• 18852
    (bkz: #2574779) burada da değindiğim üzere, takım büyük sorunlarla devre arasına girdi. esasında mevcut tablo henüz yaz sonundan belliydi. denayer'in yerinin doldurulmayışı, gomis'in gönderilmesi, maicon'un ailevi nedenlerden rıza çalımbay deyimiyle ''çöp'' olması derken sezona stopersiz forvetsiz başladık. bunlara emre akbaba'nın 6 aylık sakatlığı da eklendi sonrasında. ha elde kalanlarla iyi futbol oynatılabilir miydi? oynatılabilirdi. ancak, işin nicelik nitelikten de öte bir de psikolojik boyutu vardı.

    trabzon maçı, 1 eylül 2018... gomis gitmiş ve herkes yerine gelecek golcüyü bekliyor. falcao'lar balotelli'ler konuşuluyor. bir yandan endişe, bir yandan da rahatlık var. insanlar haliyle, koskoca takımı sezona forvetsiz çıkartacak değiller ya diyor. yani öyle veya böyle birileri gelecek gözüyle bakılıyor. stoper konusu da diğer yandan. iyisiyle kötüsüyle birileri gelecek hesapta. fatih hocanın hesabında da. ama zor başarıldı ve her yıl için en önemli maçlardan biri olan trabzon deplasmanına bir kala, takım stopersiz ve forvetsiz bırakıldı. zaten ortalık toz duman, fatih hoca barut gibi. ee futbolcular? sizce dünya çapında tanınırlığı olan feghouli, belhanda, ndiaye, fernando, maicon, nagatomo gibi isimler takımları sezona stoper ve forvetsiz çıktığında motivasyon kaybına uğramaz mı? kupalar kazanma amacı taşıyan bu futbolcuların hırsı, özverisi, inancı azalmaz mı? uğradı ve azaldı. ilk tecrübe de trabzon maçıydı. o anki kaos ortamından dolayı gergin, demotive bir görüntü daha ilk dakikadan kendini belli etti. sanki bir futbol maçına değil, savaşa cepheye gidilmiş gibiydi futbolculardaki ifade. nihayetinde de, skordan bağımsız olarak galatasaray tarihinin en acı maçlarından biri yaşandı. galatasaray futbol takımı, trabzonspor karşısında mağlup durumda olmasına rağmen ikinci yarıya ''çanakkale geçilmez'' taktiğiyle çıktı. bu, real madrid karşısında 5-0 yenikken korkmayıp hücum hücum diyen adamın ve takımının forvet krizi karşısında diz çökmesiydi. psikoloji bizi mağlup etti.

    ligin ilk üç haftasında ankaragücü, göztepe ve alanyaspor maçlarından 9 puan toplayan takım, kabaca forvet kriziyle ama aslında başka birçok krizle tüm havasını kaybetti ve o andan itibaren kimi dönem hızlıca kimi dönem gıdım gıdım geriye gitti. ve bu öyle büyük bir kaostu ki fatih terim gibi biri bile deyim yerindeyse sallandı. *

    peki sonra ne oldu? fatih terim istifa etti.

    evet, koskoca imparator, geçtiğimiz kasım ayında istifa etti. galatasaray'a olan hasretinden dursun özbek gibi bir başkanla çalışmaya bile razı olan hoca işte bu kadar bezmişti yaşanılanlardan. ve hoca yine galatasaray'a olan hasretinden bir şekilde ikna oldu. medyadaki haberlere insanlar laf atadursun, yaşanılan krizin boyutu belki ünal aysal-fatih terim döneminden bile fazlaydı. üstelik bu sefer fatih hoca tek başına kaldı, yanında kendisinden tarafta bir ali dürüst, bir abdurrahim albayrak * olmadan tek başına direndi olaylara. dolayısıyla etrafında bir tek abdurrahim var yarım ağızla. o yüzden onu da kovamıyor yanından zira o da giderse hepten yalnız kalacak florya'da.

    mesela sorunlardan biri yönetimin futbolcular üzerinde (fatih hocanın gözünde çocuklarıdır onlar) yaptırdığı algı manipülasyonları. ''en iyi katil, arkasında iz bırakmayandır'' mottosuyla gönderdikleri veya gönderecekleri her ismi taraftar gözünde sıfırlıyorlar. daha yönetime ayak basar basmaz ilk operasyonu başarıyla yürüttüler. ndiaye, zorla takımdan gönderildi. ve resmi açıklamadan önce medyaya futbolcuyu karalayan haberler yaptırıldı. mustafa cengiz çıkıp, ndiaye'ye hain dedi, takımı yarı yolda bıraktı dedi ve taraftarın eleştirileri bir anda dindi. oysa ndiaye veda mesajında şöyle demişti: ''bu, kulüplerin aldığı bir karardı.''

