• 6
    bay hiç kimse

    21 ekim 1987... uefa kupası 2. tur ilk maçında milan, espanyol'la karşı karşıya. 1985'te, waregem maçında yaşananlardan dolayı uefa tarafından cezalandırılan milan, rakibini san siro'da değil, lecce'ye ait via del mare'de ağırlıyor. maça espanyol'dan katbekat kuvvetli bir kadroyla; galli, tassotti, bianchi, colombo, maldini, baresi, donadoni, ancelotti, van basten, gullit, virdis xi'iyle çıkan rossoneri, çok kötü bir performans sergileyerek espanyol'a 2-0 yeniliyor. maç sonunda hedefteki isim berlusconi'nin gökten zembille indirir gibi takımın başına getirdiği, futbolculuk ve hocalık kariyeri "meçhul" arrigo sacchi'den başkası değil. taraftarın maç boyu tuttuğu "vaffanculo" tezahüratlarına, berlusconi'nin "inanılmaz bir mağlubiyet (!)" demeci ve de başını efsanevi gianni brera'nın çektiği italyan spor medyasının "panettoneyi (italyan yılbaşı ekmeği) yiyemeden milan'dan kovulacak..." kehanetleri karışıyor. sahi kim bu arrgio sacchi ve daha önemlisi milan gibi başarıya aç bir devde ne işi var?

    sacchi'nin hikayesinin alışılageldik futbol adamı hikayeleriyle pek bir benzerliği yok. yoksulluğun içinde doğup da dramatik hayatını üstün futbol yetenekleriyle cennete çeviren stereotipin serüveni değil bu. 1946'da dünyaya gözlerini açtığında kendisini bir gettoda ya da favelada bulmaz mesela; babası augusto'nun günden güne büyümekte olan bir ayakkabı imalathanesi vardır. buradan başta almanya olmak üzere avrupa ülkelerine ihraç edilen ayakkabılar sayesinde küçük yaşlardan itibaren hem birçok ülke görür hem de o zamanlar çok yaygın olmayan televizyonla tanışır. vakti zamanında gallaratese'de ve spal'da top koşturan babasının futbol sevdası arrigo'ya da sirayet eder ve babasıyla birlikte maç seyretmeyi çok sever. bilhassa puskas'lı budapest honved'in oynadığı futboldan çok etkilenir. ellilerin sonunda puskas'ı da kadrosuna katan di stefano'lu real madrid yeni gözdesi olur. sürekli hücumu düşünen ve pres yapmayı seven bu takım, sacchi'nin futbol aklının temellerini atsa da onu asıl etkileyen, yetmişli yıllarda fırtına gibi esen ve futbolu kökten değiştiren rinus michels'in hollanda'sı ve ajax'ıdır.

    total futbol ekolüne olan merakını "onların sahada ne yaptıklarını anlamak ve takdir etmek için televizyon ekranı bana çok küçük geliyordu." şeklinde dile getiren sacchi'nin içindeki futbol sevgisi yetmişlerin başında ilginç bir şekilde pratiğe dökülür. ileride "hayatımı değiştiren adam" diye niteleyeceği, doğduğu kasabanın, fusignano'nun, kütüphanecisi ve yerel takımın (baracca lugo) da antrenörü olan alfredo belletti bir gün sacchi'ye "gel, sen de bizimle oyna." teklifinde bulunur çünkü takım ondan medet umacak kadar berbat haldedir. böyle diyorum çünkü sacchi'nin baracca lugo'dan evvel, daha 19'undayken pes ederek bıraktığı bir fusignano calcio macerası vardır. baracca lugo'da da değişen bir şey olmaz. defansta görev alan sacchi hem yetenek hem de fizik olarak (boyu 1.70) yetersizdir.

    https://gss.gs/pUl.jpg

    şunu da belirtmek lazım ki sacchi'nin bu baracca lugo kariyeri (!) "öylesine" başlamıştır. çünkü bu maceradan üç dört sene kadar evvel babası karaciğerinden rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığında okulu bırakıp fabrikanın başına geçmek zorunda kalmış hatta bu işte de çok başarılı olmuş, babası sağlığına kavuşana kadar fabrikayı iki kat büyütmeyi başarmıştır. bunlar yaşanırken abisi bir trafik kazasında hayatını kaybeder. bu beklenmedik trajedi, onun fabrikanın geleceğindeki yerini ve önemini perçinlemiştir. velhasıl her ne kadar çok sevse de artık futbolcu olamayacağını ve fabrikayı bırakamayacağını düşünüyordur.

