• 21032
    ne yapar ne eder bilmiyorum ama bu sene ceza almamalı. takım geçtiğimiz yıldan bu sezon başına kadar hocanın ligde cezasını çektiği 9 maçta sadece 3 galibiyet alabilmiş. korkunç bir durum.

    üzerine basa basa söylüyorum; 7 düvel karşısına geçse galatasaray'ın menfaatleri gereği sakin kalmak zorunda. taraftar gerek sosyal medyada gerek tribünde hiç olmadığı kadar güçlü artık.

    tepki işini onlara bırakacak, başka yolu yok.
  • 21033
    21 aralık 2017 tarihinden bu yana 78'i resmi 16'sı hazırlık olmak üzere 94 maçtır takımın başında. insan ister istemez -neredeyse iki yılın sonunda- oyun anlamında bir şeylerin değişmesini bekliyor. muslera başrolde olmak üzere önceki sezon rodriguez-gomis, geçen sezon feghouli-onyekuru gibi bireysel performanslarla elde edilen başarılar düsturu "türk olmayan takımları yenmek" olan takıma avrupa arenasında ne yazık ki yeterli gelmiyor. nerede kalmıştık dediği yerden bir adım ötede değiliz. böyle olunca benim hayallerim dünyadan daha büyük söylemi havada; umutlarımız da başka bahara kalıyor.
  • 21034
    1000...

    bu sayı 1999-2000 sezonunda oynanan oyunun temelini oluşturan karşı presin sahaya yansıtılmadan önce mükemmelleşmesi için yapılan antrenman sayısı.

    tam 1000 antrenman..
    her antrenmanda belki 10 belki 100 tekrar...
    sonucunda ortaya çıkan bir sistem ve gelen başarılar.

    bugün oynanmak istenen oyuna baktığımızda mükemmelleşmesi için gerekenlerin hiç birine sahip olunmadığını görüyoruz. dünya bu felsefenin adına topa sahip olma oyunu diyor. her süper kahraman gibi bir anti-süper kahraman var karşısında. onun adı da geçiş oyunu.

    bu iki felsefe 2010 yılından sonra birbirleriyle sayısız kez karşı karşıya gelmiş ve birbirlerine karşı net bir galibin olduğunu ilan edebilecek bir üstünlük kurabilmiş değiller. felsefelerin birbirine üstünlük kurması görülmemiş bir şey değil elbet. 3-5-2’nin dünyayı kasıp kavurduğu bir anda 4-4-2’nin ortaya çıkış ve 3-5-2’yi tahtından kendini yeni kral ilan edişi...

    her ne olursa olsun zaman içinde sayılar, geometri ve en sonunda da felsefe verdiği savaşlardan galip çıkıp uzun süre demir tahtın sahibi olabiliyordu. ancak 2010’dan sonra bunu söylemek mümkün değil.

    geçiş oyunu üzerine kurguladığı futbolu ile liverpool belki premier ligi kazanamamış olabilir ancak iki yıl üst üste çıktığı şampiyonlar ligi finilinin birinden galip ayrılabildi. diğer taraftan topa sahip olma oyununun dünya üzerindeki iki kralından biri olan pep guardiola’nın city’si iki sezon üst üste premier ligi kazanıp 14 yıl aradan sonra bunu başaran ilk kulüp ünvanını elde edebildi.

    şu an dünyanın hakim oyunu “şu” diyemeyiz çünkü iki hakim yapı mevcut.

    bu iki yapının kurulması bir kaç günde olmadığını anlatmak ve var olan sistemlerin gelişimi için nelerin yaşanması gerektiğine ışık tutmaya çalışacağım.

    nihayetinde tanrı dünyayı 6 günde yarattı... bir sistemin kurulması daha uzun sürecektir elbette.

    brendan rodgers’ın liverpool’u 2013-14 sezonunda trajik bir sonla şampiyonluğu kaybettikten sonra bir sonraki sezona aynı motivasyon ile hazırlanamadı. “ne yaparsak yapalım” düşüncesiyle oyuncular motive olamamış ve artık işlemeyen 4-3-3’ü yoğun eleştiri almaya başladığında bir sezon önce derinlerden alıp ilahlaştırdığı dortmund’dan rodgers ’ın liverpool’u gibi kötü bir sezon geçirdikten sonra ayrılmış ve bir süre takım çalıştırmaya ara vermiş jurgen klopp takımın başına geçti. artık liverpool heavy metal futbol oynayacaktı.

    ekim 2015’teki bu operasyon sonrası liverpool yavaş ancak ciddi bir yapılanma içine girdi. elinizde jurgen klopp varsa onun sözünü dinlersiniz. liverpool bunu yapmaya başladığı sezonu 8. sırada bitirdi. uefa avrupa liginde çıktığı final onların şampiyonlar ligine katılmasını sağlaması açısından önemliydi ama bir uefa avrupa ligi efsanesi haline gelen sevilla’ya kupayı kaptırmışlardı.

    2016-17 sezonunu 4. tamamladılar.
    o sezon sadio mane, georginio wijnaldum, loris karius, ragnar klavan’a 79 milyon euro ödediler. joel matip’i ise bedelsiz kadrolarına kattılar.

    2017-18 sezonun yine 4. tamamladılar.
    o sezon virgil van dijk, mohammed salah, alex oxlade-chamberlain, andrew robertson’ın içinde bulunduğu oyunculara 173 milyon euro ödediler.

    bu sezonu şampiyonlar ligi finali ile taçlandırdılar.

    2018-19 sezonunda nihayet şampiyonluk için mücadele verdiler. manchester city’e karşı kaybettikleri tek maç dışında yenilmediler ama 97 puanla şampiyonluktan oldular. çünkü city 98 puan toplamıştı.

    bunu yapabilmek için alisson, naby keita, fabinho, shaqiri’ye toplam 182 milyon euro harcadılar. ve üç sezonda takımın şampiyonluk mücadelesi verebilmesi için harcanan para 434 milyon euro oldu. ve üç sezon boyunca tekrarlanan inanılmaz antrenmanlar. yani mükemmel olabilmek için hem para hem zaman harcadılar ve şu anda geçiş oyunu felsefesinin bir numaralı temsilcileri.

    diğer tarafta rakip felsefe topa sahip olma oyunu.
    pep guardiola temmuz 2016’da bayern münih’ten ayrılıp manchester city’e geldiğinde insanlar inanılmaz şeyler bekliyordu.

    tabi dünyanın en rekabetçi liginde, bir şeyh tarafından satın alınmış bir kulüpte zamanı da satın alabiliyorsunuz.

