• 19002
    2011’de adnan polat’ın stat açılışında yaşananlardan sonra galatasaray lisesi tarafından afaroz edilmeden önce hocayla çalışmayı istemiş ama hoca net bir dille reddetmişti. o günlerde hocanın “galatasaray” sevgisi sorgulanmış, türlü türlü şeyler yazılmıştı ama arka planında olayların, hocanın adnan sezgin ile çalışmak istememesi yatıyordu.

    toplumsal hafızamız kötüdür.. bu yüzden bazı gerçekleri unuturuz. adnan polat o gece taraftarı karşısına almıştır almasına ama arkasında o türlü oyunları çevirip, ibra etmeyenler çok değil bir kaç yıl sonra sırf galatasaray liseli diye galatasaray’ı trilyon dolarlık zarara uğratan (bugün ve gelecekteki tüm gelirler) bir zat-ı ibra ettiler. olaya oradan bakarsan adaletsizliktir.

    neden buradan başladım?
    fatih terim’in üzerinde son derece yanlış bir “ego” algısı var. bu algı 2. gelişinde söylediği “ben artık bu saatten sonra ders almam ders veririm” demecinden geliyor… toplumsal hafızamız kötüdür demiştim ama eklemek gereken bir şey var. o da unutkanlık kadar bir o kadarda kinci oluşumuz. bu tip büyük laflar söyleyen kişi söylediğinde çok haklı olsa bile unutmaz ve her başarısızlıktan sonra dile getirildiği gibi “ego” savaşınında ateşini sürekli sıcak tutar.

    yıllarca elde ettiği tüm başarıları “gaz” ile elde ettiğinden bahseden insanlar, her başarısızlığın arkasından da “ego” demeyi ihmal etmediler. çünkü, birisi ülkenin üzerinde bir başarıya sahipse önce çamur atıpı sonrada güneşi balçıkla sıvamının gerekliliği öğretildi küçük beyinlere. yukarı çıkan aşağı çekilir, düz mantığı ile hareket edilen futbol dünyasında hocanın başarılarına “gaz” demeye devam ettiler. yani geçen sene neredeyse 11 yabancı ile geçirdiği 17 maçlık serüveni şampiyon olarak bitirmesi, fas’ın, cezayir’in, fransa’nın, brezilya’nın, uruguay’ın, japonya’nın, norveç’in tüm kültürüne hakim olduğunun kanıtı. yoksa bir adamı duygusal olarak maça hazırlamak, hiç bir yeteneği olmayan binbir milleten gelerek bir çatı altında toplanmış adamlara gaz ile maça hazırlamak her yiğidin harcı olmasa gerek.

    sözlüğe ilk geldiğim zamanlarda en sinir olduğum şey olan bu gaz olayına nokta koymak için bir şeyler karaladım. marcelo lippi, julien nagelsmann, pep guardiola, jurgen klopp gibi adamların teknik direktörlüğü “iletişim uzmanı” olarak tanımladığı bir dünyada fatih terim’in bu konuda double master degree olmasını bile hazmedememek ve basitleştirmeye çalışmak ne yazık ki ata sporu olmuş durumda.

    fatih terim’in büyük bir egosu yok!!

    en azından filozof olarak geçinenler kadar yok. sorduğunuz her soruya kibarca cevap veren, sadece güzel sözler söylediğiniz için sizi telefon ile arayıp teşekkür eden bir adam.. bu hangi seviye bir egodur allah aşkına?

    hocanın galatasaray kulübü üzerindeki etkisi alex ferguson’un manchester united’daki etkisiyle aynıdır. aradaki fark oradakiler sör’ün gazla bir şeyler başardığından bahsetmez ama biyografisini okursanız saha dışı iletişiminin etkisine şahit olursunuz. fatih terim’de galatasaray’un sör’üdür.. bazı lakaplar boşuna verilmez insanlara. birine imparator deniyorsa, italya’da hala grande diye anılıyorsa gerisi fasa fisodur.

