40785
bugün futbol, çocukluğumuzda mahalle arsalarında aşık olduğumuz o saf oyun değil artık. yeşil sahaların kokusu, yerini lüks otel odalarında patlatılan şampanyalara, menajerlerin ceplerini dolduran komisyon hesaplarına ve yöneticilerin popülarite yarışına bıraktı. endüstriyel futbol adı verilen bu canavar, sadece kulüplerin kasasını boşaltmıyor; oyunun ruhunu, genç yeteneklerin geleceğini ve biz taraftarların saf heyecanını da emip bitiriyor.
anlamıyorum. gerçekten anlamıyorum.
markaya para saçmak: ederi değil, popülaritesi yarışıyor
bir futbolcunun değeri neye göre belirlenir? attığı çalıma, saha içi zekasına ya da formayı sırılsıklam edene kadar akıttığı tere göre mi?
eskidendi o.
şimdilerde kulüplerin satarken 40-50 milyon euro'lar istediği, sadece isimleri bile piyasa yapan futbolcular konuşuluyor. kimileri gerçekten de iyi oyuncular; genç yahut tecrübeli, kendini kanıtlamış, sahada koşan, yetenekli isimler. gelseler takıma faydalı da olurlar, buna kimsenin itirazı yok. fakat asıl sormamız gereken can alıcı soru şu: biz o takım mıyız?
biz, milyar dolarlık fonların, dipsiz kasaların üzerinde oturan, parayı nereye saçacağını şaşırmış o yapay avrupa kulüplerinden biri miyiz? bizim tarihimiz, vizyonsuz yöneticilerin taraftarın önüne attığı fahiş fiyatlı "göz boyama" transferleriyle mi yazıldı?
kulüpler artık futbolcu değil, adeta yürüyen birer "marka" satın alıyor. menajerlerin ve yöneticilerin bu transfer çılgınlığı üzerinden döndürdüğü rant çarkı, ne yazık ki futbolun asıl aktörlerini, yani bu toprakların çocuklarını göz göre göre yutuyor.
"büyük takımların deneme lüksü yoktur" yalanı
ne zaman genç bir yeteneğin adı geçse, ekranlardaki o çok bilmiş yorumculardan hep aynı klişeyi duyarız: "galatasaray gibi takımların futbolcu deneme lüksü yoktur. hazır oyuncu almalılar."
hadi oradan! bu büyük bir yalandan, transfer komisyonlarını ve fahiş harcamaları meşrulaştırma çabasından başka bir şey değil. hafızamızı tazeleyelim:
franck ribéry: galatasaray’a geldiğinde dünyaca ünlü bir süperstar mıydı, yoksa metz forması giyen, henüz keşfedilmemiş bir "lüks" müydü?
arda turan: manisaspor’dan kiralıktan döndüğünde, o şanlı formayı sırtına geçirip bu ülkenin gördüğü en büyük yeteneklerden biri haline gelmedi mi?
futbolcu daha henüz parlamamışken, o ham elmas halindeyken anlaşılır. gerçek futbol aklı, herkesin gördüğü 100 milyonluk yıldıza parayı basmak değil; o yıldız adayı henüz parlamadan onun gözündeki ışığı görebilmektir.
milyon eurolar sahaya çıkıyor da, ada yüzgeç’ler nerde?
yanlış anlaşılmasın; derdimiz o yüksek bonservisli oyuncuların performans göstermediğini savunmak değil onlar da profesyonel sporcular, çıkıp kendilerince mücadele ediyorlar elbette. ama asıl sormamız gereken, bizi çileden çıkaran soru şu: biz niçin o devasa paraları harcamayı bir yana bırakıp ada yüzgeç’ler, mustafa duru’lar, berat luş’ları oynatıp geliştirmiyoruz.
neden elimizdeki milyonlarca euro’yu, fiyatı zaten tavan yapmış, doyuma ulaşmış "hazır" markalara saçıyoruz? o paraların onda biriyle dünyanın dört bir yanını tarayacak, aç ve yetenekli gençleri parlamadan önce keşfedecek bir futbol aklı kurmak çok mu zor? biz niçin mustafa duru’nun, berat luş’un, ada yüzgeç’in süresinden çalıyoruz?
elimizde mustafa duru gibi yetenekler var, berat luş gibi öz kaynaklarımız var, ada yüzgeç gibi parlamaya hazır çocuklarımız var. bu çocuklar sahaya çıkıp kötü performans da gösterebilirler sahaya cıkarttığımız kısıtlı 10 dakikalarda futbolcu ölçebilen muhteşem futbol yetenek avcılarımız anlayamayacak hiç bir zaman. zamanla mustafa da berat da ada da o formayı aslanlar gibi terletebilecekken, sırf arkalarında devasa bir bonservis yükü ya da yönetim baskısı var diye başkalarının nazı çekiliyor. kendi evladına, kendi gencine formayı teslim etmek yerine, sürekli dışarıdan "kurtarıcı" arayan bu sistem, aslında kendi geleceğini kendi elleriyle boğuyor.
son söz: sahadaki ruh parayla satın alınamaz
futbol yöneticilerine ve menajerlere kötü bir haberim var: ne kadar para saçarsanız saçın, o yeşil sahanın ruhunu satın alamayacaksınız. taraftar, sahada milyon euroluk kontratların ağırlığıyla yürüyen egolar değil; armanın ağırlığını bilen, sahaya çıktığında kalbini koyan, hata yaparak büyüyen o çocukları görmek istiyor.
paranın satın aldığı ve hazır olanı tüketmekten bıktık. biz futbolu, o henüz keşfedilmemiş çocukların gözündeki saf açlık için sevdik. ve ne olursa olsun, üretmek yerine sadece tüketerek çalmaya çalıştığınız o geleceği savunmaya devam edeceğiz.
anlamıyorum. gerçekten anlamıyorum.
markaya para saçmak: ederi değil, popülaritesi yarışıyor
bir futbolcunun değeri neye göre belirlenir? attığı çalıma, saha içi zekasına ya da formayı sırılsıklam edene kadar akıttığı tere göre mi?
eskidendi o.
