• 61
    maalesef benim de içinde bulunduğum taraftar profilidir. futbolla, galatasaray'la ve süper lig'le aşırı derecede ilgili, ancak fanatizmden olabildiğince uzak olan, hatta nefret eden, olabildiğince objektif (taraf olan biri tamamen objektif olamaz.) biri olarak maalesef taraftar ikiyüzlüğüne sahibim. nasıl mı?

    fatih terim'in türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük teknik direktörü olduğunu kabul etmekle birlikte, kendisini insan olarak pek de sevmiyorum. hatta ekim 2014'teki çek cumhuriyeti maçı'ndan önceki basın toplantısındaydı sanırım, gökhan töre'nin silah çekme olayına karışmasıyla ilgili gelen soruda, gökhan töre'yi savunup, gazetecilere yüklendiğini gördükten sonra kendisi görevden ayrılana kadar türk milli takımı'nın her maçında rakip ülkeleri destekledim. bunlara selçuk inan'ın son dakikada frikik golü attığı izlanda maçı ve euro 2016'daki tüm maçlar dahildir. bunu yapabildim, çünkü özellikle federasyon başkanı* ve siyasetten dolayı milli takımla olan bağım zaten zayıflamıştı. ancak dediğim gibi rakipleri desteklemeye başlamam kendisinin gökhan töre konusundaki tavrıyla başladı.

    aynı davranışı kendisi galatasaray'ın başındayken göstermem ise imkansız, çünkü taraftarım. ekim 2014'teki fatih terim ile aralık 2017'deki fatih terim aynı. ama o malum tweet* geldiğinde herkes gibi ben de sevindim. çünkü o görev için gelebilecek en iyi kişi olduğunu ve başarılı olacağını düşünüyordum ki öyle de oldu.

    ve şimdi 19/20 sezonunda bana göre hem ligde hem avrupada izahı olmayan rezalet bir sezon geçirirken takıma hiçbir sportif katkısı olmayacak, aksine zarar vereceği hemen hemen kesin olan arda turan transferi konusundaki ısrarı ve yönetime karşı yaptığı açıklamalardan sonra görevden alınsa bile hak verecek durumdayım. hem bu sezon için trenin kaçtığını, hem de kendisinin bundan sonraki sezonlar için de takıma katkı veremeyeceğini düşünüyorum. muhtemelen en geç kadıköy'deki maçta tamamen havlu atarız. arda turan'a gelirsek, burak yılmaz'ın geçtiğimiz sezon beşiktaş'a verdiği katkıyı verebilecek durumda olsaydı transferini isterdim.

    düşüncelerimden dolayı bana ister kişiliksiz deyin, ister ikiyüzlü. ancak ben, benim gibi düşünen birçok taraftarın olduğunu biliyorum. bundan dolayı gerekli gördüklerinde galatasaraylılığı askıya almak eylemini gerçekten başaran, prensiplerini sonucun önüne koyabilen duruş sahibi insanlara hayranlık duyuyorum. yaşım 26. umarım günün birinde ben de böyle biri olmayı başarırırım.
  • 64
    dünyada bu tanıma en çok uyan taraftar, malesef bizim taraftarımızdır. özellikle son 5 6 yılda. iddiasız bir sezonda, sol frame boş kalır, stad asla dolmaz. fenerbahçe geçen sezon küme düşme potasındayken stad doluyordu, biz üst üste 2 maç berabere kalırsak kombine sahiplerinin ya nişanı oluyor ya hastalanıyor, gişe fiyatının az altına satmak için. birazcık tokezlemede son 2 sezonun şampiyon hocasına edilmeyen itham kalmıyor. biraz romantik bir laf gibi duruyor ama harbiden 14 senelik çile bu dönem olsa bir avuç kalırmışız.
  • 65
    o kadar normal ki...

    neden ısrarla iblisvari derecede kötü bir şeymiş gibi irdeleniyor bilemiyorum fakat günümüz türkiye'sinde -hatta daha geniş perspektifle "dünya"sında- son derece doğal bu şekil bir kalıp. x, y, z... türlü türlü jenerasyon kategorizasyonuyla insanların farklı kuşaklara ayrıldığı, kategorize edilen insan topluluklarından bilhassa iş dünyasında farklı beklentilerin olduğu sosyokültürel bir parçalanma hali söz konusu. bu kötü bir şey mi? yoo, değil. neden olsun ki? her yaş grubunun dünyayı farklı bakış açısıyla anladığı ama nihayetinde benimsediği ve sevdiği bir hiyerarşiden bahsediyoruz.

    2020'deki taraftar profili ile 14 sene şampiyonluk görememiş taraftar profilini karşılaştırmak doğru bir şey değil. dönemin ekonomik şartları, hayat kalitesi, insanların mutluluk sebepleri, dirayeti bambaşkaydı; şimdinin koşulları, yaşam zorluğu, boğuşulmak zorunda olan(lar) bambaşka. 3-4 yıl öncesinin ana fikrinin bile günümüzle bir tutulamayacağı bir konuda yıllar öncesini referans almak bizlere doğru veri(ler) sun(a)maz.

