• 431
    birazdan yazacaklarımın tamamı şahsi fikrim.
    kimseyle tartışmak, kavga etmek gibi bir niyetim yok. buradaki herkes gibi gelip bir şeyler karalayıp, hayatın akışına kendimizi bırakıyoruz. bazılarımız için kaçış, bazılarımız için olmazsa olmaz...

    inanın kimsenin kimseyi kırmasına bile değmeyecek şeyler bunlar.
    meşhur "millet aç aç" karikatürünü aklınıza getirin, futbol böyle bir yerde bir afyon. bir kaçış, bir hayal, rüya.. ne derseniz deyin, ne isterseniz isteyin, bu işten anlayan veya anlamayan, liyakatın sınırlarını zorlamış yada torpilli biri gelecek ve o ne diyorsa o olacak!

    ben küçükken sarı bir tişörtüm vardı.
    annem kırmızı bir kumaştan 9 numara dikmişti arkasına. her gün yıkanırdı o tişört. mahale aralarında, çakıl zeminlerde rövaşata dener, kolumuzu, bacağımızı yaralardık. o günlüğün masumluğu yok artık.

    "bu oyun arsada güzel borsada değil" diyen metin abiye hak veriyorum.
    taraftarlık olgusunu alıp, kapitalist düzende birer müşteriye dönüştürdüler. forma alacaksın, kombine alacaksın, atkı alacaksın... alacaksında alacaksın...

    peki ne alıyoruz karşılığında?
    uzun zamandır bunu düşünüyorum... bir hafta boyunca bunu düşündüm ve kazandığımız bir maç sonrasında fark ettim ki biz mutluluk satın alıyoruz. bir kaç saatliğine bazen bir gün, derbi kazanmışsak bir hafta mutluluk satın alıyoruz. satında almıyoruz aslında kiralıyoruz. futbol böyle bir oyun...

    transfer dönemleri her zaman çetin geçer.
    gelenler, gidenler, elden kaçanlar... hiç kimseyi tam olarak mutlu edemezsin. o arkasında kırmızı kumaştan 9 numara yazan çocuk büyüdüğünde oyuna farklı bakmaya başladı.. transferler eskiden hep mutlu ederdi beni. takıma katılan yeni bir oyuncu, adı, sanı ne olursa olsun artık galatasaray'lıydı. desteklemek için yeterli sebepti ama ben o zaman hem çocuktum hemde taraftar. henüz müşteri değildim. hepatu vardı o zaman. çok istediğim bir parçalı doğum günümde oradan hediye edilmişti ama ben o sarı tişörtü daha çok seviyordum. çünkü üzerinde annemin emeği, benim ter'im vardı ...

    ignorance is bliss

    ne yazık ki artık hiç bir şey eskisi gibi değil...

    bir zamanlar yani 1996'dan sonra şampiyonlar ligini kazanabileceğimize olan inancım tamdı. bir gün -ki bu çok uzun değildi. 10 yıl içinde mutlaka kazanacaktık. günler geçtikçe, herkes ileri giderken biz geri gittik.

    ekol olmak, jenerasyonlara bağlı kalmadan her daim başarılı olmaktır.
    bizim gibi ülkeler ise jenerasyonlara bağlıdır. yetenekli bir oyuncu grubu bir yerde hasbelkader toplanır ve onun ekmeğini yer... danimarka, isveç, türkiye, izlanda vb. bir çok takım sayabilirim...

    1998 şampiyonluğu öncesi fransa sporda eğitim reformu ile yakaladığı tigana'lı, platini'li o altın kadrodan sonra jenerasyona bağlı kalmadan ekol olmak için seçtiği yol onu 1998'den sonra en büyüklerden biri yaptı. ispanya 1992 olimpiyatlarını almasıyla başlayan dönemde yaptığı sporda eğitim reformu ile her turnuvanın sürpriz favorisi olmaktan çıkıp gerçek favorilerden biri oldu... eğitim, doğru teknik direktör ile dünya şampiyonu olunabildiğini gösterdi bu iki ülke ve eğitime devam etti... sonunda yine kazanan onlar oldu.

    ben onları izlerken her zaman gıpta ettim.
    ispanya'nın fernando hierro, raul gonzalez, fernando morientes, luis enrique, pep guardiola, mendieta'lı o kadrosu 1998'da gruptan çıkmamıştı. o günleri 10 yıl sonra hatırladığımda 2008'de ispanya takımı şampiyon olurken belki 1998'deki kadro kadar şaşalı değildi ama çok şahaneydiler. o gün anladığım bir şey varsa her şey isim değil. doğru oyun düzeni ve taktikler.. her şey taktiklerde bitiyor aslında.

