• gideceği günü dört gözle bekler hâle geldik. 18 şubat 2018 kasımpaşa galatasaray maçı'nda yediğimiz 2. golün baş müsebbibidir. rakip takım altıpas üzerinde ayak tenisi oynar gibi paslaşırken bir kalecinin seyretme lüksü yok, hele ki yıllık 3.6 milyon euro kazanıyorsa. (maddî tablo ortadayken kovadan farksız hâle gelmeye başlamış bir kaleciye bu parayı vermenin anlamı zaten yok, her maçta bu tezi bir şekilde ispatlamayı başarıyor sağolsun.)

    katkıları için teşekkür edilip paketlenmeli.
  • hâlâ neye dayanılarak mevcut performansı savunuluyor anlamıyorum.

    *2 yıldır 3-4 maçta bir hatalı/tartışmalı gol yiyor.
    *yıllık 3,6 milyon euro para alıyor.
    *kulüp maddî olarak kötü durumda, ceza kapıda.

    kadroda yeniden yapılanmaya gitmesi gereken ve büyük ihtimal ceza yiyecek bir kulübün, kaleci mevkiinde (ve 2 yıldır formsuz) bir oyuncuya bu maaşı vermesi akıl kârı değil.

    hadi performansı geçelim, galatasaray aynı maaşa neuer'i bile oynatma lüksüne sahip değil ne yazık ki. oyunculara olan borçlar yüzünden adamakıllı çift yönlü oynayan tek orta saha oyuncumuzu devre arası satmak zorunda kaldık, açıkça şampiyonluğu riske etme pahasına. kalesinde 3,6 milyonluk(fabri ve kameni'nin maaşları toplamı ediyor bu para) oyuncu oynatan takımın son maçtaki orta saha tandemi son maçta ryan donk ve selçuk inan'dı arkadaşlar. gerçekler acı.

    ve bu durumda bile hâlâ formsuzluğu kronikleşmiş dolgun maaşlı oyuncuları savunabiliyoruz, pes kere pes.

    hem kendisinin kariyeri, hem de galatasaray'ın bekâsı için yollarımızın ayrılması gerek artık.
  • kulüp büyük olasılık en iyi ihtimalle ''sattığın kadar al'' cezası alacak, daha kötü ihtimallerde olası transfer kısıtlamaları başımızda damokles'in kılıcı gibi sallanacak ve vasat altı oynayan bir fernando muslera, galatasaray'dan bonuslar hariç 3.575.000 euro gibi dünya'nın üst düzey hiçbir liginde kendisine verilmeyecek bir paraya sırf eski başarılı dönemleri hatırına oynayacak. vallahi güzel olay.

    bu arada hatırlatalım, şu an tartışmasız takımın en formda ve muhtemelen piyasa değeri en yüksek oyuncusu olan garry rodrigues kendisinin yaklaşık 1/3 fiyatına oynuyor.

    şu anki performansıyla kesinlikle vazgeçilmez değil zaten, eski günlerin hatırına hayvan yükü para ödemek gibi bir lüksümüz de -kimseye karşı- yok. ortalama bir kaleci de (örnek, beşiktaş-fabri gibi) lig şampiyonluğu ve hatta avrupa için -şu durumda ve şartlarda- yeterli.

    yollanmasının zamanı geldi de geçti bile.

    p.s.:kendisine düşman değilim. açık ve kronikleşmiş şekilde formsuz bir oyuncuyu eski günlerinin hatırına savunup koruyan galatasaray taraftarına karşıyım.

    artık yeni garry'ler bulup parlatmamız gereken bir döneme girdik çünkü. öteki türlü bu yıl şampiyon olsak bile, gelecek maddî kısıtlarla gelecek yıl yine şampiyon olamayacağız. ve fernando muslera hem performansı, hem piyasası, hem de aldığı maaş bakımından ayrı ayrı bakıldığında hiçbir şekilde mâkul durmuyor kulüp açısından.
  • biz 20 milyona satmayız diyoruz da, 20'ye alacak var mıdır acaba kendisini?

