• 3960
    bu çap yoksunu hollandalı bey, bu takımın 2 senesini yedi. bizim de ömrümüzden 2 sene gitti bunun yüzünden.

    geçmişe dönüp baktığımda, 2 sene boyunca sırf bu vurdumduymaz, kerameti kendinden menkul beyefendi için sürekli birileriyle didişip durduk. vizyonu varmış, galatasaray'ı sistem takımı yapacakmış, futbolcuya dayalı düzeni bitirecekmiş, efendim altyapıyı adeta bir la masia'ya çevirecekmiş, galatasaray'ı muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkaracakmış, neler de neler.

    nasıl bu kadar salak olabildiğimi çok sorguladım. kaç gece yemedim içmed... yok tabii o kadar değil ama cidden aşırı salakmışız. yani en nihayetinde savunma dörtlüsü diye eline sabri, servet, gökhan, hakan verilen adam kalkıp da "siz benle maytap mı geçiyorsunuz?" demiyorsa vizyonu çok da şey değildir. gerçi o da yetmedi, ertesi sene sezona serdar özkan'la, mehmet batdal'la falan başladık. takımın yıldızı culio'ydu. culio bugün galatasaray'a gelse "ömer'in yedeği bu mu yani?" der söverdik. bomboş adamdı ama o takımda yıldız oldu. şaka gibi ama değil. %100 gerçek.

    hadi bunu geçtim, "idealist" diye üfürür, inanır geçersin bu kadroyu kabullendiği için. yahu adam çıktı, 2009 - 10 sezonu sonunda "ğaassaray geçen sene beşinciydi, bu sene üçüncü olduk ehuehuehue" diye zırvaladı. bildiğin "adam haklı yauuuv, sistem takımı, 98 sene sabredilmesi lazım." falan diye komik komik bahaneler bulduk kendimizce. tabii şimdi bakınca gülmüyorum, komik de değil aslında. aslında mevzuya en başından uyanmak gerekliydi. adam galatasaray'la sözleşme imzalar imzalamaz yaptığı ilk basın toplantısına "ben buraya barcelona'dan geldim, çevir bunu." diye başladı. dümdüz kompleks belirtisi bu.

    yani düşünüyorum... bir adam neden basın toplantısına böyle başlar?

    1) silah zoruyla gelmiştir. yani devreye mafya girmiştir, kafasına silahı dayayıp zorla getirmiştir de bu bey de hiçbir şey yapamadığı için "barça'dan buraya düştüm." diye yakınmak için basın toplantısını seçmiştir.
    2) barça'dan sonra kimse suratına bakmamıştır. beyimiz de galatasaray'ı kerhen kabul edip "ama bakın benim yerim aslında burası değil." demek için o toplantıyı seçmiştir.

    şimdi mafya kısmını geçelim. etik, ahlak, legallik-illegallik vs. sebeplerden değil. türkiye'de ve dünyada adnan polat yönetiminin lafıyla iş yapacak kadar çaptan düşmüş mafya yoktur. haliyle bu şık elendi. geriye ikinci şık kaldı. adam gelir gelmez "benden size hayır gelmez ağalar." demiş de biz "gelir, geliiiiiiir..." diye duymamışız.

    altı kaval üstü şeşhane takımlarla da iki sezon süründük. tabii uyaran, bizi rüyamızdan uyandırmak isteyen çok kişi oldu ama yok, ağbiii avrupa kültürü yaaa, ağbii hollanda yaaaa... diye diye zombilere döndük.

    şimdi böyle yazınca, rijkaard'dan nefret ettiğim falan da yok aslında. sonuçta roberto mancini'nin çeyreği kadar bile teknik direktör olmayan bu hollandalı kısa süreliğine de olsa bize hayal kurdurdu, yalan yok. ama sonu da ortada. suudi arabistan ve ardından esnaflık. yani sonuçta erman toroğlu'nu galatasaray'ın başına getirseydik o dönem daha iyi iş yapardı, bu bir gerçek ama rijkaard'dan nefret etmek için bu da yetmez. mustafa sarp'a söz geçiremeyen bir adamdan zaten nasıl nefret edeceksin ki? yazık. efsane futbolcu, kestane teknik adam çok gördük ama rijkaard'la direkt deneyimledik. kimse hagi'ye falan çakmasın, 100. yılda fenerbahçe'nin maddî gücünü ve medya-hakem desteğini geçip şampiyon olacaktı o neredeyse. orhan ak falan vardı adamın elinde. fener'e 5'i 1 yerdeyi de hediye etti zaten. sonrasında romanya liginde yaptığı deli işleri de ortada. rijkaard bu hagi'nin de çeyreği kadar hoca değildi.

