• 24
    kayıp genç bir insan. keşke girmeseymiş böyle kavgalara. bunların kazananı yok. üniversitede ülkeyi kurtaran hiç kimse yok. orada her grup kendi içinde birbirini gazlar. çoğu da hiçbir işe yaramayan gruplardır. sen bazı partilerin etkinliklerinde kalabalık yapmaya yararsın. onlara adam bulursun. olay bu. bir de eş dost... okey oynarsın belki en fazla. sonra? sonrası yok. "şehit" vs. denmiş. ne şehidi? şehitlik nedir? gariban çocuklarını ölüme göndermek için uydurulmuş bir şey (fırat'ın da muhtemelen babası esnaf, serbest meslek erbabıdır, annesi ev hanımı. böyle olayların neredeyse hepsinde olduğu gibi). şehitlik falan yok. ölümü kutsallaştırmayın. hayatta sevdiğiniz insanların canı dışında ölüme değecek başka bir şey yok. hele siyaset için. asla. vizyonsun şarlatanlar nutuk atacak diye çocuklar niye ölsün? üniversitelerde de gençler bu tür küçük gruplaşmalar yerine birey olmasını öğrenmeliler. karşı cinsle nasıl iletişime geçilir, kitap okumak nedir, sosyallik nedir, bunları öğrenmeliler. siyasi grupların çoğu bataklıktan, insanları sınırlandıran şeylerden başka bir şey değil. çoğu kendini beğenmiş liderlerle onun sürüsünden ibaret.

    devrimci gruplar gazete okumaktan başka bir şey yapmaz. arada halay çekerler. sağcılar ona buna daha çok karışır. daha müdehalecidir. benim okuduğum yıllarda ülkücü bir grup yoktu okulda. o yüzden herkes rahattı bizim üniversitede. muhafazakârlar ve solcular afişlerini yan yana asardı. bir gün bile olay çıkmadı. ama işin içine kürtçülük, türkçülük girince ne oluyor bilmiyorum. ülkücüler kendini bu vatanın tek sahibi sanıyorlar. genellikle böyle şeyler ya işçi partililerin, tkp'lilerin ya da ülkücülerin olduğu yerde yaşanıyor. herkesin sadece "ben" demesi sonucunda böyle oluyor. gerçekten yazık. kimse karşısındakinin de haklı olabileceğini düşünmüyor. kimse sakin olmuyor. bu gruplar radikaller. bu akımların kendilerini sorgulaması gerek. bu insanların dinlemeyi öğrenmeleri gerek. bence dinleme yetenekleri en zayıf gruplar bunlar. pkk içinse söyleyecek çok bir söz yok. arada bir özgür gündem'deki yazıları okuyorum. bu kadar tek taraflı olunmaz. bu kadar suçlayıcı bir dil olmaz. insanların bunlarla varabileceği bir yer yok gerçekten. bu kadar uçlarda olmak yerine gerçekten oturup karşındakini dinlemen gerek. bu herkes için böyle. yoksa fırat yılmaz çakıroğlu gibi çocuklar ölür gider. bir sayı olarak tarihteki yerini alır ve üç gün sonra hiç kimse hatırlamaz. bu çocuk ne için öldü allah aşkına? iki gün önce kar topu yüzünden biri öldürüldü. ne için? insan hayatı ne kadar ucuz? bu kadar şiddet dolu olmanın bir açıklaması, mazereti, bahanesi olamaz. ben kabullenemiyorum. herkesin durup kendine bakması gerek. aynaya bakıp "yine çok yakışıklıyım" demek değil. herkesin kendi itiraf mekanizmalarını çalıştırması gerekiyor. yoksa yirmi yaşında çocuklar ölür. biz de buradan konuşuruz. siyah bant takarız. sonra? ulaşabileceğimiz bir yer var mı?

    bir de beni en çok rahatsız eden şey şu: kaybedilmiş insan canlarının karşılaştırılması. bence çok düşmanca, çok akılsızca bir şey. ölü karşılaştırmak nedir lan? hangi zekâ seviyesindesin? gezi'den sonra her olay olduğunda "geziciler nerde? bunu niye protesto etmiyorlar?" diyen akl-ı evveller var. sanki kadrolu protestocuyuz. x'in cenazesinde yürüyen, y'nin cenazesinde yürüyen... millet sanki kadrolu cenaze yürüyüşçüsü. herkes istediği kişi için yas tutar. isteyen tutmaz. buna karışmak hanginizin harcı. yirmi yaşında bir çocuk ölmüş. insan buna üzülmez mi? kaybedilmiş canlardan sonra bile düşmanlık derdindesiniz. bunun akılla, mantıkla, vicdanla alakası yok. bunun faydası yok. memleket zaten ikiye bölünmüş. her açıdan ikiye bölünmüş. herkes birbiriyle kavga edip duruyor, siz ateşi harlayıp laf sokuyorsunuz. kafanız çalışmıyor mu? diye sorarım. bunu yapanlar gözlerindeki at gözlüklerini de çıkarsın. otla otla nereye kadar?

    "x için yürüyenler..." "sen bugüne kadar karşı saftan kimin cenazesin katıldın?" diye sorarlar adama. hayır mı? neden? neden hayır?