• 12
    https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

    içimizdeki irlandalı. * bunun üzerine o renkler değmiş bir kere. moderasyon göreve.

    lan bu sene geldiği her maçta son dakikalarda da gol yedik, iyi mi? herif looserlığını taşıyor arenaya...

    neyse üzmeyelim aslanı. çocukken herkes hata yapabilir. sıkıysa şimdi oynatsınlar aslanı o rolde. değil mi? iyi para verseler de yapmazsın değil mi? :(
  • 16
    evimizin sıcak yatağını göremeden tekrar düşmüştük kral şehrinin yoluna.

    bu sefer olay boris denen truvanın mahkemesiydi. kuzeyi temsil etmek için sultani124’ün adamları olarak düştük yola. ubeyd, erman, pivot ve ben... gurrpegi “aman abiler daha yeni geldim oradan ben bir daha dönmem burada kalıp fransa ordusundan adam seçicem” dedi... fransa ve eşrafını iyi bilen birisi olup, fransızcayı ana dilininde dili gibi rahatlıkla konuşabilen muazzam ötesi biriydi.

    yine fatih dağına selamımızı verip ulular ulusu terimlerin fatih’ine biat yeminimizi edip sultani124’den yolluğumuzu alarak düştüğümüz yolda sonunda hedefimize varmıştık. kral şehrindeydik.

    her zamankinden daha kalabalık, her zamankinden daha gürültülüydü.
    bu insanlar ne zaman birisi asılacak olsa, dahada kalabalık bir hale getiriyordu şehri. birinin asılmasını izlemek bizim oralarda en son yapılacak şeydi. daha çok inşaat izleniyordu bizde. özellikle iş makinalarının yaptıklarını takip etmek en büyük zevkiydi halkın.

    ama idam?? yo yo kuzeyin sevdiği bir şey değildi.

    en son zonzi’nin fatih’in emri ile idamını izlemiştik. kabul ediyorum oldukça zevkliydi. gurrpegi’nin seri, zonzi, elhanda üçlüsü ile oluşturduğu savaş stratejisinin ne kadar kolpa olduğunu anlattık terimlerin ulu fatih’ine de gabonlardan mario ile seri ile hücum etmeyi seçti. o günden beri yenilmez ordumuz şanı ile yeri göğü titretmekte.

    mahkemenin yapılacağı alana doğru atlarımızın üzerinde tıngır tıngır yürürken pivot yine ak kirişli yayını asmıştı sırtına. kendini ayrık vadinin legolası sanıyor, sağa sola ilginç ilginç bakışlar atıyordu. uzattığı saçı ve sakalı ile verdiği kiloları gösterip six packlerini sergilemek için orasını burasını açıyordu atın üstünde.

    ubeyd desen, kabir azabı çekmeyeceğinin garantisi verilmiş gibi bir hallerdeydi. erman ise onun ne yaptığını cidden bilmiyorum çünkü her kafamı çevirdiğimde atın üstünde başka bir kadın vardı.

    sonunda engizisyonun önüne geldik. qral, targenyan’lardan hagi, kendine büyücü diyen harry, doktor ölüm, skyfall, salonların efendisi tozser, ve fibinaci’yi selamladık... yerimizi alıp hainin alana getirilmesini bekledik. geçen seferki mahkeme çok kötüydü bu sefer izzeti ikramda sınır yoktu. burger king’den big mac menüler, kestene şekerler, eklerler filan derken bir gürültü ile kafamızı kaldırdık..

    lahanalar, domatesler, marullar havada uçuşuyor shame, shame diye bağırıyoru insanlar. onu bir direğe bağlarlarken, sözcü suçlamaları okuyordu.

    “ truva olarak saraya girme, casusuluk, hainlik, yalan beyan verme, ırz düşmanlığı ve faili meçhul 7 ölümün sorumluluğu”...

    anlaşılan o ki savcı, hazır gaza gelmişken ne var ne yok yüklemişti sırtına boris’in. boris, eski bir prusya’lı askerdi. büyük savaş sonrası sığınmış ve bizimle bir çok savaşta göğüs göğüse savaşmıştı ama anlaşılan o ki bunların hepsi birer yalanmış. sinirliydim, kendimi kandırılmış hissediyordum. “ölüm” diye bağırdım... benim arkamdan herkes aynı şekilde bağırmaya başladı... pivot “napıyorsun olum” dedi, “gaz geldim” dedim... “ben senin yapacağın işe...” diye devam ederken boris’e sordular.

    bu fotoğraftaki siz misiniz?

    aman allah’ım o da ne öyle. boris suyun karşı tarafının renkleri ile bezenmiş çantalar ile dolaşıyor. hemde onların marşlarını söylüyor... bu, bu, bu kabul edilemez....

    “ölüm” diye bağırdı bu sefer bir başkası. ubeyd, toplantı için hazırlık yapıyordu o yüzden umurunda değildi. erman ise yine bambaşka bir kadınla oynaşıyordu. pivot ve ben ise duruma el koymanın vakti geldiğini düşündük. tamam boris bir hata yapmıştı ama önemli olan şimdiki zamandı. ve biliyordum ki o meydandaki herkes ona tekrar güvenebilmeyi istiyordu.

    “durun!!” diye bağırdı pivot.
    size dinletmek istediğimiz bir tanığımız var. mokaena çıktı karanlığın içinden. herkeste bir “ooowwww” sesi... “beni dinleyin” diye bağırdı...

    “ sen hiç gerçek olduğundan emin olduğun bir düş gördün mü neo? peki bu düşten hiç uyanmasaydın, düşler dünyası ile gerçek dünya arasındaki farkı nasıl anlayacaktın?"

    herkes birbirine baktı. biri “bu ne amk?” dedi yüksek sesle. hakikatten bu neydi böyle? sonra mokaena‘ya baktık o da şaşkında. “özür dilerim, özür dilerim. matrix repliği karışmış araya bir dakika bulacağım şimdi, game of thrones değil, yüzüklerin efendisi değil, evet buldum.... “ annem her zaman hayatın bir kutu çikolata gibi olduğunu söylerdi. içinde ne olduğunu asla bilemezsin“

    wowww ...

    "manası çok derin, ben adama bilezik gibi geçiririm demek." dedi engizisyonu başkanı, pivot ise ben "saksıya fesleğen gibi oturturum anlamı da çıkar." diyiverdi.

    tüm mahkeme saçmalıyordu ve bence mokaena’nın planıydı bu. herkesin kafasını karıştırmak. çünkü sonunda ne için kavga ettiğini bile hatırlamayacak kadar saçmalanırsa boris kurtulabilirdi... öylede oldu sonunda boris serbest kaldı ama tabi biz ona ufak bir ceza verecektik...

    en kısa zamanda!!!