• 1
    * * *
    akp hükümeti'nin ülkedeki her kurumda söz sahibi olmak ve bu kurumları istediği şekilde dizayn edip kullanmak gibi sapkın bir düşüncesi var. bunu özellikle son bir kaç yılda daha net olarak gözlemleme fırsatı bulduk.

    spor dünyası özelinde de durum farklı değil. federasyon başkanları göstermelik seçimlerle akp tarafından atanırken, spor kulüplerinin başkanlık seçimlerinde ise akp’ye yakın bir kaç isim mutlaka adayların listelerinde yer aldı ve çoğu seçimde de bu isimler etkili oldu. bu arada devlete bağlı spor kurumlardaki kadrolaşmadan ve belediye kulüplerinin durumundan bahsetmiyorum bile. spor dünyasındaki bu kadrolaşma; yani işi bilenlerin değil akp’ye yakın isimlerin etkin konuma gelmesi ülke sporunu içinden çıkılmaz bir hale getirdi. bir çok federasyon ve spor dalı, başarısızlığında ötesinde şike, doping ve ırkçılık gibi saygın bir ülke için her biri utanç vesikası olacak büyük skandallarla anıldı. hatta bu iş bilmezliğin yüzünden yitirdiğimiz pırıl pırıl genç fidanlarımız oldu; aslı nemutlu ve seyithan akbalık gibi.

    futbol özelinde ise akp hükümeti'nin özellikle fenerbahçe ve beşiktaş’a yakın isimlerle birlikte hareket ettiğini ve futbol dünyası üzerindeki etkinliğini bu isimlerle sağladığını söylemek mümkün. fenerbahçe ve beşiktaş yöneticileri ve taraftarları da camialarının bu iş birliğinden sağladıkları çıkar nedeni ile maalesef bu duruma izin verdiler ve sessiz kaldılar. bu düzende aziz yıldırım’a yakınlığı ile bilinen rıdvan dilmen, göksel gümüşdağ ve beşiktaş eski başkanı yıldırım demirören baş rol oyuncuları olmak üzere faik işık, nihat özdemir, mahmut uslu hatta son dönemde fikret orman gibi isimlerin de zaman zaman aktif olarak rol aldığını gördük. karşılıklı çıkar ilişkisi ile kurulmuş bu düzende futbolun yönetimi akp hükümeti'nin inisiyatifine bırakılırken; fenerbahçe işlediği şike ve ırkçılık gibi suçların cezasız kalmasını; beşiktaş ise yıldırım demirören’in kulüpten alacağının gündeme gelmemesini ve stat konusunda aslında verilmemesi gereken izinlerin çıkmasını sağlamış durumda. kulüpler biliği oluşturulan bu düzene çıkarlarını korumak adına sessiz kalırken, trabzonspor ise camianın onurlu ve dik duruşuna rağmen maalesef ibrahim hacıosmanoğlu gibi bir başkanla ve onun eylemleri ile adeta bu düzene istemeyerekte olsa ortak oldu.

    bütün bunlar olurken spor dünyasında akp’nin sızamadığı ve söz geçiremediği tek bir kurum var; o kurumda kongre yapısından ve camianın dirayetli duruşundan dolayı galatasaray.

    tabi bu dirayetli duruşun bedeli ağır oldu. özellikle stat açılış gecesinde recep tayyip erdoğan’a yapılan protestolardan sonra akp’nin etkin olduğu her kurum ellerindeki bütün imkanları kullanarak galatasaray’a bedel ödetme gayretine girdi.

    ancak hangi kurum hangi bedeli ödetmeye çalışırsa çalışsın galatasaray camiası bu dirayetli duruşundan taviz vermedi. taviz veren kişiler galatasaray başkanı da olsa, galatasaray efsanesi de olsa, hatta çok büyük bir taraftar grubu da olsa camiadan hak ettiği tepkiyi aldı.

    bugünkü galatasaray yönetimini sırf bu yüzden değerli buluyorum. böylesi dönemlerde sahada alınacak sonuçlardan çok daha fazla önemli olan bahsettiğim dirayetli duruşu gösterebilmek ve artık hukuk dahi tanımaz böylesi bir güce karşı boyun eğmemektir.

    çekilecek cefalara ve ödenecek bedellere rağmen bu boyun eğmeme meselesi önemlidir. konuyu beşiktaş ve fenerbahçe özelinde daha detaylı ele alırsak durumun vahametini ve önemini daha iyi anlayabiliriz.

