• 26
    biz neden bu kadar altyapılara yatırım yapıyoruz? yurtdışında fellik fellik yetenekli çocuk arıyoruz? ecnebileri türkleştiriyoruz? gerek yok aslında. orta asya'dan gelmiş türk oğlu türk 11 delikanlıyı çıkar sahaya başlarına koy fatih terim'i bu çocuklar da biraz cahil olsun ki terim ne diyorsa inansınlar, nasıl olsa hoca motivasyon ustası bunlardan daha iyi motive edilebilecek takım var mı? sonra önümüzde ne bezilya durabilir ne ispanya... hem paramızı da başka şeylere harcamış oluruz. ülkece kalkınırız.

    türkiye cumhuriyeti'nin yetiştirdiği en kariyerli, başarılı hoca için bile zaman zaman futbolu bilmediğini düşünüyorsak ya millet olarak futbol cahiliyiz ve ya futbol dehası... ama hangisiyiz çıkaramıyorum.
  • 28
    hayatı kavgalarla dolu imparator... şişli'de bir gece kulübünde emniyet müdürü gündüz alp 'in burnunu kırmış...müjde ar 'ın çevresinde dolaşıyor diye bozulduğu bir delikanlının gazinoda kafasını yarmış...kendinden çok uzun boylu olan fenerli erol togay'ı bir kafa darbesiyle yere sermiş...stad içinde görevli polislerin üzerine yürümüş...takım arkadaşına kırmızı kart gösteren hakeme kafayı yapıştırmış...bir başka maçta yan hakemin suratına tükürmüş...
  • 31
    özhan canaydın ın harcadığı teknik adam. zamanında hıncal uluç çok güzel bir tespit yapmıştır.
    "özhan, fatih terim i kullanarak iki seçim kazandı. birincisinde takımı şampiyon yapan lucescu yu gönderip fatih i getirdi. ikincisinde seçim döneminde baktı işler kötü gidiyor bu sefer kovmaktan beter ederek uzaklaştırdı, taraftarların önüne kurban gibi attı."

    edit: doğru söyleyeni ofsyat a düşürürler. *
  • 34
    "şerefli mağlubiyetler... uğurlu stadlar... soğuk ülke takımlarının antalya sıcağında boğup yenme cinlikleri... sekizer gollük ingiltere mağlubiyetleri... faroe adaları'na tarihindeki ilk golü attırma bonkörlüğü... çamur sahalar... kör kandil ışıklandırmalı birkaç stad... rahmetli özal'la başlayan bi yönetim devrimi... çim sahalar... özel kanunla kurulmuş özerk federasyon...
    ve... galatasaray'ın uefa şampiyonluğu, milli takım'ın dünya üçüncülüğü... son cümle hariç diğerlerinde onlarca, yüzlerce kişinin emek birikimini görebilirsiniz. ama... galatasaray'la başlayan, milli takımla devam eden bir uluslararsı çıkışta o'ndan bahsetmeden geçemezsiniz. türk futbolu'nun çehresinin değişmeye başladığı piontek imzalı yıllarda o'nun imzası vardı. o çocukların büyüyüp önce milli takım, sonrasında galatasaray mucizelerini yaratışında, o en baştaydı. galatasaray 4 yıl arka arkaya şampiyon olurken... uefa kupası şampiyonluğu gibi bizlerce telaffuzu dahi güç bir hedefi tam ortasından vururken o'nun dehası ön plandaydı.
    yurt dışında ve hemde futbolun sanayi olduğu bir avrupa ülkesi olan italya'nın yollarında o'nu gördük, yaşadık. dünyaca ünlü bir vitrinin yine o kadar ünlü virtiözlerinin başında sahaya çıkarken nice devleri yakından yaşamış insanlar o'na sevgi selleri akıttılar. fiorentina'nın boyalı saçlı başkanı "han kapısı" sandığı takımın soyunma odasının önünde bekleyip izinle girdiği odada taktik verme küstahlığı yerine sadece "başarılar diliyorum" deyip kuyruğu kıstırdığında o odanın patronu da "o" idi. haa, sonunda gori o'nu gönderdi ama koca şehir kendisinin arkasından ziller çaldı, şimdi nerelerde bilinmez.
    tbmm kürsüsü'nde konuşan "o" adam, daha sonraları istanbul'da türkiye'nin en ünlü simalarına "liderlik ve takımdaşlık" konferansı verirken herkes kendince birşeyler kapıyordu. milan'ın başından alınırken kulüp içi mafya "niçin benim vatandaşım hoca değil?" gibi bir milliyetçilik uygulamasını devreye sokmuştu. sonrasında doğduğu büyüdüğü topraklara geri döndü. mukavelesi gereği milan'dan oturduğu yerde 100 bin doların üzerinde para alırken, sevdasına kapılıp yavuklusuna döndü. hemde yöneteceklerin güç kaynağı olarak. borç-stad-kötü idari yönetim üçgeni içinde "bermuda şeytan üçgeni'ni" aratacak ortamlarda yaşananlardan sonra... sunduğu 4 seçeneğin en idealinin kendisine silah olarak döndürülmesi ile vurulan "o"...
    hani 14 yıl formasını giyip kaptanlığını yaptığı kulübün ihanetine uğrayan... hani "senin heykelini dikelim" diyen belediye başkanına "bana arsa bulun okul yaptırayım. heykel gereksiz" diyen "o"...
    bunları hepiniz biliyorsunuz. "o" adamı hepiniz yakından tanıyorsunuz. öyleyse "malumun ilanını" neden mi yaptık? galatasaray divan kurulunda bir "çok yaşlı" zat kürsde o'nun için şöyle dedi: "fatih terim kim ki? kulübün maaşlı memuru. başkan o'nun yüzünden seçim kazanmış. o kim ki?"
    ayrılış gecesinde konuştuk fatih'le. çok zarif bir cümle söyledi, hiç unutmayacağım. "türkiye fatih terim'i bir daha bulamaz." ama, asla şöyle demedi. "türkiye bir fatih terim daha bulamaz." birbirine çok yakın ama çok farklı iki cümle. o kadar da zarif işte... bir kelimenin yerini dahi dikkatle seçecek kadar... zira... "o", fatih terim...