    rijkaard gidince çok mu iyi olduk? fatih terim geldi, 2 sezon üst üste şampiyonluğu güle oynaya aldı, şampiyonlar ligi'nde çeyrek finalde real madrid'i korkudan içeri doğru üfletti. al sana sistem, al sana başarı, al sana feraset, al sana basiret. şu rijkaard döneminin ardından aldığım yegane ders var:

    allah kerim fatih terim. gerisi fasa fiso. sistem fatih terim, gelenek de fatih terim, yenilik de fatih terim aslanım!

    https://www.youtube.com/watch?v=yFPsm8RxJUA
  • 3961
    kendisiyle ilgili bugün hala kafama takılan bir anekdot var. 2010 mayısında sezon bitince tatile çıkarken havalimanında kendisine soru yönelten basın mensuplarına yönetime kaliteli bir transfer listesi verdim demişti. sonra temmuz 2010'da yeni sezon açılışı için geri döndüğünde adeta şok olmuş gibi verdiğim listeden hiçbir oyuncuyu almamışlar demişti. yani anlamadım ki bu adam tatilde tibete gidip keşişlerle inzivaya mı çekildi? kuzey kutbunda kamp mı yaptı yoksa afrika'nın tecrit bir köyünde mi geçirdi koca yaz tatilini? yoksa acaba galatasaray'ı takip etmek mi istemedi? internetin deli gibi yaygın olduğu bir dünyada insan hiç mi girip internete bakmaz ne olup bitiyor kulüpte diye, işyerin orası senin be. * belki de yalan haberdir ama haberlerden böyle okumuştum ben. zaten belki de o yıl tarihinin en kötü sezonuna başlayan galatasaray'ın çöküşüne rijkaard da böyle bir vurdumduymazlıkla katkı vermiştir bilemiyorum. benim burada sizlere anlatmak istediğim şey, hatırladığım bu trajikomik haberdi. eğer gerçekse bende bu rijkaard kafasından istiyorum kesinlikle. tatil boyu gündemle ilgili bütün olan bitenden kendini soyutlamak harika bir şey olmalı *
  • 3965
    geldiği sezon, kulüp tarihinin o zamana kadarki en pahalı kadro değerine sahip bir ekiple lige fırtına gibi başlamıştır.

    orta sahamızda daha kaliteli bir üçlü olsaydı, şuanda belki 2-3 şampiyonluk daha önde olabilirdik rakiplerimizden.

    kendisinin, kriz yönetimindeki başarısızlığı ve kültür çatışmasından dolayı topraklarımızda tutunamadığını düşünüyorum.
  • 3966
    aslında çok güzel başlamış ama ülkemize gelen her başarılı veya buradan gittikten sonra başarılı olan yabancı teknik direktör gibi gerek yabancı sınırlaması gerekse yerli futbolcuların sorunlu olması gibi durumlardan ötürü yavaş yavaş dibe doğru gitmiş kendisini herşeye rağmen güzel hatırlayacağım teknik direktörümüzdür.

    aslında gayet güzel transferler yapılmasına rağmen bir önceki sezonun oyuncularının da forma girdiği güzel bir kamp döneminden sonra sezona rakipleri futbol olarak bayağı ezerek başlamıştık. en büyük ve ilk falsoyu kaleci de yaptı belki de yapmak zorunda kaldı. leo franco'ya kale emanet edildi ilk haftalarda biz farklı kazanırken sorun olmadı ama iş kızışmaya başladığında kendisi sağolsun 1 maçı bile tek başına alamadı ki giderken de bize kazığın hasını atarak gitti. ilk 11'in kendi içerisinde bile gözle görülür bir kalite farkı vardı. hücum hattı "baros-kewell-keita-arda-elano" iken takımın gerisi "gökhan-servet-sabri-mustafa sarp-barış özbek-leo franco" gibi isimlerden oluşmak zorunda kalıyordu. yabancı sınırlaması maalesef kendisinin elini kolunu bağladı bir yerde. bunun yanında adnan sezgin gibi futbolcular üzerinde hiçbir ağırlığı olmayan bir kişinin futboldan sorumlu olması sorunları kartopu gibi büyüttü ki bir sezon sonra neredeyse üzerimize çığ düşecekti. ilk sezon devre arası transferlerinde kaleciden sonraki diğer büyük hatasını yaptı. jo'yu getirebilmek için yabancı kontenjanında boşluk aramak gerektiğinde tercihini baros sakat olmasına rağmen nonda'dan yana kullanması (ki o zamana kadar 15 golü vardı) sezonun ikinci yarısında bazı maçlarda arda ve keita'nın santrafor oynaması gibi bir garabeti ortaya çıkarmıştı. ikinci yarıda sıkışan maç temposu ile kendisinin almış olduğu bu hatalı kararlar ile oluşan kadro sorunları üzerine leo franco'nun fenere ali sami yen'de hediye ettiği maçtan sonra film koptu ve seri puan kayıpları ile sezonu 3. tamamladık.