    bu gün akp hükümeti'ne şirin gözükme adına her fırsatta galatasaray’ı ve yönetimini eleştirip, yermeye çalışan beşiktaş başkanı ve yönetimi tarihlerinin en büyük lekesini kulübe sürmüş yıldırım demirören’e hesap dahi soramamışlardır. yıldırım demirören’in başkanlığı döneminde gerçekleştirilen evrakta sahtecilik ve şike suçlarından beşiktaş iki yıl avrupa kupalarından men edilmiştir. beşiktaş kulübünün bu konuda maddi ve manevi her türlü tazminat hakkı saklı iken yıldırım demirören’in şu anki konumundan ve onun arkasındaki akp hükümeti'nden çekinerek; ne beşiktaş yönetimi, ne beşiktaş kongresi, ne de beşiktaş taraftarı bu hakkı kullanamamıştır. beşiktaş için çok önemli olan bir stat inşası olabilir; bu stadın inşası için çeşitli devlet kurumlarından alınması gereken izinler, raporlar, kararlar olabilir, dahası ilerde başımız sıkışırsa diye spor genel müdürlüğü’nden bir destek beklentisi olabilir. hatta yıldırım demirören’in kulüpten 100 milyon lira alacağı olabilir. ama ne olursa olsun ve bu stat meselesi ne kadar önemli olursa olsun hiç bir şey 111 yıllık bir camianın isminden ve armasından daha önemli değildir. büyük olduğunu iddia eden her camia için öncelikli olan armanın şerefi ve haysiyetidir. beşiktaş camiası ödeyeceği bedel ne olursa olsun büyüklüğüne yakışanı yapmalı ve yıldırım demirören’den kulübe sürdüğü bu kara lekenin hesabını sormalıdır. bu hesap sorulmadığı müddetçe beşiktaş camiası bu şike ve evrakta sahtecilik suçunu bir kambur olarak sırtında taşıyacaktır.

    fenerbahçe özelinde ise durum daha vahim ve aslında uzun uzun yazmaya dahi gerek kalmayacak kadar da net. bu karanlık dönemde işlenen şike ve ırkçılık gibi yüz karası suçlardan ceza almamak için faik işık, rıdvan dilmen, nihat özdemir, göksel gümüşdağ ve mahmut uslu gibi isimleri kullanarak akp hükümeti ile pazarlık masasına oturan ve başbakan’ın himmetiyle kümede kalan bir camia fenerbahçe. büyük olmaktan ziyade ülkeyi yöneten karanlık zihniyete sırtını dayayarak güçlü olmayı seçmiş ve işlediği suçların bedelini ödeme yürekliliğini gösterememiş bir yönetime ve tarihinin en büyük lekesini kulübe sürmüş bu yönetime hesap dahi soramamış bir kongreye ve taraftara sahip bir camia.

    fenerbahçe ve beşiktaş camialarının şunu anlaması lazım. her kulüpte hırslarına yenik düşen ve hata yapan, yanlış yapan insanlar olabilir. büyük olduğunu iddia eden camialara yakışan bu kişilere karşı gerekli tavrı almak, gerekirse hesap sormak ve ödenmesi gereken bedeli kimsenin himmetine muhtaç olmadan camia olarak ödeme yürekliliğini gösterebilmektir.

    örneğin galatasaray camiası erkek basketbol takımında bir forma skandalı yaşamıştır. galatasaray büyüklüğüne yakışır şekilde söz konusu skandala adı karışan kişilere karşı gerekli tavrı almış, kendi kurullarında gerekli yargılamaları yapmış, gerekli cezaları vermiş ve hiç kimseyle, hiç bir kurumla pazarlık masasına oturmadan hak ettiği cezaları çekerek gerekli bedelleri ödeme yürekliliğini göstermiştir. yine stat açılış gecesi taraftarın ve kulüp üyelerinin hükümete gösterdiği tavrın arkasında duramayan başkanına ilk kongrede bunun hesabını sormuş ve büyüklüğüne yakışanı yapmıştır.

    tekrar altını çizmek adına dile getirmek gerekirse, camiaları büyük yapan; güçlü olana sırtını dayayıp ödenmesi gereken bedelleri ödememek değil, tam tersine kimsenin himmetine muhtaç olmadan ödenmesi gereken bedeli ödeme yürekliliğini gösterebilmektir.

    peki bu dönemde fenerbahçe’de ve beşiktaş’ta bütün bunlar olurken akp hükümeti'ne karşı dik duran ve boyun eğmeyen galatasaray’a ödetilen bedeller neler?

    akp hükümeti'nin spor genel müdürlüğü üzerinden stat konusunda ödettiği ve hala ödetmeye çalıştığı bedel bunların başında gelir.

    stat konusu gerek akp tarafından gerekse medya tarafından galatasaray’la ilgili en çok çarpıtılan meselelerden biridir. aslında galatasaray’ın büyük bir özveri göstererek maddi anlamda da önemli bir kayıpla kapattığı bu konu özellikle başbakan recep tayyip erdoğan tarafından adeta manipüle edilerek “galatasaray’ın bir allah kuruşu yoktur” gibi aciz bir söylemle izah edilmeye çalışılmıştır.

    peki çoğunuzca da malum ve gerçekte olan ne idi?

    resmi kurumların açıklamaları ve mecliste gündeme getirilen soru önergelerine akp milletvekilleri tarafından verilen cevaplar ışığında durum şu;

    -şişli belediyesi tarafından seyrantepe’de bulunan 384 dönüm arsa sportif tesisler yapılması için belli bir kira karşılığında galatasaray’a tahsis edilmiştir.

    -galatasaray, seyrantepe' deki 384 dönümlük hakkının 264 dönümlük kısmından ve ali sami yen arazisi üzerindeki 49 yıllık kullanım hakkından feragat ederek bunun karşılığında yeni adıyla aslantepe’de maliyeti devlet tarafından karşılanmak üzere kendi adına bir stat yapılmasını kabul etmiştir.