    2016-17 sezonunda pep guardiola’nın city’si 3. bitirdi.
    o sezon john stones, leroy sane, gabriel jesus, ilkay gündoğan, claudio bravo, nolito, rulli, zinchenko’nun aralarında bulunduğu oyunculara 213 milyon euro ödedi.

    bir sonraki sezon 100 puan ile şampiyon olan takıma yaz ve kış aylarında laporte, mendy, kyle walker, bernardo silva, ederson, danilo, luiz gibi oyunculara 317 milyon euro harcadı. liverpool’dan farkı zamanı satın alabilmesiydi. liverpool 2018-19 hariç her sezon artıda kapattı transfer dönemlerini. transferlerini oyuncu satarak finanse etti ama city öyle bir sorunu yoktu. kestirme kullandı.

    530 milyon euro, iki sezon ve sonunda rekorla gelen şampiyonluk ama şampiyonlar liginde varlık gösterememe.. tabi ki harcadıkları paraya göre... fiyat/performans açısından.

    2018-19 sezonunda ise daha az para harcadılar. mahrez ve bir kaç loan army için alınan genç yeteneklere 78 milyon euro ödediler. ve yine şampiyon oldular.

    city bu sezonda liverpool’dan farklı olarak yine para harcadı.
    cancelo, rodri, angelino, porro, steffen gibi oyuncalara 168 milyon euro harcadılar. şu anda 1.27 milyar euroluk bir takım konumundular.

    diğer yandan liverpool bu sezon hiç para harcamadı.
    onlar takımın tamamlanması ve oyunun mükemmelleşmesi için zaman satın alamadılar. daha uzun bir yoldan geldiler ama azımsanmayacak bir miktarda kasalarından çıktı. şu anda 1,07 milyar euroluk bir takım konumundalar ve lig ile şampiyonlar ligi için bu iki takımın mücadelesine tanık olabiliriz.

    bu iki takımda 3,5 sezon içinde dünya futboluna egemen olabilmek için 1.27 milyar euroluk transfer harcaması yaptılar.

    peki neden?

    çünkü, oynadıkları oyun çok özel bir oyun.
    ve bu özel oyun için o oyunu özel yapacak özel oyunculara ihtiyaç var.

    mesela city’nin oyununu özel kılan oyuncular bekleri.
    sakat olmasına rağmen mandy, zinchenko, bu sezon psv’den alınan angelino.. diğer kanatta ise juventus’tan alınan cancelo, walker..

    fernandinho’nun yaşı dolayısıyla atletico’dan alınan rodri ve fernandinho ile savunma önünü garantiye alması. kalan iki mevki için 4 isim.. foden, ilkay, de bruyne, david silva.. hiç birini birbirinden ayıramazsınız.

    ve kanatlar... sterling, sane/bernardo silva, mahrez/jesus, agüero

    her bölge için birden fazla alternatif ve birinin diğerini aratmayacak oyuncular. 22 özel oyuncu kısacası.. çünkü, ayağı bir orta saha kadar iyi kaleci konusunda takıntılı olan pep’in emerson’un yedeği olarak bravo’yu kadroda bulundurması bile bir lükstür aslında.

    jurgen klopp’un oyun felsefesinin en önemli yeri olan orta saha rotasyonuna bir bakalım.

    3 mevki ve ; fabinho, keita, wijnaldum, henderson, chamberlain, milner, lallana... bu orta sahanın değeri 260 milyon euro.

    yani, hem zaman hem paraya ihtiyaç duyulan bir ortamda özel bir oyun oynamak için girilen zahmete bakınca iki orta saha transfer edilince olayın farklı bir boyuta evrileceğini düşünmek büyük bir hata.

    pep guardiola ve maurizio sarri ikilisi topa sahip olma oyununun bir numaraları isimleri. bu konuda takıntılı isimler. topla çıkma, rakip yarı sahaya pas ile yerleşme ve half-space kullanımı... türlü türlü şakalar, komiklikler.

    bu iki adamında takımlarının oyunları mükemmelleşmeden önce kendi oyunlarının nasıl durdurulabileceğinin sinyallerini basın toplantılarında verdiler.

    ikisi de derinde bekleyen ve ikinci bölgede, derindeki oyun kurucusuna baskı yapan takımlara karşı yaşadıkları sıkıntıları anlattıkları basın toplantıları mevcut. mesela bir kaç gün önce denizlispor, bunu yaptı.

    recep niyaz ile birlikte seri’ye yaptıkları baskı ile pasla kontrollü çıkma şansını ortadan kaldırıp stoperlerin oyun kurmasını istediler. ve sonuncunda oyun istendiği kadar iyi kurulamadığında box to box olmayan ama inatla orada oynatılan ve defalarca dile getirmemize rağmen kimseye dinletemediğimiz belhanda’nın ekstra işlere girmemesi ile tıkanan bir oyun ortaya çıktı. belhanda’nın şapkadan tavşan çıkarması değil, işleyen sitemin bir çarkı olması gerek.

    bu maçın sorumlusu ne belhanda, ne penaltı kaçıran selçuk inan, ne de kırmızı kart gören marcao.

    1996’da prese dayalı geçiş oyunu oynamak için iki sezon bekleyen 3’lüden, tandemli 4’lü bir defans bloğuna geçiş yapan bunu yaparken bir stoper bek bulundurarak rakibe göre önlem alan, merkezdeki orta saha oyuncularının tamamını box to box seçen ve asimetrik oyun yapısı sayesinde kanatları da kontrol edebilen o günlerde half-space kullanımını en ince ayrıntısına kadar gerçekleştiren bir dehanın kendi alametifarikasından bu kadar uzaklaşmasıdır bu mağlubiyetin nedeni. hocanın eline kasetler mutlaka vardır.

    kendisinden ricam deplasmanda oynanan hertha berlin maçını tekrar izlemesi. o gün yaptıklarına bir daha bakması... neyden bahsettiğimi çok iyi anlayacaktır.

    fatih terim, yıllar önce bugünün modern futbolunu oynatmış bunu mükemmelleştirmek yerine farklı düşüncelere dalmış ve kendinden, özünden uzaklaşmıştı. ve ne zaman bunu yapsa onu o yapan düzene geri dönmüştü. bugünde farklı olmayacaktır. fatih terim bir 4-4-2/4-4-1-1 teknik direktörüdür. asimetrik 4-1-4-1’i bile 4-4-2’ye kayar. dikkatinize!!!