    1973'e gelindiğinde kütüphaneci belletti, sacchi'den başka bir ricada daha bulunur. bu defa ondan takımın başına geçmesini ister. ama nasıl olacaktır bu iş? kalecisi 29, santrforu 32 yaşındayken kendisinin 26 yaşında olması bir yana; bu oyuncular, sacchi'nin nasıl yeteneksiz bir futbolcu olduğunu da bilmektedirler. fakat takıma da yansıttığı maddi gücü sayesinde zamanın italyan futboluna ters fikirlerine rağmen burada üç sene boyunca hocalık yapmayı başarır. o günlerden "kafası yeni fikirlerle dolu ve bunları öğretmeye bayılan biriydim sadece." diye bahseden sacchi'ye bu üç senenin sonunda bir başka amatör küme takımından, alfonsine'den teklif gelir. hem de aylık 250 bin liretlik bir teklif... alfonsine'de geçen sadece "bir" sezonun akabinde serie d takımlarından bellaria'ya oradan da cesena altyapısına kapağı atar ve burada hiç beklenmedik bir başarı kazanır: takımı, 1979-1980 italyan primavera (altyapı) ligi'nde şampiyon yapar.

    https://gss.gs/FUN.jpg

    şimdilerde italya u-16'ya teknik direktörlük yapan, doksanların parlak takımı parma'nın başarılı orta sahası daniele zoratto da o takımda oynamaktadır ve sacchi'yi şöyle anlatır: "bir teknik direktörden fazlasıydı, o bir öğretmendi. bize nerede durmamız gerektiğini, nasıl pres yapacağımızı, taktikleri, ofsaydı kısacası her şeyi öğretti. beni kariyerim boyu oynayacağım mevkiye ilk o yerleştirdi. ondan önce yardımcı forvet olarak oynuyordum ama beni orta sahaya sacchi çekti. onun kişiliği, hocalığından daha büyük bir saygıyı hak ediyor. onun saha dışındaki hareketlerini her zaman kendime örnek olarak aldım. onu ikinci babam olarak görüyorum."

    ki o genç takımdan sadece zoratto değil; sebastiano rossi, massimo agostini ve walter bianchi gibi sacchi'nin ileride de beraber çalışacağı pek çok oyuncu italyan futboluna kazandırılmış olur. sacchi, bu başarısından sonra artık bazı şeyleri daha net görmeye başlar. büyük bir hoca olabileceğini ve fikirleriyle italyan futbolunu değiştirebileceğini anlar. lakin önce ayak bağından kurtulmalıdır. karısı giovanna'yla babasını karşısını alır ve "ben bu hayatı bir defa yaşayacağım, bu yüzden sevdiğim işi yapmak istiyorum. ayakkabı işini bırakıyorum." diyerek artık sadece futbolla ilgileneceğini bildirir. oğlunun daha dört beş yaşlarındayken bile futbol oynarken çevresindeki çocuklara direktifler yağdırdığını bilen ve kendi de eski bir futbolcu olan baba sacchi, bu karara itiraz etmez. oğlunun geleceğinin futbolda olduğunu anlamıştır ve onun gibi düşünen başkaları da vardır...

    italyan futbol tarihine biraz göz atanlar, italo allodi ismini muhakkak duymuştur. angelo moratti ve helenio herrera'yla birlikte 60'ların grande inter'ini yaratan üç kişiden biri. sonra 70'lerde juventus'a bir nevi sportif direktör olarak geçip kulübün modernleşmesini ve kadronun gençleştirilmesini sağlıyor. en son 80'lerde napoli'de görev alıp kulübün altın çağını yaşamasına ön ayak oluyor. adı, italyan kulüplerinin avrupa kupalarında şike yaptığını iddia eden meşhur "golden fix" ve sonrasında "totonero" skandallarına karışsa da ikisinden de aklanmayı başarıyor. neyse...

    italo allodi, juventus ve napoli kariyerinin arasındaki bir süreçte italyan futbol federasyonu tarafından floransa'daki coverciano tesislerinin başına getirilir. normalde yaya yaya icra edebileceği bu görevin başına gelir gelmez inisiyatifler almaya başlar çünkü italyan futbolunun halinden hiç memnun değildir. özellikle de eğitimsiz teknik direktörlerden... bu yüzden coverciano'da çeşitli reformlar yapar. modern taktiklerin öğretildiği, hocalık seminerlerinin verildiği, yurt dışı eğitimlerini de içeren süper kurslar açılır. artık sırada, bu kurslara gelecek vadeden genç teknik direktörleri bulmak vardır. cesena başkanı alberto rognoni'nin de aracılığıyla, sacchi'ye ulaşır ve onu coverciano'ya davet eder. kurslara katılmaya başlayan sacchi'yi daha iyi tanıdıktan sonra çevresindekilere yeni helenio herrera'yı keşfettiğinin müjdesini verir.