    -ali sami yen stadı’nın bulunduğu arsa, torunlar- aşçıoğlu-kapıcıoğlu ortaklığına 1 milyar 25 milyon 555 bin liraya ihale edilmiştir.

    -toki’nin buradan alacağı pay 475 milyon lira olmuştur. sözleşme şartlarından fazla gelir elde edilirse, 475 milyon liraya ek olarak bu gelirin de yüzde 46,3’ünün de toki’ye aktarılacağı belirtilmiştir..

    -elde edilecek gelirden, maliyet düştükten sonra kalacak paranın yüzde 39’u toki’ye, yüzde 61’i ise spor genel müdürlüğü hesaplarına aktarılacağı belirtilmiştir.

    -arena stadı inşaatının toki ve devlete maliyeti 191,5 milyon lira olmuştur.

    netice olarak;

    -galatasaray yaklaşık 1,5 milyar lira değerinde, kullanım hakkı kendisine ait olan mecidiyeköy ve seyrantepe’deki arazilerden vaz geçerek yaklaşık 200 milyon lira değerinde bir stadın sahibi olmuştur.

    -stadın yapımını üstlenen toki bu işten yaklaşık olarak 275 milyon lira kar etmiştir. yapılan protokol gereği bu paranın %60’ını türk sporuna harcanmak üzere spor genel müdürlüğü’ne vermiştir.

    -galatasaray’ın kullanım hakkından vazgeçtiği ve seyrantepe’de bulunan 264 dönüm arsa henüz toki tarafından değerlendirilmemiş ve ihale edilmemiştir. (bu arsanın değeri 400-500 milyon türk lirası değerindedir.)

    peki 200 milyon lira bedelli yeni bir stadın sahibi olmuşken galatasaray bu işten nasıl zarar etti?

    bildiğiniz üzere statların kulüplere devri konusu sürekli gündemde ve bu durum eninde sonunda gerçekleşecek. işte bu devir işlemi gerçekleştiğinde galatasaray’ın ne kadar büyük bir zarara uğradığı da ortaya çıkacak.

    herhangi bir gayrimenkulün değeri arsa ve üzerindeki yapı değerinin toplamı ile ifade edilir. galatasaray ali sami yen stadı’nı mevcut yerinde yenileyebilseydi, elindeki stadın değeri toplam 1,2 milyar türk lirası civarında olacaktı.(bunun 1 milyar liralık kısmı arsa değeri). ama stat şu anki haliyle galatasaray’a devredilirse maalesef toplam değeri 400 milyon türk lirası civarında olacak.(buradaki arsa değeri 200 milyon lira değerinde.)

    peki bu değerler neden bu kadar önemli?

    borsada işlem gören ve sermayeleri çokta yüksek olmayan kulüpler için ellerindeki gayrimenkuller büyük nimet. kulüpler bu statları tapuları ile devraldıklarında bilançolarına dahil edecekler. işte bu noktada galatasaray’ın zararı daha net ortaya çıkacak. stat için fenerbahçe yaklaşık 1 milyar liralık bir değeri bilançosuna dahil ederken, beşiktaş yaklaşık 1,5 milyarlık bir değeri, maalesef galatasaray ise sadece 400 milyon liralık bir değeri bilançosuna dahil edecek. (beşiktaş’ın stadını yerinde yapma konusundaki insiyatifinin ve diretmesinin altında da yüksek arsa değeri ile ilgili bu gerçek yatıyor. unutulmasın ki dolmabahçe sarayı’nın zemin şartlarından dolayı yeni stadın burada yapılmasının mümkün olmadığı kültür ve tabiatı koruma kurulu ve anıtlar kurulu tarafından dile getirilmesine rağmen siyasi otoritenin desteğiyle beşiktaş’ın yeni stat inşaatı başladı.)

    velhasıl, şunu net bir şekilde ifade edebiliriz. galatasaray vazgeçtiği kullanım hakları ile yapılan stadın bedelini her kuruşuna kadar ödemiş hatta bu meseleye dahil olan her devlet kurumuna önemli paralar kazandırarak kar ettirmiştir. bunun da ötesinde statların kulüplere devri gerçekleşir ise galatasaray’ın bu işte ne kadar büyük bir zarara uğratıldığı da daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır.

    maalesef siyasi otorite, stat konusunda kendisi büyük bir arsa değeri kaybına uğrarken devlet kurumlarına yaklaşık 700-800 milyon lira kazandıran galatasaray’a teşekkür dahi edememiştir. bu konuda benzer bir özveriyi beşiktaş ve fenerbahçe’den de beklediklerini; bu takımlarında statlarını başka yerlere taşımaları durumunda devletin kasasına en az bir- bir buçuk milyar lira daha girebileceğini dile getirmek yerine her fırsatta galatasaray’a bedel ödetmeye devam etmiştir.