    galatasaray için -ne kadar kendisine zamanında kızmış olsam da- iyi bir kalecidir, ancak kendisine ''dünyanın en iyi kalecilerinden biri'' muamelesi yapmak hakikaten yersiz. zira öyle olsaydı galatasaray kariyeri boyunca en azından 20 milyon euro'luk bir teklif gelirdi(ki 20 milyon euro artık üç büyük lig takımları için gayet ortalama bir fiyat), muslera da doğal olarak gitmek isterdi.

    yerel ligde gayet iyi maçlar çıkarabilirken uluslararası(şampiyonlar ligi ve dünya kupası) maçlarda üst düzey oynadığı, maçın kaderine etki eden bir performansını hatırlamıyorum.

    bu nedenle kendisine bu anlamda yüksek bir talebin olmaması da doğal sayılır; en azından şampiyonlar ligi'nde veya dünya kupası'nda efsane bir-iki maçı olsaydı kariyeri ayrı bir noktada olabilirdi gerçekten. hâlâ da olabilir tabii ki: 2018 dünya kupası'nda uruguay'la döktürür, doğrudan takıma bir tur fazladan oynatacak bir performansı olursa kendisine 20 de, 30 da veren çıkar. ancak şu hâliyle uluslararası akılda kalan tek bir maçı olmadı kendisinin. bu yüzden yerel ligdeki performansına bakılarak -üstelik yaşı da genç değilken- 20 milyon ve üzeri bir teklif alması zaten oldukça zor duruyor.

    (bkz: no offense)

    edit: ne kadar eksilenirse eksilensin, bu fernando muslera'nın dünya futbolunda piyasası ve talibi olmayan bir kaleci olduğu gerçeğini değiştirmiyor ne yazık ki. dünya kupasında iyi performans göstermediği müddetçe de bu gerçek değişmeyecek.

    edit2: olay iyice ''bizim borumuz var ama gavur çıkarttırmıyor.'' meselesine döndü. ''çok teklif var!!'' ama sorulduğunda ne isim söyleniyor, ne de fiyat. avrupa'nın üst düzey kulüplerinden türkiye'nin herhangi bir takımındaki oyuncuya herhangi bir makul teklif gelmesi hâlinde gitmeyecek bir oyuncu tanımıyorum, muslera dahil. bu yüzden çok da üstüne düşünmemek lâzım, elbette ki kendisine bir talep olsaydı çoktan ingiltere ya da ispanya'ya gitmişti muslera.
  • 6 temmuz 2018 uruguay fransa maçı'nda güzel yedirdi. adam yedirdikçe ısrarla ve ısrarla savunanlar, dahası suçu topa atanlar var; bana çok mâlum bir siyasî oluşumun çok mâlum destek kitlesini hatırlatıyorlar.

    muslera bu golle birlikte jübilesini galatasaray'da yapacağını garantilemiş, olmayan -potansiyel- taliplerini tamamen uzaklaştırmıştır. umarız bu tür korkunç hatalarını galatasaray forması altında mümkün mertebe az tekrar eder.

    edit: top class bir kaleci hiçbir zaman olmadı, kimse zorlamasın artık daha fazla. top class kaleci seviyesi başka bir şey: 6 temmuz 2018 belçika brezilya maçı'nda thibaut courtois.

