• 1
    akla mantığa sığmayan durum. koskoca galatasaray lisesi namı diğer mektebi sultani. saraya paşalar yetiştiren, topluma fikir adamları yetiştiren, cumhuriyet fikrini ortaya atan, türkiye'nin batıya açılan penceresi, en demokratik kurumu. yersen.

    (bkz: dursun aydın özbek'in 2018 mayıs'ta tekrar başkan seçilmesi)

    benim bildiğim lise bu adamı yeniden başımıza bela eder. 2018 ocak'ta yaptıkları seçim, övünmek için 50 sene yeter liselilere.
  • 2
    gerçekten literatüre girmesi gereken bir kavramdır. zira galatasaray'ı diğerlerinden farklı kılan nitelikli galatasaray genel kurulunu galatasaray'a zarar verir hale getirmiştir.

    öncelikle şunu söylemeliyim. galatasaray'ın kontrolsüz şekilde taraftara açılmasından yana değilim. evet ben de üye olamıyorum ama bu ülkede kontrolsüz üye alımı yapılan her platformun nasıl ele geçirildiği ortada. fenerbahçe bunun örneğidir. dolayısıyla galatasaray'ın kongre yapısı bir noktaya kadar bence doğrudur.

    ama öte yandan türkiye'de koltuğa yapışma sevdası burada da görülmekte. irfan aktar ve nicesi bunca sene kulüp içerisinde sahip oldukları söz hakkından bir türlü vazgeçememekte. hem her mevkiye liselilerin hakim olması dayatması, hem de şahsi etkinliklerinin devamına dair dayatmalar kulübün nitelikli insan kaynağının anasını bellemekte. oysa liyakat ve devir teslim denen şey gereklidir. galatasaray'a da lazımdır. her görevi o göreve en uygun, o görev için en nitelikli insan kimse o yapmalıdır. şahsi menfaatler kulüp çıkarlarının önüne geçmemelidir. madem bir halatı hep birlikte çekenlerin kulübüyüz, hep ben çekicem dememek gerek...

    son olarak dursun aydın özbek'in ibrasında karşımıza çıktı bu hadise. az önce bahsettiğim söz hakkından vakti gelmesine rağmen vazgeçemeyen statükocular kendi getirdikleri adamın ayan beyan ortaya konmuş tüm hukuka aykırılıklarına rağmen ibra edilmemesini göze alamadılar. sahip oldukları yüksek oy potansiyeliyle meseleyi galatasaray'ın çıkarlarına değil, kendi çıkarlarına uygun şekilde çözdüler.

    galatasaray kulübü cumhuriyet yaşında üyeleri barındırıyor bünyesinde. yani artık bir kenarıya çekilmesi gerekenleri. yaş ilerledikçe insanların akli melekeleri zayıflar, karar alma mekanizmaları körelir, çağ onların hayat tecrübelerine, görgü ve bilgilerine uymayan yenilikler getirir... işte bu insanların sosyal hakları baki kalmak üzere yani onurlandırılarak kulüpten emekliye ayrılmaları şarttır. yani aynı devlet memurluğunda olduğu gibi 65 bilemedin 70 gibi bir yaş sınırı getirilmelidir. bu sınırı dolduranlar aktif haklarından mahrum bırakılmalı ve fahri kongre üyesi sıfatını almalıdır.

    yoksa değişimi reddeden bu insanlar galatasaray lisesi, galatasaray kongresi bağnazlığı kavramını kulübün etkin unsuru yapacaklar. galatasaray hiç bir zaman potansiyelini yansıtacak seviyeye gelemeyecek.
  • 4
    aslında "liseli bağnazlığı" değil de "liseci bağnazlığı" olsa daha güzel bir başlık olabilirmiş ama, neyse. gerçek bir olgudur, fakat bunda lisenin oynadığı rol ne kadar önemli bunu da düşünmek lazım konuşurken.