    ve geldiğimiz noktada devletin kasasına giren bunca paraya rağmen spor genel müdürlüğü tarafından tt arena’nın galatasaray’a devri hala tam anlamıyla gerçekleştirilmemiştir. hatta sayısız raporla saha çiminin yaşaması için yapılmaması gerektiği ortaya konan çatının kapatılması işinden dolayı söz konusu kurum tarafından galatasaray’a dava açılmıştır. amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. dik duran, boyun eğmeyen galatasaray camiasına stat açılışında olanlardan dolayı bedel ödetmektir. erdoğan bayraktar’ın stat açılış konuşmasıyla başlayan, başbakan’ın “galatasaray’ın bir allah kuruşu yoktur” cümlesiyle devam eden nefret söylemi adeta spor genel müdürlüğü’nün icraatlarında can bulmuştur.

    akp hükümeti'nin yabancı oyuncu kuralı ile ilgili avrupa birliği bakanlığı üzerinden galatasaray’a ödetmeye çalıştığı bedel bu bedellerin bir diğeridir.

    hepinizin malumu olduğu üzere yaklaşık bir yıl önce türk futbolunun baş belası yabancı kuralı ile ilgili galatasaray çok doğru bir adım attı. bir seçimden ziyade akp hükümeti tarafından göksel gümüşdağ ve rıdvan dilmen organizatörlüğünde atanarak göreve gelmiş bir federasyona laf anlatmak yerine haklı olduğu bu konuda hukuk yoluna başvurdu ve dava açtı.

    açılan bu davanın dayanak noktası zamanında nihat kahveci’nin ispanya’da yabancı statüsünde oynamamak için açtığı ve kazandığı başka bir davaya dayanıyor. bu davada nihat nahveci’yi temsil eden avukat juan de dios crespo ispanya’daki mahkemelerden sonuç alınamayınca davayı avrupa toplulukları mahkemesine taşımış. söz konusu dava sonucunda mahkeme, avrupa ekonomik topluluğu (cee) ile türkiye arasındaki ortaklık anlaşmasını gerekçe göstererek, ab ülkelerinde oynayan profesyonel türk sporcuların, ''ab statüsünde oyuncu'' olarak muamele görmelerine hükmetmiş. yüzsüzlük mü desek aymazlık mı desek bilmiyorum ama işin ilginç tarafı dava ile ilgili detaylı bilgi tff’nin sitesinde de yer alıyor.

    http://www.tff.org/...=267&ftxtID=4628

    peki emsal karar bu kadar açık ortadayken bizim açtığımız dava neden hala sonuçlanmadı?

    işte burada da yine akp hükümeti'nin galatasaray’a bedel ödetme gayreti devreye giriyor. malumunuz üzere mahkeme kendi uzmanlığı olmayan konularda bilirkişilerden görüş ister. bu davadaki ve bu konudaki bilirkişi de avrupa birliği bakanlığı. fakat normalde iki günde yazılıp gönderilebilecek bakanlık görüşü altı aydır mahkemeye gönderilebilmiş değil. yani bahsettiğimiz şike cezalarının aşağıya çekileceği kişiye ve kuruma özel bir yasa değişikliği değil. kaldı ki böyle bir rezil eylem bile akp insiyatifi ile mecliste iki günde yasalaştı, üstelik neredeyse tüm partilerin desteği ile. ama hep dile getirdiğim galatasaray’ın önünü kesme gayreti devreye girince iki satır yazı altı aydır mahkemeye gönderilemiyor. bir çok konuda alışık olduğumuz üzere akp hükümeti bu seferde avrupa birliği bakanlığı üzerinden galatasaray’a bedel ödetiyor.

    akp hükümeti’nin maliye bakanlığı üzerinden ödetmeye çalıştığı bedel ise bunların en tazelerindendir.

    vergi meselesi de dahil kulüplerin devletle ilintili yaşadığı pek çok sıkıntı, futbol kulüpleriyle ilgili yasal düzenlemelerin sağlıklı bir şekilde yapılmamış olmasından kaynaklanıyor. futbol kulüplerinin hemen hepsi hayatlarına dernek çatısı altında başlamıştır. ancak son yıllarda futbolun endüstriyelleşmesi ile birlikte pastadan daha büyük pay alabilmek için şirketleşme yolu çoğu kulüp için önemli bir tercih olmuştur. özellikle bu şirketler üzerinden borsaya ve halka açılarak kulübe yeni gelir kalemleri yaratmak ve kulübe dair işleri daha profesyonel bir yapı içerisinde yürütmek adına şirketleşme meselesi zamanla kulüpler için bir zaruret haline gelmiştir.

    ancak bu dönüşüm, yani dernekten şirkete dönüşüm işi yasal bir düzenleme çerçevesinde yapılmadığı için sıkıntılar yaşanırken, kulüpler kendi menfaatleri doğrultusunda bazı birimleri dernek çatısı altında, bazı birimleri ise şirket çatısı altında idame ettirmeye başlamıştır. bu durum vergi meselesinde de büyük bir problemi ortaya çıkarmıştır. mevcut yasalar çerçevesinde dernek çatısı altında yürüttüğünüz faaliyetler vergiye tabi değilken, şirket çatısı altında yürüttüğünüz faaliyetler ise vergiye tabidir. işte problemde budur..

    gelelim maliye bakanlığı ile galatasaray arasındaki güncel vergi meselesine.