    aşağıya 1994 isveç maçının görüntülerini bırakıyorum.
    burada asıl olay maç değil, maç sonu fatih terim’in yaptığı basın toplantısıdır. 60 ile 90. dakikalar arasında yaptığı 4 farklı sitem değişikliğini, oyuncu bazlı kullanım farklılıklarını dinlemenizi istiyorum. çünkü, hocanın taktiksel olarak zayıf olduğunun söylenmesine katlanamıyorum.

    https://www.dailymotion.com/video/x3ztfsd

    ingiltere u21’ine karşı 3-3-3-1 ile çıkan bir adamın geldiği bu nokta beni şaşırtıyor açıkçası.

    eleştirmek suç mu?
    ya da bir dehadan daha fazlasını beklemek?

    fatih terim, bugün wesley sneijder’in yaptığı açıklamaya benzer bir açıklama yapmıştı futbolu bıraktığında. artık futboldan uzaklaşmak istiyordu. kızları ve ailesiyle zaman geçirecekti.

    sonra meksika da düzenlenen 1986 dünya kupasına davet edildi. ve futbola dönmeye carlos bilardo’nun arjantin’ini gördükten sonra karar verdi. oyun yapısı artık yok olmaya yüz tutmuş trequartista’lara muhtaç olduğu için önce bundan vazgeçti 2002’de.

    2010’dan sonra modern futbol artık topun üçüncü bölgede kanatlara aktarıldığı bir oyun yapısına doğru evrilmişti. hagi’ler, baggio’lar artık oyunun hızı göz önüne alındığında yok olmaya başlamışlardı. geride ikili bir tandem orta saha, savunma düzeni ise son derece net ve sıkıydı.

    2011-12 sezonuna bu sezon ki gibi başlamıştı. fatih terim. kafası karışıktı. her seferinde başarılı olduğu ama eskidiğini düşündüğü model. diğer yanda ise modern futbolun inceliklerini ortaya koymak. ve sadece tam anlamıyla bir sezon oynadığı 4-1-4-1... nam-ı değer 2-5-3... sezon başında selçuk’tan bir trequartista yaratma sevdasının işlemeyeceğini görmesi, beklerinin durumunu fark etmesi çok uzun zamanını aldı. ama o gün aklı başında herkesin 4-4-2’den başka bir oyun oynamasını ön görmediği bir takımdı galatasaray. özellikle liverpool ile oynanan türk telekom arena’daki hazırlık maçındaki ufak deneme sonrası çok bariz belliydi bu.

    10 hafta 4-1-4-1 sonrasında 4-4-2’ye dönüş..

    sözlükte de sıkça karşılaşıyoruz. 4-4-2’nin ölü bir sistem olduğundan, artık kimsenin kullanmadığından bahsediliyor. buna şaşırıyorum. çünkü dünya üzerindeki hiç bir sistem ölü değildir. sadece uykudadır ve bir gün bir dahinin onu uyandırmasını bekliyordur.

    fatih terim’in bu sezon ısrarla oynamaya çalıştığı bir topa sahip olma oyunu var. muhtemelen geçen sezon klopp’un bile bu oyunu oynamak zorunda kalmasını göz önünde bulunduruyor. çünkü geçiş oyunu için topun rakipte kalması gerek. ama ligde top rakipte değil galatasaray’da kalıyor. bu yüzden bunun önüne geçmenin yolu topa sahip olma oyunu. ama pas hızı bu seviyelerde iken fark beklemek hayalcilik... buna değineceğim.

    bir kaç yıl önce atletico madrid vs chelsea şampiyonlar ligi yarı finali sırasında atletico’nun geçiş oyununu en üst levele çıkarttığı bir zamanda ispanya’daki maç sırasında jose mourinho takım toplantısında “onların en güçlü yanı pres güçleri. o zaman topu onlara” verin demişti. yüzde 69’luk topla oynama yüzdelerine rağmen atletico pozisyon bulamamıştı. topun sizde olması yüzde 70’le oynamanız maçı kazanacağınızın garantisini vermiyor size. ligde de buna benzer bir sıkıntı yaşanmasından korkulduğu için topa sahip olma oyunu üzerinde duruluyor durulmasına ancak atlanan bir şey var.

    topa sahip olma oyunu için sahadaki her oyuncunun oyun kurulumuna destek olması gerekir. bekler, stoperler hatta kalecinin bile. bunun sebebi topa sahip olma oyununu mükemmel oynamıyorsanız merkezdeki iki stoperin önünde yer alan oyun kurucuya yapılan her baskı sizin uzun oynamanıza neden olacak sorunlar doğuracak olmasıdır. yani, eğer takım halinde bu oyunu oynayamıyorsanız sonuna top target man’e şişirilir. çünkü, o alanda kaptırılacak top gol demektir...

    bu noktada oyunun muazzam hale gelmesi için gereken şey “pas hızı”...

    --- alıntı ---

    “2005’te topu kontrol eden bir oyuncumuz, pası çıkarmadan önce ortalama 2,8 saniye harcıyordu. oyun yanlamasına ve ağır oynanmak üzere tasarlanmış gibiydi. euro 2008’de bunu 1,8 saniye düzeyine kadar geliştirdik, 2010 dünya kupası’nda aradaki süre 1,1 saniyeye düşmüştü. 4-1’lik ingiltere ve 4-0’lık arjantin maçlarında bir saniyenin altını dahi gördük. şampiyona sonunda sadece ispanya’nın ortalaması, çok küçük bir farkla, bizden iyiydi.”

    --- alıntı ---

    2014 dünya kupası sonrası joachim löw’den bile alıntı.

    galatasaray da pas hızını kendi imkanlarım ile ölçtüğümde (topu kazanıp hücumun bittiği ana kadar) ortalama 3,2 saniye sürüyor. seri ve belhanda’ya geldiğinde top 1 saniyenin altına iniyordu inmesine ama ortalama feci.

    bir diğer sorunlu kısım topu geri kazanma süresi bu konuda ralf rangnick'e kulak verelim ;

    --- alıntı ---

    “son on yıl içinde futbol bambaşka bir spor halini aldı. acımasız bir değişime tanık olduk. oyunun iki temel unsuru –topa sahip olma, topa sahip olmama– aynı kaldı, lakin bu iki hal arasındaki geçişler alışılagelmişin çok dışına çıktı. artık takım olarak gol atma ihtimalinizin en yüksek olduğu an, topu kazandıktan sonraki ilk on saniye. topu kaybettiğinizde, geri kazanma ihtimalinizin en yüksek olduğu anlar ise topu kaybettikten sonraki ilk sekiz saniye. işe bu iki sayıyı ve ne anlama geldiklerini düşünmekle başlayın. devamı gelecektir.”