    çünkü galatasaray lisesi bugün halen kendi seviyesinde bu ülkenin en üst düzey eğitim kurumlarından birisi, geçmişte uzunca yıllar da birincisiydi. ama bizi ilgilendiren kısım bu değil.

    nedir peki seni, ben, bizi yani taraftarı ilgilendiren kısmı? genel kurul'da "liseci" kafa yapısı ile çoğunluğu elinde bulundurduğu için kulübü istediği gibi yöneten insanlar olgusu aslında. yani kısacası biz buna "statüko" diyoruz.

    bu statüko elinde bulundurduğu oy potansiyeli (çoğu kendi döneminin en etkin isimleridir lisede eğitim görenlerden, eğitim vakfı sağolsun doğrudan tespit ederek bu sayıyı sürekli üst seviyede tutar) sayesinde istediği kişiyi seçtirir, istediği kişiyi ihraç eder, istediği kişiyi ibra eder. kritik nokta da tam olarak burası zaten.

    bugüne kadar galatasaray tarihinde ibra edilmeyen 1 başkan ve yönetim oldu sadece: adnan polat.
    adnan polat kim peki? özhan canaydın'ın kendisinden sonra kulübü yönetmesi için işaret ettiği birisi. çünkü taraftarın (en azından o dönem) büyük bir bölümü adnan polat'ı istiyordu başkan olarak. ve polat başkan oldu. başkanlığı döneminde galatasaray tarihinin sportif başarı olarak en karanlık dönemleri yaşandı belki ancak mali olarak da geleceğe yönelik çok adım atıldı (şirket birleşmesi vs.) ve bu adımlar genel kurulun yapılmasını istediği adımlardı. ancak sonuçta adnan polat ve yönetimi mali olarak ibra edilse de idari olarak ibra edilmedi ve yönetimleri düştü.
    peki genel kurulun gözünde adnan polat kimdi? ya da kim değildi de ibra edilmedi? cevabı çok basit: adnan polat galatasaray lisesinden çıkma değildi. senin gibi, benim gibi, bizim gibi sıradan bir taraftardı onların gözünde. bundan dolayı "biz bu adamı ibra etmezsek ne olur?" düşüncesi hiç birisinin aklına gelmedi ve idari olarak ibra edilmedi.

    sonrasında çok konuşuldu bu konu "iade-i itibar yapmamız lazım" falan diye. neden? çünkü dışarıda yansıması istedikleri gibi olmamıştı. dışarıdaki yansıması "demek ki bir başkan ya da yönetim ibra edilmezse bunlar oluyor" havası vardı, çünkü daha önce yaşanmamış ki, örnek yok kimsenin elinde. ilk ve son örnek oldu adnan polat yönetimi bu anlamda bir çoğumuz için. sonra bunun görüntüsü değiştirilmeye çalışıldı işte "mali ibra para yemek, idari ibra kötü yönetmek" gibi bir algı oluşturuldu ibra konusu hakkında bu camiada. dışarıdaki hava bundan dolayı değiştirilmeye çalışıldı.

    ancak, bu oluşturdukları bakış açısı bu statükonun tarihin en yanlış açılarından birisi. nedenine gelecek olursak;
    1 - mali ibra: sadece para yemek demek değildir bana kalırsa. nasıl ki para yemek affedilmez bir suç ise bu camia için, mali tabloyu düzeltmek adına adım atmayan, gelirinden fazla harcama yaparak borç sarmalının artmasına katkıda bulunan her yönetim mali olarak ibra edilmemelidir. hatta tüzük değişikliği ile mümkün kılınarak geçmiş dönem yönetimleri hakkında da bu uygulamalar yapılmalı ve kavramın içi tüzükte madde madde doldurulmalıdır. bunu yapmamış bir camiaydık biz, yapmadan devam edip kavramlara her kesim kendi anlamını yükleyerek devam ettik.

    2 - idari ibra: kötü yönetmek ve kötü niyetli yönetici anlamına gelmektedir. aynı şekilde mali olarak tüzükte yapılacak değişiklikler burada da yapılmalıdır.

    konu çok dağıldı, farkındayım. ancak bağlayacağım noktayı bu kadar konuşmadan sonra herkes yüzde yüz tahmin etmiştir.

    dursun aydın özbek ve dursun aydın özbek yönetimi.

    adnan polat dönemi ile birlikte galatasaray tarihinin en karanlık 2 döneminden birisi, bana kalırsa birincisidir. dönemde yapılan hatalara bakıldığında zaten ayan beyan her şey ortaya çıkmaktadır. bakın, son genel kurulda olan olaylardan bahsetmiyorum henüz, ilk seçildikleri andan bahsediyorum.