    öncelikle kap üzerinden kulübün yaptığı ilk açıklamayı yazalım.

    “şirket finansal tablo dipnotlarında daha önce de açıklandığı üzere şirket'in 1 haziran 2010-31 mayıs 2011 ve 1 haziran 2011-31 mayıs 2012 özel hesap dönemlerine ait hesapları "damga vergisi, katma değer vergisi ve kurumlar vergisi tevkifatı" kapsamında maliye bakanlığı vergi müfettişleri tarafından incelenmiştir. ilgili inceleme kapsamında tespit edilen bulguları ve bu bulgulara ilişkin şirket'in beyanını içeren 13 ocak 2014, 17 ocak 2014 ve 17 ocak 2014 tarihli 3 adet vergi inceleme tutanağı düzenlenmiştir. şirket, bu tespitlerdeki mevzuata aykırı hususlara ilişkin olarak tarhiyat öncesi uzlaşma talebinde bulunmuştur. bu talep sonrası vergi idaresi henüz tarhiyatı yapılmamış olan inceleme sonuçları toplamı olarak yaklaşık 54 milyon tl vergi aslı ve aynı tutarda vergi ziyaı konusunda şirket'i 8 nisan 2014 tarihinde uzlaşmaya davet etmiştir. şirket'imiz daha önceki yıllarda da benzeri vergi uyuşmazlıklarında inceleme aleyhine dava yoluna müracaat ederek veya idare ile uzlaşma yoluna giderek hukuka aykırı inceleme ve değerlendirmelerin önüne geçmiş ve söz konusu tutarlarda büyük indirimler sağlamıştır. yeni inceleme sonuçları da yetkililerimiz ve uzmanlarımız tarafından halen bu bağlamda değerlendirilmektedir. gereken çalışmalar tamamlandığında yetkili organlarımızın idare ile uzlaşmaya ve/veya incelemeler aleyhine dava yoluna gidilmesi konularında alacağı kararlar ayrıca açıklanacaktır.”

    yani aslında sadece kulüpte yapılan inceleme sonrası vergi müfettişlerinin tuttuğu üç adet tutanak var. kesinleşmiş ne bir vergi borcu nede cezası var. daha tarhiyat dahi yapılmamış, kaldı ki tarhiyat sonrası bile vergi borcu kesinleşmez mükellefin itiraz ve dava açma hakkı vardır.

    maliye bakanlığı bu tür denetlemelerde özellikle de biraz art niyetli hareket ediyorsa yasal boşlukların tamamını kendi lehine değerlendirerek alabileceği maksimum vergi aslı ve cezası üzerinden tutanak tutar. bunu daha önce doğan grubu ve koç grubu’na yapılan incelemelerde de görebilirsiniz.

    peki vergi müfettişlerinin galatasaray’ı köşeye sıkıştırmaya çalıştıkları vergi konusu ve kullandıkları yasal boşluklar ne?

    müfettişlerin kullandığı yasal boşluklar yazımızın başında da belirttiğimiz, kulüplerdeki iç içe geçmiş dernek ve şirket yapısı ve bu konuda sağlıklı bir yasal düzenlemenin olmaması. bu tutanakların tutulduğu ana konu ise stat gelirleri üzerinde yapılacak vergilendirme. yıllardır sadece galatasaray değil tüm kulüpler stat gelirlerinin bir kısmını bağış adı altında dernek bünyesinde topluyor. konuyu daha da detaylandırmak gerekirse; örneğin kulüpler 1000 tl değerinde bir kombine sattığında bunun 100 tl’lik kısmına şirket adına fatura keserken, 900 tl’lik kısmına dernek adına bağış makbuzu kesiyor. böylelikle 900 tl’lik kısmının vergilendirmesinin önüne geçmiş oluyor. yasal olarak bunda bir sıkıntı yok. ancak maliye bunun kombine veya bilet alan kişilerin isteği dışında zorla yapıldığını ve bu suretle bağış makbuzu kesilemeyeceğini tutarın tamamının şirket üzerinden faturalandırılması gerektiğini öne sürüyor. bu konuda maliye bakanlığı’nın yasal bir dayanağı olmasa da konuyu kamuoyu gündemine getirip kulüpler üzerinde baskı kurmak ve zaman zaman devletin sopasını göstermek için bugün de olduğu gibi inceleme yapmak, tutanak tutmak gibi eylemlerde bulunuyor.

    ancak burada asıl dikkat çekilmesi gereken konu şu. söz konusu yasal boşlukları tüm kulüpler kullanmasına rağmen özellikle akp iktidarı döneminde incelenen ve hakkında tutanak tutulan neden hep galatasaray oluyor?

    geçmiş yıllarda konu istanbul defterdarlığı tarafından gündeme getirildiğinde üç büyük kulübün çalışanları ile yapılan röportajlar ve hazırlanan haberin bir kısmı aşağıda. bu haber söz konusu yasal boşluğun üç büyük kulüp tarafından da kullanıldığını, konu ile ilgili kulüplerin aynı bakış açısına sahip olduğunu ve eleştirilere karşı aynı izahı yaptığını da gözler önüne seriyor.