    aslında bu benzetme biraz ironik. her ne kadar sonradan "tövbekar" olduğunu söylese de sacchi çocukluğunda bir inter taraftarıdır ve bunda kuşkusuz en büyük pay da helenio herrera'ya aittir. o herrera ki savunma futbolunu arşa çıkarmış hatta katenaçyoyu kendinin icat ettiğini bile ileri sürmüştür. sacchi ise özellikle michels'in hollanda'sını seyrettikten sonra savunma futbolundan nefret etmiş, hocalığı boyunca da göze hoş gelen futbolu her daim sonuçtan önde tutmuştur. yine kaderin bir cilvesi olsa gerek ki sacchi, coverciano'da katıldığı o süper kursta metotları biraz farklı da olsa kendisi gibi hücum futbolunu seven; "0-0 berabere kalacağıma 5-4 yenilmeyi tercih ederim, en azından izleyenler zevk alır." diyecek kadar çok seven çiçeği burnunda bir hocayla tanışır. o genç teknik direktör zdenek zeman'dır ve günümüzde de devam eden çok iyi bir dostluğun temelleri o kursta atılmış olur.

    cesena'daki başarısı ve aldığı antrenörlük belgesi ona yeni kapılar aralar. sıradaki durağı serie c takımlarından rimini'dir ve sacchi'nin rimini'si sezonu 5. sırada bitirir. sacchi o sezonu bu şekilde geçirirken yukarıda filler tepişmektedir. kavgalı olduğu milli takım teknik direktörü enzo beazot'un 82 dünya kupası'nı kazanması ve elinin güçlenmesiyle italo allodi'nin bileti kesilir ve o da fiorentina'da yönetici olarak göreve başlar. ilk icraatlarından biri de sacchi'yi alt yapının başına getirmek olur. cesena'daki başarısını tekrarlayamasa da takımını dünyanın en prestijli alt yaş turnuvalarından biri olan viareggio turnuvası'nda 3. yapmayı başaran fiorentina'daki sacchi'yi ileride milan'da yolunun kesişeceği sağ bek stefano carobbi şöyle anlatıyor: "öğrettiği şeyler harikaydı. bize dünya futbolunu anlatıyor ve sık sık maç videoları seyrettiriyordu. bir tanesini hiç unutmuyorum. euro 84 elemeleri sırasında napoli'de isveç'e 3-0 kaybettiğimiz maçın videosuydu. top italya'dayken bizim üç dört oyuncumuza karşı isveçlilerin nasıl 6-7 kişiyle birden saldırdığını gösterip 'bizim bu maçı kazanmamız nasıl mümkün olabilirdi ki?' diye sordu. taktiklerin üzerinde çok çalışıyorduk. ondan önce odak noktamız rakipken onun gelişiyle birlikte topa odaklanır olduk. bize 4-3-3 ile 4-4-2'nin farkını anlattı ki o zamanlar bu bir devrim niteliğindeydi."

    bu ikinci alt yapı tecrübesinde çok şey öğrenen ve öğreten sacchi'ye bir sezon önce 5. yaptığı rimini'den ikinci teklif gelir. allodi'nin de müsaadesiyle -çünkü sacchi'nin pişip fiorentina'nın başına geçmesini istemektedir- ikinci rimini macerasına atılır. bu defa elinde çok daha genç bir kadro olmasına rağmen rimini'yi 4. yapar ve kıl payı serie b'yi kaçırırlar. 39 yaşındaki genç hoca, henüz serie c'ye düşen parma'nın sportif direktörü riccardo sogliano'nun da dikkatini celbetmiştir. henüz parmalat'ın sahibi tanzi'nin eline geçip oluk oluk para akıtılmamış, kendi yağında kavrulan ernesto ceresini'nin parma'sının yeni hocası sacchi olur. (ceresini, sacchi'nin yanındaki gri takım elbiseli.)

    https://gss.gs/rqL.jpg

    serie b'den serie c'ye düşmenin de etkisiyle kadrosu iyice dağılan parma, sacchi'nin eline daha önce çalıştırdığı alt yapı takımlarını aratmayacak derecede genç bir ekip verir. misal, 20 yaşındaki bortolazzi'yle birlikte sezon sonuna doğru forvette oynamaya başlayan alessandro melli henüz 16'sındadır. gerçi bu hem sacchi'nin hem de oyuncuların yararınadır çünkü veteran futbolcular için sacchi'nin "unorthodox" futbol anlayışı ve antrenmanları hep zor gelmiştir. o zamanlar 20'li yaşlarının başında bir tıfıl olan roberto mussi, sacchi'yle ilk antrenmanını "profesyonelliğe adım attığım ilk andı." şeklinde tanımlıyor.