    "messi ve neymar'ı galatasaray'da görebiliriz" ile başlayıp großkretuz'u bile alamamakla devam eden ve zoru zoruna (alt yapını düzeltmesi için getirdiğin bir koordinatörün liderliğinde) 6. biten bir sezon. galatasaray winner'lığı devreye girdi ve fenerden kupayı aldın. alamasan ne olacaktı?

    uefa'dan men cezası 2 yıla çıkacaktı! evet, biz kendisinin döneminde men yedik. mali tablolarımız şu andaki durumdan çok daha kötü değildi, hatta daha iyi bile sayılabilirdi ama biz ceza yedik. çünkü yazıda esas bahsettiğim olgu olan "statüko"nun "bu adamın planı yok yeaaaa" diye karaladığı 37. başkanımız mustafa cengiz'in yaptığı savunmayı bile başaramamış bir yönetim var ortada.

    buna rağmen harcamanın kralını yapan bir yönetim aynı zamanda. ünal aysal'ın transfere harcadığı kadar para harcadılar. aysal gidip sneijder - drogba almıştı, dursun aydın özbek yönetimi cavanda falan aldı. levent nazifoğlu kefil falan olmuştu, hatırlıyorsunuz değil mi? buna rağmen başarı gelmedi 2. sezonunda da dursun aydın özbek yönetiminin. ama zor bela kendimizi uefa ön elemesine attık.

    östersunds felaketi hakkında çok da konuşmaya gerek yok yani, bence. tamam adamlar arsenal'e elenene kadar gitti ancak abi kimse kusura bakmasın, senin adın galatasaray ise sen çıkıp yeneceksin.

    neyse, elendikten sonra (bayram geçti kınayı gözüne yak denir) kadro kuruldu. lige harika başlayan bir takım, tecrübesiz hocasının büyük maç olarak görünebileceği maçlarda oynattığı korkak futboldan dolayı kötü gidişata başladı. dursun aydın özbek yönetimi de bu hocayı (tudor) kovup efsane fatih terim'i getirdi.

    ha bu arada kendileri de seçime gitti. kendilerinin yeniden girmeleri bir yana, seçime neden gidilir? "ben bu işi yapamıyorum" diye değil mi? "bu işi yapamayan adamlar bir araya geldi, yönetim değişsin" diye gidilir benim bildiğim.

    yani bu aralarda yazmadığım şeylerde yaşadıklarımız artık dursun aydın özbek'i sıradan bir taraftar sokakta görse vuracak seviyesine gelene kadar devam edildi. son adımda bazı şeylerin değişmesi gerekildiği farkına varıldı dursun aydın özbek yönetimi tarafından ve seçime gidildi.

    işte statüko burada devreye giriyor. dursun aydın özbek'in seçilmesi için yapmaları gereken her şeyi yapmalarına rağmen dursun aydın özbek öyle bir adam ki başkan olarak girdiği seçimi kaybederek çıkıyor. statüko gerekli olan tüm gücünü kullanmasına rağmen kaybediyor.

    yani üyeler de aslında "bu adam başarısız, biz başarılı olabilecek birisini deneyelim" diyorlar gibi. ama "tüydüler" lafını etmese şu anda yine başkandı dursun aydın özbek. kazandırabilirdi statüko kendisine yani.

    sonra iş döndü dolaştı mali genel kurul'a kadar geldi. hani adnan polat'ın daha sağlıklı hamlelerine rağmen ibra edilmediği bir toplantı gibi bir toplantıya.

    sonucu hepimiz biliyoruz, dursun aydın özbek ibra edildi.
    adnan polat'ı düşündüğümüz gibi dursun aydın özbek'i düşünürsek eğer;
    peki genel kurulun gözünde dursun aydın özbek kimdi de ibra edildi? cevabı çok basit: liseliydi.
    kürsüye çıkanların konuşmalarını dinlemediniz mi 31 mart 2018 galatasaray olağan mali genel kurulunda? statüko'ya karşı olan kim varsa ibra edilmemesi için geçerli argümanlar sunarken, statüko ile birlikte hareket eden, en azından liseci kafa yapısına sahip olan kim varsa "bu adamı ibra etmezsek eğer yarın başkan bulamayız" diye ağladı. tehdit savurdu. kürsünün dışında yapılan konuşmaları da tahmin edebiliyoruz nasıl olsa. sonuçta ibra edildi.