    --- alıntı ---

    maç biletleriyle birlikte alınan bağışların amatör şubelere yapılan yatırımlarda kullanıldığını söyleyen fenerbahçe mali işler sorumlusu tahir perek, ‘‘kulüpler, bu bağış makbuzlarını valilikten özel izin alarak hazırlıyor. stadda ya da biletix aracılığıyla yapılan satışlarda, taraftar makbuzunu almasa dahi, satılan bilet üzerinden makbuzlar kesiliyor ve valilik'e toplu olarak veriyor. çünkü, taraftar makbuzunu almasa da, muhasebeleştirirken bu paralar, mutlaka maç hasılatının içinde gösteriliyor’’ dedi.

    biletlerin üzerinde yazan 1 milyon lirayla maç izlenemeyeceğini tüm taraftarların da bildiğine dikkat çeken perek, ‘‘defterdarlık bağış karşılıksız yapılır diyor ama biz de maça girenin otomatik rızası olduğunu savunuyoruz. maçları stattan izlemek isteyen taraftar, kulübüne bağış da yapmak ister ’’ dedi. bu uygulamanın vergi sisteminin sağlıksız olmasından kaynaklandığını iddia eden perek, bu yolla kulüplerin gelirlerini yasal hale getirdiğini söyledi.

    galatasaray'ın mali işlerden sorumlu yetkilileri de, kulüplerin dernek statüsüyle faaliyet gösterdiği için bağış toplama haklarının olduğuna dikkat çekerek, ‘‘kulüpler bu nedenle, vergi muafiyetinden yararlanabiliyor. dernekler kanunu'na göre hazırlanan yardım pulları, valilikçe onaylanıyor ve valilik denetiminde işlem yapılıyor. toplanan yardımlar, altyapı yatırımlarında kullanılıyor. bastırdığımız makbuzlarla biz sadece maçlarda değil, istersek sokaklarda da yardım toplama hakkına sahibiz. kanuna göre bu hakkımız olmasına karşın biz sokaktan yardım toplamaktansa, maçlarda toplamayı tercih ediyoruz’’dedi. tüm kulüplerin biletin yanı sıra makbuz karşılığı bağış aldığına değinen beşiktaş yetkilileri de, ‘‘genelde bu maç hasılatlarının yüzde 10'unu bilet, geri kalanını da makbuz karşılığı bağış oluşturuyor’’ dediler.

    --- alıntı ---

    işin enteresan tarafı fenerbahçe ve beşiktaş taraftarlarının -yukarıda görüleceği üzere- aynı yöntemi kendi kulüpleri de yıllarca kullanmasına rağmen galatasaray’la ilgili tutulan bu tutanakları şikeyle eş değer hale getirecek kadar abartarak gözleri dönmüş şekilde galatasaray’a saldırmaları. aynı taraftarların koç ve doğan grubuna yapılan vergi incelemelerini ve tutulan tutanakları siyasi olarak nitelerken, tüm diğer kulüpler tarafından uygulanan bir yöntem üzerinden sadece galatasaray’a yapılan inceleme ve yazılan tutanakları haklı görmeleri de ayrı bir ikilem. aslında ikilem hafif kaldı, şike ve evrakta sahtecilik gibi rezil suçlardan hüküm giymiş yöneticilerine hesap soramayan, bırakın hesap sormayı sahip çıkan taraftarlar için bu durum tam bir aymazlık.

    netice itibariyle tutulan tutanakların hiç bir yasal dayanağı yok. zaten konunun mahkemeye gitmesi durumunda şirket adına kesilen faturaları ve dernek adına kesilen bağış makbuzlarını eksiksiz olarak mahkemeye sunulması durumunda galatasaray’ın davayı kazanmaması imkansız. bu durumda diyeceksiniz ki kulüp neden uzlaşma yolunu tercih ediyor? çünkü eğer davalık olursa tutanaklarda geçen 104 milyon lirayı peşin peşin devlete ödemeniz gerekiyor. daha sonra davayı kazandığınızda yatırdığınız bu para mevcut vergi borçlarınız düşüldükten sonra size iade ediliyor. diyelim ki dava 2 yıl sürdü, sonunda davayı kazansanız da bu para iki yıl boyunca devletin kasasında kalıyor. kulübün haklı olmasına rağmen uzlaşma talebinin altında işte bu gerçek yatıyor.

    şimdi birazda uzlaşma talebini değerlendirecek merkezi uzlaşma komisyonu hakkında bilgi verelim. söz konusu komisyonunun tutanaklarda belirtilen vergi aslı ve cezasını tamamen kaldırma da dahil sınırsız yetkileri var. zaten önceki yılların istatistiğine baktığınızda komisyonun önüne gelen dosyalarda vergi cezalarının neredeyse tamamını, vergi asıllarının da % 60’ını sildiğini görebilirsiniz. kulübün haklılığını bir kenara koyup sırf bu istatistikler üzerinden bile hareket etseniz, komisyonun galatasaray’dan maksimum talep edebileceği miktar 20-25 milyon lira gibi bir rakam. ancak galatasaray’ın haklılığı ve hazırlayacağı etkili dosyayı da göz önünde bulundurduğunuzda bu rakam 5 milyon tl civarında bir rakam olacaktır. dava açılması durumunda beş kuruş alamayacağını bilen komisyon galatasaray’ın bir kaç yıllığına da olsa 104 milyon lira temin etme sıkıntısından faydalanarak kulübün de itiraz etmeyeceği yaklaşık dava masrafı kadar yani 5 milyon lira civarında bir bedelle dosyayı kapatacaktır.

    tüm bunlara ek olarak galatasaray kap’a ikinci bir açıklama daha yaptı.