    edit2: biat ediyorum. reisimiz muslera dünya lideridir. almanya neuer courtois tinerci chelsea kendisini kıskanmaktadır. yediği golde dönen top metö(muslera düşmanı terör örgütü) tarafından kontrol edilmiş ve taraftarımıza karşı adeta utanç noktasında gereken yapılmıştır.
  • *karşı karşıya pozisyonlarda çıkışları muazzam dengesiz. aslında hep dengesizdi bu açıdan bakıldığında, ancak hem var'a sıkça başvuruluyor olması, hem de defans hattının zaaflarından ötürü 18-19 sezonunda bu dengesizlik daha gözle görülür ve can sıkar hâle geldi. netice itibariyle defans arkaya oyuncu kaçırıyorsa kaleci suçlanmaz; arkaya oyuncu kaçıran veya ofsaytı bozan defans oyuncusuna söversin, golü de yer geçersin. ancak berbat dengesizliği ve ayarlayamadığı hızı sayesinde her seferinde basitçe yenilecek bir(1) gol yerine penaltı+kırmızı'ya müsait bir ortam oluşturup maçı o dakikada fiilen bitirme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.

    *yan toplar(sadece duran toplar değil, tüm yan toplar)ı bildiğimiz gibi: evlere şenlik. evvelâ çıkmakta tereddüt ediyor, çıksa net şekilde topu alamıyor veya uzaklaştıramıyor. çıkmadığı durumlarda ise potansiyel olarak defans hattının(ki serdar aziz -ozan kabak ikilisi kafa toplarında dominant oyuncular değiller; bekler kısa, sadece donk'a bakıyoruz) ve rakip golcülerin insafına kalmış oluyoruz. son 4-5 yıldır galatasaray'ın tüm maçlarında duran top konusunda sürekli ama sürekli tedirginim. bunun başlıca sorumlusu(tüm sorumlusu değil elbette) ise kendisi ve çıkmaması/çıktığı zaman saçmalaması.

    *kaleden hızlı oyun kurma becerisi lig seviyesinin üstündeydi, buna hiçbir itirazım yok. ancak eline geçen hiçbir topu(şampiyonlar ligi, lig veya kupa maçı fark etmiyor) 10 saniyeden önce elinden çıkarmamaya başladı. doğal olarak hızlı oyun kurmanın da hiçbir esprisi kalmadı. işin kötü tarafı ise bunu kaide edinmiş durumda. benzer yavaşlığı aut veya duran toplarda da sergiliyor. öne geçtiğimiz maçlarda problem olmasa da özellikle deplasman maçlarında(zorluk seviyesi ne olursa olsun) dakika ve skor ne olursa olsun degajlarda ve autlarda zaman kaybettiriyor.

    *olumlu özelliği: cepheden ve ani şutlarda başarılı. yani kolay kolay kontrpiyede yakalanmıyor, yakalansa da kritik hamleyi yaparak topu kornere çelmesini biliyor(hoş korner olsa da duran top olunca insanın içini yine kara bulutlar sarıyor, orası ayrı). ceza sahası içinden çekilen şutlarda gereken müdahaleyi yapabiliyor genellikle. yani sokaktan çevireceğiniz vatandaşa soracağınız ''kaleci ne iş yapar?'' sorusuna alacağınız temel cevabı yapabiliyor işte. defans top sektirse ve rakip forvet hafif köşeye plaselese veya rakip kanat oyuncusu kanattan girerken topu çekip uzak köşeye vursa kurtarır bunları işte. hakkını verelim, özellikle orta mesafe-orta sertlik-orta yükseklik kombinasyonundaki şutları iyi şekilde yönetebiliyor.

    *bunun dışında özgüveni fevkalade yüksek. bu bir kaleci için iyi bir özellik. ancak her topa bodoslama koşmasının da bir nedeni bu işte. ya da bazen rakip forvetlere çalım deniyor falan.