    --- alıntı ---

    topa sahip olma oyunu oynayan takımların pas süreleri 1,5 saniyenin altında topu geri kazanma süreleri ise 6 ila 8 saniye arasında değişiyor. bu hızı ulaşmak için yapılması gereken iki şey var.

    1) zaman (bol tekrarlı antrenmanlar)
    2) para (pas hızını ve topu geri kazanma süresini yükseltecek 22 kişilik oyuncu kadrosu)

    ikincisini yapma şansının olmadığı bir zaman dilimindeyiz. ffp ve diğer sorunlar üst üste gelince istenen takviyelerin yapılması mümkün görünmüyor. üstüne üstük birde üzerine yabancı sınırlaması gelecekse galatasaray’ın topa sahip olma oyununu bir kenara bırakması, bunu 20 sene önce yaptığı gibi sadece aktif dinlenmek için topu gezdirmesi gerekiyor.

    birincisi içinde mevcut şartlarda herhangi bir ekstra zaman yok. eylül’ün üçüncü haftası başlayacak şampiyonlar ligini de göz önünde bulundurursak bir an önce en doğru kararın verilmesi şart.

    deplasmandaki sorun topa sahip olmamakla alakası olmadığını mevcut sorunun pas hızını artıramamaktan geçtiğinin fark edilmediğine inanmak istemiyorum. içeride birazda taraftarın gücüyle daha tempolu bir oyun oynayabiliyor, pas hızını bazı anlarda yükseltebiliyordu galatasaray ama deplasman bir kabusa dönüşüyor. bu noktada feghouli, belhanda’nın ikili oyunlarının sonuca etki etmesinin nedeni de bu aslında. bu ikiliye zaman zaman katılan mariano’nun üçgenlerle pas hızını 1 saniyenin altına çekmesi, bu oyunun kurulduğu sekanslarda galatasaray’ın pozisyon üretmesinin bir nedeni var. o neden tüm takıma sirayet etmediği sürece topa sahip olma oyunu bir hayal.. bir rüya...

    statik orta saha, topun saha içinde son derece yavaş döndürülmesi, rakibin rahatça savunmaya yerleşmesine olanak sağladı geçen sezon. birde üzerine iki anchor’lı bir orta saha düzeni ile çıkınca (tabi ki fernando’nun box to box olarak sahada yer alması bir şey ifade etmiyordu) maçlara, takımın orta sahadaki pas hızını olumsuz etkiledi.

    bu sezon teknik ekip bu sorunun çözümü olarak tüm orta sahayı değiştirmekte bulmuş durumda. ve takım düzenini 3’lü bir orta saha kurgusu ile 4-1-4-1 olarak belirlenmiş...

    işte sorunların en büyüğü bu noktada başlıyor. fatih terim’in bekleri pep guardiola gibi kullandığı bir dünyada 4-1-4-1’in işe yarayacağı tek evren beklerin kyle walker, benjamin mendy ikilisinden kurmak olabilir. paralel evrende belki dursun aydın özbek mendy’i komik sebeplerle elinden kaçırmamıştır ve walker yerine de guga gibi bir potansiyel alınmıştır belki. ancak yaşadığımız evrende bunlar ne yazık ki gerçek değil.

    topa sahip olma oyununda beklerin önemi muazzam. fatih terim bekleri her zaman çok etkili kullanmış, geçiş oyunu içinde beklerin birer açık gibi davranması öğütlemiş biri. ancak bunun işe yaradığı tek sezon 1999-2000 sezonu.

    2011-12 sezonunda da benzer bir düşünce değişikliği ile başladı ama ilk 10 haftada yaptığı bu denemeler 4-2’lik gaziantepspor yenilgisi de dahil olmak üzere beklenin altında kaldı.

    o günde 4-1-4-1 (2-5-3) sevdası ile başlayan süreç 4-4-2 ile son bulmuştu.

    zaten 4-1-4-1’in işe yaradığı tek sezon var yukarıda belirttiğim gibi 1999-2000 sezonu. diğer tüm sezonlarda bir şekilde işe yaramamış ve farklı bir plana geçilmiş. o gün sistemin işlemesinin tek nedeni de bekler elbette.

    1999-2000 sezonunda stoper, bek, orta saha ve hücum hattının bugün oynasalar 300 milyon euro edeceği bir takımın yaptıklarını aramak, başarıyı o günün şartlarına göre bir araya gelmesi muhtemel, bugünün şartlarına göre imkansız bir kadronun büyülü dünyasından uzaklaşmak gerek.

    tekrar etmekte fayda var... oynanmak istenen oyun 22 özel oyuncuya ihtiyaç duyulan bir oyun.

    nzonzi sakatlansa yedeği donk, seri sakatlansa yedeği selçuk.. luyindama sakatlansa yedeği ahmet... yani bir oyuncu sakatlanırsa sistem, çökme tehlikesi ile karşı karşıya.

    böyle bir takımınız varsa özel bir oyun değil 2011-12’deki gibi 4-4-1-1’in güvenli sularına çekersiniz geminizi. illa 3’lü orta saha ile oynayacaksanız belhanda’yı bu denklemden çıkarırsınız. delle ali’yi nasıl kullanıyorsa pochettino sizde babel’i öyle kullanabilirsiniz. kanat performansı 3 sene önceki babel performansı değil. alıp gitmesini, sağına çekip vurmasını beklemek hiç gerçekçi değil.

    geçen sene uefa avrupa liginde elini kolunu sallaya sallaya galatasaray’ı eleyen benfica 4-1-4-1’den 4-4-1-1’e dönüp şampiyon oluyor ve joao felix’i 6 aylık performansı sonrası 140 milyon euroya satıyorsa, benfica kanat forvetlerini cirit attığı, altyapısı, scouting’i doğru işleyen bir kulüp olarak 4-1-4-1 denenmiyorsa bu özel oyunu oynamanın bir yolunu bulmanın zorluğunu bildiği içindir.