    “24.03.2014 ve 07.04.2014 tarihlerinde kamuyu aydınlatma platformu'nda yapılan açıklamalarımızda bahsedilen konu ile ilgili olarak, tarafımıza toplam 54.340.834,41 tl tutarında vergi aslı tarhiyatı yapılmış, 69.247.963,90 tl tutarında da vergi ziyaı cezası kesilmiş ve bununla ilgili ihbarnameler tebellüğ edilmiştir. şirketimiz yasal süresi içinde merkezi uzlaşma sürecini başlatmak için gereken başvuruları yapacaktır.”

    galatasaray kap'a yaptığı bu yeni açıklama ile haklılığına da güvenerek tarhiyat sonrası uzlaşma yolunu seçtiğini kamuoyuna duyurdu. bu açıklama özelinde de yukarıda yazdıklarımız geçerliliğini koruduğu gibi merkezi uzlaşma komisyonu ve galatasaray'ın tutumunda da her hangi bir değişikliğe sebep olmayacaktır.

    tabi bütün bu öngörülerimizi akp hükümeti’nin kurumlar üzerinden galatasaray’a bedel ödetme gayretinden bağımsız olarak yazıyorum. bu vergi incelemesinin ve yazılan bu tutanakların bile diğer kulüpleri bir kenara koyarak galatasaray’a özel bir uygulama olduğunu düşünürsek bundan sonra da her şey olabilir. unutulmasın ki bu incelemenin sebebi akp hükümeti'nin maliye bakanlığı üzerinden galatasaray’a bedel ödetme gayretidir.

    akp hükümeti’nin spk üzerinden galatasaray’a ödetmeye çalıştığı bedel bunlardan bir diğeridir.

    bir önceki spk yönetimi döneminde galatasaray sermaye artırımı konusunda atacağı her adımı spk yönetimi’ne danışarak atmış üstelikte bu danışma mekanizmasını yazılı olarak işletmişti. fakat özellikle akp güdümünde hareket eden havuz medyası ve fenerbahçe’ye yakın isimler her platformda ve ortamda bu sermaye artırımının etik olmadığının ve küçük yatırımcıyı zarara uğrattığının altını çizdi. oysa bütün uzmanlarında belirttiği gibi bu sermaye artırımı şirketin varlığının idamesi için zaruri; spk’ya danışılarak oluşturulan yöntem de hukuki idi. küçük yatırımcının zarar edeceği doğru fakat bu şirket yönetiminin sorumluluğunda olan bir konu değil yatırımcının galatasaray hisselerini iyi analiz etmeden bir kumar oynarcasına yaptığı yatırımın sonucu idi. çünkü bu hisseleri az çok inceleyen her yatırımcı uzman olmasına gerek kalmadan galatasaray’ın bu sermaye artışını eninde sonunda yapacağını ve yatırım yapacaksa bunu düşünerek bu doğrultuda yatırımını yapması gerektiğini görürdü.

    velhasıl galatasaray’ın bu sermaye artırımını engellemek için akp hükümeti’nin bazı mensupları, havuz medyası ve fenerbahçe’ye yakın isimler spk üzerinde müthiş bir baskı kurmaya çalıştı. ancak spk yönetimi gayet net bir ifadeyle galatasaray’ın her adımı kendilerine danışarak ve hukuki olarak attığını ve sermaye artışına onay verileceği doğrultusunda beyanlarda bulundular. aynı dönemde doğan grubu ile ilgili olarakta akp hükümeti’nin taleplerine karşı dik duran spk yönetimi mecliste ilgili yasa görüşülürken gece yarısı eklenen bir son dakika değişikliği ile tasfiye edildi.

    yeni spk yönetimi’nin ilk icraatı da eski yönetimin fenerbahçe ile ilgili başlattığı incelemeyi askıya almak ve galatasaray’ın sermaye artışını engellemek oldu. galatasaray’ın sermaye artışını dünya üzerinde hiç bir piyasa kurulunda uygulanmayan yeni yöntem ve adeta galatasaray’a özel icat edilmiş kurallarla şartlı bir izne bağlayan bu yeni spk yönetimi, sonraki dönemde fenerbahçe’nin yapacağı büyük borsa manipülasyonlarına da sessiz kalacaktı.