    dahası hocanın alex ferguson gibi 25 sene şu kulüpte aralıksız çalışamamasının sebebi ne yazık ki başkanlardır. faruk süren ona istediği takımı kurmuş olabilir ama hiç bir zaman huzurlu bir ortam sağlamamıştır. aylarca maaşı ödenmeyen oyunculara, binbir fedakarlıkla sahada canını dişine takanlara saygı duymamıştır o yönetim. kazanılan uefa kupasından sonra başarının nasıl geldiği sorulduğunda "valla para vermedim" diyecek kadar saygı sınırı aşılmıştır. ve sonunda uefa kupasını kazandırmış 4 senelik yıkılmaz ve belkide bir daha kendinden başka kimsenin kıramayacağı o saltanatı kurmuşken hak ettiği sözleşmeyi vermeyende faruk süren’in ta kendisidir.

    hocanın beklediği o sözleşme koşullarını bir türlü sağlamayan, hak ettiğinden fazlasını istemeyen, ülke spor tarihinin en büyük başarısının mimarını, sanki hiç bir şeyden mesul o değilmiş gibi bir kenara atanda yine ta kendisidir faruk süren'in. hocanın, hakan şükür ile yaşadığı jeep krizine bile müdahil olmayarak kazanın kaynamasını istemesi de bambaşka bir hikayenin adıdır ama konumuz şu anda bu olmadığı için girmiyorum.

    hocanın gidişinin ardından yapılan algı operasyonu steve jobs’un apple’den gönderilmesiyle benzerlik taşır. ikisi de inandığı şey uğuran çok sevdikleri yerden ayrılmak zorunda bırakılmıştır. ve sonrasında sanki bütün suç onlarınmış gibi gösterilmeside cabasıdır.

    2004’ten 2011’e kadar geçen sürede belki iki şampiyonluk gelmiştir ama 7 sezonun sonunda psikoloji üstünlüğü fenerbahçe’ye kaptırıldığı gibi fenerbahçenin istediği gibi at koşturmasına da neden olmuştur o dönem. o istifayı kabul etmek, o günün şartlarında verilecek en kötü karardır. zira 8 sezonda 7 şampiyonluk kazanmış bir teknik direktörü, bir sezon başarısız olduğu diye göndermek tarihi fırsatı tepmektir. hoca istifa edebilir… ilk sezonunda 4-1 kaybedilen fenerbahçe maçından sonrada istifa etmiş ama kabul görmemiştir. faruk süren’in o zamanlar bir ego kavgasına girişmediği fatih terim’i korumuş ve sonra beraber büyümüşlerdir. o büyüme bir zaferdir. zaferlerin egoya etkisi galatasaray’ın 23 senesine mal olmuştur. 23 senede kazanılacak o kadar çok kupa var ki…

    eskiden galatasaray başkanı olabilmek için yönetimde en az iki dönem yer almak gibi yazılı olmayan bir kural vardı. faruk süren, özhan canaydın, adnan polat… bunlar hep önceki başkanların altında görev yapmış, kulübün işleyişini öğrenmiş ve arkasından aday olarak kulübe hizmet etmeye devam etmiş kişiler olmuştu. 2001’e kadar kulüpte üyeliği bile bulunmayan, galatasaray lisesi mezunu olmasının avantajı ile çok rahatlıkla üye olup 25 senesini kolayca doldurabilecek ünal aysal için bu kural çiğnendiğinden beri başkanlarımız kötü. bu kötü başkanlar silsilesinin devam edeceğinden adınız kadar emin olabilirsiniz.

    çünkü, yönetimde yer almış, o zorluğu, sıkıntıyı, işleyişi öğrenmiş adamlar yerine bir yerlerden gelen emirle başkan seçilir hale gelmiş durumda. otopark köşelerinde birbirini tehdit eden insanlar var artık.. rant o kadar büyüdü ki herkesin dengesi bozuldu. her gelen başkan galatasaray markasından söz ediyordu ki o markanın altında önce jupp derwall’in futbol devriminin ilk harcı vardır arkasından da o temelin üzerine şahane bir gökdelen diken fatih hocanın imzası vardır. mustafa denizli’nin yaptıklarını yok sayamam ancak şu bir gerçek ki istikrarlı bir yükseliş değildi. o yüzden bu iki insanı anmadan, galatasaray markası hakkında konuşmak sanki her zaman orada öylece duruyormuş gibi bir tavır takınmak en çok sinirlendiğim şeylerden biri.