    ---alıntı---

    geçenlerde odamı karıştırırken eskiden biriktirdiğim hatta zamanında bazılarını dolabıma yapıştırdığım köşe yazılarından biri dikkatimi çekti. doğan ersavaş yazmış üstteki yazıyı. hangi gazete olduğunu bilmiyorum. kaynak gösteremeyeceğim o yüzden maalesef.
    şimdilerde okuyunca çok değişik duygular hissettiriyor... kızsak mı imparator'a yoksa bütün suçu özhan başkan'a mı yüklesek bilemedim...

    (bkz: copy paste değil alın teri)
  • 37
    çeteistan imparatoru
    fatih terim vakasına ne demeli. çeteistanımızın imparatoru. adamcağıza bu ülkede kelle başı 1000 dolardan işadamlarına konferans verdirdiler. bir cümlesinde dediki;motivasyon hikâyedir, iyi bir takımınız yoksa. bunu duyan karını yeterli görmeyen iş adamı hemen ekibini değiştirip çuvalla tazminat ve transfer parası ödeyerek yeni bir ekip kurmaya karar verecekti ki imparatorun ikinci cümlesi patlak verdi.iyi bir iş yapabileceğinize önce kendinizi inandırın. patronun kafası karıştı. yani kötü ekiple iyi isteklendirme yapıp başarımı sağlayacağım. ya da iyi ekip kurup ben tatilde puromumu tüttüreceğim. her ikiside canım. batarsan diceksinki ekibim kötüydü. ya da iyi isteklendirme yapamadık. her cümlesine ben diye başlayan bu adamı para vererek dinleyen sermayemizin de ne kadar üretici olduklarını görüyoruz yıllardır. konumuz değil ama milyonlarca işsizi çalıştırıp sömüremeyen kapitalist mi olur.

    imparator milana çalıştırıcı atandı. muhabir sordu. nasıl bir duygu efendim. şaşırmadı bu makamlara toprakları tırnaklarıyla kazıyarak geldiğini, çalışan her türkün gelebileceğini falan söyledi. sonra milandan kovulduğunu gene muhabirden öğrendi. anlamamıştı çalışırken kovulacağını. gene şaşırmadı hakkının yendiğini söyledi milan hata yapmıştı. yerine geçen adamdan daha iyi bildiğini biliyordu nasılsa. havası sönen milan, fatih terimi kovduktan sonra, önce avrupa sonra dünya şampiyonu olacak bizi şaşırtacaktı.

