• 5588
    ön edit: biraz uzun bir yazı olacak. son 20 yılın röntgenini kendi çapımda yorumladım. sabredip okuyanlara şimdiden geçmiş olsun diliyorum :d

    2000’lerin başından 2010’lu yıllara kadar süren dominasyonu değerlendiremeyen ezeli rakibimiz. tarihlerinin en güçlü futbol kadrosuna ve mali gücüne sahip olmalarına rağmen o 10 yıl boyunca 4 kere şampiyon olabilmişlerdir. aynı dönemde galatasaray 3, beşiktaş 2 ve bursaspor 1 kere şampiyon olmuştur. bu dönem boyunca alıp başını gidebilecekleri sezonlarda iki kere şampiyonluğu son maçta rakiplerine teslim etmiş ve güçlerine güç katmayı becerememişlerdir. 10 yıllık dönem boyunca mali zorluklar yakasını bırakmayan, gerek yönetimi, gerekse teknik adam bazında istikrarı bir tülü yakalayamayan galatasaray, tüm zorluklara rağmen kah teknik direktörsüz, kah oyuncularının parasını bile ödeyemeden 3 kere şampiyon olmuştur. sadece 1 şampiyonluk fark yapabilmişlerdir. peki o dönem neydi kendilerini bu kadar güçlü kılan? tek cevap: gelirleri.

    stadyumlarını inşa ettikten sonra rakiplerinin hemen hemen 2 katı paralar kazanmaya başladılar tribün gelirlerinden. biz maksimum 25.000 kapasiteli asy’de biraz da maddi zorluklardan dolayı sırf stadyum dolsun diye kombineleri onların kombinelerine kıyasla hemen hemen yarı fiyatına verirken onlar fahiş fiyatlara kombine sattılar. başarı da geldiği için kombineleri kapışıldı. üstelik başkanlarının da katkılarıyla sponsorluk falan derken güçlü kadrolar kurdular. bu yüzden de kendilerini yenilmez olarak görmeye başladılar. halbuki diğer rakipleri güçsüzdü. bu dünya kapital dünyadır. paran varsa güçlüsündür. futbolda da aynı şekilde... iyi paralara iyi takımlar kurarsın. nice zorlu deplasmanları kolay hale getirirsin. örneğin bu sene içerde oynadığımız psg ve real madrid maçları.. ne kadar baskılı oynarsan oyna, ne kadar seyircin baskı yaratırsa yaratsın, kaliten varsa bir şekilde ortaya çıkar. ama 70’de ama 80’de. tesadüf eseri bir kaç galibiyet alabilirsin belki ama 100 maçın 90’ından mağlup ayrılırsın. bu işler böyle.

    burda kendilerinin hatası sürdürülebilir başarı olan şampiyonlar ligini önemseyememeleri ya da oraya gitmeyi becerememeleri. ben sayamadım kaç kez ön elemede elendiklerini. kendilerini sürekli mali olarak çöküşte, başarı ve kadro kalitesi gerilerde olan galatasaray ile kıyasladılar. galatasarayı yenerseler yahut sıralamada bizim üstümüzde bitirirlerse kendilerini başarılı gördüler. biz ne zaman üstünlük kurduk, teknik direktör değiştirdiler. halbuki doğru ya da yanlış, galatasaray şampiyon teknik direktörünü göndermişti zamanında. en büyük aptallığı buydu yönetimlerinin. gerçeği görememeleri. taraftarı da koyun olduğu için gelen tehlikeyi göremediler. şimdi yazımı diğer 10 yıllık periyoda doğru yönlendiriyorum...

    2010’dan günümüze ise işler terse döndü tamamen. eski galatasaray yönetiminin hatası olan endüstriyel futbola geç adapte olmamız 2010’da artık sistemin tamamen anlaşılmasıyla son buldu. tamamen adapte olduk yeni döneme.. öncelikle bizde derin anılar bırakan, çocukluğumuzun, gençliğimizin geçtiği ali sami yen stadını öyle ya da böyle terketmek uygun görüldü. çünkü stadyum lokasyon gereği büyütülemezdi şükrü saraçoğlu gibi. tasımızı tarağımızı topladık gittik istemeye istemeye ama ben star açılış gününü resmen bayram günü ilan ediyordum.. çünkü artık tüm sektörlerde duygusallığa gerek yok. aklımızda, hayallerimizde, hatıralarımızda ali sami yen stadı ama iş reel hayata döndüğünde bunu yapmamız olmazsa olmazdı. 20.000 taraftar ortalamalı, kombine fiyatları düşük bir stadyumdan en az 2 3 kat fazla gelir elde edebileceğimiz modern bir stada geçiş yaptık. devlet de o kıymetli araziyi işletti. herkes kazandı. win win işte her türlü..