    galatasaray markasını büyüten insanlar, galatasaray’ı yokluk içinde bir noktaya getiren insanlardır. marka, marka diye diye çığırtkanlık yapanlar o markayı marka yapan insanlara gram saygı duymayıp, eleman diyerek küçük görenler, kulübe 40 senesini veren insanlara bu yakıştırmayı yapıp, sadece ama sadece 10 senedir kulübe üye olup, ahkam kesenler aynı kişiler. bugüne kadar onunla savaşan egolar, fatih terim kadar hizmet etmiş midir galatasaray'a? sorulması gereken en can alıcı sorulardan biri budur...

    artık galatasaray kulübü başkanlığı, sınıf başkanı seçilen bir yere dönüştü. 100 milyon euro verecek diye inan kıraç tarafından kulis yapılan bir başkan gelir, tırnakları ile kazıya kazıya ismini tüm beyinlere (galatasaraylı olsun olmasın) nakşettiren bir adama eleman der.. ve taraftar o gün, transferler ile gözü boyandığı için efsanesi hakkında tek kelime laf etmediği gibi antrenman sırasında görevinden alındığını söyleyecek kadar korkak insanların tarafını da tutmuştu o zamanlar. taraftarın ahı vardı da hocanın yok muydu? bir kaç günlük adama 40 senelik galatasaray’lıyı yem ederken, aslanı kediye boğdururken neredeydi o büyük galatasaray’lılar..

    bugünde dursun özbek olmasa kesinlikle galatasaray kulübünün başkanı olamayacak mustafa cengiz ile fatih terim karşı karşıya. ülkenin gördüğü en büyük teknik direktöre, bir kulübün üst düzey yöneticisi, başkanı "kabadayı" diyecek ve galatasaray kulübü başkanı, o lafı söyleyenler ile hatıra pozu verecek. sonra geçimsiz olan fatih terim olacak.. balık baştan kokar. bir takım yanlış işler yapanların arkasından, kurtarıcı olarak gelenler, onlara neden oy verildiğini unutmaması gerekiyor. çünkü o verilen oyların nedeni tepkidir... o tepki oyları sizin dünya üzerindeki yerinizi doğru algılamamanıza neden olabilir. o kafa karışıklığı heykeli dikilmesi gereken bir adama karşı bir ego savaşına dönüşebilir ama unutulmamalıdır ki fatih terim bir seçenek değildir.

    neyse, yine geldik sör mevzusuna. glazer ailesi manchester united’ın sahibiyken, benim 20 milyar dolarım var alex sen kimsin? dememiştir. deseydi taraftar ahımız var demez kapı gibi arkasında dururdu..

    galatasaray taraftarı, ikiyüzlülük yaparak transferlere kanarak o gün ahlar vahlar arasında gönderilmesine müsade etmeseydi yeni bir saltanatın kapıları açılacaktı ancak o gün transferler ile gözü dönen tüketim toplumunun fertleri olan genç arkadaşların sosyal medya etkisi hocanın, 3. gelişini son gelişi yapamadı. 4. gelişini de görmek lazımmış demek ki…

    dursun özbek döneminde yapılan transferleri görüp “ya aslında çok tatlı bu adam” diye caps yapıp, tarihin en iyi transfer dönemi diye sevinenler, yapılan trilyonluk zararı unuttuverdiler. işler kötü gidene kadar hatırlamadılar. ve günün sonunda fatih terim gelince tekrar florya’ya herkes mutlu mesut yaşamaya devam etti. hoca bir kere olsun taraftara sitem etmedi. bir kez olsun “o gün neredeydiniz?” demedi.

    bugünde transferler olsa hala hoca için “kimseyle anlaşamıyor yahu” diyecekler. çünkü hoca egolu, çünkü hoca ders almaz ders verir. başarısızlıktan sonra istifa edip başkanlığı bırakan bir tane galatasaray kulübü başkanı yok. başarıyı sahiplenen ama başarısızlıkta kendisi hariç herkesi suçlayan bir başkanlık makamı var.

    8 yılda 7 şampiyonluk görmüş birine sahip iken bu taraftar şunu sorgulamalı aslında ama o soruyu kimse sormuyor…
    neden 8 sezon?
    neden 23 sezon değil??