    bir adam düşünün; asgari ücretle aile geçindirmeye çalışıyor. yetmiyor, türlü türlü sıkıntıyla boğuşuyor, yeri geliyor sağlığından vazgeçmek zorunda kalıyor... bu adamın eşi ve çocukları haricinde yegâne mutluluk kaynağı da galatasaray. galatasaray'ın galibiyetiyle birlikte mutlu oluyor, yaşam enerjisi buluyor ve her türlü aşağılanmaya, soruna dayanma direncini galatasaray sayesinde ediniyor. bu adam, bu insan galatasaray kötü gittiğinde ise kendisini olabildiğince uzak tutuyor sevdiğinden. hayatın zorluklarına müteakip bir de galatasaray'ı sebebiyle üzülmek istemiyor çünkü yeteri kadar başarısızlıkla, sorunla harmanlanmış olan hayatına daha fazla başarısızlık sıkıştırmak istemiyor. ülkemizde sayısı belki de yüz binleri bulan bir taraftar profili bu. keşke hayat tozpembe olsa herkes için ama değil ne yazık ki. varmak istediğim nokta; betimlediğim insanın başarıya endeksli olması sizce de normal değil midir?

    sporu seviyorum. sporu basketbolla tanıdım ben. 7 yaşımdayken babamın ve eniştemin omuzlarında takip ettiğim 6 mart 1996 efes pilsen stefanel milano maçından o kadar etkilendim ki, ayağımla topa vurmayı değil de ellerimle sünger topu evdeki minik çembere geçirmeyi denedim hep. zamanla futbolun da güzelliğini keşfettim galatasaray sayesinde. fatih terim ile birlikte uefa kupası zaferinin geldiği akşam* arif erdem'in golü kaçırdığı pozisyonda ekrana küfür etmemin neticesinde annemden terliği yedim, acısını hala hissederim totomda. başarı gördükçe sporu sevdim, başarıyı tattıkça spora bağlandım... diyeceğim şu ki; başarı dediğimiz şey bir çocuğa sporu sevdirir. baban fenerbahçeli olsa bile sen galatasaraylı olursun çünkü sana tatmin lezzetini tattıran kavram başarı kavramıdır.

    eski yazılara gittiğimde başarıya endeksli taraftarın "sığ, geri zekalı, cahil ve bilgisiz" olduğunu fark ettim. öyle denmiş yani. kendimi "başarıya endeksli taraftar olarak" tanımlıyordum şu güne kadar; ancak öğrendim ki hem bilgisizmişim, hem cahilmişim, hem geri zekalıymışım, hem de sığ imişim. bizler de böyleyiz işte, idare edeceksiniz artık, n'apalım...
  • 66
    başarının gelmesindeki sebeplerden biridir. bu açıdan galatasaray taraftarını real madrid taraftarına benzetirim hep sahada futbol yoksa tabi ki taraftar başarı istetecek. daha geçen hafta real taraftarı belkide futbol tarihinin en iyi sol beki marcelo yu ağlattı aynı taraftarlar belki tarihin en iyi futbolcusu ronaldo’yu yuhaladı. sen her şeye eyvallah çekip kabullenirsen kulüp buna bir bağışıklık geliştirmez taraftar galatasaray’ın aşısıdır bu yüzden mikroplara karşı bağışıklığı hazırlar.
  • 67
    bir insanın doğduğu yere göre takım tutmasının akla yatkın hiçbir yanı yok. bu durumda seçme şansı yok kişinin. ne yapalım kader diyerek atıyorum muğlaspor'u tutmak zorunda, çünkü muğla'da doğmuş. özgür irade falan önemli değil. önemli olan istanbul dışında yaşayıp da galatasaray'a gönül verenlere laf sokmak.

    bir insanın yaşadığı yere göre takım tutması ise hepten saçmalık. bugün elazığ'da yaşarım, 3 yıl sonra giresun'a geçerim, 5 yıl sonra ise edirne'ye. sürekli takım mı değiştireceğim bu mantığa göre. aslında bu lafları söyleyenlere alın başınıza çalın takımınızı demek lazım da seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli.
  • 71
    anladığım bir takımı tutma olgusunu irdelemeyi amaçlayan, ama ifadesi problemli başlık..

    türkçeye iyi davranın, söylemek istediğinizi anlatacak yeterince ifade ve sözcük var dilimizde. iş(business) terimini bir hobi tutkunluğuna uyarlarsanız, hatta hayatta her şeye uyarlarsanız anlam kayar, insanlar tutkusunu paraya indekslediğini düşünür alınganlık gösterir.. herşey siyah ve beyaz olmak zorunda değil, griler, nüanslar, aynı anlama sahip olup farklı durumlarda kullanılan terimler var.

    benim başlıktan anladığım '' takımın başarısına göre ilgi gösterip para harcayan (azaltıp çoğaltan) insanların karakter ve sosya ekonomik yapısı'' gibi birşey..
    ama başlık altında yazılanlar o kadar farklı ki, o kadar anlaşılmamış ki..

    başlığın tam cevap istediği mesela '' z kuşağına ait, materyalist, çoğunluğu erkek, şehirde yaşayıp zaman önem veren, kişi..'' gibi bir ifade olur herhalde....

    hal böyle olunca anlam kaymaları, niyet okumalar, kırgınlıklar oluyor.
  • 72
    sadece türkiye'de değil, dünya'da da başarı geleneğine sahip takımların taraftarı için normal bir durum.

    açıkçası, artık sadece taraftar profili başarıya endeksli değil, takımlar da başarıya endeksli. mesela beşiktaş, iki sezon şampiyon olup, şampiyonlar ligi grubundan namağlup çıkmış bir kadroya sahipken, iki sezon şampiyon olamayınca ne kadar geriledi görüyoruz. aynısı, uzun süre açık ara ülkemizdeki en güçlü ekonomiye sahip takım olan fenerbahçe için de geçerli bir durum.

    futbol takımlarının ekonomik sürdürülebilirliği, yine başarının ve şampiyonlar ligine katılımların sürdürülmesine bağlı ve bunun bilincinde olan taraftar grubunun da başarıyı ekstra fazla talep etmesi kadar normal bir durum yok günümüz futbolunda.