    *totalde en can sıkıcı tarafı ise dengesiz olması. yani hiç belli olmaz, oynayışında ve tarzında genel olarak bir keyfiyet var gibi. hata yapmaya teşne. elinden top kaçırsa da şaşırmıyorsun, orta sahadan gol yese de taraftar ''canın sağolsun'' diyor. ama bunun dışında her maç 1-2 küçük hata mutlaka yapmış oluyor(kafa topları veya hatalı çıkış/çıkamayışlar yüzünden). büyük hataları ise(penaltıya neden olma, rakip forvetle dengesiz ve ayarsız çarpışma) gibi değişen sıklıklarda yapabiliyor. bu sezon daha da göze batmaya başladı bunlar, alınan kötü sonuçlarla birlikte.

    netice itibariyle aldığı parayı hiçbir zaman hak etmemişti, şu anda da hak etmemeye devam ediyor. 3,57 milyon euro(bonuslar hariç) kendisine verebilecek başka bir avrupa kulübü olduğunu da sanmıyorum.

    hep söyledik, yine söyleyeceğiz: astarı yüzünden pahalıya gelen bir oyuncudur muslera. ancak o kadar izansız ve leş bir fanatik kitlesi var ki, kendisi de farkında ki yarın bir gün yönetimle sözleşme pazarlığına girişse ve yönetim haklı olarak maaşında indirim istese(şu performansla ve yaşla türkiye ve avrupa sınırları içinde yıllık 2 milyon euro'dan fazla almamalı) sosyal medya üzerinden paylaşımları ve klasik medya üzerinden de haberciler aracılığıyla yönetimi taraftarın önüne atacak ve tıpış tıpış istediği paraların verilmesini sağlayacak(son 3-4 yıl tüm türk kulüpleri için bu türden menajer tuzaklarıyla doldu. hakkını yemeyelim, sneijder bu işin üstadıydı; podolski'nin de 3 kuruş bonservisle ayrılmasına göz yumulmamış olsaydı benzer tatsızlıklar yaşanırdı, zira adam hâlâ pr yapmaya devam ediyor ve kitlesini kaybetmedi). işin kötü tarafı, bizler de oturmuş ''galatasaray'a 4 şampiyonluğu o kazandırmış!!!!'', ''kedi modunu açarsa %1000 şampiyonuz!!!!'' ''30. haftadan sonra kedi modunu açarsa 10 puanlık fark kapanır!!'', ''kailash kaleye geçene kadar bizde muslera mq!!!'' diyen taraftarın kendini yağlayıp ballamasını izleyeceğiz.

    ps1: muslera bizim için sadece bir örnek. kendisi kristalize, izole, saf bir örnek. taraftarların tepkisi konusunda benzer örneği beşiktaşlılar quaresma ile yaşıyor diyebiliriz. aynı şekilde kötü oynasa da kabul etmeme, aynı şekilde kötü ''canımızın içi'' edebiyatı ve geçmiş özlemi. türk taraftarlar yabancı oyuncularla ilişkileri çoğunlukla yanlış ve duygusal kuruyor, bu mesele de bu işten para kazanan futbolcular ve menajerleri tarafından suistimal ediliyor. mesele bence bu ve muslera bunun katmerleşmiş bir örneği olmaya aday.

    ps2: nankör bir grup taraftarımız da geçen seneki şampiyonluğu muslera'ya bağlıyor(resmen 1984 amk, simülasyon geçmişe yönelik oynamaları yapmaya başlamış. yakında inönü'deki beşiktaş maçında elinden kaçırdığı top da silinir, 90'dan kurtarış eklenir). geçen sene forvetin tek başına 33 maçta 29 gol 5 asistle oynamış ve lig rekorunu kırmış, sen hâlâ şampiyonluk muslera'nındı diyorsun nankör kardeşim. bu sene forvetsizlikten kırılmış hâlimizin ne kadar içler acısı olduğunu izlerken hem de. pes.
  • ''her maç bizi kurtarsın'' şeklinde bir beklenti yok.

    muslera'nın sorunu, bahsedildiği kadar üst düzey, dünya çapında bir kaleci olmaması ve galatasaray taraftarının ısrarla ''bu adamı kaçırtmayın, giderse 10 sene kaleci ararız'' minvalinde hareket ederek kulübün topuğuna sıkması.

