• 133
    tıpkı yusuf fahir baba muhabbeti gibi "şeyh uçmaz müridleri uçurur" hesabı günden güne büyüyen muhabbet. basit bir şakayken bayağı bayağı kulüplerin gayrı-resmi yayın organlarına hatta yönetici-başkan demeçlerine kadar yer almaya başlamıştır.

    başlarda gülüp eğleniyorduk ama insan gerçekten üzülüyor koca koca insanların bu bahanelerle uyutulmasına...
  • 134
    12 numara,antu,çarşı ve diğer derin galatasaray müptelalarına faideli bir bilgi vericem. kopyalayıp kendi mecralarında yayınlayabilirler.

    evet 'derin galatasaray' var! 1.dünya savaşı öncesi arşidük ferdinand'a bosna'ya gitmemesi gerektiğini ileten de, napolyon bonapart'ın st.helena adasında sürgündeki evinin banyosunu kullanmayıp yaz kış bahçede yıkanması gerektiğini yoksa arsenikle zehirleneceğini napolyon'a uçuran da onlardı.

    peki derin galatasaray nerdedir?

    tam olarak geçenlerde ibb'nin yağmur suyu kanalı yapmak için tesadüfen bulduğu 1890'lardan kalma su kanalında ikamet etmektiydiler. yeryüzünde her yere operasyon yetkisi olan interpol,cia,mossad vs. teşkilatların oraya bakmaları uluslararası anlaşmalarla yasak olduğu için yıllarca uefa ve fifa'daki operasyonlarını burda icra ettiler.

    ibb'ce yapılan altyapı çalışması ''birileri'' tarafından onlara haber verilince şimdilerde 1910'lu yıllarda ittihatçıların ani bir durumda ülkeyi terketmek için yaptığı alibeyköy-hasdal eski su kanalında ikamet etmektedirler. yine burası da yıllarca kimsenin çalışma yapmayı aklından geçirmediği güvenli bir yer olarak seçilmiş. böyle tehlikeli adamlardır işte bunnar.
  • 136
    abdürrahim albayrak' ı özel olarak eğiten ve karadeniz şivesi kazanarak kamufle olmasını sağlayan yapı. abdürrahim bey aslen fransızdır mesela. bu gizli bilgiyi de ben açıklayayım kuşlar ile hamsiler öğrensinler biraz. :)
    şaka bir yana kendi beceriksizliklerini ve işbilmezliklerinin suçunu dışarda aramaya devam ederlerse biz daha çok şampiyon oluruz.
  • 137
    derin galatasaray nedir? kimdir?

    her şey bundan yüzlerce yıl öncesine dayanmaktadır. yıl 1453! fatih'in, istanbul'u fethi sırasında gemilerini karadan haliç'e indirirken bunu gören ve bizans'a bu bilgiyi uçurmak yerine fatih ile anlaşarak fethin gerçekleşmesine çok önemli bir katkıda bulunan cenevizliler o dönemde galata bölgesini hakimiyetlerinde tutmaktaydılar. fetih sonrası osmanlı ile anlaşan cenevizliler galata bölgesini osmanlılara bırakmışlardır. işte her şey o günlerde başlamış ve derinleşecek ve hatta içiçe geçerek bir bütünü oluşturacak ortaklığın temelleri o dönemde atılmıştır.

    mekteb-i sultani'nin kurulmasıyla beraber (ki fetihten kısa bir süre sonra olmuştur) bu ticari birliktelik eğitim alanına da taşınmıştır. ticaret, eğitim derken sanat, sosyal yardımlaşma vb bir çok alana sirayet eden bu oluşum osmanlı'nın son dönemlerine kadar güçlenerek yaşamıştır. osmanlı'nın son dönemlerinde sportif aktivitelerin çoğalması sebebiyle spor alanında da gücünü göstermek isteyen, bugünlerde derin galatasaray olarak adlandırılan oluşum, o günlerin popüler olma yolunda ilerleyen sportif aktivitesi futboldaki geleceği görmüş ve yatırımlarını bu yönde yapmıştır.