    85-86 sezonuna fırtına gibi girip sonradan hızı kesilse de şampiyon olup serie b'ye yükselmeyi başaran parma'nın defansif performansı dikkat çekicidir: 34 maçta sadece 14 gol yerler. işin ilginç yanı bunu yaparken güzel ve atak futboldan da ödün vermezler ve bunu italyan futbolunda alışılagelmedik bir formasyonla, 4-4-2'yle gerçekleştirirler. tek bu da değil; liberosuz bu takım, adam adama savunma yerine alan savunması yapıp, presi ve ofsayt tuzağını da etkin şekilde kullanmaktadır. bu sıra dışı futbol anlayışı ve takımın başarısı sacchi'yi şehrin sevgilisi haline getirir. o da fırsat buldukça çarşı pazar dolaşıp parmalılarla futbol konuşur, sahip olduğu futbol felsefesini anlatır.

    sacchi'nin kariyerindeki en büyük kırılma anlarının yaşandığı 86-87 sezonuna geçmeden önce italyan futbolunu sonsuza dek değiştirecek 50 yaşındaki bir iş adamından kısaca bahsetmek gerek. 1936'da bir bankacıyla ev hanımının çocuğu olarak dünyaya gelen, hukuk mezunu, gençliğinde pazarlamacılıktan şarkıcılığa kadar birçok meslekle iştigal edip müteahhitlikten voliyi vurunca medya patronluğuna ve siyasetçiliğe de soyunan bu iş adamını şu an tüm dünya yakından tanıyor: silvio berlusconi. 80'li yıllara gelindiğinde ülkenin en zengin insanlarından biri haline gelen silvio'nun canı bir futbol kulübü satın almak ister. (tabii bu "kulüp başkanlığı hevesi" göründüğü kadar masumane değildir. siyasete girmek isteyen berlusconi'nin popülariteye ihtiyacı vardır. bir nevi win-win.) ister ama gönlünde yatan bir aslan var mıdır, meçhul bir konu çünkü her ne kadar asla kabul etmese de ilk olarak inter'i satın almaya niyetlendiği ama bunu gerçekleştiremediği bir şehir efsanesi olarak söylenegelmiştir.

    berlusconi, inter tarafından reddedildi mi bilinmez ama bilinen bir gerçek vardır ki milano'nun diğer takımı milan, harap ve bitap bir haldedir. totonero skandalı sebebiyle 1980'de serie b'ye düşürülen kulüp ertesi sezon serie a'ya yükselse de 1982'de bu defa bileğinin hakkıyla (!) serie b'nin yolunu tutar. ligi şampiyon tamamlayıp serie a'ya yükselmesine yükselirler ama madden ve manen mahvolmuş haldedirler. taraftarın "köylü" diye dalga geçtiği kulüp sahibi giuseppe farina; teknik direktörlük koltuğunu 50'li yılların milan'ının meşhur gre-no-li triosunun bir üyesine, teknik direktör olarak 1979'da kulübe son şampiyonluğunu yaşatan nils liedholm'a teslim etmiş, o zamanın 2 kişilik yabancı sınırını da iki ingiliz starla, ray wilkins ve mark hateley'le doldurmuştur.

    https://gss.gs/SoW.jpg

    özellikle manchester united'dan getirilen ray wilkins büyük bir isimdir ama aynı senenin yazında (1984) serie a kulüpleri transfer rekorları kırarak iki süper starı lige kazandırınca milan'ın bu "yeniden doğuş" hamlesi gölgelenir: napoli, maradona'yı; inter, rummenige'yi transfer eder. juventus'ta platini'nin, roma'da falcao'nun, fiorentina'da socrates'in, udinese'de zico'nun oynadığından bahsetmiyorum bile. yine de bu çabalar meyvesini verir ve milan'da bir canlanma göze çarpar ama saha dışında işler hiç de iyi gitmiyordur. yönetim ne oyuncu maaşlarını ne de transfer taksitlerini ödeyebilmektedir. üstüne üstlük kulübün muhasebe kayıtlarında açıklar vardır. en basitinden kulüp borcu birkaç sene içinde açıklanamayan bir biçiminde üçe katlanmıştır. işte bu şartlar altındaki milan'la adı anılmaya başlanan berlusconi'yi taraftar bir kurtarıcı olarak görmekte hatta tribünleri "gel bizi kurtar" babından pankartlarla süslemektedir. ve 20 şubat 1986'da beklenen olay gerçekleşir: silvio berlusconi, 40 milyon liret karşılığında milan'ın 20. başkanı olur.

    son yıllarda adını bunga bunga partileri ve seks skandallarıyla duymaya alışkın olsak da berlusconi aslında çok keskin zekalı bir girişimcidir. başkan olduğu andan itibaren hiçbir zaman futbola sadece futbol gözüyle bakmaz. milan başkanı olarak yaptığı ilk basın toplantısında "milan bir futbol kulübü ama aynı zamanda bir ürün. piyasada pazarlanabilecek bir ürün." diyerek belki de günümüzde sık sık duyduğumuz "endüstriyel futbol"un temellerini atar. üstelik bu sözler sadece söylemde kalmaz. ilk milan store'u açar, meşhur forza milan dergisini çıkarır, ultra-modern bir spor laboratuvarı kurdurur, şehir konseyine san siro'nun modernleştirilmesi için baskı yapar, sahip olduğu tv kanallarını milan'ın reklamını yapmak için etkin şekilde kullanır ama bunlar onun için yeterli değildir. italyan futbolunun ihya olmasının yayın gelirleriyle gerçekleşeceğinin farkındadır. 1982'de yekûnü 3,8 milyar liret olan yayın gelirleri inanılmaz bir şekilde 1988'de 970 milyar lirete ulaşacaktır ki milan'a yaptığı yatırım kadar çığır açacak şekilde kendi kanallarına koydurttuğu ve insanları tv'ye kilitleyen maç sonu tartışma programlarının da bunda payı büyüktür.

