• 2416
    http://gss.gs/2513735

    eren derdiyok ile ilgili şöyle bir giri paylaşmıştım...

    yanıldım...

    öncelikle umutlandırdığım tüm renktaşlardan özür diliyorum ancak hocama ve yönetime bu konuda kırgın olduğumu anlatmam gerekiyor.

    eren, sezon başında tek santrafor olarak takımda kalacağı belli olduğunda umutlandım. çünkü fatih terim' in tılsımını ve futbolcuya yaklaşımını defalarca olumsuz anlamda gördüğümüz gibi olumlu anlamlarda da gördük. zor durumdaydık ve olumlu sonuçlar hep zor durumlardan yeşerirdi... yani öyle umuyordum...

    fatih terim' in hep "en" iyisini istediğini biliyorsunuzdur. artık bu konuda emin olalım. en lüksünü ister, en başarılı olmak, en komik olmak, en karizmatik olmak, en dürüst olmak... herşeyin "en" i olmak isteyen ve çoğu zaman başara da bilen bu adam futbolcunun da en iyisini ister. eğer gündemde kaka varsa sneijder' in alınmasına "taktiğine uymadığı için"* burun kıvırabilir.

    sanırım eren' deki potansiyel, fatih terim' i tatmin etmedi ki bırakın eren' le bir yola girmeyi, aksine cümle aralarına sürekli olarak takımda bir santrafor olmadığını, olanın da sürekli "ağrım var hocam" dediğini anlatan doneler sıkıştırdı. kulübün sanırım! basın sözcüsü! abdürrahim albayrak!' da "santrafor transferi yapamamalarının" getirdiği ezilmişlik, mahçubiyet ve suçlulukla, "devre arasında durumu çözeceğiz", "devre arasında santrafor eksiğimizi gidereceğiz" şeklinde açıklamalar yapıp durdu. açıklamaların bırakın ana fikrini, bir satır arasında dahi "santraforumuz var arkadaşlar, sayı olarak yetersiziz, eren bizim santraforumuz" denmemiştir.

    eren isviçre' li. isviçre doğumlu. eğitimini oralarda tamamlamış ve kültürünün büyük çoğunluğunu, dünya' nın en medeni kıtası olarak görülen avrupa' nın en medeni ülkesi olarak bilinen isviçre' de almış. medeniyetin, bizim gibi ateşiyle hareket eden toplumlara abes, kötü ve soğuk olarak sirayet eden ama gerçekçi olan tarafı, olaylara duygusal yaklaşmamaktır.

    muhtemelen eren' de böyle yaklaşmadı ve kendini sakınıyor, sakındı. şu sıralarda ve bu açıklamaları duyduğundan beri kendisine takım arıyor, menejeriyle diyalog kuruyor. eşi ve çocuklarının geleceği, yaşayacağı ev... herşeyi nereye taşıyacağını belirlemeye çalışıyor.

    örneğin;

    eğer isviçre' de young boys takımında yedek santraforken takımın ana santraforu takımdan ayrılmış olsa heyecanlanırım. sonrasında "bir değil, iki santrafor alacağız" dedikleri anda "eyvah" derim. transferler yapılamadığında "işte fırsat" diye tam çalışmaya koyulurum. çalışmalarıma başlamışken hem hocadan hem de yönetimden sürekli olarak "transfer kesinlikle yapılacak", "santraforumuz yok", "olanın da ağrısı var, bak belhanda' nın yok" şeklinde açıklamalar duyarsam, sezon sonu sözleşmem de bitiyorsa, profesyonel olarak elimden geleni veririm ancak motive olamam. kariyerimin son günlerinde ve son sözleşmeme bu kadar yaklaşmışken kariyerimin bitmesine razı olamam. çalışmalara başlarım ancak bu sefer "profesyonel" kariyerimde bir daha geri gelmeyecek o son sözleşmemi sağlama almak için çalışırım...

    sporda başarı yakalamak istiyorsan motivasyon olmazsa olmazlardan biri*. motivasyonun önemini bize en çok gösteren insan da takımımızın başındadır.

    galatasaray yönetimi aynı taraftarı gibi seviniyor(bkz: 2018 2019 şampiyonlar ligi gruplar kurası) yada futbolcusuna sinirleniyor, hocanın bir tarafı zaten taraftar, e taraftarımız da tıpkı hoca gibi, hep en iyisi, en ideali olsun istiyor. o kadar ki gomis' in zam istemesi bile abes geliyor, 32 yaşında 6 milyon €' a satılınca "oh yine iyi gitti, yaşlıydı" deniyor, tugay kerimoğlu futbolculuk zamanında yuhalanıyor, o yuhlanıyor, bu linç ediliyor... lakin yöneticilerin * taraftar gibi hareket etme şansı yok! çünkü deniz bitti ve elindeki futbolcuları değerlendirmek zorundasın. transfer imkanların aşırı derecede kısıtlı, dünya piyasası bu sırada almış başını gitmiş. ingiltere, çin, arabistan, katar, amerika... büyük paralar dönüyor. elindekilerden mümkün olan en üst performansla faydalanmak için tüm çalışmalara açık olmalısın. yoksa daha çok futbolcu yuhalanır, yuhalamaya hazır olan taraftarın önüne atılır ve aradan sıyrılırsın...

    bu yazı sanki bir "eren derdiyok" savunması mı? kesinlikle hayır! eren' in, her ne pahasına olursa olsun o formayı almak için fırsatı var. yada vardı mı demeliyim. bilmiyorum... 2 maçta göstereceği ekstra performans bir anda kendisini hem taraftar hem de hoca gözünde "acaba eren olur mu" noktasına götürecekti ki zaten şuanda eleştirdiğim durum da budur. galatasaray artık muhasır medeniyetler seviyesine çıkmalıdır, senelerini projelendirerek devam ettirmelidir. kim oynayacak, neden, nesinden faydalanacağız, ne kadara mal olur, ne kadar kar ettirir...

    futbolcunun kendinden azimli olanını, kendinden çalışkan olanını ve kendinden "senin her dediğini anında ve eksiksiz" yerine getirenini ve sakatlanmayanını bulursan başarılı olursun zaten. ancak bizim eren gibi, yunus akgün gibi, sinan gibi tam olmamış yada olmayacak gibi duran yada yetersiz görünen ancak yüksek potansiyelli futbolculardan "faydalanmaya"* ihtiyacımız var. biz ise aksine, en ufak çalışma disiplini yada kalite problemi olan futbolcuyu aşağıya çekecek şekilde öğütüp bedavaya yada üzerine para vererek zarar ediyoruz, kulübümüze zarar veriyoruz. yıllarca maaş vererek hiç bir fayda alamıyoruz.

    takımın başında gerçekten bir "efsane" var. ben de o efsaneye hala inanıyorum. o efsanedir ki eminim bu zor günlerin içinden çıkıp bizi zaferlere taşıyacaktır. ancak şu da büyük bir korkudur ki eğer istediği gibi "kendinden olmuş" "yürekten oynayan" futbolcular eline düşmez ise* kendimizi, şuan elimizde bulunan fırsatı* kaçırmış halde bulabiliriz. transferler yapılıp yapılıp, faydalanmadan kulüpten ayrılabilir futbolcular(bkz: muğdat çelik)*

    eren derdiyok' un hikayesinin hayal ettiğim gibi gitmemesine üzüldüm. büyük bir beklentim yoktu ancak şuan yaşanan durum yaşanabilecek en kötü senaryoydu.

    zaten galatasaray' da hiç bir zaman arası olmamıştır, ya en iyisi olur yada en kötüsü...