şimdilerde kulüplerin satarken 40-50 milyon euro'lar istediği, sadece isimleri bile piyasa yapan futbolcular konuşuluyor. kimileri gerçekten de iyi oyuncular; genç yahut tecrübeli, kendini kanıtlamış, sahada koşan, yetenekli isimler. gelseler takıma faydalı da olurlar, buna kimsenin itirazı yok. fakat asıl sormamız gereken can alıcı soru şu: biz o takım mıyız?
biz, milyar dolarlık fonların, dipsiz kasaların üzerinde oturan, parayı nereye saçacağını şaşırmış o yapay avrupa kulüplerinden biri miyiz? bizim tarihimiz, vizyonsuz yöneticilerin taraftarın önüne attığı fahiş fiyatlı "göz boyama" transferleriyle mi yazıldı?
kulüpler artık futbolcu değil, adeta yürüyen birer "marka" satın alıyor. menajerlerin ve yöneticilerin bu transfer çılgınlığı üzerinden döndürdüğü rant çarkı, ne yazık ki futbolun asıl aktörlerini, yani bu toprakların çocuklarını göz göre göre yutuyor.
"büyük takımların deneme lüksü yoktur" yalanı
ne zaman genç bir yeteneğin adı geçse, ekranlardaki o çok bilmiş yorumculardan hep aynı klişeyi duyarız: "galatasaray gibi takımların futbolcu deneme lüksü yoktur. hazır oyuncu almalılar."
hadi oradan! bu büyük bir yalandan, transfer komisyonlarını ve fahiş harcamaları meşrulaştırma çabasından başka bir şey değil. hafızamızı tazeleyelim:
franck ribéry: galatasaray’a geldiğinde dünyaca ünlü bir süperstar mıydı, yoksa metz forması giyen, henüz keşfedilmemiş bir "lüks" müydü?
arda turan: manisaspor’dan kiralıktan döndüğünde, o şanlı formayı sırtına geçirip bu ülkenin gördüğü en büyük yeteneklerden biri haline gelmedi mi?
futbolcu daha henüz parlamamışken, o ham elmas halindeyken anlaşılır. gerçek futbol aklı, herkesin gördüğü 100 milyonluk yıldıza parayı basmak değil; o yıldız adayı henüz parlamadan onun gözündeki ışığı görebilmektir.
milyon eurolar sahaya çıkıyor da, ada yüzgeç’ler nerde?
yanlış anlaşılmasın; derdimiz o yüksek bonservisli oyuncuların performans göstermediğini savunmak değil onlar da profesyonel sporcular, çıkıp kendilerince mücadele ediyorlar elbette. ama asıl sormamız gereken, bizi çileden çıkaran soru şu: biz niçin o devasa paraları harcamayı bir yana bırakıp ada yüzgeç’ler, mustafa duru’lar, berat luş’ları oynatıp geliştirmiyoruz.
neden elimizdeki milyonlarca euro’yu, fiyatı zaten tavan yapmış, doyuma ulaşmış "hazır" markalara saçıyoruz? o paraların onda biriyle dünyanın dört bir yanını tarayacak, aç ve yetenekli gençleri parlamadan önce keşfedecek bir futbol aklı kurmak çok mu zor? biz niçin mustafa duru’nun, berat luş’un, ada yüzgeç’in süresinden çalıyoruz?
elimizde mustafa duru gibi yetenekler var, berat luş gibi öz kaynaklarımız var, ada yüzgeç gibi parlamaya hazır çocuklarımız var. bu çocuklar sahaya çıkıp kötü performans da gösterebilirler sahaya cıkarttığımız kısıtlı 10 dakikalarda futbolcu ölçebilen muhteşem futbol yetenek avcılarımız anlayamayacak hiç bir zaman. zamanla mustafa da berat da ada da o formayı aslanlar gibi terletebilecekken, sırf arkalarında devasa bir bonservis yükü ya da yönetim baskısı var diye başkalarının nazı çekiliyor. kendi evladına, kendi gencine formayı teslim etmek yerine, sürekli dışarıdan "kurtarıcı" arayan bu sistem, aslında kendi geleceğini kendi elleriyle boğuyor.
son söz: sahadaki ruh parayla satın alınamaz
futbol yöneticilerine ve menajerlere kötü bir haberim var: ne kadar para saçarsanız saçın, o yeşil sahanın ruhunu satın alamayacaksınız. taraftar, sahada milyon euroluk kontratların ağırlığıyla yürüyen egolar değil; armanın ağırlığını bilen, sahaya çıktığında kalbini koyan, hata yaparak büyüyen o çocukları görmek istiyor.
paranın satın aldığı ve hazır olanı tüketmekten bıktık. biz futbolu, o henüz keşfedilmemiş çocukların gözündeki saf açlık için sevdik. ve ne olursa olsun, üretmek yerine sadece tüketerek çalmaya çalıştığınız o geleceği savunmaya devam edeceğiz.

