• 5901
    her ne ahval ve şerait içinde olursa olsun, eğer avrupa kupalarından birinde mücadele ediyorsa, o maçları sezonun en önemli maçlarından olan turuncudan iz taşıyan tok bir sarı ve vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızıdır.
    galatasaray'ın kuruluş amacı türk olmayan takımları yenmektir.
    galatasaray, favori olarak gösterilmediği bir maça çıkarken dahi pes etmez, edemez.
    galatasaray'ın genleri buna izin vermez.
    20 ekim 1993'teki manchester united maçımızı hatırlayın.
    kaç kişi galatasaray'ın oradan 3-3'lük beraberlikle döneceğini ve dahası bu skoru alırken mükemmel bir futbol ortaya koyacağını, galibiyeti kaçıran taraf olacağını tahmin etti?
    kaç kişi bu maçın rövanşında united'ı eleyeceğimizi tahmin etti?
    işte bu sürprizi gerçekleştirdiğimiz için şampiyonlar ligi'nin statüsü değişti.
    kaç kişi galatasaray'ın mart 1989'da monaco'yu eleyerek şampiyon kulüpler kupası'nda yarı finale kalacağını tahmin etti?
    avrupa'da bahisçiler, kasım 1999'da galatasaray'ın uefa 2000 kupasını alma ihtimalini 1'e 250 olarak hesaplamıştı.
    yani futbolda "olmaz olmaz." dememek lazım.
    bugün oynanacak olan 21 şubat 2019 benfica galatasaray maçındaki skoru da maç oynanıp bitince tam olarak bileceğiz.
    futbolda, oynanmadan kağıt üstünde kazanılan maç yoktur.
    gerçekten de elenebiliriz. bu olasılık oldukça fazla. herkes bunun farkındadır zaten.
    maçı düşük beklentiyle takip etmek isteyenler de olabilir, bu da oldukça doğaldır.
    fakat bu maç için umudunu diri tutmak isteyenleri eleştirmek, onlara karşı kinayeli şekilde "hayatta başarılar." demek ne kadar doğru?
    herkesin bu maç için umutsuz olmasını istemek ne kadar doğru?
    sadece bu maç için de demiyorum, herhangi bir maçta, bizim arzu ettiğimiz skorun maç sonunda ortaya çıkma olasılığı mantık çerçevesinde o maç değerlendirildiğinde az olduğunda bile, o maç için son derece temiz ve masum hayaller kuran insanların fazla beklentiye girdiğini söylemek, bunun yanlış olduğunu söylemek bize ne kazandıracak?
    bunu da bu entry'yi okuyanların takdirine bırakıyorum.
    belki turu geçeceğiz, belki de eleneceğiz bu akşam.
    kim bilir, belki de hiç ummadığımız bir kötü skorla karşılaşacağız.
    ama ben bundan sonraki avrupa kupası maçlarımızda, hangi takımla oynarsak oynayalım ve bizle birlikte o günkü rakibimizin form durumu ne olursa olsun, ben bu maçları umutla, sabırsızlıkla bekleyeceğim.
    bana kalırsa, hayata karşı umudunu her daim diri tutmaya çalışan insanların şevklerini kırmak yerine, onların ümitlerine ortak olalım.
    umut, moral, neşe gibi olumlu düşünceler ömrü uzatıyor. yaşamımızda da mutlu olmamıza yardımcı oluyor.
    serotonin hormonunun salgılanması, herhangi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya kalan insanlara, kullandıkları ilaçların yüzlerce kat fazlası fayda sağlıyor.
    soruyorum, mantık çerçevesinde bakıldığında, galatasaray'ın 14 mayıs 2006'da 16. şampiyonluğunu kazanması ne kadar olasıydı?
    11 aralık 2013 günü juventus'u yenerek şampiyonlar ligi'nde 2. tura kalmamız ne kadar olasıydı?
    17 mayıs 2000 günü arsenal karşısında favori miydik?
    3 nisan 2001 günü real madrid karşısında ilk yarıyı 2-0 geride kapattığımızda, bütün sami yen tribünleri, "bu maç buradan dönmez, bitti artık." diyerek stadı terk etseydi o maç 3-2'lik galibiyetimizle sonlanabilir miydi?
    3 nisan 2013 günü, real madrid'e şampiyonlar ligi çeyrek final ilk maçında 3-0 yenildik.
    o maçın sabahında galatasaraylılar hangi hislerle uyandı.?
    bu maç için hayaller kuranlara karşı içinizde bir kızgınlık oldu mu?
    bu maç bittikten sonra, o maçı umutla bekleyenlere dönerek, "boşuna hayaller kuranların yüzüne çarpan bir skorla sonuçlanmış maç." dediniz mi?
    tabii ki hayır.
    ya o 9 nisan 2013'teki madrid maçında 72. dakikada drogba'nın topukla attığı golden sonraki atmosfer?