    ikinci sezonunda ise üstte renkdaşlarımın da belirttiği gibi yapılan transfer garabetine ses etmeyişi ya da "bu takımdan bir yol olmaz zaten bende tazminatımı alır dalgama bakarım" rehaveti ile başladığı ikinci sezona lviv skandalı ile giriş yapmış üstüste 4 maç alarak ligde biraz toparlasa bile bu seferde yerli futbolcu çetesine kurban gitmişti. servet'in şov yaptığı 4 olsunda hoca gitsin diye oynadığı bir ankaragücü maçından sonra (skibbe'ye de aynı tarifeyi uygulamıştı ama o zaman 5 yemiştik) görevine son verilmişti.

    tek bir kalıbın hocasıydı maalesef. eldeki malzemeye göre takım kurmaktan ziyade takımı kendi kafasına uydurmaya çalıştı ama ülkemizde hele bir de o zamanki futbolcu çetesiyle bu işlem tabiki çok zordu. kendisine sabredilseydi sistem kurardı dendi ama bence o iş de olmazdı çünkü servetle sabriyle mustafa sarpla barış özbekle neyin sistemini kuracaksın ki? zaten kendisinin teknik direktörlük meziyetlerinin de futbolcu yeteneklerine dayalı olduğu bizden sonraki gittiği hiçbir takımda dikiş tutturamamasından da ortaya çıktı.

    ama ilk başta dediğim gibi ben kendisini yine de iyi hatırlayacağım çünkü elindeki malzemeye oranla futbol oynatmaya çalışan galatasaray kültürü ile futbol olarak uyuşan bir kişiydi. keşke kendisiyle yabancı sınırının olmadığı daha vizyoner bir başkan ile birlikteyken çalışabilseydik demek isterdim ama demiyorum çünkü fatih terim yaşıyorsa ve bu işi yapıyorsa fatih terim allah kerim demekten başka çaremiz yok :)
  • 3967
    son onbeş yıllık barcelona hegemonyası, zevkten dört köşe olan camp nou ahalisi, içerde dışarıda 5 lik 6 lık real madrid zaferleriyle sarhoş olmuş, ispanya milli takımının temelleri de o barcelona'nın üzerine inşa edilmiş, hem barça hem de ispanya, kupanın her türlüsünü almışsa, bugün messi diye bir adamı dibi düşmüş biçimde izliyorsa, bu çapsız abimizin eseridir, onun attığı temellerdir, guardiola'nın değil.

    galatasaray serüveni üzerinden frank'e çakmayı da hiç doğru bulmam. o dönemde, futbolu öyle yalamış yutmuş bir transfer komitemiz vardı ki, tüm parayı ön alana, hücuma, cambazlara dökelim, arkayı bir şekilde götürürüz düşüncesi hakimdi ve transferler bu kafayla yapıldı. futbol böyle sığ bir oyun değil.

    bu hayatta bazı insanların değeri anlaşılmaz, o da onlardan sadece biri.
  • 3968
    kendisi barcelona'nın başına geçmeden önce, figo'nun ayrılığıyla beraber 3 senelik bir kaos dönemi yaşanmıştı. van gaal sonrası geçiş döneminin sancıları yaşanıyordu. rochemback, riquelme, saviola, geovanni, overmars, petit, christanval, patrik andersson gibi transferler bekleneni verememişti. luis enrique, frank de boer, rivaldo gibi yıldız oyuncular futbol çağlarının son dönemindeydi. litmanen, simao, zenden gibi kadroya zenginlik katabilecek isimler elden çıkarılmıştı. kaleci konusunda da bir istikrar sağlanamamıştı.