    takım uefa kupasını kazandı. popescu penaltıyı arsenal ağlarına gönderdiği an az daha beni şaşırtıyordu. futbolcular maçtakinden daha hızlı koşarak kalenin arkasındaki taraftarlara koşarken o da koşmaya karar vermişti. son anda durdu. şaşırmaması gerekiyordu. kendisinin beklediği başardığı normal şey için gereksiz yere zaferi başkalarıyla neden paylaşsındı. hâlbuki gariban bir adana çocuğu olarak sanat okulundan atılmış her sağlıklı erkeğin oynadığı oyunu oynamış iyide oynamış galatasaray�a gelmiş yıllarca kaptanlık yapmış o takımın başına geçmiş, ülkenin en büyük derecesini yapmış bütün bu olanlara şaşırmamıştı. şaşırsaydı şaşırmanın gerçeğe açılan kapı olduğunu o da görürdü.

    yalçın küçük hoca gibi. oda alberto aynştaynın ağzı bir karış açık şaşıran fotoğrafını görüp şaşırabilirdi. şaşırmak veya şaşırtmak gerçeğe açılan bir kapıydı. yıllar önce bir istanbulspor maçının son dakikasında galatasaray bir penaltı kazanmıştı 9 puan gerideydi liderden. topun başına geçen hagi penaltıyı atarak ümitlerin yeşermesini sağladı yeniden. milan maçına ali sami yende son 5 dakikaya 1-2 girilmiş hakan şükür karizmayı kurtaracak ama galatasarayı kurtaramayacak golü atmıştı. tam maç bitecekti ki bir penaltı verildi. ümit davala milanın işini bitirip galatasarayın ve fatih terimin başına iş açmıştı. popescunun danimarka da attığı son penaltı golü ise imparatora apolet taktırmıştı. ne yazık ki hocamızın kaderini son dakka penaltı golleri çiziyordu. inzagi son dakikada penaltıyı atamamış milano- bodrum transit bileti aldırmıştı. işin aslı astarı ise şöyleydi.

    bu ülkede her şeyin bir çetesi, kastı vardı tabiatıylada çete reislerine ihtiyaç. futbolun getirisinin de çetelerce farkına varılmasıyla harekete geçilmişti. çok ince ve derin araştırmalar yapılmış dünya görüşü ve en çokta sadakatiyle en uygun adam seçilmişti. önce milli takıma, sonra da görüntüsü değişik ve büyük, olası zaferlere en yakın pilot takımın başına getirilmişti. herkes susturulup kusturulmuş, büyük paralarla dünyanın en büyük futbolcuları transfer edilmişti. en iyi türk futbolcularda aynı yerde konuşlandırılarak marşa basılmış, başta hagi olmak üzere taffarel, popescu ve gelmiş geçmiş en büyük galatasaray takımıyla ulaşılmaz yerlere gelinmiş, imparatora yeşil pasaport verilmiş tam isabet sağlanmıştı.

    italya ile çeteistan arasında apo yüzünden husumet çıkmasaydı kimsenin aklına bile gelmeyecekti hocayı italyaya sürgüne göndermek. çeteistan başbakan yardımcısının takımından yapay bir geçişle italya başbakanının, dünyanın en büyük takımına getirilmişti. ne vardı bunda büyütülecek canım. ülkeler arasındaki gerginliği saymazsak tabi. zavallı fatih terim öyle olur zannediyor. yanına ayakkabısını valizini taşıyan müfitide alıp kulübeye oturuyor. aynı hakan şüküre hadi koçum demişti ya, şevçenkoyada hadi aslanım üç kişiyi çalımla golünü at ben cebime para koyayım. hani emreyi dövmüştü ya atıldı diye. maldiniyede fırça çekerdi canım ne olacaktı ki. kovdular.