    elinde 1 milyar eurosu olan ve az çok 2 senesi olan her takım bunu oynayabilir ancak galatasaray’ın bunu yapması bu şartlarda mümkün değil.

    kendisinden ricamı tekrar ediyorum.
    lütfen hertha berlin maçını izleyin hocam... galatasaray’ı muasır medeniyetler seviyesine getirecek yegane şey o günkü sistem ve taktikte gizli...
  • 21035
    hakkında 844 sayfa entry olan teknik direktörümüz.
    oturup okuyacak sabrı olan varsa bir oran çıkarsın bakalım, yüzde kaçı olumlu.
    fatih terim-galatasaray ilişkisi yüz defa ayrılıp barışmalı, ayrıyken kıskandırmalı, beraberken pamuk ipliğine bağlı, her ayrılıkta bi dahası yok diye rest çekilmeli uzatmalı bir ilişki.
    40 senelik bir ilişki.
    hocanın kendi gittiği de olmuştur kovulduğu da hatası da çoktur kendisine yapılan haksızlık da... bu 40 senelik koca hikaye her zaman pembe masallarla geçmedi. fecaat bir ikinci dönemi var hocanın, rüya gibi bir üçüncü dönemi, hayal bile edilemez bir ilk dönemi. beraber her şey yaşanmış. dünyanın zirvesine de çıkılmış, başarısızlıktan istifa da edilmiş.
    ve bu 40 senede, hocanın her döneminde hakkında konuşulanlar değişti.
    hoca çok konuşmaz. medyada aksi bir algı da olsa oturup olayları detaylandırmaz, ne yaşandı söylemez. mesela ünal aysal'ın telefonlarına çıkıp çıkmadığını bile bilmem ben. ünal aysal böyle bir iddia attı ortaya, hoca cevap vermedi. hoca konuşmadıkça da hakkında konuşulur.
    burada da konuşulmuş. konuşulacak da. futbolda dün yok arkadaşlar, hayatta bile yok. bugün twitter'da bir paylaşım gördüm. jose mourinho, "futbolu çok özledim, ben idman yaptırmayı, kadro yazmayı çok özledim." diye konuşurken ağlıyordu istemsizce. jose mourinho. bir devrin en büyük hocası. artık geri dönemeyeceğini, kimsenin ona büyük takım emanet etmeyeceğini, belki de bi daha hiç idman yaptıramayacağını biliyor. devri geçti çünkü. futbol değişirken o kendisine kupa kazandıran o kabız defansif futbolun koynundan çıkamadıkça, yıldızlarıyla kavga ettikçe eriyerek bitti. fatih terim için de aynısı olacak zamanı gelince. mustafa denizli'ye olduğu gibi. o zamanlar gelince şimdi ki gibi en ufak eleştiri yapanı hain saymayacaksınız, sözlükten uçurulsun diye mahalle baskısı kurmayacaksınız. çünkü fatih terim'i değil onun getirdiği kupaları seviyorsunuz, seviyoruz. şu an terimcilik moda, bu sene sonu olası bir başarısızlıkta başka bir şey moda olacak. o yüzden galatasaray dışında kimsenin ya da hiçbir şeyin fanatiği olmadan sevmekten önce saygı duyarak yaklaşmak gerek herkese ve her şeye. sonra şartlar değişince kendisi ile çelişiveriyor insan.
  • 21036
    galatasaray ile bir sürü başarılar yakalayan yakalayacak olan efsanemiz imparatorumuz teknik direktörümüz. açıkçası dünyada eleştirilmemiş teknik direktör yoktur herhalde. alex ferguson jurgen klopp pep guardiola mourinho ancelotti vs bir sürü üst düzey ve elit teknik direktör sayabiliriz. futbolun doğasında eleştiri vardır zaten olmak zorunda, başarılı olmak için de şartlardan birisi bu. benim de geçen sezona dair eleştirilerim var mesela biz neden avrupa arenasında başarısız olduk neden bazı maçlarda kötü oynadık ? bunda elbette yapılamayan forvet transferleri takımda genel olarak oyuncuların performans düşüklüğü form tutamaması etkiliydi ve ayrıca galatasaray düşmanı medya tff ve kulüpler de galatasaray'a cephe almıştı lig maçlarımızda olanlar malum. ama şu da varki nasıl ki dünya üzerinde ülkelerinin en büyük kulüpleri sevilmiyor ve aleyhine algı yaratılıyorsa bizim de öyle olacak çünkü bizim başarılı olmamızı kimse istemez istemeyecek avrupa'da da başarılı olmamızı istemiyorlar bakmayın türk futbolu türk futbolu dediklerine. bizim buna alışık olmamız lazım paniklemememiz lazım biz tarihimiz boyunca bunlarla yaşayacağız bu sene de muhtemelen aynı algılar yapılacaktır. biz futbolumuzu nasıl geliştiririz onu düşünmemiz gerek. geçen sene devre arasında çeşitli değişimler yaşadık devre arasında ve şampiyon olduk gayet yerinde değişimlerdi.diagne-mitroğlu ikilisi hariç hepsi tuttu ki diagne'nin geçen sene faydalı olduğu maçlar da oldu bana göre. 2019-2020 sezonunda lige kötü başladık oynanan futbol iyi değildi. aslında penaltıya kadar fena bir futbol da oynamadık ama penaltıdan sonra takım ciddi düşüş yaşadı bu da irdelenmesi gereken bir konu. selçuk tercihi oynanan futbol gayet de eleştiriye açık şeylerdi. zaten futbolda 0 eleştiri diye bir şey yok hoca da eminim oynanan futboldan memnun değildir. ama öyle şeyler yazılmaya başlandı ki bir anda sosyal medyadan buradan vs insan şaşırıyor gerçekten. bir anda hocanın taktik falan bilmediği sadece gaz verdiği hocanın futboldan anlamadığı ünal aysal ile şunları yaşamıştı (ünal aysal ve mancini-prandelli eleştirildiği zaman da siz terimsporlusunuz onlar asla eleştirilemez siz şusunuz busunuz diyen insanlar da oldu) yok geçmiş dönemde şunları yaşamıştı yok kazandığı başarılarda kendisinin hiçbir payı yok tamamen oyuncularına ait olduğu falan yazılmaya başlandı. fatih terim eleştirilemez değil tamam mı biz fatih terim'i eleştiriyoruz tamam mı kompleksine giren insanlar bile oldu. illa belirtmenize gerek yok arkadaşlar zaten eleştiri yapmak herkesin en doğal hakkıdır. bir anda olay oynanan futboldan çıkmaya başladı alakasız bir şekilde. ben kendi adıma konuşursam bu tarz şeyleri tamamen kişisel sevmemezlikle olduğunu düşünüyorum. insanların zaten kişisel tercihidir birisini sevip sevmemek de siz sadece gaz veriyor yok taktik bilmiyor dediğiniz için yok şans dediğiniz için de o başarıların da hocanın taktik bilgisinin de olmadığı anlamına gelmiyor. siz nasıl terimsporlu terim'in biatçıları diye o insanları yargılamaya kalkıyorsanız o insanların da sizi eleştirme hakkı var gayet kendi adıma bir şey diyemem buna benim gözlemlerim sadece bunlar 2 tarafta da gördüğüm kadarıyla. kişisel hırslarla yazılmış futbolla alakalı olmayan tamamen düşmanlık içeren eleştiriler açıkçası okunabilir de olmuyor bu benim kendi görüşüm. hiç kimse eleştirilemez değildir yazımın başında de belirttiğim gibi hatasız değildir. kişisel hırs olmayan tamamen futbol odaklı eleştiriler de bana göre yapılması lazımdır ve bizi geliştirecek olan da budur. oynanan futbol eleştirildi diye oyuncu tercihleri eleştirildi diye de kimse fatih terim düşmanı değildir. ama dediğim gibi kişisel hırslarla yazılmış tamamen fatih terim başarısız olsun da biz sevinelim hemen pirlo ne yazmış ünal aysal ile ne yaşamış özhan canaydın faruk süren ne olmuş tarzı geçmişte yaşanan ve faydası olmayan tarzda eleştirileri de kendi adıma pek okunabilir bulmuyorum. herkesin kendi fikridir hakaret içermediği sürece sunabilir ama benim kendi görüşlerim de bunlardır. bu sene bir taraftar olarak başarılı olacağımıza da inanıyorum ve imparatorumuzla da nice kupalar kaldıracağız. bu takıma falcao gelecek nzonzi gelecek oynanan futbolun giderek iyiye gideceğini de düşünüyorum.
  • 21037
    biri ermeni, biri kürt, diğeri türk üç arkadaş yolda giderken susamış; o sırada gözlerine bir bağ ilişmiş. salkım salkım üzümler... "girelim bahçeye, sahibi varsa parasını verir afiyetle yeriz. yoksa, bir iki salkım üzümden ne çıkar" diye düşünmüşler. üzümleri tam yemeğe başlamışlar ki, bağın sahibi gelmiş. ermeni'nin üzerinde papaz kıyafeti varmış. onun, farklı bir dinden olduğu anlamış bağ sahibi; diğer ikisine sormuş: "siz kimsiniz, nesiniz?" biri kürt, diğeri türk olduğunu söyleyince, üçüyle bir arada başa çıkamayacağı için, basmış papaza dayağı. "bunlar benim din kardeşim. ya sana ne oluyor?" papaz, "parasını ödeyecektim" dese de, bağcının sopası sırtına inip duruyormuş. kürt ve türk, tepki vermeden bu dayağı seyretmiş. papaz yere yıkılınca, bağcı bu defa kürt adama dönmüş: "sen benim din kardeşimsin ama, gene de kuyumuzu kazarsın. arkadaşınla aynı ırktanız. benim kanımdandır. yesin malımı, helâli hoş olsun." bu defa kürt'ü dövmeye başlamış, türk'ün sesi çıkmamış. onu da hakladıktan sonra, bağcı, türk'e yönelmiş: "tamam anladık, türksün, aynı kandanız, aynı dindeniz fakat, sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi?" diye sormuş; bu defa ona vurmaya başlamış. türk, bir yumrukla yere yuvarlanınca kürt'e dönmüş ve "biz" demiş "ilk başta, papazı dövdürmeyecektik."