    "eğer düşmanlarını tanıyorsan ve kendini biliyorsan, tek birini dahi kaybetmeden yüzlerce savaş kazanabilirsin."

    sun tzu

    bu sözü son zamanlarda çok sık duyuyorum.
    sanırım asıl sorunun bu olduğunu düşündüğüm için sık sık karşıma çıkıyor veya ben algıda seçicilik yapıyorum. bizim kazanamama sebebimiz rakibimizi tanımamız değil -bazen tek sebep o- kendimizi tanımamamız. olmayacak şeyler düşlemek.. kişisel gelişim kitabı gibi "evrene" mesajımızı gönderiyoruz göndermesine ama evrenin bize cevap verme şekli pek hoş değil.

    kendimizi dev aynasında görmeyi bırakmamız gerek.
    johan cruyff'un "ben hiç bir çanta dolusu paranın gol attığını görmedim" demişti.. bir nebze haklı bir söylem bu. bir galacticos'u yenmek için paradan fazlasına ihtiyacınız var. paradan daha değerli şey "eğitimdir".. yani bizde olmayan bir şey. buna rağmen dünyanın en iyi, en doğru, en harika altyapı eğitimini veren bir ülkeymişiz gibi her şeye talip oluyoruz. gerçekçilik?? 0(sıfır).. sporda dünyaya gerçekler üzerinden bakamazsanız yok olmaya mahkumsunuz. çünkü her an, her gün, her saniye değişen bir dünyada hiç bir şey dün nasılsa öyle kalmıyor. biz ise çağa ayak uyduramıyoruz.

    3 büyükler olarak övünen ama toplam borcu 10 milyar tl'nin üzerinde olan hayatta kalmak için tek şansını kullanmak yerine hala ama hala bildiğini okuyan, bu yüzden de hiç bir zaman düzelmeyecek olan kulüpler bunlar.

    dünya 3'e ayrıldı.
    1) zenginler
    2) yetiştiriciler
    3) scouting.

    bu 3 kulüpten birisin.
    hatta iki ve üçü bir arada yaparsan kralsın.
    ajax.. genk... vb.

    peki biz ne yapıyoruz?
    boş hayallerin peşinden koşuyoruz. bulunduğumuz yeri hatırlatmak isterim. son 25 avrupa maçından sadece 2'sini kazanmış bir takımız biz. bunu yaşarken kadronda drogba'da vardı, sneijder'de vardı, melo'da vardı, telles'de vardı, burak'da vardı. yani takım bebelerden değil aksine bugün olması gerektiği düşünülen tam tamına babalardan oluşuyordu. sonuç?

    geçen sezon grupta küme düşmekten zor kurtulan schalke, idare eder bir porto ve bir sezon önce çılgın atan ama yaşlı bir kadro olmasından dolayı belli bir dakikadan sonra yok olan lokomotiv.. biz bu gruptan çıkamadık... forvet alamamakta aslında bir yerde scouting başarısızlığıdır...

    bugünde gündeme josef de souza geliyorsa, kayserispor'un daha yeni bonservisini aldığı mensah konuşuluyorsa vay halimize..

    udinese, piotr zielinski'yi lubin ii'den alıp neredeyse adam akıllı oynatmadan 40 milyon euro'ya napoli'ye sattı. klopp aylarca istedi onu. alamayınca wijnaldum'u aldı yerine... bizim gibi takımları yapacağı şey bu. hamed jr. 9 milyon euro ödeyemeyiz biz. ya da luis diaz'a 8 milyon veremeyiz. bizim yapacağımız transferler böyle olamaz ne yazık ki! biz david okereke 8 milyon olmadan önce araya girmeliyiz. bunun için oyunu iyi bilmemiz şart..

    bugün fernando gittiği gibi 25 yaş altı bir oyuncuyu 2 milyon €'ya kadroya kattığımızın açıklaması gerekiyordu.
    mesela vaclav cerny sadece 750 bin euro'ya ajax'tan, fc utrecht'te gitti. 21 yaşında geçen sezon 10 gol 12 asist yapmış biriydi üstelik. joachim andersen geçen sezon sampdoria onu twente'den 1,5 milyon euro'ya aldı. bugün lyon'a 25 milyon euro'ya sattı.. acaba her yere bakamıyor muyuz? database'i ile övünülen oyuncu havuzumuzda kimler var? 6 yıllık başarısızlığı marcao ile örtemezsiniz.

