• 23778
    futbol konusunda bilir kişi falan değilim ama hakkında çok üzücü bir spoiler verebileceğim takım.

    üzülerek söylüyorum ki oynadığımız daha doğrusu oynayamadığımız pas oyunu ancak pas oyunu oynamak isteyen takımlar için pas oyununun nasıl oynanmaması konusunda referans noktası olacak seviyede. ve biz bu manteliteden vazgeçmedikçe hiçbir futbolcumuz uzun vadede etkili olamayacak. en fazla anlık patlamalar ile maç maç bazı isimler öne çıkacak.

    geçen sene burada 1 yaş genç haliyle bir tarafına teneke bağlanmış fernando reges, bu sene la liga'da 30 puan ile barcelona ve real madridin 4 puan gerisinde, 3. sırada olan sevilla ile 15 lig maçının 13'ünde neredeyse 90 dakikanın tamamında forma giydi.

    evet geçen sene gitsin diye dua edilen adam la liga 3. sünün as 6 numarası.

    hani sene başından beri ilk 11'e girmiş fernando muslera ve christian luyindama dışında hangi futbolcunun başlığına baksan isyanın hatta yer yer hakaretin bini bir para ya. hani camia olarak sanki mesele futbolcunun ismiymiş gibi herkes ocak ayına kenetlenmiş durumda ya. oyun mentalitemiz değişmeden en ufak bir şey değişmeyecek.

    şaka gibi bir durum ama steven nzonzi beğenilmiyor hatta takımı sabote etmekle suçlanıyor. aynı futbolcu hakkında eylül ayında girilen girdilere bakarsak şimdiden 2. senenin opsiyonun kullanmamız gerektiğini söylüyor ekseriyet. adamı roma boşuna bırakmamış deniyor ama geçen sene roma takımında avrupa ve ligde 40 maça çıkmış. evet kendisini beğenmeyen roma 40 maç oynatmış. aynı zamanda 2018'de ise fransa'nın dünya kupasını kazandığı kadroda. ayrıca geçen sene yanlış hatırlamıyorsam seri a'da en az çalım yiyen futbolcu gibi bir ünvana sahipti.

    adım gibi eminim bizden gittikten sonra gene parlar, gene yükselişe geçer. yaşı da fiziği de bunun için gayet müsait ama bizde olmuyor işte. aynı durum seri içinde geçerli.

    mario lemina oyun tarzı olarak sistem adamı olmaktan ziyade anlık patlamalar ve dribling ile oynadığı için kendisinin durumu olmayan sistemimizde sırıtmıyor. halbuki bir sistemimiz olsa kendisi o sistemin içinde daha az yorulacak ve o da daha etkili olacak.

    gelelim ocak ayına. eğer bu oyun ile devam edersek olacaklar ;

    henry onyekuruyu eğer kadromuza katabilirsek, kendisi oyun zekasından yoksun ilan edilecek. monoca boşuna bırakmamış denecek.

    martin linnes boşuna gözümüzde büyütüp, beklemişiz bir numarası yokmuş denecek.

    ve dahi radamel falcao gibi bir ceza alanı golcüsü, 33 lük mario gomezin, diagnenin, emenikenin, burak yılmazın falan yıldızlaşabildiği bir ligde balon, kazık ilan edilecek. kendisi bizimle sakatlanmadan önce 5 resmi maç oynadı. adamı tek bir pozisyona dahi sokamadık. benim hatırladığım pozisyon yok en azından. bu sistem böyle devam ettiği müddetçe maalesef kendisi de sezonu en fazla 3-5 golle tamamlar ve taraftarın yeni hedefi olur.
  • 23780
    bu sezon nezdinde genel bi galatasaray portresi çizmek istiyorum.