    1453 yılında italyan kökenli olan cenevizliler, sonrasında napolyon tarafından fethedilmiş ve 1800'li yıllardan itibaren fransız hegamonyasına girmiştir. işte galatasaray diyince rakiplerin fransız takımı demelerinin esas sebebi de budur. ama eksik bildikleri cenevizlilerin en güçlü oldukları dönemde tüm avrupaya yayıldıkları ve avrupalılar tarafından hep saygı gördükleri ve önemsendikleridir.

    işte derin galatasaray'ın avrupadaki hakimiyetinin en büyük sebebi de budur. derin galatasaray tüm tarihsel bağları ve yüzyıllara dayanan yapılanması ile canı istediğinde, canının istediği takımıın cezasını sildirtebilir yada yeni cezalar almasını sağlayabilir. ayağınızı denk alın! * *
  • 138
    değişik iddialarda bulunulmuş ancak ben hayatımı da riske atarak size gerçekleri söylemek zorundayım.
    bu sırrı içimde daha fazla tutamıyorum...

    --- alıntı ---

    1901'in kış aylarında bir telefonla uyandım.
    karşımdaki sesi tanımamakla birlikte verdiği adrese gitmezsem eğer başıma kötü şeylerin geleceğini söylemesi ile ikilemde kaldım. çok film izleyen biri olarak "ya bırak ya, bana hollywood klişesi encekte etme" dedim. telefonu kapattı... çok geçmeden kapım deli gibi vurulmaya başlandı. alacaklı gibi vuruyorlardı kapıya.

    bir anda sesler kesildi ve kapı kilidine yapılan iki el silah sesi ile kaçmaya başladım. arka balkondan yan apartmana oradan karşı apartmana atladım. bunu yapabilmeyi bir kenara bırak, düşünmemiştim bile.

    hayatım sanki buna bağlıymış gibi koşmaya başladım çıplak ayak. ayaklarımın altındaki acıyı hissetmemeyi öğrendim bir kaç saniyede. can havli böyle bir şeydi. aklımdaki tek şey verilen adrese gitmekti aslında. öylede yaptım, bunun olacağı bana söylenmişti ve ben artık telefondaki tanımadığım sese güveniyordum.

    beyoğlu'nda verilen adrese gittiğimde beni 3 pelerinli adam karşıladı.
    kırmızı bir halının üzerinde öylece dikiliyorlardı. biri öne çıkıp elini uzattı. "birliğimize hoş geldin jean pierre!" dedi..

    jean pierre? şaşkındım. "otur şöyle" dedi eliyle yeşil bir masa örtüsü ile kaplanmış masayı göstererek. eliyle bir işaret yaptı ve içeriden bir hizmetkar kivi getirdi. "iç" dedi, "sıcak sıcak iç, üşümüşsündür" diye ekledi. gerçekten de öyleydi. kışın ortasında yalın ayak 21 km koşmuştum. bir dakika bu bir rekor olabilir.

    "hareket etmeden önce yeteneklerini test etmemiz lazım" dedi.
    yeşim masanın üzerine okey takımları gelince anladım durumu. yapıştırdım bunların ağzına ağzına... testi geçmiştim. hesabı onlara kitlemiş, kivimden son bir yudum alıp bana verilen kıyafetleri giymek için içerideki odaya geçtim. hemen arkamdan içeri bir kız girdi. dünyanın en güzel gözlerine sahip olabilirdi. o bakışları?? muazzamın bile ötesindeydi.

    "ben" dedi... "ben senin eşin olarak tayin edildim"

    ben aşk adamıyım usta, gelemem böyle şeylere.
    itiraz ettim tabi ki ama o ben konuştukça soyunmayı tercih etti. sonunda anadan üryan karşımda dururken "e ne olacak? aşk aşk nereye kadar?" diye daldım konuya. sonunda yaşadığımız güzel dakikaların ardından ikimizde hazırlanıp çıktık...

    az evvel kafasına okey attığım 3'lü bizi bekliyordu. havalimanına gidip bana bir uçak verdiklerinde anlamıştım bir şeylerin döndüğünü. uçağı benim kullanacağımı söylediklerinde şaşırdım. "ben uçak kullanmasını bilmem ki" dedim.. ama onlar kullanabileceğimden eminlerdi ve uçağı binip bilinçsizce düğmelere dokunmaya başladım. bir süre sonra fark ettim ki ben bu uçağı uçarabilirim.

