40884
galatasaray taraftari olarak benim icin mayislar nasil ozelse, temmuzlar da en nefret ettigim, en tatsiz ay.
temmuz ayi bir kac istisna disinda genelde galatasaray'in alabilecegi oyunculari beklettigi, gelmeyecek oyuncular tarafindan reddedildigi, gelebilecek oyuncular icin de kuluplerinin kabul etmeyecegi teklifler yaptigi aydir.
temmuzda yonetimler ortadan kaybolur, cesitli davetlerde gorulurler. meydani galatasaray muhabirleri cesitli gosterilerle doldurur: bir isim gundeme atarlar ve 2 hafta kalir, sonra o gundem bitince yenisi ortaya atilir 1 hafta dayanir, ve en sonunda frekans gunde yeni 2-3 isme kadar cikar. bir kac futbolcu imzaya gelir gibi olur, gelmez... teknik direktorler hala iyimserdir, "yonetimimiz canla basla calisiyor" diyerek yonetimi korurlar.
temmuz ilerledikce, yonetimin tepkiyle calistigini bilen taraftarlar isyan bayragini acar. oncelikle muhabirler saf tutar: "gecen sene su bu olmadi mi?", "bu takim sampiyon takim bunu unutmamak lazim", "galatasaray taraftari basariya fazla alisti" gibi... istikrar ve sabir yanlisi taraftarlarla birlikte ilk isyan bastirilir. teknik direktorler ilk antremanlar sonrasi "bari ikinci kampa bir kac oyuncu gelsin"i inceden anlatmaya calisir.
galatasaray'da isyanin ciddilestigi ilk anda genelde bir oyuncu da gelir... galatasaray yonetimi o donemde indirebilecegi iyi bir oyuncuyu indirir ve harareti alir. 1 hafta boyunca tum galatasaraylilar oyuncuyu hatmeder, ucagi, imzasi, maasi, analizleri derken temmuz'un ortasina gelinir. taraftar "tamam basliyoruz" heyecaniyla tekrar eksik mevkileri yazar, twitterdan duyumcular gazi tekrar acarlar.
temmuzu sevmememin en buyuk nedeni ise agustos'un fragmani olmasidir. cunku galatasaray'in plani her zamanki gibi yine, yeniden agustos'un son gunlerinde 4 ayak ustune dusmeye calismak olacaktir, bunun isareti de temmuzdur.
temmuz ayi bir kac istisna disinda genelde galatasaray'in alabilecegi oyunculari beklettigi, gelmeyecek oyuncular tarafindan reddedildigi, gelebilecek oyuncular icin de kuluplerinin kabul etmeyecegi teklifler yaptigi aydir.
temmuzda yonetimler ortadan kaybolur, cesitli davetlerde gorulurler. meydani galatasaray muhabirleri cesitli gosterilerle doldurur: bir isim gundeme atarlar ve 2 hafta kalir, sonra o gundem bitince yenisi ortaya atilir 1 hafta dayanir, ve en sonunda frekans gunde yeni 2-3 isme kadar cikar. bir kac futbolcu imzaya gelir gibi olur, gelmez... teknik direktorler hala iyimserdir, "yonetimimiz canla basla calisiyor" diyerek yonetimi korurlar.
temmuz ilerledikce, yonetimin tepkiyle calistigini bilen taraftarlar isyan bayragini acar. oncelikle muhabirler saf tutar: "gecen sene su bu olmadi mi?", "bu takim sampiyon takim bunu unutmamak lazim", "galatasaray taraftari basariya fazla alisti" gibi... istikrar ve sabir yanlisi taraftarlarla birlikte ilk isyan bastirilir. teknik direktorler ilk antremanlar sonrasi "bari ikinci kampa bir kac oyuncu gelsin"i inceden anlatmaya calisir.
galatasaray'da isyanin ciddilestigi ilk anda genelde bir oyuncu da gelir... galatasaray yonetimi o donemde indirebilecegi iyi bir oyuncuyu indirir ve harareti alir. 1 hafta boyunca tum galatasaraylilar oyuncuyu hatmeder, ucagi, imzasi, maasi, analizleri derken temmuz'un ortasina gelinir. taraftar "tamam basliyoruz" heyecaniyla tekrar eksik mevkileri yazar, twitterdan duyumcular gazi tekrar acarlar.
temmuzu sevmememin en buyuk nedeni ise agustos'un fragmani olmasidir. cunku galatasaray'in plani her zamanki gibi yine, yeniden agustos'un son gunlerinde 4 ayak ustune dusmeye calismak olacaktir, bunun isareti de temmuzdur.

