494
yaşım 38. allah ne kadar daha ömür verir bilemem. 1 saniyemizin bile garantisi yok.
6 yaşımda ananem elimden tutup bornovaspor'a götürürken duyduğum heyecan neyse, bağlarım koptuktan sonra bile döndüğüm küçük halı saha maçlarında hissettiğim duygular aynıydı.
zorluklar içinde delik ayakkabılarla, yeri geldiğinde terlik ve çıplak ayakla betonda oynadığımız oyun çocukken sadece oyun değildi. bir güç gösterisi, insanlara kendini tanıtma sanatıydı.
futbol sayesinde çok insan tanıdı beni. amatör kalarak bunu başarabildim. üniversite okurken esnafın önünden geçerken elimi tutuştururlardı torbaları. öğrencisin sen ihtiyacın olur deyip torba torba balık verirlerdi misal. bakmazlardı ben o köyden miyim değil miyim diye.
amatörde bile etkisi var futbol takımlarının halka. sürekli birilerine dokunuyorsun bir şekilde.
ancak yıl 2026 oldu ve izlemeye üşenir hale gelmeme ramak kaldı.
artık oynayamıyorum. bacaklarım sorunlu ve hayat mücadelesi futbolu bedenden uzaklaştırıyor. en azından izlerken empati yaparım, zevk duyarım diye izlediğim futbol artık geriye gitmeye başladı. futbolun amatör ruhunu kirli eller öldürdü. zaten ligimiz belli adamlar yüzünden temiz değil. fener denilen rakibi şampiyon yapmak için türlü türlü madrabazlıklar yapılıyor ve bu bizi çok yoruyor. bari diyoruz dünya futbolu izleyelim, şampiyonlar ligi bakalım, avrupa kupası bakalım. ancak ne yazık ki adaletsizlik ve kapitalizm iliklerine kadar işlemiş durumda futbolun.
2 gün önce dünya kupası başladı. orta hakemler her yerinden geçen kablolar ve mekaniklerle terminatör gibi geziyor saha ortasında. su molası adı altında çat reklamlar giriyor. saha kenarlarındaki reklam panoları kocaman ancak uzak köşedeki oyuncular karınca gibi kalıyor seçilmiyor. tribünleri büyüttükçe taraftar ve oyuncu arasındaki etkileşim kayboluyor.
ne milli takım duygusu yaşanıyor ne de amatör ruh sahaya yansıyor. zamanında milli takımda prim kavgası bile çıkmıştı. adı üstünde değil miydi oysa ki "milli takım". ampute milli takımımız şampiyon olduğunda herkes göz yaşı dökmedi mi? ama milyon dolarları cukkalayan onlarca topçu ay yıldızlı armayı kirletecek olan prim kavgasını etti.
her şey ne yazık ki para ve arkadan dönen lobiler oldu ve o saf 6 yaşımda duyduğum mutlak heyecan kayboldu. bu gidişle birkaç yıla futbol trendi tamamen düşüş gösterecek gibi duruyor. zaten bizdeki bu galatasaray sevdası diri tutuyor futbol izleme dürtümüzü. onu da kaybedersek ne yazık ki futbol ile ilişiğim kesilir.
futbolun içinden gelmeyen iş adamları perişan etti ayak ile oynanan oyunu. trt de su molasında reklam vermeye devam etsin.
içimizdeki amatör ruh öldü, başımız sağ olsun.
6 yaşımda ananem elimden tutup bornovaspor'a götürürken duyduğum heyecan neyse, bağlarım koptuktan sonra bile döndüğüm küçük halı saha maçlarında hissettiğim duygular aynıydı.
zorluklar içinde delik ayakkabılarla, yeri geldiğinde terlik ve çıplak ayakla betonda oynadığımız oyun çocukken sadece oyun değildi. bir güç gösterisi, insanlara kendini tanıtma sanatıydı.
futbol sayesinde çok insan tanıdı beni. amatör kalarak bunu başarabildim. üniversite okurken esnafın önünden geçerken elimi tutuştururlardı torbaları. öğrencisin sen ihtiyacın olur deyip torba torba balık verirlerdi misal. bakmazlardı ben o köyden miyim değil miyim diye.
amatörde bile etkisi var futbol takımlarının halka. sürekli birilerine dokunuyorsun bir şekilde.
ancak yıl 2026 oldu ve izlemeye üşenir hale gelmeme ramak kaldı.
artık oynayamıyorum. bacaklarım sorunlu ve hayat mücadelesi futbolu bedenden uzaklaştırıyor. en azından izlerken empati yaparım, zevk duyarım diye izlediğim futbol artık geriye gitmeye başladı. futbolun amatör ruhunu kirli eller öldürdü. zaten ligimiz belli adamlar yüzünden temiz değil. fener denilen rakibi şampiyon yapmak için türlü türlü madrabazlıklar yapılıyor ve bu bizi çok yoruyor. bari diyoruz dünya futbolu izleyelim, şampiyonlar ligi bakalım, avrupa kupası bakalım. ancak ne yazık ki adaletsizlik ve kapitalizm iliklerine kadar işlemiş durumda futbolun.
2 gün önce dünya kupası başladı. orta hakemler her yerinden geçen kablolar ve mekaniklerle terminatör gibi geziyor saha ortasında. su molası adı altında çat reklamlar giriyor. saha kenarlarındaki reklam panoları kocaman ancak uzak köşedeki oyuncular karınca gibi kalıyor seçilmiyor. tribünleri büyüttükçe taraftar ve oyuncu arasındaki etkileşim kayboluyor.
ne milli takım duygusu yaşanıyor ne de amatör ruh sahaya yansıyor. zamanında milli takımda prim kavgası bile çıkmıştı. adı üstünde değil miydi oysa ki "milli takım". ampute milli takımımız şampiyon olduğunda herkes göz yaşı dökmedi mi? ama milyon dolarları cukkalayan onlarca topçu ay yıldızlı armayı kirletecek olan prim kavgasını etti.
her şey ne yazık ki para ve arkadan dönen lobiler oldu ve o saf 6 yaşımda duyduğum mutlak heyecan kayboldu. bu gidişle birkaç yıla futbol trendi tamamen düşüş gösterecek gibi duruyor. zaten bizdeki bu galatasaray sevdası diri tutuyor futbol izleme dürtümüzü. onu da kaybedersek ne yazık ki futbol ile ilişiğim kesilir.
futbolun içinden gelmeyen iş adamları perişan etti ayak ile oynanan oyunu. trt de su molasında reklam vermeye devam etsin.
içimizdeki amatör ruh öldü, başımız sağ olsun.