    zavallı fatih, geldiği noktaya kendisinin geldiğine inandırıldı şimdi attan inip eşeğe de binemıyor. eğer psikolojik tedavi görmüyorsa cahilliğindendir. adanalı fakir oğlu fakir, sanat okulunu bitiremeyen cahil, mert delikanlının.

    kaynak : http://mahalletakimi.blogspot.com
  • 39
    lig tv maratonda izlediğim ve sevgiimin kabardığı türk futbolunun patronu *. dün çok istedim bu yazıyı sıcağı sıcağına sözlüğe yazmayı. lakin fenerli kardeşim yine bir fenerlilik yapıp bilgisayarı kapıp pes oynamaya başlamıştı. dikatimi çekiyor da fenerliler hep fenerli gibi davranıyorlar. neyse konumuz bu değil. fatih hocamız sevgili imparator, bu ülke'nin yetiştirdiği gelmiş geçiş en başarılı teknik direktör. ülkemizin muktedir azınlığı tarafından vaktiyle köylülükle, daha sonra şovenlikle, zaman zaman egosuyla ve her daim mimikleriyle eleştirilen teknik direktör. galatasaray teknik direktörüyken hasta fenerli muhabirlerle *, milli takım teknik direktörüyken "milli takım yenilse de gitse" beklentisiyle tüm melek yüzlü şeytanlarla didişmiş yeri geldiğinde bu iki yüzlülerle kamuoyunun önünde atışmış bir insan. dün özelikle lig tv kendisini pohpohlarken erman şansal ikilisi türlü yalakalıklar yaparken dikkatinizi çekmiştir; klipler döndürdü lig tv. o "1 mayıs" marşının hırsızı (bkz: çalıntı yüzüncü yıl marşı) kıraç'ın müziği eşliğindeki klipler. ufak ekranda ise fatih terim görünüyordu. o komedyenlere ekmek kapısı açmış mimikleriyle. hayatımda ilk defa kendimi onun yerine koymuş yakaladım. o mimikler gurur-çekingenlik-milyonların karşısında olma duygularını yaşayan içi dışı bir insanlardan çıkabilir ancak. herhangi birinin de fotoğrafını atatürk gibi bayrağın üzerine koysalar o da "nasıl görünmem gerekir acaba", diye gururla ve utançla düşünerek davranır. sevgili sözlük yazarları meslek olarak 10 senedir rehberlik yapıyorum ve 40 kişiye elinde mikrofonla birşeyler anlatmanın nasıl birşey olduğunu az buçuk biliyorum. o mikrofonu ilk defa elime aldığımda kırdığım potun saçmaladığım yamulttuğum konuların haddi hesabı yoktu. duygularını saklamaya çalışan birçok insanın dudağını ısırması kadar doğal bir davranış olabilir mi? yeri geldiğinde doğallık doğallık diye çığırtkanlık yapanlar profesyonellik uğuruna robotlaşmayı önerirler de sonra da neden sevgi ortamı yok diye romantik bir hüzünle eleştirirler kurumları. o futbolcuların ve yöneticilerin "aile içidir içimizde kalsın" felsefeleri, "hocam anlatın da herkes herşeyi bilsin kimse sessziliği hesaba katarak kendine kar elde etmesin" (kendim adına özellikle canaydın zamanında yaşadıklarını öğrenme merakı yakamdan düşmemiştir diyebilirim) haykırışlarımıza yöneltilen erdemli ve sessiz gülümsemeleri, biraz dikkate alırsak fatih terim'in benzerleri gibi galatasaray sevgisi nedeniyle en haksız göründüğü konularda bile kendini feda ederek savunmayışı çok şey anlatır. bu birçok kimsenin fatih terim kayırılıyor mu sorusuna da cevaptır. bir insan ekmek yediği yere ihanet etmez bazı konularda fedakarlık yaparsa başka konularda yardım ve destek görür. sadece diyeti tahsil etmektedir. bunu insanlar anlamadıklarından hatta daha çok "kişiler" açısından değil de "olaylar" açısından gündem üzerinde düşündüklerinden yanlış çıkarımlara giderler. olayları düşünen insanlar komplo teorilerini düşünmeye daha yatkındırlar. zira olaylar kişilerin kendi çıkarlarını düşünerek yaptıkları müdahaleler sonucunda meydana gelmiş irade karmaşalarıdır. bir insan bazı seçimler yaparken risk alır. ancak fatih terim'in özelliği bu riski karşısındaki için fırsata çevirmeye yönelik olmasıdır. en büyük örnek ingiltere'de ilk senesinde kötü oynayan tuncay'a ısrardır. en yakın örnek ise kazım kazım'dır. bu iki oyuncu da kendi takımlarındaki teknik direktörleri tarafından dışlanmışlardı. sahada cevap verme şansları sadece milli takım olabilirdi. kazan-kazan felsefesi dediğimiz bu anlayış hem futbolcunun takımına kendisini göstermesi hem de milli takımın bu bireysel yarı ihtiras kokan potansiyel enerjiyi kendi çıkarına harekete geçirmesiydi. işte fatih terim bu gibi riskleri almıştır ve alacaktır. bu riskler patlaya da bilir. işte o zaman akbabalara * gün doğar. bunu da "geçmiş kredisi"yle bertaraf eder fatih terim. dün gece programı izlerken, skibbe başlığı altında onun hakkında yazdığım entry'i düşündüm. ferguson'dan bahsediyordum ki o da dün gece ağzından düşürmedi o örneği. skibbe hocam hiç darılma hiç gücenme fatih terim'den sonra gelen tüm teknik direktörler bilmelidir ki ultraslan'ın gözünde fatih terim'in yeri apayrıdır. yine ultraslan'dır yunanistan mağlubiyetinde "terim istifa" diyenlere "imaparator fatih terim" diyenler ve ona sahip çıkanlar. skibbe hocam dediğim gibi darılma ama bu takıma birisi gün gelip ömür boyu kontrat imzalayacak olursa o fatih terim olmalıdır.
  • 40
    kendisinin kalitesini ve düşünce sistemini en iyi gösteren cümleler ise beşiktaşlılara ne öğütlersiniz sorusuna verdiği cevaptı. bir çok insanın "sabırlı olsunlar mustafa hoca iyi hocadır" gibi bir cümle kurmasını beklediği imparator şöyle bir cevap verdi.
    (alinti: ...futbol eğer bir keyifse, kazanmak kadar kaybetmek de var. genel manada birkaç hafta önce fenerbahçe'ye, galatasaray'a vardı ciddi eleştiriler... bu kaybetme kültürünü nasıl geliştiririz bunun üzerine gitmeliyiz. ama bu konuda umudum yok, bunu da 10 sene önce söyledim. her iş kolu için geçerli, baskı altındaki insanların performansı düşer. hoca, futbolcular baskı altında... mustafa denizli ve beşiktaş için değil bu söylediğim, tüm takımlar için söylüyorum. baskı altında herkesin reaksiyonu ayrıdır. ama rahat olmak başka bir şey... yaptığınız işi çok rahat yapmanız sahada sorumluluk almanızı getirir. fakat yine kaybedersek, küfür olacak mı, tepki olacak mı, şunlar yazılacak mı baskısı başlarsa çok tehlikeli. allah'dan güzel bir misafirperverliğimiz var. yabancılar maçtan sonra rahat gidiyor evine ama çok kişi rahat da değil. küfürler taşlamalar da oluyor. önemli olan bundan kurtulmak. teknik direktör, futbolcular ve yönetim kadar galibiyeti isteyecek bir zümre olmaz. bir yenilgi sonrası evde ailemle neler yaşadığımı bilen var mı? meslek çok acımasız... bakın başlarken delgado buraya, sonra maç içinde olana bakın... esasında güzel örnekler veriyoruz. bu konuda bir numarayız. ingiltere'de seyirci alkışlarken takım küme düşüyor. biz hiç alkışlamıyoruz ki. kim kaybetmek ister? herkesin dayanma eşiği bir değil. ama arabeskten hoşlanıyoruz sanki. birileri gelsin, birileri gitsin, konu çıksın...)