    aldığı parayı hak etmiyor ve piyasası yok. bugün, avrupa'da, yapacağı kaleci transferi için 10-15 milyon euro bonservis bedeli ödeyebilecek sayısız kulüp var ve bunca kulüp neden muslera'ya teklif yapmıyor? fabri'ye 6 milyon euro ödeyen fulham (aynı dönemde seri'ye 30 milyon da ödediler hatırlatalım)'ın aklına neden muslera gelmedi mesela?

    dilimizde tüy bitti, yine aynı şeyleri söylüyoruz: fernando muslera, 27-28 yaşında iken üst düzey performans gösterdi ve bir anlamda kariyer zirvesini yaşadı(tıpkı 12-13 sezonu selçuk inan'ı ya da 16-17 garry rodrigues'i gibi), bu dönemde satılabilseydi olurdu ancak satıl(a)madı. kendisine hâlen o dönemden kalan bir sempatiyle yaklaşılmasını anlayabilsem de, sıçıp batırdığı maçlarda bile kendisini öven ve ''muhteşem'' performanslar sergilediği delüzyonuyla yaşayan taraftarları anlamakta güçlük çekiyorum.

    sözün özü beyler kimse bana bu çıkışı : https://www.youtube.com/watch?v=s77B7_w_myE aktif kaleciler arasında dünya'da ilk 10 içerisinde olmakla açıklayamaz(bakın faul var mı yok mu tartışmasından bağımsız olarak muslera'nın çıkış şeklinden söz ediyorum). muslera her maç en az 1 kere bu şekilde sakat bir çıkış yapıyor bu arada, rutini oldu.

    ya da şu: https://youtu.be/_9q4ndnkVQ4?t=12 hatasının maçı getirdiği hâl? (bonus, dünya kupası çeyrek final maçı: https://www.youtube.com/watch?v=Sj7tinvNsIw )

    2021 yılına kadar sözleşmesi var bu arada, 35 yaşında 3,6 milyon euro(bonuslar hariç) alan bir kalecimiz olacak 2021 yılında.

    kendisini savunmak isteyenler de öyle bir hâle geldi ki, elinden top kaçırmadığı, anlamsız çıkış yapıp rakip forvetle çarpışmadığı, kornerden/duran toptan gol yemediğimiz her maç başlığı altında kendisine övgüler dizmeye çalışıyorlar ki bu da komik duruyor.
  • kendisini savunan taraftarlarımızın argümanlarını gördükçe dehşete düşüyorum. türkiye'de mâlum bir kitlenin mâlum siyasî görüşleriyle epey bir paralellik var:

    *''kendisi* gitmemeli. giderse takım* mahvolur, başka da kimse toplayamaz. zamanında ne kaleciler*e kalmıştık, hatırlayın!!''

    *herhangi bir başarısızlığa bahane uydurabilme yeteneği. muslera'ya komplo kuruluyor, denmesine ramak kaldı an itibariyle.

    ciddî ciddî çocuğu yeni doğduğu için kötü oynadığını düşünen bir hayran kitlesi vardı kendisinin; ama ek olarak gördüklerim:

    --dünya kupası'nda elinden top kaçırır: turnuvadaki toplar aşırı falso alıyor, kaleci kontrolü zor vs. vs... ya da en çok güldüğüm 'iyi ki hata yaptı, şimdi alıcısı kalmayacak. emekli olana kadar bizde kedimiz..'(cidden gördüm)
    --1 metre soluna gelen topa hamle yapamaz: kontrpiyede kaldı, ters ayakta yakalandı, önünü göremedi vs. vs...
    --hatalı çıkış yapar, alakasız yerde adama dalar, penaltı yaptırır: libero kaleci, ayağı çok iyi, erken çıkış yapmıyor forveti önde yakalamaya çalıştı, kahrolsun hakemler vs. vs...
    --penaltı kurtarışı neredeyse yoktur: zaten kim penaltı kurtarıyor ya, gönderelim de beto mu gelsin, penaltı kurtarılmaz kaçırılır vs. vs...
    --degajları taça atar: buna bahane yok. antrenörüne falan kızılıyor genelde, muslera'ya degaj çalıştırmadığı için.*
    --her degajda 30 saniye vakit geçirir: burada kızılan defans ve orta saha olur. neden muslera'nın hızlıca degaj kullanabilmesi için boşa çıkmıyorsunuz ulan? adam sizi 30 saniye bekliyor, hâlâ hareket etmiyorsunuz!!
    --orta sahadan gol yer: harbi ne şanssızlık be, adam hayatının golünü attı, nazar boncuğu olsun...
    --duran topta hatalı çıkar, gol yeriz: kaleciye altıpasta dokunulmaz, muslera'ya temas ediyorlar, kaleci dokunulmaz!!
    --iyi başladığı maçta hatalı gol yer: nazar boncuğu oldu. nazar değdirdiniz kediye.
    --hatalı 1 gol yediği maçta başka hatalı gol yemez: hatasını telafi etti aslan parçası.
    --2-0 yenildiğimiz maçta ikinci gol hatalıdır: muslera bu beceriksizlere isyan ediyor artık. o kadar üzülüyor ki artık yeter diyor.
    --takım olması gerektiği şekilde normal galibiyet serisine ulaşır, olması gerektiği şekilde şampiyonluk ihtimalleri konuşulur: yine şampiyon modunu açtı. yine tek başına şampiyon yapacak takımı!!(bu esnada forveti lig rekorunu kırmıştır)

    bir de ''evrim varsa şimdi ki maymunlar neden insan olmuyor?'' ayarında bir argüman var ki onu sona sakladım. altın değerinde, apışıp kalmanızı sağlıyor: ''bu golü neuer de yerdi...'' isterse 50. kez top sektirsin, 50. kez hatalı çıksın; o hata gibi bir hatayı neuer kariyerinin bir döneminde yapmıştır. o hâlde muslera ayda 2'den fazla olmamak kaydıyla benzer hatalar yapabilir.

    berbat ve rezil bir sezon geçiriyor ve kulübe bu sezon için verdiği zarar göz ardı edilemez boyuta ulaştı, neredeyse sabote ediyor diyeceğim. hatalarına ek olarak ne zaman akan oyun sıkışsa, top kendisine atılsa tribe giriyorum. biliyorum ki ya taça atacak, ya da rakibe, en olmadı sağlamından 20 saniye vakit geçirecek ve oyun temposunu tüketip bitirecek. kendisini toparlayamazsa ivedilikle gönderilmesinin zamanı geldi de geçti.

    p.s.: başlığına çok yazdım, bu gidişle de yazacağım. derdim fernando muslera ile değil. derdim türkiye'nin her noktasına sinmiş biat, teslimiyet ve anlamsız arabesk/dramatize etme kültürünün taraftarlığa da sıçramış olmasıyla. galatasaray'da herkesin performansı tartışılabilir, yeri gelince de herkesle yollar ayrılabilir olmalı, başarısızlığa bahane üretilip vasatlığa davetiye çıkarılmamalı.

    muslera'dan üst düzey sayısız oyuncu gördü bu kulüp, hepsiyle de zamanı gelince yolları ayırdı, yeri geldi ıslıkladı da. 3. dünya ülkesi gibi ''muslera giderse ölürüz, o yüzden şu berbat performansını bile savunmalıyım!!'' mantığından ve yeniyetmeliğinden çıkın artık.

    bu taraftar kalesinde brezilya tarihinin tartışmasız en iyilerinden, hâlen brezilya millî takımının en çok forma giymiş kalecisi olan taffarel'i de gördü(ki hâlâ galatasaray tarihinin en iyisi), zoran simovic'i de, mondragon'u da, brad friedel'ı da.

    burası galatasaray: kimsenin takımı sabote edecek, emekleri zâyi edecek kadar kötü oynamaya kredisi yoktur, olmamıştır.