    tüm bu girişimler taraftardaki beklentiyi arşa çıkarır. silvio da bu durumu köpürtmeyi iyi bilir hani. mesela taraftarla ilk buluşmasının gerçekleşeceği 20 temmuz 1986 günü hoparlörlerini wagner'ın die walküre'ünün inlettiği san siro'ya bir pop starı edasında helikopterle iner. o gün kendisini karşılayanlar arasında yer alan kaptan baresi'nin "o günü dün gibi hatırlıyorum. o sadece basit bir helikopter gösterisi değildi; büyük bir değişimin yaşanacağının, hiçbir şeyin bir daha asla eskisi gibi olmayacağının bir resmiydi." şeklinde tarif ettiği o ilk buluşmada 10.000 milan taraftarı stattadır ama bu sayı, berlusconi'nin kulübe getirdiği havayla ve kanallarında yaz boyu yaptığı propagandayla rekor kırarak 65.000'e ulaşacak kombine satışının yanında sadece devede kulak kalacaktır.

    https://youtu.be/QHMXgLdPulw

    en son 1979'da şampiyon olan ve bunun üzerine iki defa küme düşerek rakiplerince "bilan" diye dalga geçilen kulübün üzerindeki ölü toprağını atan berlusconi, katenaçyonun bir varyantı olan "zona mista"nın hüküm sürdüğü ve bunu kullanan juventus'un epeyce de başarılı olduğu (1985 şampiyon kulüpler kupası şampiyonu) bir dönemde, çoğunluktan farklı düşünmektedir. ona göre milan gibi bir kulübün güzel futbol oynaması, sürekli atak yapması ve izleyenlere zevk vermesi en az galibiyetler kadar mühimdir. peki kulüpteki üçüncü teknik direktörlük dönemini yaşayan nils liedholm bu futbolu oynatmak için doğru kişi midir? pek de sayılmaz. "il barone" lakabıyla top koşturduğu milan'ın tarihindeki en elit ofansif oyunculardan biri olsa da hocalığında defansif futbola daha meyilli bir tutumu vardır. ayrıca kolektif futboldan çok bireysel yeteneklerin marifetine bel bağlamayı yeğler.

    ne olursa olsun berlusconi 1986-1987 sezonuna liedholm ile devam etme kararı alır ama bu karardan dolayı daha lig başlamadan nedamet getirir: barcelona'yla oynanan hazırlık maçında katalanlara 3-1 yenilirler. üstelik silvio'yla liedholm arasında sürtüşmeler de cereyan etmeye başlar. çünkü silvio tam bir kontrol manyağıdır ve taktiklere de burnunu sokmak ister. liedholm gibi belki de milan tarihinin en büyük üç beş futbolcusundan biri olan ve kulübe hem oyunculuğundan hem de hocalığında şampiyonluk getiren bir efsane elbette bu durumdan hoşnut değildir.

    dönelim sacchi'ye... parma'yı serie b'ye çıkaran genç hoca adını iyiden iyiye duyurmuştur ama acaba gerçekten gelecek vadediyor mudur yoksa şanslı bir balon mudur? ikinci seçeneğe dahil olmadığını kanıtlar bir sezon daha geçirir parma'nın başında. takımını sezon sonunda 40 puanla (2 puanlı sistem hakim) 7. yapar ki şampiyon pescara'nın 44, play-off sonucu serie a'ya yükselen cesena'nın 43 puanı vardır. parma yine ligin en az gol yiyen (26) takımıdır ve bunu yine güzel futboldan ödün vermeden kotarır. lakin sacchi asıl maharetini serie b'de değil, italya kupası'nda sergileyecektir.

    o sezon italya kupası'nda parma ve milan tam 3 defa kozlarını paylaşır. bunlardan ilki grup aşamasında gerçekleşir. 4. grupta yer alan ve liderlik mücadelesi veren iki takım 3 eylül 1986 günü san siro'da karşı karşıya gelir. parma gibi bir serie b takımına karşı ağır favori olarak sahaya çıkan milan, 9. dakikada fantolan'dan yediği golle maçı 1-0 kaybeder. berlusconi bu maçta parma'nın oynadığı futbolu çok beğenir ve sacchi'yi yakın takibe alır. televizyonculuk işleri esnasında tanıştığı ve sağ kolu yaptığı galliani'den de sacchi'yi araştırmasını ister.