    7000 metre yüksekliğe çıktığımda her şey yolundaydı.
    ancak karşılaştığımız bir türbülans sonucunda 1000 metreye kadar inmeye karar verdim. hemen altında dümdüz uzanan bir buz alanı vardı. inanılmaz bir manzara ile karşılaşmıştım. kar yağıyordu ve gökyüzü kırmızıdan mora kadar tüm renklere bürünmüştü. kısa bir uçuştan sonra dağlık bir bölgeye geldim. yarım saat kadar sıra dağlar üzerinde uçtum. 8900 metreye çıkmıştım. ancak bu dağları tanımlayamıyordu, haritada yer almamışlardı. sonra birden dağların arasında ve tam ortada akan nehri gördü siyah gözlü, olağanüstü vücutlu seksi kız. buz ve kar olması gereken yerde yeşil ormanlar göze çarpıyordu.

    4000 metreye kadar indiğimde altımda tamamen yeşil bir alan vardı.
    işık farklıydı ve güneşi göremiyorduk. biraz daha aşağıda ise, garip hayvanlar gördük. ilk anda fil sandığı hayvanlara dikkat ettiğinde bunların inanılmaz bir şekilde mamut olduğunu fark etti siyah gözlü, olağanüstü vücutlu seksi kız..

    dışarıdaki sıcaklık 23 dereceydi. az daha ileride yer alan kent benzeri bir yere yaklaşıyorduk. uçak hafifledi, tüy gibi dalgalanarak uçuyordu adeta. uçak bilinmeyen bir güç tarafından kontrol altına alınmıştı. sonra fark ettim ki karşıdan bize doğru yaklaşmakta olan bir başka uçan cismi gördüm. bu elips biçiminde parlak bir nesneydi. ve uçan cismin üzerinde şu amblem vardı...

    https://gss.gs/Dgc.png

    gözlerime inanmıyordum.
    telsizden bir ses duydum. isveç ya da alman aksanıyla konuşan biri, fransızca olarak şöyle diyordu: "bölgemize hoş geldiniz jean pierre. seni bekliyorduk uzun zamandır. sizi 7 dakika içinde indireceğiz. güvenli ellerdesiniz, rahat olun." uçağın motorları durdu ve sanki garip bir gücün etkisi altındaymış gibi uçak kendi çevresinde dönüyordu. iniş başladığında kendimi görünmeyen dev bir asansörün içindeymiş gibi hissettim. uçak şiddetle titriyordu. kısa bir süre sonra hafifçe yere temas etti. büyük heyecan içinde bizi karşılamaya gelen çok uzun boylu sarışın insanlar gördüm. uzakta büyük parlak binaların olduğu kent vardı. başlarındaki kadın bize baktı...

    "yeni adem ile havva'nın burada olmasından dolayı çok mutluyuz!" dedi.

    siyah gözlü, olağanüstü vücutlu seksi kız elimi tuttu. ve birlikte yeni hayatımızı yaşayacağımız agartha'ya vardık. her tarafta sarı kırmızı renkler vardı... ve uçakların üzerindeki logoyu sordum.

    "o dünyaya hükmettiği anlaşılmaması için türkiye denen yerde kurulmuş bir futbol takımı. ama aslında tüm dünya onun ayakları altında. zaten agartha'dan gidenler tarafından kuruldu." dedi.

    "adı nedir?" dedim.

    "galatasaray" dedi.. o gün agartha'lılar ile galatasaray'ı konuştum. ondan sonraki günlerde de...

    tahta geçtikten sonra yaklaşık 340 yıl yaşayacağımı öğrendim. ve bunu öğrendikten sonra fark ettim ki en çok galatasaray'ı izlerken eğlenecektim. siyah gözlü, olağanüstü vücutlu seksi kız ile yeni adem ile havva olduk ve tahta oturduk. 340 yıllık hükmümüzün 137. yılındayız. ve 4. yıldızı göğsümüze taktık. bundan sonrada daha iyisini yapacağımıza şüphem yok. yine bir agartha'lı fatih "imparator" terim ile birlikte nice büyük zaferlere ulaşacağımıza kimsenin şüphesi olmasın.