    80'li dakikalarda drogba'nın ofsayt gerekçesiyle iptal edilen golünde 1 saniye de olsa yaşananlar?
    işte bu güzel hisler, hayaller, umutlar, küçük de olsa bu çeşit ihtimallerin peşinden gitmek bizi taraftar yapan etmenler.
    ben bir galatasaraylı olarak bundan önce izlediğim her maçımızda umutluydum.
    bu, bundan sonra da böyle olacak.
    bugüne dek yenildiğimiz maçlardan önce umutlanıp, sonradan maçı kaybettiğimiz için de kendime hiç kızmadım.
    hiç pişman olmadım.
    o umutlanma, o maçı sabırsızlıkla bekleme, o yenilgiden sonraki hüzündür beni galatasaraylı yapan.
    bugün yine umutluyum.
    21 şubat 2019 benfica maçını ister 2-0 alıp turu geçelim, ister 5-0 kaybedip elenelim.
    maç öncesindeki umutlu, neşeli halimden asla pişman olmayacağım.
    olmazsa da can sağlığı deyip konsantrasyonumun tamamını 22. şampiyonluğa kaydıracağım.
    galatasaray için umutlanmak da güzel, maç sonrasında hüzünlenmek de güzel.
    galatasaray aşkı, biz galatasaraylıları yakar; ama asla acıtmaz.
    nereden aklıma geldi onu da bilmiyorum ama ben hayattaoldukça zorlu ve üzüntü verici olayları, şükür ki çok fazla olmasa da yaşadım.
    bu olayları saymaya gerek duymuyorum şu aşamada.
    bu hüzünlü hatıralar, benim hayata karşı daima pozitif bakan bir insan olma azmimi hiçbir zaman geriletmedi.
    hayatımda en çok kullandığım, en çok değer verdiğim sloganlarımdan biri, "olumlu düşün, olumlu olsun." cümlesidir.
    olmasa da bir dahaki sefere olur.
    o da olmasa, bir sonraki sefere deriz.
    ümit bizim yaşam kaynağımızdır.
    ümitsiz yaşanamaz.
    hayallerimiz olmazsa, umudumuz olmazsa, çılgınca küçük olasılıkların peşinden gitmezsek, biz nasıl şampiyonlar ligini alacağız?
    son bir anıyla bitiriyorum.
    2007 senesiydi. ben o zamanlar özel istanbul saint-joseph fransız lisesi'nde öğrenciydim ve lise 1., yani 9. sınıftaydım.
    bir fransızca dersinde konu efsanelerdi.
    o derste de pandora'nın kutusu konuşuluyordu.
    kutu açılıyor ve tüm kötülükler ortaya saçılıyordu.
    tam kutu kapatılırken, kutunun dibindeki bir şey de ortaya çıkıveriyordu.
    bu ümitti.
    sonra, fransızca öğretmenimiz, benim hiç aklımdan çıkmayacak olan şu sözü söyledi ve bu söz benim hayat düsturum oldu.
    "s'il n'y avait pas d'espoir; nous ne pourrions pas vivre."
    türkçesi: "eğer umut olmasaydı, biz yaşayamazdık."
    ben hayatımda hiçbir zaman , "umut en kötü şeydir; çünkü işkenceyi uzatır." lafını düstur edinmedim.
    umutlu olmanın, gerçekçi olmaya engel olmayacağına inandım hep.
    "umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim."
    mustafa kemal atatürk
    (bkz: kaybedersek tebrik ederiz)
    (bkz: kazanırsak yolumuza devam ederiz)
  • 5903
    türkiye'nin dünyaya açılan kapısıdır. geçenlerde afgan göçmeni bir hasta için gece aradılar. 5 yaşında bir oğlan. çok da tatlı birşey maşallah diyelim. acil ameliyat gerektiren bir durumdu, cumartesi gecesi. allah var söylene söylene gittim, çünkü geçen hafta bir gece hariç her gece gittim hastaneye. her neyse o gece ameliyat bitti sabahına vizitte gördüğüm manzara beni çok duygulandırdı.
    https://ibb.co/FK7R1Fj
    en sevdiğim şey, bu yaşlarda çakma formayla gezen minik aslanlar. türkçe bilmiyordu ama tüm takımı saydı baştan sona. cimbom olmasa türk futbolunu tanıyan bilen olmaz ama hala bizimle uğraşıyırlar.