    öncelikle şahsım adına beklentilerim ölçüsünde en büyük hayal kırıklığı yaratan takım bu. neden mi? dominant bi takımın olmamasından faydalanarak 2 sene üst üste şampiyon olan bi kadronun devamı bu ve bu kadronun başında ise herhangi bi kulübün kendi kültüründen yetiştirebileceği en iyisi* var.

    yetmiyormuş gibi sanki benim kanaatime danışılmışçasına bi transfer dönemi geçirdik. onyekuru yerine pas oyununa daha uygun ve skorer biri istiyordum, geldi*. badou yerine belki biraz motoru düşük ama daha teknik birini uygun görüyordum, geldi*. diagne yerine takımdaşlarını oyuna katacak daha net bi golcü gerektiğini düşünüyordum, geldi*. fernando yerine ise çok daha tempolu ve ayağıyla oyunu kurabilecek bi 6 numaranın hayalini kuruyordum, temposuzu ama kalitelisi geldi*.

    bu kağıt üstünde doğru görünen hamleler, kadroyu genişletecek isimler ile ( jimmy durmaz, emre mor, taylan antalyalı ve florin andone) takımın donatılmasıyla devam etti. açtığım parantezin içine sığmayacak derecede 'hocanın topçusu' olan mario lemina ise mutlak zafere giden son parça gibi duruyordu.

    belki beklerimizin atletizmi takımı kaldıramayacak ve yaşları formlarını düşürecek seviyedeydi. belki beklerimizin eksileri takımımızı tanımlıyacak eksiler olacaktı (atletizm ve yaş). belki de bir norveçli yiğidi üzerek büyük bi karma borcu edinmiştik ama bu borcu kadıköy'de son saniyelerde kaçan pozisyonla kaybedeceğimiz puanlarla ödeyebilirdik. en kötü ne olabilirdi ki?

    en kötüsü olmadı tabi ama takımın genel durumundan da memnun olmak çok kolay değil. hatta açık konuşayım: takımın genel durumundan memnun değilim.

    30un yanlış tarafında ve/veya farklı sebeplerden dolayı düşüşünde olan oyuncularla dizili kadromuzu düşük tempoda oynatarak tekniğimizin yüksek olmasını kullanabilirdik. ama neden olmadı sorusunun cevabı bennnce tek değil.

    eleştirmeye fatih hoca'dan başlamalıyız. 100m koşularında, atletlerin altını ısırmasıyla podyuma bile çıkamaması arasındaki fark oldukça düşüktür. biraz ateşi olsun, biraz antreman programını doğru uygulayamasın, hatta yarış içinde konsantresi çeyrek tık düşmesi bile sonucu hüsrana uğratmaya yetebiliyor. hoca da aynı yarışa iyi hazırlanamamış bi atlet gibi hamlelerinde bi adım geç kalıyor ki bu onu anlatırken zihnimizde canlanan özelliklerin dışında. tamam kabul, bu kadro öyle rahatlıkla altını ısıracak bi kadro değil ama hoca ne kadrolara altını ısırttırdı. hoca'da bişeyler eksik, bu kesin

    futbolcularımızın büyük bir çoğunluğunun form durumu uzun süre içler acısıydı. teknik heyetin günahları bi yana oyuncuların ciddi bi kısmı bireysel formunun dibindeydi. yok sakatlık, yok afrika kupası, yok takıma geç dahil olma, yok bilmem şu kadar et yedi... bir sürü bahaneler, mazeretler. sen bi profesyonelsen senin geçimini sağlayan kuruma en iyi hizmeti verebilecek şekilde bedenen hazır bulunmalısın. bu kadar basit. şanssızlıkları da hesaba katmak lazım ama özellikle belhanda'nın şu halinin açıklaması nedir, gerçekten meraklar içersindeyim. hoca'nın ocak'ta olmasa da eylül'de halledeceğiz ama halledeceğiz açıklaması geçerliliğini koruyor ve şu performanslar bana 4 kişinin kapıda bulunması gerektiğini söylüyor: belhanda, feghouli, nagatomo, mariano.

    kadronun nasıl şekilleneceğini tahmin etmeye başlayabiliriz diye düşünüyorum. hoca yine tempolu, dikine oynayan, önde basan bi takımı yaratmak isterken şu aşamada muslera, ömer bayram, donk ve lemina'dan ve dahil olduklarında falcao, andone ve babel'den vazgeçmeyecektir. nzonzi ve seri'den pek haz etmiyor ama çözüme giden yollarda onlar da bulunuyor. marcao ise robin'i olduğu batman luyindama'yı arayacaktır fakat gelen haberler gösteriyor ki sakatlık haberine en çok yöneticiler üzülmüş.