    ........

    imparator yılların tecrübesi ile kimin hangi amaçla kulüp ve profesyonelleri hakkındaki demeçler verdiğinin farkında. papazı dövdürüp zevkle izleyecek kadar da karaktersiz değil. köprünün karşı tarafından olmadığı için ne kadar şanslı olduğumuzun farkındayızdır umarım...
  • 21038
    hiç bir lidere, hiç bir siyasiye, hiç bir kanaat önderine, ne bileyim bir türk büyüğüne bugüne kadar sonsuz sevgi beslemedim, insan üstü bir seviyeye yerleştiremedim. çok minnettar olduğum, arkasından dualarla andığım çok insan var ama arabamın arkasına imzasını dövme yaptıracak kadar bağlandığım, sosyal medya hesabımda ismimin arkasına hashtag ile adını yazabileceğim tek bir kişi bile yok. bunun hiç eksikliğini de hissetmedim. tam tersi bu hep bana kendi doğrularımın, değerli bulduğum birinin yanlışlarına göre şekillenmemesini sağladı. bir insanın adil olması, hak yememesi, haksızlığa karşı ses çıkarabilmesi benim için fazlasıyla yeterli. bu onu zaten benim için en üst noktaya taşıyor.

    bugün fatih terim üzerinden yapılan gereksiz sansüre anlam verememem de bu yüzden. açıkçası hem anlam veremiyorum, hem de samimi bulmuyorum. hedef göstermek gibi olmasın ama bugün kaideyi taciz eden istisna nickli kardeşim bile "hoca artık kendine gel nolur" diyebilmek için adeta dünyanın sayılı dergilerinde yayınlanabilecek bir makale ile giriş yapmış. eğer eleştirmek için yeni uslüp bu olacaksa hepimiz gidip bir spor okulundan sertifikamızı alıp da gelelim. (bkz: #2737016)

    bugün fatih terim'in 2 senedir şampiyon olması, 3. döneminden sonra milli takıma gitmesini unutturur mu? ve ya tersten sorayım. 3. döneminde takımı bırakıp gitmesi, 4 yıl üst üste şampiyon olup, sadece 4 yabancı futbolcuyla uefa kupasını kazanmasını gölgeleyebilir mi? mükemmel işlere imza atmış ama bazen de büyük yanlışları olan insan.

