• 281
    dün 19 mayıs 2019 galatasaray istanbul başakşehir maçının tekrarına denk geldim televizyonda. 1 seneden biraz fazla geçmiş üzerinden. gider miyiz gidemez miyiz derken birilerinden "istersen bir bilet sorayım" sorusu gelmişti. gel-git dolu hayatımız daha da çalkalıydı o günlerde, meğerse daha başlangıçmış.

    babamın annesi gece tuvalete giderken düşmüş, omuriliğinde bir çatlak olmuştu. onu da yanlış teşhis falan 2 aydan sonra anlayabilmişlerdi. babam gece gündüz yanında kalıyordu, yeni yeni eve gelebilmeye başlamıştı. kardeşleriyle arası bozuktu, kardeşleri hayırsız da çıkmıştı. tüm o durumda içim elvermedi maça gidip eğlenmeye. hayallerin ötesinde olabilecek bir teklifi öyle reddetmiştim...

    dün tekrarı izlerken kafamda son bir yıl da canlandı...

    annemin annesinin başına aynısı geldi yılbaşından hemen sonra, onun kalçası kırıldı. zaten o olayan önce de çok sınırlı hareketi vardı. eski insanlar, bir sürü hamilelik, doğum, düşük derken omurgası eğriydi zaten. sinir hastalıkları da cabası. öyle yatıyor işte, hayatta mı hayatta. ama yatalak, bakıma muhtaç. altında bez var falan...

    annemde diyabet vardı zaten, artık insülin yapar hale geldi. ona rağmen günde 2 kere gidiyor. evde bakıcı var tabi ama bakıcı da sadece bakıyor. ne yiyecek, ne içecek, ne ilacı var vs. hala koşturmaca var. annemin kardeşleri de babamınkilerden bir tık iyi belki. hoş onların da türlü türlü dertleri var...

    zaten daha geriye sararsak filmi 15 seneye yakındır annem hep bakıcı gibi onlara.

    dedem eski insan, cahil insandı. maddi ya da manevi bir yatırımı yoktu evlatlarına. yıllar geçtikçe, yaş ilerledikçe, olaylar üstüne koyuldukça aralar daha da açılıyor. en ufak bişeyden korkardı zaten, sorumluluğu kendne dokunan en ufak bir sorunda hemen deliye yatardı kaba tabirle...

    zaten normalde de enteresan adamdı ya...

    nenemin o hali, evde bir bakıcının varlığı, maddi yönü vs. kaldıramadı. koah vardı zaten, sonra bir mide ağrısı başladı. 2-3 kere götürdük doktora, tahlil yapıldı bir teşhis bulunamadı. tam bu koronanın ilk patladığı zamanlar abuk sabuk şeyler yaptı. yaşlılıklar olur dedik. sonra bir gün yemek yemeyi bıraktı. zorla bile yediremedik. o halde de zaten bir ay idare edebildi. görüntüsü iyice kötüleşince götürdük bir set daha tahlil. akciğer iltihabı dediler, hastahaneye yatırdık. orada sinir krizi gibi bir şeyler geçirdi, sakinleştiricilerle durdurabildiler. akciğeri iyileşti, diğer şeyler demanstan eve gitse daha iyi gelir dediler. bir gece evinde yatabildi, neredeyse 2 günde uyanmayınca apar topar yine götürdük. sürekli bir inleme vs.. bilenler bilir işte demans dedikleri şeyin dibiymiş işte.

    son çare bir kağıt imzaladı evlatları, tetkiklerin sona erdirilmesine dair. iki gün sonra bir sabaha karşı acıları dindi...

    üzüldün mü dersen pek emin değilim. yani tabi ki üzülüyor insan. ama son üç ay dört ay öyle şeyler yaşadık, öyle şeyler düşündük, öyle hesapların içine girmek zorunda kaldık ki insan ne hissedeceğini de bilemiyor tam...

    bizim hayatımızın parçası olarak kabullendiğimiz pek çok şeyin başka insanlara ne kadar ağır geldiğini öğrendik en başta. o bile ayrıca bir ahmak hissettiriyor yani...

    yatakta yatan, altına kaçıran, sevinse sevinemeyen üzülse üzülemeyen biri var artık. bir tırnak ucu bile ilerlemeyeceğini, iyileşmeyeceğini biliyorsun ama tüm efor ve stres aynı şekilde devam ediyor...

    biz de az çektirmedik yani şimdi doğruya doğru, maddi manevi. annem ve babam 60larının eşiğine geldi. herşeyi bir şekilde düzelttik, şurda elden ayaktan düşmeden, onları bir miktar mutlu ederiz hayat yaşatırız dediğimiz belki bir 10 yıl vardı. şu 4-5 aydaki stres ve çile bile belki 2 senesini götürmüştür...

    ve bitmiyor işte. katiyen bitmiyor. kalanların çilesi çekilmeye devam ediliyor. akraba diye bir gerçek var hayatta. onlar da bitmiyor. saçma salak telefonlar, saçma salak icraatlar. annem zaten diyabet hastası yere düşmeye bahane arıyor. babam desen onun da sabrı kalmadı artık. günde 2 kere annesinin evine temizliğe gitmekten... ortası da yok zaten sessiz sakin bir adamken bir anda parlıyor. bir yandan birbirlerine yardım ederken bir yandan birbirlerini yıpratmaya devam ediyorlar...

    gün geliyor ve diyorsun ki içinden allahım bir mucize olsun ve annem babam da huzur bulsun. huzur bulmaları da işte birilerinin ölmesiyle mümkün olacak ancak. çünkü milyonlarca kere düşünüyorsun, deniyorsun olmuyor. başka bir çözüm yok. bu defa da kendinden şüpheye düşüyorsun, ne diyorum lan ben diyorsun...

    işler ilgili, aşkla ilgili hep ağlıyordum zaten burda. 3 aydır iş zaten hayatımızda yok, bir 3 ay daha olmayacak gibi. olsa da çok umrumda olur mu bilemiyorum. aşk desen onu da unuttuk gitti zaten. bir yüzük takmış en son gördüğüm, pınarın başında klasik fotolar falan. hayırlı uğurlu olsun ama dediğim gibi bunlar konu bile değil şimdi...

    üç gün sonra diğer dedemin ölüm yıldönümü. ondan iki gün sonra bir çocukluk arkadaşımın. haftaya da benim doğum günüm var...

    yaşlı hissediyorum be sözlük. birkaç yıl da bu şekilde gideriz, sonra da annem babam o hale gelir zaten. bir beş yıl da onları yaşatabilirsek bakımla falan çok şükür diye geçiyor içimden. yürek söken şeyler bunlar tabi ama göz göre göre iş oraya gidiyor ve birşey yapamıyorsun...