• 134
    ileri gidip hiç gelmemeleriyle meşhur eski sağ bekimiz. iyi taç atardı, iyi frikik kullanırdı, ortaları iyidi, hatta kornerleri de iyi değerlendirirdi ama savunma yönü gerçekten zayıftı. yukarıda saydığım özelliklerine bakınca, sanki sağ bek değil de açık olarak oynasa daha iyi olurmuş gibi geliyor. misal sebastien perez de savunmayı çok iyi beceremeyen bir bekti, sık sık yerini kaybederdi ve hucumu çok severdi, hatta bir şampiyonlar ligi maçında kendisini alakasız bir yerde, taktik veren mircea lucescu'nun arkasından geçerken görünce gülmüştük. :) ama perez'in savunma yönü bile prates'in defansif özelliklerinden kat kat üstündü.

    2 aralık 2003 galatasaray juventus maçı'nda hucumda yardıran ama savunmada görünmeyen prates, terim tarafından oyundan alınmış, maçı stadyumdan takip eden seyreden taraftarlar epey homurdanmıştı. yerine giren hasan şaş çok iyi oynayınca bu değişiklik çok eleştirilmemişti ama bir muhabir, "prates'i neden oyundan aldınız?" diye sormuş, terim de "tamam hucumcu beki severiz ama biz ona git, hiç gelme de demedik" demişti. :)
  • 135
    pierre van hooijdonk ile aynı sezonda oynamasa ya da sarı kırmızı değil sarı lacivert forma giyseydi quality turkish media tarafından frikik kralı olarak nitelendirilecek olan teenage mutant ninja turtle abimiz. tff kayıtlarındaki tam adı cesar luis prates'tir. şortunu neredeyse göğüs hizasına kadar çekip uzun bacaklarını iyice ortaya çıkarır, frank de boer- bülent korkmaz tandeminin kazanıp da kendisine kazandırabildiği ender topları önüne atar ve deli danalar gibi koşardı. önünde de o sezon yeni yeni a takıma çıkan sabri sarıoğlu reyizin gelmesiyle galatasaray'ın sağ kanadını rakipler için madene çevirmişlerdi. daha sonraları papaz olup kendini maneviyata vermesinde o günlerin etkisi ne kadardır bilinmez ama herşeye rağmen sempatik ve nasıl olduysa çok da kötü hatırlanmayan bir abimizdir.

    hafızam beni yanıltmıyorsa tamamı frikikten olan 5 golü vardır galatasaray formasıyla. sezon başında amsterdam cup'ta liverpool'a sallamıştı frikikten. pvh diye diye yıkılan fenerbahçe medyasını inceden bir titretmiş, taraftarı da heveslendirmişti. sezon başlayıp takım yavaş yavaş mantara bağlamaya başlayınca bir dönem cihan haspolatlı ile dönüşümlü oynamaya başlamıştı. fatih terim'in takıma neşter vurduğu meşhur malatyaspor maçında * olimpiyat stadında rüzgara karşı attığı frikik golü ile bir anda forma savaşında bir adım öne geçti. iki hafta sonra ligde trabzonspor'a yamulmuyorsam yine aynı kaleye bir tane daha sallamış, 3 gün sonra da bursa'da karlar altında oynanan kupa maçında bir frikik daha sokunca kadroda revizyon beklentisiyle girilen devre arasına yerini sağlamlaştırmış kafası rahat şekilde girmişti.

    şubat ayında olimpico'da, kale arkasında kurtların gezdiği rivayet edilen meşhur karlı konya maçında bir tane daha sallamıştı. üzerine o haftanın perşembe akşamı da villareal maçında 20 dakikada skor 0-2 olduktan sonra attığı bir frikikten dönen topu murat tipleyip ikinci yarının başında da bir tane kendi sallayınca bir anda "aha patlıyor" etkisi yaratmıştı kamuoyunda.

    gel gelelim o haftasonu fenerbahçe deplasmanında 1-1 giden maçın 85. dakikasında ayağına basılınca kaptırdığı top dönüp bizim kalede gol olunca, üzerine de villareal deplasmanında 3-0'lık net skorla veda edince fatih terim istifa etmişti. sezonun kalan bölümü farklı bir havada oynandığı için prates'in "patlaması" biraz negatif anlamda olmuş, sezon sonu da sessiz sedasız ve kamuoyunda pek bir itiraz olmadan geldiği gibi gitmişti...

    kimilerine göre bir ninja kaplumbağa, kimilerine göre frikikçi, kimilerine göre açık özellikli bek...

    damaklarda bir tutam tat bırakmıştır, herkeste bıraktığı farklı bir izle hatırlanır...

    bir de derbi tarihine olimpiyatta 35 metreden çektiği şutu hakan şükür'ün kafasına çarptırıp attığı golle adını yazdırmasıyla...