    eğer buna kovulmak deniyorsa, benim nazarımda 3. dönemi sonunda yaşattıkları ile galatasaray tarihinde kovulmayı en çok hakeden isimdir. ünal aysal beğen ve ya beğenme galatasaray başkanıdır. fatih hoca'dan yaklaşık 20 yaş büyük, türkiye'de binlerce insan iş veren, ekmek yediren bir iş adamı. kısacası hem galatasaray'daki pozisyonu, hem yaşı hem de iş hayatındaki başarıları ile saygı göstermen gereken birisi. sırf kendisi için "galatasaray'ın bir elemanıdır" dediği için telefonlarına dönmemesi, ünal aysal'ın hiç gerekmediği halde alttan alıp "art niyetle söylemedim. cımbızla çekilmiş bir söz. kendisi benim iyi dostumdur." açıklamalarını tınlamaması, çeşit çeşit triplere girmesi, yıldırım demirören ile flörtleşmesi koskocaman bir yanlıştı. o dönem bir saniye olsun kendisine hak vermedim. galatasaray'ın elemanısın işte hocam. kötü bir şey mi galatasaray'ın elemanı olmak. bugün de öylesin. bu platformda karın tokluğuna galatasaray'ın elemanı olmak için herşeyi geride bırakabilecek insanlar var. muhterem fatih terim imparator hazretleri diye takdim edilmek miydi derdin? şimdi aysalcı demeyin kalbinizi kırarım. zaten o yıllardaki entrylere bakarsanız da moderasyonundan, yazarına sözlüğün verdiği haklı tepki ortada. (bkz: #2737084)

    ikinci büyük yanlışı bu alaçatı'daki kavga mevzusu. arda turan önderliğinde milli takımın başarısız performansı hem otoritesini hem de psikolojisini çok sarstı. mekan basma olayı da buna tüy dikti. milli takıma gidişi olaylı olduğundan, henüz her şey unutulmadığından galatasaray camiasından yeterli destek bulamadı. o dönem yapayalnız kaldı. aslında 4. dönem kapısını açan da buydu. nerede kalmıştık tweetine kadar baya sessizliğe gömülmüştü. yukarıda dediğim gibi unutmamıştım, ama bu yanlışları geçmişi gölgeleyebilir miydi? tabi ki hayır. yapıştırım fav'ı, retweeti nerede kalmıştık tweetinin gözüne gözüne.

    gelelim bugüne, galatasaray sözlüğümüze. geçmişte o buhranlı dönemde en sert eleştirmiş, hakaret etmiş yazarlar şimdi bugünkü durumu eleştirenleri, daha doğrusu kendisinin belirlediği çerçeve ve uslube sokmadan eleştirenleri sözlükten uzaklaştırılmasını talep ediyor. ben eminim bugün yapılan sert eleştiriler dikkate alınmayıp, elimizde bulunan ligin çok üstündeki kadro iş yapamaz ise aynı yazarlar hocaya sallamak için yönetimden caps lock açın en çok ben sövmek istiyorum diye talepte bulunacaklar.

    ben forma adaleti olan, sahada dinamik, oyun planı olan, hırslı, aradaki kadro farkını göz önünde bulundurduğumda da baskılı bir oyun oynayan galatasaray istiyorum ve uzun zamandır bunu da görememekten dolayı kahroluyorum. bunun bir numaralı sorumlusu olarak da fatih terim'i görüyorum. hocanın kendine ve takıma acilen çeki düzen vermesi gerektiğini düşünüyorum. bu kadar kardeşim bu kadar. nokta.

    bir insanın yanlışlarını dile getirmek size bir şey kaybettirmez. tam tersi muhatabına katkı sağlar. kimsenin piyonu, trolü, oyuncağı da olmazsınız. geçmişte kötü gününde "fire at will" modunda kendisine hakaret edilmesi ne kadar yanlış ise, bugün de kendisini eleştirenlere bir kulp bulayım da saplayım diye ceza vermek o kadar yanlıştır.
  • 21039
    kimsenin üzerinden ünal aysal düşmanlığı yapmadığı hocamız. çok kalp kırılmak isteniyorsa da baştan söyleyeyim evet aysalcısın mesele buysa. yok kalbinizi kırarım yok şöyle olur yok böyle olur herkesin geçmesi gereken boş şeyler bunlar. önceki yazımda öyle kalpler kırardım ki öyle şeyler yazıp. ama biz burada yazarken özellikle kalbini kırmak için yazmıyoruz. galatasaray taraftarıyız ve fatih terim hakkında da fikirlerimizi söylüyoruz. buralarda yazanlar insanların şahsi görüşleridir. ayrıca belirteyim ki ünal aysal en başarılı galatasaray başkanlarındandır hatta. ama kendisi de eleştirilemez değildir hataları vardır dünya üzerindeki herkeste olduğu gibi. ben kendi adıma söyleyeyim hiçbir zaman galatasaray'ın sporcusuna yöneticisine başkanına geçmişte oynamış kişilere üslubumu bozup da yazmadım ne başarısızlık olursa olsun ama eleştirilerimi de başarısız bulduklarıma sonuna kadar yaparım. prandelli var mesela nerdeyse 0 çektiriyordu bize ha eleştirdim mi evet sonuna kadar ama küfür hakaret etmeden üslup bozmadan. galatasaray taraftarına da üslup bozmanın yakışmayacağını düşünüyorum. ayrıca üslup bozulmadan ne güzel eleştiriler yapılabilir gayet. ben her zaman doğru bildiklerimi de yazmaya devam edeceğim ne olursa olsun.önceki yazımda da belirttiğim gibi futbol zaten eleştiri olmadan olmaz bana göre ama o eleştirinin ne bağlamlarda nasıl üslupla yapıldığıdır önemli olan.
  • 21040
    sadece sözlükte değil, medyada da hakkında soru sormanın, kendisini eleştirmenin yazılı olmayan bir kural olarak 'kaka' olduğu, (demirören'le gülücükler saçarak poz vermediyse tabi. ancak o zaman eleştirilebilir çünkü) 9 yılda 8 şampiyonluk yaşamış, uefa kupası kazanmış, galatasaray tarihinin en başarılı teknik direktörü.

    yine yazılı olmayan bir kural olarak eğer kötü oynuyorsak, ya da kaybediyorsak sorumlu olan asla fatih terim hocamız değildir. bunun sorumlusu galatasaray başkanıdır, yönetimidir, futbolcularıdır, taraftarlarıdır, hatta scout ekibidir, ama hocamız değildir. tersini iddia etmek galatasaray düşmanlığıdır, trollüktür hatta ve hatta fenerli olmaktır.