    stadyum neyi değiştirdi? galatasaray tribün gelirlerini eşitledi fenerbahçeyle her şeyden önce. yayın geliri olarak da eşit paylar dağıtılınca mali olarak iki takımın da güç farkı kalmamış oldu. 2010 yılından günümüze doğru bi bakalım... 9 yılda 5 kez biz şampiyon olmuşuz, 2 kez beşiktaş ve 2 kez de fenerbahçe. üstelik 10. sene için de erkenden havlu attı fenerbahçe. kazandığı iki şampiyonluktan biri zaten yok hükmünde. alınan cezalardan dolayı iki sezonda da şampiyonlar ligine katılamayıp maddiyata çeviremediler. kadroları dağıldı, başkanları hapis yattı, başlarına gelmeyen kalmadı. uefa’dan cas’a bütün kurumlardan şike sürecinde dava reddi yanıtını aldılar. avrupa’da rezil kepaze oldular. şimdi bu işe karışanların çoğu kendi kendine diyordur keşke o sene trabzon şampiyon olsaydı diye. sadece infial yaratmamak için yüksek sesle söyleyemiyorlar çünkü koyun taraftarlarından çekiniyorlar. konu bu değil zaten herneyse..

    şimdi galatasaray o süreç boyunca kendilerinden farklı olarak şampiyon olduğu süreç boyunca şampiyonlar liginde bir şekilde yer aldı. kimilerinde başarılı oldu (çeyrek final, gruplardan çıkma), kimilerinde başarısız ama o platformda yer almak bile yaklaşık 40 50 milyon euro’luk bir gelir farkı demek. o paralara drogba’yı da getirirsin sneijder’i de. kompanse edilebilinen bir meblağ bu, çünkü arkanda kapı gibi şampiyonlar ligi var. galatasarayın kendilerinden farklı olarak yaptığı şey bu. ha galatasaray'ın da bu 10 senelik süreçte kadro değeri ve lig sıralaması bakımından geriye düştüğü oldu, peki ne yaptı? tamamen yapıyı değiştirdi. bu da bir diğer farkı. oyuncu grubundan teknik ekibe ordan da yönetime kadar eskiye dair bir şey bırakmadı. ve garip bir şekilde bunu yaptıkları her ertesi yıl başarılı oldu. 2007-2008 yılı mesela.. bir önceki rezalet geçen sezon ve sulu derbi, ardından feldkamp dönemi, belirli oyuncularla yolların ayrılması ve yeni bir oyuncu topluluğuyla sezona başlama. o sezon çok kaliteli bir kadro topluluğu yoktu. genelde 10 bazen 11 yerli topçuyla maça çıkıldığı dönemler oldu ama değişimse değişim. serkan çalık ile, barış özbek ile, mehmet topal ile, orkun usak ile şampiyon olmayı başardı bu değişim sayesinde. fenerbahçe bu değişimi hiçbir zaman beceremedi hatta denemedi bile. diğer bir örnek 2011-2012 sezonu... yakın tarihin en rezalet sezonunun bitimi, imparator’un takımın başına geçişi, kadroyu tamamen temizleme ve yeni oyuncu grubu.. sonuç: 2 sene üstüste şampiyonluk ve şampiyonlar liginde çeyrek final. yakın tarihte yine rezil oynadığımız 2016-2017 sezonu ve yıldız mıldız denmeden kanser etkisi yaratan oyuncularla yolların ayrılması ve taze kanın devreye girmesi. sonuç olarak yine iki sene üstüste şampiyonluk ve 3.ye doğru emin adımlarla ilerleme. bu dönem belki avrupa’da başarı eksikti ama yine şampiyonlar liginde bir şekilde boy gösterildi ve eminim ki gelirler arttıkça orda da başarı gelecek. buna hiç kuşkum yok. suyun karşı tarafı neyle uğraşıyordu peki? halen bizimle kendilerini kıyaslıyordu. istikrar diye diye kendilerini kanser edip tüm vücutlarına sirayet eden aziz yıldırım’ı savunuyorlardı. galatasaray alıp başını giderken halen kadıköyde kaybetmeme ilüzyonuna kapıldılar. anlamıyorum, o sahada alınan beraberliği bile kendi lehlerine saydılar. o beraberliklerin birinde direkt olarak kendi sahalarında kupa kaptırmalarına rağmen üstelik. bu derece kör oldular. galatasaray son 10 yılda zirvede olduğunda o sahadan istediği puanı alıp yoluna devam ederken kendileri halen galip gelemedik diye sevinç çığlıkları atıyorlardı. galatasaray değişimi her hücresinde gerçekleştirmekten çekinmezken kendileri halen ortaçağ kafasında takıldılar ve işte günümüze geliyoruz...

