok daha sağlam bir dizi oldu. son zamanlarda eskisi gibi abd'yi eleştiren diziler, filmler bulmak imkânsız hâle gelmişti. ancak süperkahramanlar ile birlikte the boys, abd'yi de cesurca eleştiren bir dizi. başrollerden birisi de the lord of the rings'ten tanıdığımız eomer yâni karl urban abimiz. sanırım geekyapar youtube kanalında da bu dizi hakkında konuşuyorlardı. bir incelemek isteyebilirsiniz.

    "i'm the world's greatest superhero. i can do whatever the fuck i want." 9/10

    dragon prince: avatar the last airbender'ı yapan ekip tarafından yapılmış bir animasyon. yine benzer ögeler var diyebiliriz. dünya ejderhaların koruduğu sınırdan insanların ve elflerin dünyası diye ikiye ayrılıyor. enerji ve enerjiyi kullanma meselesi bu iki ırk için büyük bir problem olmuş. çizgi tarzı baştan garip gelse de sonradan alışıyorsunuz. seslendirmeyi yapanların bir kısmı da yine avatar'ın eski seslendirmenleri. 20 dakikadan oluşan bölümleriyle toplamda 3 sezon. hâlâ devam ediyor.

    "if you come to me for wisdom, i'll do my best to fake it" 8/10

    the good place: good omen'den sonraki diğer dinsel eleştiri komedi dizisi. adından da anlayacağınız üzere bir "iyi yer" mevcut. ancak iyi yere âit olmaması gereken bir karakterimiz var. oraya âitmiş gibi davranıyor ancak bir yerde işler sarpa sarmaya başlıyor. etik felsefesi üzerinde bolca duran dizi eğer etik ve felsefe ile ilgiliyseniz oldukça hoşunuza gider. ilgili değilseniz de hoşunuza gidecek, güldürecek bir dizi. kimi yerde çok güzel şakalar ve kahkaha attıran sahneleri var. netflix'te bulabilir misiniz bilemiyorum bir ara gitti geldi bir şeyler oldu şu an ne hâlde bilmiyorum ama yakın zamanda bir final yaptı. 4 sezon ve 20 dakika. tatlı, komik, absürt bir dizi.

    "everyone here thinks i'm taiwanese. i'm filipino. that's racist. heaven is so racist." 8/10

    the mandalorian: son dönemlerin en efsane iki dizisinden birisi. star wars evreninde geçen dizide mandalor gezegeninden bir abimiz* para karşlığı ödül avcılığı yapmaktadır. ancak bir görev sonrası içi rahat etmeyince yapmaması gereken şeyleri yapar. bu nedenle birçok kişi tarafından aranan bir insan durumuna düşer. geçekten çok kaliteli bir yapım. star wars ruhunu hissettiriyor. aksiyon ve dövüş sahneleri gayet iyi. üstelik -internette görmeme şansınız yok- "körpe yoda" ile inanılmaz bir sürpriz yaptı. çoğu dizinin gelecek sezonunu bu kadar hevesle beklediğimi hatırlamıyorum. star wars seviyorsanız* bu diziyi es geçmeyin sakın. star wars izlemediyseniz bile izleyebilirsiniz, herhangi bir anlamama durumu söz konusu olmaz.

    "i’m a mandalorian, weapons are part of my religion." 9.5/10

    the witcher: bir üstte bahsettiğim iki efsane diziden bir diğeri. özellikle son oyunu olmak üzere oyunları oldukça popüler ve gamerlar için açık dünya oyunlarının en iyilerinden birisi olarak kabul ediliyor. kitaptan uyarlanan oyunları dışında şimdi de bir dizisi var the witcher'ın. henry cavill yâni superman abimiz başrolde ve karaktere oldukça yakışmış. zâten karakterine yakışan tek kişi kendisi. zira netflix netflixliğini yaparak olmadık oyuncuları olmadık karakterlere seçti. kitaptaki evrene uygun olmaması ve bu sjw'luluk* hâlleri izleyicilerden tepki toplasa da dizinin kalitesi bu tartışmaları gölgede bırakıyor. dövüş sahneleri bir harika olan bu yapım büyülü ve fantastik bir dünyada geçiyor. bu türdeki yapımları sevmiyorsanız bile mutlaka şans vermelisiniz. biliniyor diye çok bahsetmedim ancak dizinin konusu şöyle, baş karakter geralt of riviera bir mutant. witcherlar olarak bilinen bir yapının üyesi. para için yaratık öldürüyor ve eğitimini de farklı türdeki yaratıkları öldürmek üzerine almış. bu serüvende de birçok kişi ile tanışıyor tabiî. bu tanışmalar onu çok daha büyük olaylara çekiyor. the mandalorian gibi the witcher da ilk sezonu bitirdi. yeni sezonu merakla bekleniyor.

    "we have to cling to something. if we don't, the world descends into chaos." 9.5/10

    _______________________

    pek fazla anime izlemedim. animelere ön yargılı ve uzağım aslında. ancak izlediğim ve oldukça beğendiğim iki animeyi de sözlükteki animeseverler ve kaliteli yapım severler ile paylaşmak istiyorum. zâten ikisinin de yapımcıları ve yanlış hatırlamıyorsam yazarları da aynı ekipten.

    samurai champloo: iki çok yetenekli ve geçmişi sorunlu samuray ve bir küçük kızın yolculuğunu anlatan kısa bir anime. tamamen yetişkinlere yönelik. kılıç dövüşleri, müzikleri ve birçok hayranı olduğum diyologları ile çok sağlam ve kaliteli bir anime. mevzubahis ön yargımı kırmıştı. üstelik anakronik olsa da ki dizi başlarken bunu belirtiyorlar, kimi tarihsel olayları da kurgusal olarak işliyorlar. iyi ki ön yargımı kırıp izlemişim, yakın zamanda tekrar izlemeyi düşünüyorum zâten.

    "freedom, isn’t something earned through suffering or pushing yourself. you must accept yourself just as you are and live according to the flow of things; that is true freedom." 9.5/10

    cowboy bebop: geldik ustalık eserine. samurai champloo'dan belki yarım tık daha iyi bir anime benim için. yakın gelecekte, dünyanın neredeyse yok olduğu ama insanların başka gezegenlere gittiği bir evren. uzay gemisi ve birkaç dostu ile spike abimiz zor zamanları atlatabilmek, kafasını boşaltmak ve biraz para kazanmak için ödül avcılığı yapıyor -bu ödül avcılığı neymiş ya- * *. ancak geçmişi peşini bırakmıyor. hatırlamak istemediği anılar, kişiler sürekli kafasında hatta hiç çıkmıyor. karakterlerin işlenişi bakımından gördüklerimin en iyisi. gece vakti, sessizlikte izleminizi şiddetle öneririm. diziden alıntılayabileceğim çokça söz, quote var ama bu alıntıyı şöyle yapacağım,

    "piuvv" -spike spiegel 10/10

    izlediklerim arasında önereceklerim bunlar. cümle hataları, anlam kayması olmuştur çokça acele ile yazdım, özür dilerim bunun için. makale ödevim varken bunu yazmak daha cazip geldi :).

    yapabiliyorsanız mutlaka #evdekalin