    sözlükte ya da medyada galatasaray futbol takımının teknik analizleri yapılırken bile, subliminal mesajlar verilir: hoca bir şeyler deniyor. ama geçmişte şöyle şöyle başlayıp, şöyle değiştirmişti ve başarılı olmuştu. şu tarihte, şu maçtaki galatasaray gibi olmalıyız ama hoca zaten bunu görecektir. çünkü biz anlamasak da, göremesek de vardır hocamızın bir bildiği.

    elbette hocamızın sayısız bildiği şeyler vardır. belki söylendiği gibi bir futbol dahisidir de, bilmiyorum. bildiğim, iki sezondur oyun namına ortaya bir şey koyamadığımız gerçeği. kabul, kötü oyunumuzun birden fazla sebebi var, dış mihraklar var, mecburiyetler var vs. ama kötü oyunun sorumluluğunda aslan payı fatih terim'indir. mesele de tam bu noktada başlıyor işte: hocaya bunu soran ne kendi ekibinden biri var, (16 ağustos 2019 denizlispor galatasaray maçında selçuk inan'ın 90 dakika oyunda kalmasına teknik ekipten karşı çıkan oldu mu, çok merak ediyorum mesela. sepp piontek'in yardımcısıyken, fatih terim'in olumlu manada onunla çatıştığını biliyorum. bu yüzden fatih terim oldu zaten. bakın burası çokomelli: eleştirdiği, anlamaya çalıştığı, gerekirse çatıştığı için fatih terim oldu) ne de medyadan sorabilen biri. çünkü 'galatasaray futbol takımı neden kötü futbol oynuyor?' sorusunu soranlar mesleklerinden, sözlüklerinden olabilir, galatasaray düşmanı olarak ilan edilebilirler. ama geçenlerde sözlükte 'fatih terim bana koysa, kupa doğurtur' diyenlere pek bir şey olmaz. tıpkı gezi zamanı 'bilmem kimin, bilmem neresinin kılıyım' diyen teyzeye bir şey olmadığı gibi. bir insan kupa doğurmak istiyorsa, ve bunun yolunun ne olduğuna dair kafasında belli bir fikir varsa, doğurabilir. bir başkası da, birilerinin bir yer yerlerinin kılı olmak istiyorsa, olabilir. benim açımdan hiçbir sorun yok. sadece bu bizi bir yere götürmez. ne o teyzenin kafa yapısının ülkemize en ufak bir faydası olabilir, ne de kupa doğururum diyen kafa yapısının galatasaray'a ve sözlüğüne. eğer sözlük yönetimi, galatasaray sözlük'ün seviyesinden endişe duyuyorsa, naçizane tavsiyem, hakaret etmeden eleştiri yapanlara değil, bu kafa yapısına sahip kişilere dikkat kesilmeli.

    bir kimsenin başına gelebilecek en kötü ikilemlerden biri, sadakati ve onuru arasında kalacağı ikilemdir. hangisi seçilirse seçilsin, zor bir karar. eğer 'fatih terim eleştirisi' meselesi sadakatsizlik noktasına indirgeniyorsa, kendi adıma cevabım nettir: benim sadakatim galatasarayadır. yaftalanan diğer arkadaşlarım için de bu cevabın geçerli olduğuna inanıyorum.

    galatasaray'ı ve bu adı güzel sözlüğü sevenleri, onları yaftalayıp üzmeyin.

    hep çok sevmekten çünkü.
  • 21041
    galatasaray'ın yaşayan efsanesi. kendisi zamanında yaşadığım için kendimi şanslı hissediyorum. futbol adına en büyük mutlulukları onun döneminde yaşadım. kenarda onu görünce rahatlıyor, olmadığında eksik hissediyorum. yerine şu anda jürgen klop'u falan almayacaksak yokluğunda gelebilecek teknik direktörleri de gördük. en kariyerlilerinden mancini yönetiminde dahi bundan çok daha fazlasını oynamıyorduk.

    açıkçası avrupa'da milyar euroluk bütçeli rakiplerle bu aşamada baş edeceğimizi düşünmüyorum. olursa da yine hocamız sayesinde ve ancak birkaç sene birlikte oynadıkça olur. ama ligimizi hakeminden stadına, iç dinamiğinden psikolojik harbine kadar kendisinden daha iyi bilen biri yoktur.

    nedense kendisini eleştirenlerin oynanan oyunla alakaları olduğunu da düşünmüyorum. dillerinin altında ya da bilinç altlarında farklı duygular olduğunu anlamak zor olmuyor.

    kendisini ben de eleştireceğim fakat eleştirmek ayrı şey hakaret ayrı şey.
    (bkz: fatih terim/#2737016) böyle elştirirsin, hayran hayran okurum. yıllarını bu işe vermiş biri eleştirecekse böyle eleştirilir (ki böyle usturuplu eleştiri bile eleştirilmiş). ama tutup "bay ego", gibi yakıştırmalar yaparsan bu ayıp olur, nankörlük olur. hem o zaman senin "sokak kabadayısı" yakıştırması yapan azgınlardan ne farkın kalır.

    ayrıca daha lig başlamadan bu yangını anlamakta da acayip zorlanıyorum. ister topa sahip olma, ister geçiş oyunu, ister defans oyunu ne oynarsan oyna tüm oyunlarda merkez orta saha en önemli bölgedir. ki biz fernando, n'diaye ikilisini gönderip yerine daha yeni transfer yaptık. kimsenin giden ve gelene kağıt üzerinde itirazı yok sanırım. daha yerine aldığın oyuncular birlikte maç yapmamış, geçen yıl seni taşıyan oyuncular kampa sonradan gelmişler, takım fizik yüklemeden çıkmış, ne oyunu bekleniyor ilk haftadan anlamış değilim. ben bu yönetime de teknik ekibe de, kurulan kadroya da güveniyorum. hepsinin kılı kırk yardığına, bu kulübe zarar vereceklerini düşünmüyorum. gazozuna maçta bile mağlubiyete tahammülü olmayan hocamız başarısız olduğunu gördüğünde bize yük olmadan kendi zaten gider ona da eminim.

    herkes bu senenin ne kadar kritik olduğunu biliyor. o yüzden federasyonundan kulüpler birliğine, yayıncı kuruluştan medyaya herkes bize ve temsilen hocaya bilenmiş durumda. 300 spartalı gibi safları sık tutmamız gerekirken enerjimizi birbirimize sarf etmeyelim.