    ister çünkü transferde çok büyük yatırım yapmayı hedeflediği milan arzuladığı futbolu oynamıyor, istenen sonuçları elde edemiyordur. dolayısıyla da liedholm'i takımın başından savmak istemektedir. transferde yapmak istediği büyük yatırıma gelince... gullit ve van basten'den bahsediyorum. milan'ın gullit'e olan hayranlığı joan gamper turnuvası'ndaki barcelona-psv maçında başlamıştır. donadoni'nin "barcelona'daki maça libero olarak başlayıp sağ kanada geçtikten sonra maçı ikinci forvet olarak tamamladı. her yerde oynayabilecek fiziği vardı..." şeklinde betimlediği gullit'in karşısına maç sonunda dikilen, berlusconi'nin has adamlarından ariedo braida "gel, bizde oyna..." diyerek ilk teklifi aylar önce yapmıştır aslında. van basten'i zaten anlatmaya gerek yok. önceki sezon attığı 39 golle altın ayakkabı'yı kazanan utrecht kuğusu, ajax'ta hocalığını da yapmakta olan cruyff'la mukayese edilip avrupa'nın en yetenekli forveti olarak nam salmaktadır.

    ocak 1987'de bu iki ismin milan'a transfer olacağı haberleri enikonu ayyuka çıkar. hatta iş daha da ileri gider ve milan, juventus'un da yakından ilgilendiği gullit'i sağlık kontrolünden geçirmek için milano'ya getirir. daha yaza aylar varken ve kontratının bitimine 3 yıl kalmışken milan'ın bu hamlesi psv'yi çıldırtsa da gözünü karartan berlusconi'nin dünya transfer rekorunu kırma pahasına önerdiği 18 milyon gulden (6 milyon avro) işin tatlıya bağlanmasına yeter de artar bile. gullit de yeni takımında hollanda'da kazandığının 3 mislini kazanacaktır. van basten transferiyle ilgiliyse bambaşka bir sorun vardır ki oyuncu italya'ya gelmek istemez. bu noktada da devreye berlusconi girer. yüz yüze görüşmek için yanına gittiği van basten'e kendi ifadesiyle "ikna yeteneklerinin hepsini sahaya sürerek" milan'a gelmeyi kabul ettirir.

    sezonun ikinci yarısının başlamasıyla berlusconi'yle liedholm arasındaki görüş ayrılıkları iyice belirginleşir. başkan, artık liedholm'ü kovmak için sebep aramaktadır. yerine getireceği hoca konusunda da nettir... hayır, sacchi değil; roma'yı çalıştıran sven-goran eriksson. evet, kurmaylarını toplayıp isveçli hocayla masaya bile oturur. her konuda anlaşılır ama son anda galliani'nin berlusconi'ye söylemeyi unuttuğu bir husus ortaya çıkar. eriksson'un roma'yla bir senelik daha kontratı mevcuttur. peki, bunda ne vardır? şöyle ki o zamanki roma başkanı dino viola, aynı zamanda bir senatördür ve futbol dünyasına girmekteki amacı en başından beri siyasi nüfuz kazanmak olan silvio'nun böylesi kudretli isimlerle papaz olmak gibi bir lüksü yoktur. nitekim de eriksson sevdasından vazgeçer. liedholm'ün milan'daki ömrünün kısaldığını gören medyanın da milan hocalığına bir adayı vardır elbette. yine eski bir milan futbolcusu olan ve halihazırda liedholm'ün yardımcılığını yapan fabio capello.

    https://gss.gs/yXU.jpg

    ligde iyi gitmeyen milan, italya kupası son 16 turunda grup aşamasında mağlup olduğu parma'yla eşleşir. turun san siro'daki ilk ayağı 25 şubat 1987 günü oynanır ve sonuç yine değişmez. milan'dan kiralık genç forvet bortolazzi'nin attığı golle sacchi'nin ekibi maçı 1-0 kazanır. bu sonuç liedholm'ün akıbetini etkilemez zira bileti kesileli çok olmuştur ama bir şeyin netleşmesini sağlar: milan'ın yeni hocasının kim olacağı. berlusconi, sacchi'yi arcore'deki villasına çağırır. sacchi, bu buluşmanın parma'nın yıldızları olan mussi, bianchi ya da bortolazzi'den biriyle alakadar olduğunu zanneder. sohbetin ilerlemesiyle işin aslını anlayan sacchi, berlusconi'ye "siz ya çılgınsınız ya da bir dahi!" tepkisini verir. milan'ın başına geçme teklifini ise havada kapar. "boş mukavele imzalamaya bile hazırım. hatta isterseniz sözleşmeyi sadece bir yıllığına yapalım?" diye hızını almayınca parma'dan bile daha az kazanacağı bir mukaveleye imza atar.