    evet 4 mart 2014 salı günü fenerbahçe, tarihin en büyük borsa manipülasyonlarından birine imza atıyor ve bu yeni spk yönetimi bu konuda bir inceleme dahi başlatmıyordu. fenerbahçe ve aziz yıldırım’ın avukatları tarafından yargıtay cumhuriyet başsavcılığı’nda bulunan dosya ile ilgili medyaya sunulan spekülatif haberler sonrası fenerbahçe hisseleri o gün 60 milyonluk bir işlem hacmine ulaşıyor ve birileri tarafından milyonlarca dolarlık bir vurgun gerçekleştiriliyordu. ve galatasaray’ın sermaye artışını baltalamak için kural icat eden spk yönetimi bu vurguna sessiz kalıyordu. sebep belliydi, akp zihniyetine biat edenle etmeyene kendilerince ödül ve ceza veriyorlardı.

    ama diğer ödediği bedellerde olduğu gibi galatasaray bu konuda da biat etmedi ve gereken bedel neyse bu bedeli ödeyeceğiz, sermaye artışını yapacağız ama boyun eğmeyeceğiz mesajını burada da verdi.

    gelelim aslında konunun merkezinde yer alan bir kuruma. akp hükümeti’nin tff üzerinden galatasaray’a ödetmeye çalıştığı bedele.

    aslında bu konuda uzun uzadıya yazmaya gerek yok. çok göz önünde olan ve herkesçe de malum bir durum bu. detaylara girmeden sadece başlıklarla bile konuyu anlatabiliriz.

    paydaşları ve kendilerini oraya getiren zihniyet işlediği için şike ve ırkçılık gibi suçları cezasız bırakan; fenerbahçe’nin alacağı olası cezayı gözeterek play-off diye bir sistem icat eden; meireles’e emre bölezoğlu’na farklı, melo’ya, fatih terim’e, engin baytar’a farklı kurallar işleten; işine geldiğinde kamera görüntüsü, işine geldiğinde hakem raporu diyen bir kurumdan bahsediyoruz. ligin statüsünü değiştirip play-off icat ederken yada 58. maddeyi değiştirip şikeyi suç olmaktan çıkarırken kulüplerin onayını aramayan ama yabancı kuralını değiştirelim dediğinizde sezon ortası kural değişmez ve bütün kulüplerin imzası lazım diyebilen bir federasyondan bahsediyoruz. bütün bunları arkasındaki akp hükümeti’nin gücüne güvenerek yüzleri kızarmadan yapabilen bir federasyondan bahsediyoruz. yine bu güçten aldığı motivasyonla her fırsatta galatasaray’a bedel ödetmeye çalışan ve bu karanlık düzenin paydaşlarına nasıl menfaat sağlarım diyen bir federasyondan bahsediyoruz.

    ama galatasaray yine boyun eğmedi. şampiyonluktan çok daha önemli şeyler olduğunun farkında ve şampiyonluğu yitirme pahasına boyun eğmedi.

    velhasıl bu liste uzayıp gider. maliye bakanlığı, avrupa birliği bakanlığı, spor genel müdürlüğü, türkiye futbol federasyonu, spk, şike dosyasında adı geçen hakemler hakkında soruşturma dahi açmayan türkiye basketbol federasyonu, avrupa kupaları yayın ihalesinde galatasaray’ı baltalamak için dünyada görülmemiş bir strateji izleyip uefa avrupa ligi’ne şampiyonlar ligi’nden daha fazla para veren doğuş grubu ve daha bir sürü akp inisiyatifine boyun eğmiş kurum.

    buradan fenerbahçe ve beşiktaş taraftarına son bir çağrım olacak. başınızdaki yöneticiler kendi hırsları ve menfaatleri uğruna yanlış yapmış olabilir ve bu yanlışların bedellerini ödememek adına ülkeyi yöneten karanlık zihniyete boyun eğmiş ve türlü türlü pazarlıklara girmiş olabilirler. fenerbahçe, beşiktaş ve galatasaray gibi kulüpleri büyük yapan kazandığı kupalar, şampiyonluklar değildir; özellikle bu tür kaos ortamlarında takındıkları tavır ve gösterdikleri duruştur. camianıza mensup kişiler hırslarına yenik düşüp büyük bir camiaya yakışmayan eylemlerde bulunmuş olabilir. bu kişilere sahip çıkmayıp o kişilere hesap sorduğunuz ve bu yanlışların bedelini hiç bir gücün himmetine muhtaç olmadan ödeme yürekliliğini gösterdiğiniz müddetçe büyük bir camia olarak anılırsınız. ve ancak o zaman bu yapılan yanlışlar camiaları değil yalnızca o kişileri bağlayacaktır. aksi takdirde bu işlenen suçlara camia olarak siz de ortak olmuş olursunuz ve bu suçları bir kambur gibi sonsuza dek sırtınızda taşırsınız.

    fenerbahçe ve beşiktaş büyük birer camia olarak kalmak istiyorlarsa siyasi iktidarın himmetlerini kabul etmemeli ve ödenecek bedellere rağmen aziz yıldırım ve yıldırım demirören’den işledikleri suçların hesabını yargıda, en azından kendi divan ve disiplin kurullarında sorabilmelidir. unutulmasın ki bu isimler bu camialara dünya üzerinde hiç bir ismin veremediği ve veremeyeceği zararları vermişlerdir. kabul edin veya etmeyin fenerbahçe ve beşiktaş tüm dünyada bu isimler nedeni ile şikeyle, ırkçılıkla ve sahtecilikle anılmaktadır.