    (bkz: vizyon farkı)
  • 43
    ben zannetmiyorum ki dunya ustunde; basarili oldugu, avrupa kupasi kazandirdigi takimda, 1996da gol bile atamadigimiz sampiyonada 2008de yari final oynattigi ulusunda bu kadar sevilmeyen baska biri olsun. icinde ki ulke sevgisi, galatasaray sevgisi o kadar buyuk ki bu kadar sevilmemesine ragmen ben cikip iki kelime kotu konustugunu gormedim.
    beni en cok uzen, imparatora sirt ceviren kitlenin lucescu gibi futbol katiline kucak acip, skibbe gitsin lucescu gelsin diye cigirmasidir.
    suan ligde gorev alan hic bir teknik direktor, turk futboluna fatih terim'in yaptigi katkinin yuzde birini yapmamistir. sana hayal edemedigin basarilar yasatan adama bu kadar kotu davranmak, bizden uzak olsun demek haksizliktir, haksizliktan ote ayiptir.
    unutmamak lazim ki; fatih terim'e kadar turk antrenorlerinden hic biri yurt disinda taninmazken, imparator dunyanin en buyuk 5 klubunden biri olan milan'i yonetmistir. ondan once yonettigi floransa hala ayagina kapanmaktadir. ama biz hala kaka pis pust diyelim, aman bizde olani begenmeyip, avrupa'da onda biri kadar adam olmayan, korkakligi karakter edinmis cingene kucak acalim.
    bugun fatih terim'e laf atan yeri geldiginde lincoln'e de top sektirdi diye cemkirdi. ikise ayni hastalikli mantigin urunu. bizde olunca puh kaka vay terbiyesiz, christiano ronaldo, messi yapinca offf adama bak be.
    bu kadar yabanci hayrani olucagimiza, cingen gotu yalayacagimiza elimizde ki degerlere sahip cikalim. imparatora sahip cikalim.
    lucescu gibi korkagi her yerde buluruz, ama imparator her zaman bir tanedir.