    işte başlıkta bahsedilen bağnazlık budur. geleceğe yönelik daha mantıklı hamleler yapmış bir adamı ibra etmezken (haklı - haksız kısmına girmiyorum, yaptığı hamleler özellikle şirket birleşmesi çok mantıklıydı bundan bahsediyorum) liseli değil diye, galatasaray'ın geleceğini karanlığa doğru adeta "tekmelemiş" bir adamı ibra edebiliyorlar.

    kısacası, liseci kafa yapısı bizim ana problemimizdir. kapıların kapalı olmasının nedeni de bu kafa yapısıdır, kötü yönetimlerin devamının sağlanması da sırf bazı çıkarlar var diye yine bu kafa yapısıdır. zincirlerimizi kırıp ana hedeflerimizi gerçekleştirmekten bu kadar uzak kalmamızın nedeni de bu kafa yapısıdır.

    değişecek mi? zor. taraftarın kulübün içerisine girmesi şart. ancak tabii ki her önüne geleni almayacaksın, daha derin incelemeler yapacaksın. bunun yolu için de şehirlerdeki taraftar derneği yapılarını kullanabilirsin mesela, kimse düşünmüyor ama buralarda çok önemli, çok faydalı olabilecek insanlar var. öyle her önüne geleni kulübe alırsan beşiktaş'lı olduğunu kendi kocasının açıkladığı bir hanımefendi 31 mart 2018 galatasaray olağan mali genel kurulunda en önde oturabilirdi. dur lan, bi dakika... *

    ne yazdım yalnız ya... daha saatlerce konuşacak kadar bilgi var da, konuş konuş hep aynı. * duygun yarsuvat ve ahalisi elit kalmak istedikçe, sinan engin'in kızı gibi çok üye olur. biz de buralarda böyle konuşmaya devam ederiz ne yapalım.
  • 5
    ocak ayında yapılan olağanüstü seçimi beklenmeyen bir şekilde mustafa cengiz ve ekibi kazanınca; çok iyi anımsıyorum bu sütunlarda yazan çoğunluğun fikri liselilerin oylarının bir liseli başkanı devirdiği şeklindeydi.
    gerçektende özellikle genç liselilerin oy kullandığı sandıklarda mustafa cengiz büyük fark atmıştı.
    peki ne oldu da, seçim sonrası dursun özbek yönetiminin henüz bilinmeyen birçok defosu da ortaya dökülmesine rağmen ibra oylamasında bu durum tersine döndü.
    esasında son güne kadar alınan karar bile belliydi. zaten sıkıntılı bir durumda olan kulübün başına birde kayyum belası veya yargı yolları açmamak için dursun özbek yönetimi mali yönden ibra edilecek ama idari yönden ibra edilmeyecekti.
    ancak mustafa cengiz ve ekibi büyük bir hata yaparak ibreyi dursun özbek lehine çevirdi.
    2017 yılı raporları yönetim tarafından sunulurken, denetleme raporlarını 3 ayrı kişi okudu. konuşanların üçüde dursun özbek'e yüklenerek daha önce medyaya da yansıyan geçmişe ait otel faturalarının kulübe kesilmesi, bunların üzerine birde faiz yükünün binmesi, otellerde kimlerin konakladığının belli olmaması gibi detayları uzun uzun anlattılar. hatta bu konuları dile getiren son konuşmacı konuşmasını bitirdikten sonra paldır küldür kürsüye koşup, 'söylemeyi unuttum 1.4 milyon tutarında bir başka otel faturası daha var' demesi bir hayli tepki çekti ve bir anda ibra konusunda kararsız kitleyi dursun özbek lehine etkiledi diye düşünüyorum.
    neticede yaptığı tüm yanlışlara rağmen kulübün en sıkışık günlerinde para ve teminat olarak 150 m. tutarında kolaylık sağlamış bir kişinin bu miktarlar üzerinden biraz da abartılarak eleştirilmesi ters tepti.
    tabi dursun özbek taraftarları sabırla geç saatlere kadar salonda oylamayı beklerken, diğerlerinin erken ayrılması da sonucu etkiledi.
    bu oylamanın liseli lisesiz perspektifi dışında değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor ve mayıs ayında yapılacak seçimde elini taşın altına koymaya cesaret edecek bir lise dışı adayın karşısına çıkacak dıursun özbek'e karşı çok daha fazla şansı olacağına inanıyorum.