    --- alıntı ---

    bize gösterdiği resimler, haritalar... inanılmazdı.
    bize agartha'yı gösterdikten sonra kendimden geçmiştim. dayanamadım tabi ki "galatasaray'ın arkasındaki derin galatasaray siz misiniz?" diye sordum. gülümsedi. elini omzuma koyup "etrafına bir bak, sence agartha'lıların elde edemeyeceği bir şey var mı?" dedi. sonra tekrar gülümseyip "şampiyonlar ligini almamız lazım ama onu alırsak kendimizi çok belli ederiz diye korkuyoruz. o yüzden daha zamanı var" dedi.

    biz şaşkınlıktan küçük dilimi yuttum.
    "peki ya dursun özbek?" dedim.. "onun agartha'lı olma ihtimali var mı?" dedi son derece sinirli bir şekilde.

    beni uğurlarken bir galatasaray forması verdi.
    ve kombinemi cebime koyup uğurlardı. her mayıs ayında ziyarete gelmemi söyledi. evet, evet agartha'lılar tarafından sınırsız vize ile ödüllendirildim ve derin galatasaray ile tanıştım.
  • 140
    “derin galatasaray” aslında klübün lobi gücünün abartılı bir tasviridir. platon’un “idealar dünyası”nı bilir misiniz? her şeyin en mükemmel, en ideal olduğu yerdir. dünya da bunun kusurlu yansımalarından oluşan bir yerdir. işte klübün dünya’daki lobisi, idealar dünyasındaki her şeyi yöneten kusursuz bir oluşumun yansımasıdır. ancak rakipler, dünyada her yeri ele geçirdiklerini düşündüklerinden, sesleri her yerde en çok çıktığından, kendilerini her şeyin hakimi ve galatasaray’ın herhangi bir gücü olmadığını sanıyorlar. bu yüzden, hesaplamadıkları işler gerçekleştiğinde (doğa olaylarını anlamayan insanların, bunları tanrıların gazabına bağlaması gibi) ve bu işler klübümüzün lehine olduğunda “aaaa! nasıl olur? her yerde biz varız, kesin bunların görünmeyen bir organizasyonu var” düşüncesine kapılıp, şaka amaçlı da olsa ortaya atılan “derin galatasaray” fikrine sarılıyorlar. 
    anlamadıkları şey, gerek liseden gelsin gerekse de diğer okullarda okuyan galatasaraylılar çalıştıkları kurumlarda (başta işinsanları olmak üzere) (özellikle fenerbahçeliler gibi) fanatiklik yapmıyorlar. örneğin, kamuda görevli (devletin üst kademeleri dahil) bir çok kişi fenerbahçeli olması ile öne çıkar veya adını duyarız. sonra trabzon ve beşiktaş gelir. bu takımların hem kurumlarda hem özel sektörde çalışan taraftarları da fanatikliklerini mutlaka ön plana koyarlar. kendi çalıştığım kurumda bile kimin galatasaraylı olduğunu tam olarak bilmem, ama doğru düzgün kim olduğunu bilmediğim bazı kişiler (kadın/erkek farketmez) fener, beşiktaş veya trabzon taraftarı olduğuklarını bir şekilde gözümün içine sokarlar. işinsanlarına bakın. galatasaray’da başkan olacak kişiyi/işinsanını başkanlık yarışı başlayınca duyarız genelde. fenerbahçe’de ise işadamından başka kimseyi duymadığımız gibi, çoğu işinsanını da fenerbahçeli olması yüzünden tanırız ve bu insanlar mutlaka fanatik bir tavırları dolayısıyla tanınırlar. tüm bunların ötesinde, bugün galatasaray’ın başkanları eski kamu görevlileridir.  yönetim tarzlarının hataları ve sevaplarıyla nasıl ayrıştığını görmek mümkündür. istisnalar olsa da galatasaray taraftarında bir ağırlık vardır.
    galatasaray, günümüz futbol dünyasında diğer üç elementi (fenerbahçe, beşiktaş ve trabzonspor) bükmesini de öğrenmiş, tehlike/ihtiyaç anında ruhlar dünyası ile bağlantı kurarak geçmiş yaşamlarının da gücünü alan bir “avatar”dır. (iki yıl önce 5. element olarak ortaya çıkan “tahta”yı bükmeyi de öğrenmiştir)
    kısaca, galatasaray’ın gücü, kongre üyesi olsun olmasın her önemli kurumda/kuruluşta/oluşumda bulunan, ancak taraftarlığını bastıra bastıra insanların gözüne sokmayan, ortalığa yaymayan destekçilerinden gelen bir güçtür. bu, kaf dağı'nın ardındaki 7 başlı ejder gibi tasvir edilen “derin galatasaray” dedikleri bu lobi gücüdür.
    kafanızı şişirip, gözünüzü yormuşsak veya sürçülisan etmişsek affola…