    şimdi acı gerçeğe geleyim.
    seri'nin oynadığı takımları sıralayıp "biz hepsinden büyüğüz" demek kendini kandırmaktan başka bir şey değil. biz büyük değiliz. bir dönem avrupada başarılı olmuş, kendi liginin en iyisiyiz. celtic'te şampiyon kulüpler kupası var o bu kadar gerim gerim gerilmiyordur, hava atmıyordur. steaua bükreş'in bile var... sende onlardan birisin. futbol değişti, sen değiştin, çelik'te değişti...

    bugün genk 8 milyon euro verip oyuncu alabiliyor.
    çünkü geçen sene isveç'ten aldıkları joseph aidoo'yu celta'ya 8 milyona satabiliyor. yine çünkü geçen sene jhon lucumí'yi aldı. aidoo'nun gidişi için kendini hazırladı.. biz ise fernando gitti diye ağıtlar yakıyoruz... geçen sezon başında cristian romero'yu almıştı genoa. juventus'a 25 milyon €'ya okuttu bir sezon sonra. genoa romero'yu 1,5 milyon €'ya almıştı. genoa yahu... biz ondan daha büyük değil miyiz?

    bunlar aklıma ilk gelen örnekler.
    fernando gelmiş 12,5 milyon € para ödemişiz. bonuslarla birlikte 6,5 neredeyse bonservisi tutmuş, 3.3'de iki senedir maaş ödüyorsun, 4,5 milyon €'ya gittiği için seviniyorsun... işte bu yüzden batıyor kulüpler. işte bu yüzden bugün devlet eliyle yapılandırmaya gidiyorsun. geri dönüşü olmayan para veriyorsun. maaş yükün bir hayli fazla.. 35 milyon € gelir elde ediyorsun sıfır çeksen bile şampiyonlar liginde.. peki ya şampiyonlar ligine gidemezsen?

    işte fernando gibi oyunculara verilen bu yüklü maaşlar tamamen bir kumarın ürünü.
    maaş yükün oyuncu iyide olsa, kötüde olsa senin omuzlarında. bu takımın şampiyonlar ligi olmazsa maaş ödemek için bir b planı olmalı. o gelir geldiği gibi gidiyor. ama tabi sorarsan şampiyonlar ligi var..

    acı gerçek demiştim, son 25 avrupa maçı... 2 galibiyet. 4. torba takımıyız biz. yapabileceklerimiz sınırlı ve kısıtlı. bundan bir kaç yıl sonra 10. sırayı kaybettiğimizde uefa'da, şampiyonlar ligine direkt gidemeyen bir şampiyonumuz olduğunda yani ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak. o zaman bugün yapılmayan yapılacak.

    o zaman "ama biz şampiyonlar ligi takımıyız, bu adam bizim seviyemizde değil" dersiniz bol bol...

    şuraya seviyemiz hakkında bir dip not düşeyim..
    avrupa'da 25 maç 2 galibiyet, 4. torba takımı...
    türkiye'de deplasmanda yabancı sınırı kalktığı andan itibaren 68 maçın sadece 28'ini kazanmış bir takım...

    mensah'a filan burun bükerken bu istatistik aklınızda kalsın.
    sonra biz fulham'dan daha büyük değil miyiz dersiniz?! bir oyuncu sizinle fulham (epl'de yer alan fulham ile) arasında kalsa fulham'ı seçer. ligin durumu ortada, yayıncı kuruluş kaçmanın derdinde, insanlar adalete susamış durumda... tüm bunlar birleşince hala isim gelsin, şampiyonlar ligi var demek bugüne kadar yapılmış tüm yanlış işleri desteklemektir.

    eğer sizin sisteminiz iyiyse 150 bin euroluk oyuncuda pırıl pırıl parlar ki 23 yaşın altındaki hiç bir oyuncu sana zarar ettirmez. ben hep bunu bilir bunu söylerim... ayrıca, biz liverpool, city, real, barca gibi değiliz. onları bırak genk, brugge, hatta sassuolo bile değiliz. biz scouting'i 4-5 milyon €'lara yapamayız... bizim çapımız belli.. şampiyonlar ligi oyuncağı elimizden alınınca o çap dahada belirginleşecek. ve biz, bir zamanlar dünyanın en iyi takımı olabilmiş, mazisi büyük ama kendisi küçük sıradan bir uefa takımı olacağız. hepsi bu!!