    21 yaşında kendine ait porsche'si olan sacchi için paranın pek bir değeri yoktur ama sınırsız imkanların emrine amade olacağı, dünyanın en büyük kulüplerinden birini yönetmek? işte ona paha biçilemez. sacchi, bu görüşmeden sonra doğruca hastanede yatan babasını ziyarete gider. "baba, sana bir şey söylemem lazım: milan'ın yeni hocası benim." şeklinde müjdesini verir. eski toprak babasının cevabı "imzayı attın mı?" şeklinde biraz ruhsuzca olsa da ertesi gün hastaneden sacchi'yi ararlar ve sorarlar "babanıza dün gece ne söylediniz? bugün sanki yeniden doğmuş gibi!"

    berlusconi'nin sacchi'yle ilgili ilk intibası ise şöyledir: "onu çok sevmiştim çünkü sorduğum sorulara tevazu ve hürmetle tam cevaplar veriyordu. o an bizim için doğru hocanın sacchi olduğunu anlamıştım. o zamanlar italya'da defansif bir futbol hakimdi ve takımların tek hücum planı kontrataklar üzerine kuruluydu. biz ise sahaya kazanmak için çıkan ama aynı zamanda eğlendiren ve bol bol gol atan bir takım istiyorduk."

    https://gss.gs/Hrw.jpg

    liedholm, parma'yla yapılacak ikinci tur maçını göremeden kovulur. "ben her alanda kazanmaya alışkınım." diyen berlusconi, kulübün yaşayan efsanesi liedholm'le ilgili tasarrufunu "sahip olduğum değerlendirme ve karar verme yeteneklerimi düşünürsek, zekamdan bahsetmiyorum bile, verdiğim kararın sebeplerinin aşikar olduğu düşünüyorum." şeklinde son derece mütevazı (!) bir biçimde savunur. liedholm'ün koltuğuna yardımcısı capello geçer ki berlusconi'nin sacchi'yle ilgili planlarından bihaber olan italyan medyası capello'nun kalıcı olacağını sanmaktadır. (bu arada parma'yla milan arasındaki ikinci maç 0-0 biter ve parma turlar.)

    sezon bittiğinde italyan futboluna ters öğretileri sebebiyle medyanın "fusignano peygamberi" lakabını taktığı sacchi, milan'ın yeni teknik direktörüdür. berlusconi'nin bu marjinal seçimi basın için bulunmaz bir haber ve eleştiri madenidir. ne doğru dürüst futbolculuk kariyeri ne de üst düzey hocalık deneyimi ve başarıları olan eski bir ayakkabıcı mı yönetecektir onca yatırımın yapıldığı, başarıya aç milan'ı? bu zayıf cv'sinden dolayı gazeteciler sacchi'ye "mister nessuno" lakabını takar: bay hiç kimse. aslında o kadar da "hiç kimse" değildir çünkü parma'yla serie c şampiyonluğuna yürürken trapattoni'yi göndermeye hazırlanan juventus'la da adı anılmıştır ama elbette bir liedholm veya -futbolculuk geçmişinden dolayı- capello tanınırlığında değildir. van basten, milano'ya indiğinde gazetecilerin sorduğu "sacchi hakkında ne düşünüyorsun?" sorusuna "onu tanımıyorum, siz tanıyor musunuz?" cevabını vermiştir mesela. özellikle futbolculuk geçmişinin olmayışı sacchi'yi eleştirilerin odak noktası haline getirir ki o da en sonunda patlayıp o meşhur analojisini kurar: "iyi bir hoca olmak için iyi bir futbolcu olmak gerekmez. ben hiçbir jokeyin önceki hayatında atlık yaptığını duymadım."

    medyanın aklını kaçırmış olmakla itham ettiği berlusconi, takdire şayan bir şekilde sacchi'nin kadro seçimine çok fazla burnunu sokmaz. "zaten doğrusu bu" diye düşünen olabilir ama televizyonda daha iyi göründüğünü düşündüğü için konçların ve şortların beyaz giyilmesini emreden, futbolcuları daha zinde tutacağını düşünüp öğünlerde bol bol meyve salatası yenmesini salık veren, ağız bakımına ve giyim kuşamına dikkat etmeyen birinin milan'da barınamayacağını ilan eden bir başkandan bahsediyoruz burada.