    editli ekleme: klup takimi calistirma istegini, hirs ve zorluk seven karakterine bagliyorum ben. adam hakli olarak milli takim basinda sikildigi icin, yaninda bir de klup takimi calistirmak istiyor. ne var bunda bu kadar buyutulecek anlamiyorum.
  • 44
    kendisini voleybol oynarken izlemişliğim vardır. bundan 10-11 yıl önce bizim yazlığın orada yazlıkları vardı. beach volley oynardı göbekli arkadaşlarıyla. topa bir vurur, bir denize girer çıkardı. hava sıcak tabii, efor sarfedince serinleme ihtiyacı duyuyordu herhalde. çok hareketliydi, hırslıydı yine o zaman da. topa vuruşunu, heyecanla bağırmasını hatırlıyorum. hırssa, sahildeki voleybol maçında da hırs. kim ne derse desin, o türkiye'nin en iyi spor adamı. ona antipatik diyenleri kınıyorum. bence gayet doğal, sinirse sinirini belli ediyor, mutluluğunu gülerek, yeri geldiğinde çekinmeden ağlayarak, kahkaha atarak.. futbolcusuna sahip çıkması, futbolcuların annelerini vs. kullanarak yapılan haberlere tepki göstermesi, yurdumun insanlarını, bu amaç futbol olsa bile, tek bir amaç uğrunda birleştirebilmesi...fatih terim türk futbolunun gidişatını değiştirmiş bir insandır. doğaldır. bizden biridir. çekemeyenler kusura bakmasın, o bu alemde tektir.
  • 46
    fenerbahçe'nin yaptığı teklifi reddettiğini açıklarken şu cümleleri kullanmıştır:"insanlar o kadar paraya bırakın takımlarını dinlerini değiştirirler". geçmişi bu kadar belli bir teknik direktörü eleştirirken ona sahip çıkması gereken camia olduğumuzu hatırlatmak isterim. tıpkı ali sami yen'deki yunanistan maçında olduğu gibi. "terim istifa" diye bağıranlara "imparator fatih terim" diye karşılık verilmiş neticesinde euro 2008 gelmiştir...

    (alinti: terim, "başkan süren'e f.bahçe'den büyük bir teklif aldım dedim. başkası olsaydı bu para için dinini bile değiştirir ama ben takımımı bile değiştirmem dedim. yanımızdaki bir yönetici de 'ben olsam o paraya dinimi bie değiştirirdim' dedi. önce adam olsunlar, insan olsunlar.)