    ndiaye'den sonra sıra gomis'e geldi. ne olduysa birdenbire gomis'in ''kasıklarına para sıkıştı.'' florya'dan bir fotoğraf karesi bile alamayan muhabirler ne hikmetse gomis'in sözleşmesindeki kuruşları bile öğrenmişti. haftalarca bu konunun üzeri kaşındı. halbuki bir şey olduğu yoktu. yani bir şeyler oluyordu arka planda ama, bundan gomis'in haberi yoktu.

    peki sezon sonu, o da ne? takımını satan, yarı yolda bırakan ndiaye'nin kulübe geri dönmesi için uğruna 2 ay uğraşılıyor. hem de ndiaye'yi zehirlediği söylenenen menajer'le kol kola vererek. şimdi bir soru, fatih hoca takımını satan futbolcuyu bir daha florya'dan içeri sokar mı? sokmaz. ama ndiaye geri dönmüştü çünkü 6 ay önce kendi isteğiyle değil yönetim isteğiyle takımdan ayrılmıştı. bu olayı başkana tek bir basın mensubu soramadı. talimat vardı.

    son olarak da belhanda kurban edildi. dikkat ederseniz bir iki gündür belhanda'nın takımdan ayrılmak istediği yönündeki haberler konuşuluyor. ama belhanda'nın böyle bir niyeti yok. alışıldık şekilde olası satışa zemin hazırlanıyor. transferin son günlerinde gerçekleşecek bir belhanda satışında, taraftara karşı ''belhanda bizi yarı yolda bıraktı'' bahanesinin kullanılabilmesi için su ısıtılıyor.

    yani eksikleri, sakatlıkları bir kenara koyalım, hocanın futbolcuları yönetim tarafından deyim yerindeyse taciz ediliyor. hoca bir de bu sorunları örtmek için çaba sarf ediyor. hakemler takımı doğruyor, kimseler çıkıp konuşmadığından hoca konuşmak durumunda kalıyor. ceza yiyor. ozan kabak, serdar aziz krizi çıktığında yine yönetimden kimse çıkıp iki kelam etmiyor. hoca gidiyor, kendi instagram hesabından açıklama yapıyor. adam bir şeyleri rayına oturttukça, yönetim kanadından takımdaki huzuru bozacak açıklama veya icraatlar geliyor. tam oldu deniyor, yine birileri çıkıp bir şeyleri bozabiliyor. takımın motivasyonunu, psikolojisini kemiriyor bu yönetim.

    ve şimdi gelelim saraydaki krize. fener medyası(!) tarafından mustafa cengiz'i yıpratma adına ortaya atılan krize.
    geçmişten bugüne fatih hocanın açıklamalarına bakalım, sarayda kriz var mı yoksa bu passat medyasının mustafa cengiz'i yıpratma amaçlı bir oyunu mu beraber görelim:

    1) ''transferler masa başından yapılmıyor, daktilolarla da yazılmıyor. futbol elle oynanmadığına göre ayakla oynanıyor. transferler de ağızla yapılmıyor, masa başında da yapılmıyor.''

    2) ''galatasaray taraftarı artık birilerinin çıkıp konuşmasını bekliyor, onun için ben de bugün konuşacağım.''

    3) ''biz sadece santrfor peşinde değiliz, diğer mevkilere de takviye gerekiyor.''

    4) ''serdar'ı da eren'i de çok seviyorum. her iki oyuncumu da çok seviyorum. onlara, kariyerlerine ve yeteneklerine de saygı duyuyorum. ancak birlikte çalışma kültürlerimizin farklı olduğunu düşünüyorum. yazılıp çizildiği gibi bir günlük bir mevzu da değil. bu nedenle teknik olarak sezon sonuna kadar kadro planlamamızda yoklar. yolları açık olsun, çok başarılı olsunlar isterim. bugüne kadarki katkıları için de hem kendi adıma, hem de teknik ekibim adına teşekkür ediyorum.''

    birinci açıklamada yönetim bana söz verdi ama sözünü tutmadı anlamı da, transfer için yeteri kadar uğraşmadılar anlamı da çıkıyor. her halükarda rezilce. ikinci cümlede yönetimin ''cesur olmayışına'' atıfta bulunup açıklamayı da ben yaparım diyor. üçüncüde, kıçımı açıkta bıraktılar mesele sadece forvet değil diyor. dördüncüde, hem kendi adıma hem teknik ekibim adına kendilerine teşekkür ediyorum deyip kararı tek başına alarak kılıçları çekiyor.

    şimdi siz söyleyin kriz var mı, yoksa hepsi mustafa cengiz üzerine oynanan bir oyun mu?
    ...