    kalede muslera; savunmada linnes, marcao, luyi ve donk; orta sahada nzonzi, ömer, lemina ve seri; forvette falcao, adem, andone ve babel temeli üstüne çatı kurulmak şu konjonktürde en mantıklı seçim olur*.

    tünelin ışığına ise en rahat yoldan tanışık olduğumuz fatih terim performansı ile en ulaşırız. tekrar kendini hocaya en iyi gösterebilenin formayı alacağı ve diğerlerin ıskartaya çıkartılacağı bir florya oluştururursa hoca bu 'ağa'sız ligde three peat yapması işten bile değil.
  • 23782
    ligde çok kötü olduğumuz zamanlarda oldu. ama benim hatırladığım dönemlerde, hem türkiye liginde, hem avrupada her takıma bu derece ezildiğimizi çok nadir gördüm. iyisi kötüsü her takım ister 11 kişi olsun, ister 10 kişi olsun çok rahat oynuyor bize karşı. işin ilginç tarafı kadro bu derece kaliteliyken.

    bir takımın her maç kalecisi yıldızlaşıyorsa o takımda sorun vardır. herkesin dilinde aynı kelime işte, komşulukta karşı takımın taraftarı "oğlum sizin takım ne kadar kötü oynuyor, resmen alanya sizi ezdi". galatasaray taraftarı olarak bizde öyle düşünüyoruz maalesef. oynadığımız her maç büyük takım hüviyetini ben asla ve asla görmüyorum. sanki her mahalleden birer adam toplayıp bir takım kurmuş ve maça çıkmışız gibi. kalite var ama kimse kimseyi tanımıyor.

    pres desen top kimdeyse yakınında hangi futbolcumuz varsa o gidiyor mecburiyetten, düzenli bir alan savunması yok, hücum desen ayağına top alan atacak kimse arıyor. şut desen çekemiyoruz, çeksek de hep defanstan dönüyor. ceza sahasına orta konusuna girmiyorum bile, ne zamandır bunu düzgün yaptığımızı hatırlamıyorum. kendi sahamıza yapılan ortalara hep rakip takım vuruyor. dönen topları alamıyoruz. kontra atak yapamıyoruz. say say bitmiyor.

    inanılır gibi değil futbolculara tek tek baktığımızda böyle kalitedeki bir takımın oyunu. yıldızlarla oynadığımız basit basit goller yediğimiz çok sezon hatırlıyorum ama yediğimizin hep fazlasını atar veya reaksiyon gösterirdik. oyunun iyi oynayamadığımız yönleri oluyordu ama yaptığımız iyi yönler de vardı. şimdi ne atak ne defans hiç birini beceremiyoruz. her maç bir kurban futbolcu buluyoruz kendimize onu eleştiriyoruz.

    tabi ki takımın teknik heyetinde tarihte çok başarılarımıza vesile olmuş canlarımız ciğerlerimiz var. ama maalesef kötü oynadığımızın farkında bile değiller asıl sorun burada. iyi oynamadık desek anlayacağım da; alanya maçında nasıl iyi oynamışız ben anlayamadım ki ben ikinci yarıdan utandım. bunları yazmak hiçbir galatasaray taraftarı gibi benim de hoşuma gitmiyor ama görünen de bu. iki üç futbolcuyla olacak iş değil bu. hatta bekler harici ben olsam hiç transfer yapmam. kadro her türlü yeterli. umarım eski günlerimize geri döneriz.
  • 23783
    kalan maçlarda (psg de dahil) sahaya en iyi yayılıp, en dinamik ve agresif oyunu oynayabileceğimiz kadronun bu olduğunu düşünüyorum.

    https://galatasaray11.com/63095

    duruma göre ileri üçlüden biri nzonzi ile değişip defans 3'lenebilir. ama orta üçlünün kesinlikle değişmemesi gerekiyor. belhanda'nın kenarda faydalı olabileceğini gördük, ömer'in en iyi sol içte oynadığını gördük. ilk 11'de babel'e ihtiyaç olmadığını gördük. lemina - seri sahadayken takımın daha iyi hücuma çıktığını gördük. farklı bir macera aramaya gerek yok.