• 359
    tarih: 1.04.2002

    maça dakikalar vardı. ümit karan'ın telefonu çaldı. kanserin pençesindeki babası almanya'dan arıyordu. oğlundan son bir şey istedi.. süleyman karan, oğlundan diyarbakırspor maçında 'gol' istiyordu. 'gol at. gol atınca yakın çekim yapıyorlar. seni son bir kez gülerken göreyim televizyondan...' ümit ağlaya ağlaya çıktı sahaya. bazı taraftarların küfürleriyle hem de.. yine de çok çabaladı ama o golü atamadı...

    haftalardır az küfür yemedi ümit karan... galatasaray taraftarından az beddua almadı... sahada ne kadar çırpınsa, iyi şeyler yapmaya çalışırsa çalışsın, bir türlü eski ümit olamıyor. gol atamıyor... taraftar ondan gol bekliyor, o ise atamıyordu...

    aynı taraftar, diyarbakırspor maçında da 'ulan ümiitttt' diye başlayıp devamını getirdi isyanının... madalyonun ümit yüzünü görmeden...

    diyarbakırspor maçının başlamasına bir saatten az bir zaman kalmıştı...

    ümit'in cep telefonu çaldı...

    numaraya baktı, yüzünde yine o arkadaşlarının çok iyi bildiği 'acılı tebessüm' belirdi...

    yerinden kalktı, kalabalıktan uzaklaştı... meraklı gözlere yanıt, ümit'in takım arkadaşlarından geldi...

    'yanına gitmeyin.. babası arıyor!..'

    ümit'in babası süleyman bey, almanya'nın mannheim kentinde yaşıyordu. uzun süredir kanserin pençesinde, yaşam savaşı veriyordu... işte ümit karan her maça 'kaybetme' korkusuyla çıkıyordu. uzun zamandır yüzünü görmemişti babasının... görmek istememişti...annesi ve kardeşinden duyduğuna göre babası 40 kilonun altına düşmüştü! kendi başına yemek yiyecek kadar mecali bile kalmamıştı...

    oysa ümit, babasını hep sağlıklı haliyle hatırlamak istiyordu... 'bu vaziyetteki babamı beynime nakşetmek istemiyorum, o yüzden görmeye gidemiyorum. onun o durumunu görmeye dayanamam' diyordu arkadaşlarına...

    ve işte telefonda, karşısındaydı babası...

    - merhaba oğlum...
    - merhaba babacığım.
    - ümiittt... çok özledim seni be oğlum...
    - baba çok yoğunuz... maçlar, kamplar... sezon bitsin oradayım...
    - oğlum... hadi bugün beni sevindir... bugün diyarbakır'a bir gol at... maçı seyredeceğim... gol atınca seni yakından çekiyorlar... yüzünü gülerken görmek istiyorum... gözümde tütüyorsun, hasretimi böyle gidereyim... ümit'imi gülerken göreyim... olur mu ha? hadi söz ver bana...

    - tamam baba... söz, gol atacağım, sonra senin için gülümseyeceğim...

    telefonu kapattı ümit.. sonra, arkadaşlarına doğru bir-kaç adım attı... vazgeçti... geri döndü... ve hemen arkasındaki duvara 'okalı' bir yumruk salladı... ardından bir daha... bir daha...

    meraklı gözler.. gazeteciler oraya doğru yönelmişlerdi ki.. kaptan bülent ile arif engel oldu: 'gitmeyin.. ağlıyor!..'

    ümit karan, bu konuşmadan az sonra göz yaşlarını silip çıktı diyarbakırspor maçına. çok çabaladı. ama o babasının istediği golü atamadı. ne yaptıysa, babasının sipariş ettiği o 'gülücüğü' yollayamadı... maç bittiğinde, soyunma odasının bir köşesine çekilmiş, yine ağlıyordu...

    stat kapsındaki otobüse doğru yürürken, dışarıda toplanmış bir-kaç galatasaray taraftarının arasından bir ses yükseldi: 'diyarbakır'ı yenemediniz... umutsuz vakasınız siz beee!'

    bir an durdu.. dişlerini sıktı... o gruba doğru bir adım attı... içinden o lafı söyleyenin yakasına yapışmak... 'sen umutsuzluk nedir bilir misin' diye bağırmak geliyordu. sonra vazgeçti. otobüse bindi... tek başına oturdu. uçakta da öyle...

    ve ağlıyordu yine...