    galatasaray kendilerinden 3 şampiyonluk önde ve borç olarak kendilerinden hayli geride. galatasaray’ın rezalet yönetildiği dönemler oldu ama her defasında değişime uğramayı bildi. fenerbahçede ise kanser artık tüm vücutta. galatasaray gibi kendilerini bir çırpıda değiştiremezler çünkü ffp var. zengin başkan getirebilirsin ama para sayıp futbolcu alamazsın. sattığın kadar al var çünkü. takımlarına bakıyorsun, vedat haricinde para edebilecek bir oyuncusu yok. geçen yıl elif satıldı, saçmasapan transferler yapıldı. çünkü değişime açık değiller. bunu ilk kez yapıyorlar. ellerine yüzlerine bulaşıyor. acemi sürücüler gibi ordan oraya savruluyor araçları. ali koç'u bile gönderemiyorlar şu anda çünkü gönderirlerse yerine geçebilecek, o borcun altına girebilecek bir adam yok. kafalarında şu var; türkiye'nin en zengin adamını gönderirsek kim bu borçlarla uğraşabilir? halbuki galatasaray öyle mi? defalarca yapmış değişimi. hepsinden pozitif sonuç almış, bi background var, özgüven var, kültür var. fenerbahçede ise bunların hiçbiri yok. bu kanser öyle ya da böyle sürecek. bu çok açık. bu yüzden başarısız oldukça sorunu başka yerlerde arıyorlar. hakem diyorlar, mhk diyorlar, akp diyorlar, damat diyorlar, fetö diyorlar, diyorlar da diyorlar. herkes suçlu bir tek kendileri değil.. tff başkanı eski yöneticileri, devletin başında duran kişi kendilerinin yüksek divan kurulu üyesi, bugün kalayladıkları tüm kadrolarda oluşumların çoğu kendilerinden çıkma. o yüzden hiçbir girişimleri olumlu sonuçlanmıyor. e sonuçlanmaz tabi. kanser içlerinde çünkü. doktorun da yok. bu böyle sürecek.. bağırsaklarını temizlemek yıllarını alacak hatta temizlenmeyecek. çünkü tek adama bağlı kaldılar hep. soruna nasıl çözüm bulacaklarını bile şimdilik bilemiyorlar. bataklıkta debeleniyorlar beyhude. zor o bataklıktan çıkmaları.. o bataklıkta debelenirken gelecekti tehlikenin farkında bile değiller. ne mi o tehlike?

    bugün yeni nesle bakıyorum, çoğu önceden ya da günümüzde süregelen gelen başarılarla birlikte galatasaraylı ya da eksantrik duruşuyla beşiktaş’ı tutuyor. fenerbahçeyi tutanlar artık fanatik ailenin çocukları. babaları ya da anneleri karışmadığında bu çocukların çoğu galatasarayı tutuyor. bunda da haklılar çünkü bi bakıyor fenerbahçeye, başarı yok, kaos var, haydutluk var şike var, hep bir bahane var, boş argumanlar var. niye tutsun? üstelik bizim 15 sene önce farkına vardığımız şeyleri şimdilerde fenerbahçe yeni yeni farkına varırken yeni gelen nesillerin takımlarını tutmaması tehlikesini göremiyor. 20 30 yıl sonrasını görebilirsek o zaman bu tehlikenin boyutu daha iyi anlaşılır. fenerbahçe 3. ya da 4. büyük konumuna geldiğinde de o zamanın sorunlarını göremeyecekler çünkü her daim geriden geliyorlar.. e hakediyorlar. ne ekersen onu biçersin..

    sözün özü; artık kendileriyle rakip değiliz. sahalarında kupa kaldırdığımız gün aslında resmi olarak rekabet bitmişti. onlara yenilebiliriz hatta yine bir seri de olabilir ama artık onlarla kendimizi kıyaslamayalım lütfen. 23 şubatta oynanan maçı yendik, güldük, eğlendik ve bitti. resmi sitemizde yayınlanan video gibi artık önümüze bakacağız ve bizde eksik olan tek şeyi elde etmeye çalışacağız. çünkü biz buyuz ve bu olmaya devam etmeliyiz...

    (bkz: konsantrasyon)