    çapsız denilen bu adam takımın başına geçtiğinde elle tutulur transfer olarak rafael marquez, ronaldinho, kiralık olarak gelen van brockhorst'u sayarım. ronaldinho bile laporta'nın seçim vaadi olan beckham'ın madrid'e gitmesi üzerine bir başarısızlığı örtme çabası olarak görülmüştü. aynı sezon başlangıcında yıldız transfer olarak takıma kazandırılan rüştü reçber de doğru düzgün forma şansı bulamamıştı. genç yetenek olarak büyük ümitlerle getirilen quaresma da beklentileri karşılayamadı. ancak önemli bir değişim ve geçiş sezonuydu. geovanni, rochemback, de boer, bonano, navarro, riquelme, christanval, enke, alfonso gibi çok sayıda isimle yollar ayrıldı. kadroda gelecek planlaması doğrultusunda gerekli sadeleştirme yapıldı.

    potansiyeli ne kadar büyük olsa da en üst düzeye erişemeyen saviola, geçmişi mumla aratan kluivert, overmars, luis enrique gibi isimlerle bile bu takım ligi deportivo ve real madrid'in üzerinde ikinci sırada bitirdi. o dönemde valencia ve deportivo la coruna gerçekten üst düzey kadrolara sahipti; la liga'nın keyif veren yanıydı bu rekabet. los galacticos ise 4. sıradaydı. hani ergenlerin çok çok başarılı sandıkları zidane, ronaldo, figo, raul, bechkam, guti, casillas, roberto carlos'lu real madrid'den bahsediyorum.

    sonraki sene ise eto'o, larsson, giuly, deco, edmilson, belletti, sylvinho gibi nokta transferler yapıldı. mevcut kadrodaki ronaldinho, marquez, brockhorst gibi isimlerle harmanlandı. la masia ürünü genç oyuncuların da takıma kazandırılmasıyla beraber ortaya tarihin en keyifli futbolunu oynayan barcelona'sı çıktı. bugün övgüyle bahsedilen, la masia'dan yetişmiş puyol, xavi, iniesta, valdes, messi gibi isimler de kariyerlerini bu adama borçludur.

    lig ve şampiyonlar ligi şampiyonluğu sonrasında thuram, zambrotta, gudjohnsen gibi önemli takviyelere rağmen ikili averaj nedeniyle la liga'da madrid'e, deplasman golü kuralı nedeniyle de şampiyonlar ligi eşleşmesini de liverpool'a kaybetmesi hem şanssızlık hem hayal kırıklığı oldu. istifa ile sonuçlanan sezonda da thierry henry, eric abidal, yaya toure gibi ciddi isimler takıma kazandırıldı. altyapıdan da bojan krkic, pedro, giovani dos santos gibi isimler entegre edildi. ancak bu sezonda ludovic giuly'nin takımdan ayrılışı, ronaldinho'nun futboldan kopması, eto'o ve deco'nun sakatlıklarla sezonun önemli kısmında takıma katkı vermemeleri belirleyici etkenlerdi.

    sözün özü; barcelona'nın son 20 senesine damga vurmuş bir isimdir frank rijkaard. kendisinin mirasını doğru şekilde değerlendiren guardiola ile seviye bir üst noktaya taşınmıştır. evet barcelona sonrasında kariyeri hüsrandır. ancak kendisinden sonra la masia'dan takıma kazandırılmış üst düzey kaç isim olmuştur? 100 milyon euro ve üzerinde bonservis ödenen kaç isim olmuştur ve bu isimlerin takıma kaç kuruşluk katkısı olmuştur? coutinho, dembele, semedo, vidal, kevin prince boateng, lenglet, malcom, firpo gibi isimlere uçuk rakamlar ödendi. şu anda yaşı 30'un üzerinde olan messi ve suarez'i çıkardığımız zaman takımın hali ortada. kadro planlaması, sistem hak getire.

    o yüzden insanları çapsızlıkla suçlamadan önce lütfen açıp okuyalım. bu kulüp van gaal sonrası dönemde tekrar ayağa kalktıysa bunu borçlu olduğu en önemli isimdir rijkaard.