    sonradan o süreci "başarılı olmak isteyen kulüp, hocasını destekler ve ona arka çıkar. milan da bunu yaptı. değerli oldukları su götürmeyen ama benim için yeterince işlevsel veya profesyonel olmayan oyuncuları isteğim doğrultusunda takımdan gönderdiler." diye anlatan sacchi'nin isim vermeden kulağını çınlattığı oyunculardan biri liedholm'le birlikte roma'da çalışan, 83'te scudetto'yu kazanıp 84'te şampiyon kulüpler kupası'nı finalde kaybettikten sonra yine liedholm'le birlikte milan'a gelen ve önceki sezon takımın en çok süre alan ismi olan agostino di bartolomei'dir. ray wilkins ve mark hateley de diğer gönderilenler arasındadır ama onların durumu biraz farklı çünkü o zamanlar serie a'da 2 yabancı sınırı vardır ve van basten'le gullit takıma katılmıştır.

    iyi veya kötü anlamda söylemiyorum ama sacchi profesyonelliğe takıntılı bir adamdır. milli takımı çalıştırırken mendilinin içine vialli tarafından parmesan doldurulmasını hiç hoş karşılamayıp vialli'yi amerika 94'e götürmez örneğin (vialli de sacchi'ye kızıp finalde brezilya'yı destekler). aynı dünya kupası sürecinde baggio'yla futbol tarihinin en meşhur ihtilaflarından birinin tarafı olur. sacchi, kendi deyimiyle "güvenilir, hevesli, mükemmeliyetçi, profesyonel ve birbirini tamamlayan" futbolcuları sever. bu uğurda da birçok futbolcuyla birden fazla kulüpte çalışmıştır. mesela milan'a parma'dan roberto mussi'yi, walter bianchi'yi ve mario bortolazzi'yi getirir ki bortolazzi'ye parma'dan önce fiorentina'da, bianchi'ye parma'dan önce cesena ve rimini'de hocalık yapmıştır.

    berlusconi'nin kadro yapılanmasını sacchi'ye bıraktığından bahsetmiştim ama ikili, bir konuda anlaşmazlığa düşer: sacchi'nin sistemi için elzem gördüğü roma'dan carlo ancelotti. berlusconi bu transferi ölü yatırım olarak görür çünkü sağlık kontrolüne soktukları ancelotti'nin bacakları sakatlıklardan dolayı %80 oranında işlevini yitirmiştir. sacchi ise transfer konusunda ısrarkâr davranır ve eğer şampiyonluk istiyorsa bunun ancak ancelotti'yle gerçekleşebileceğini söyler. sonunda pes eden berlusconi transfere yeşil ışık yakar. lakin ikna olması o kadar uzun sürmüştür ki transfer tahtasının kapanmasına sadece saatler vardır. kulüp görevlileri trafiğe takılmamak için ancelotti'yi bir motosikletle ancak imzaya yetiştirebilirler.

    https://gss.gs/iy1.jpg

    nihayet sacchi ne dediyse olmuş ve gönlünce bir kadro oluşturulmuştur. artık maharetlerini sergilemesi gerekmektedir ve bunun kolay olmayacağının farkındadır çünkü artık karşısında genç ve isimsiz futbolcular yoktur. o noktada genç ve isimsiz olan kendisidir, onların karşısında gerçekten de bir "bay hiç kimse"dir. bu düşünceyi kırabilmek için karşısına aldığı futbolcularına "belki fusignano'dan gelmiş olabilirim ama bugüne kadar siz ne kazandınız ki?.." diye sorar.

    sacchi, hocalığının ilk gününden itibaren tüm takımlarına empoze ettiği ve "futbol başka türlü nasıl oynanır, bilmiyorum." diyecek kadar müptelası olduğu 4-4-2'yi milan'a da taşır. dörtlü savunmaya italya'da pek rastlanmasa da milanlı futbolculara pek yabancı bir sistem olduğu söylenemez çünkü sacchi'ninkinden farklı da olsa liedholm de dörtlü savunmayı kullanan nadir serie a hocalarından biridir. ilk sezonunda genel itibarıyla sacchi'nin ilk xi tercihi şöyledir: kalede giovanni galli; stoperde filippo galli ve kaptan baresi, sol bekte genç maldini, sağ bekte tassotti; regista rolünde oyunu çekip çevirecek ancelotti, sağ mezzala evani, sol mezzala colombo; orta sahayla forvet arasında bağlantıyı sağlayacak serbest bir rol üstlenen donadoni; santrfor van basten (sakat olduğu süreçte virdis) ve yanında yardımcı forvet gullit.

    "regista rolünde oyunu çekip çevirecek ancelotti.." dedim. aslında berlusconi'nin onu takımda istememe sebeplerinden biri de budur zira sacchi onu registaya çekene kadar ancelotti bir mezzala oyuncusudur. sacchi transferden önce bu niyetini berlusconi'ye açtığında ise "senin müziğini doğru yorumlayacak kişi o değil." karşılığını alır. ayrıca ancelotti mevki değiştirmek için biraz geç kalmışa da benziyordur çünkü 28 yaşındadır. fakat milan'a katıldıktan sonra hiç gocunmadan sacchi'yle beraber saatlerce baş başa çalışarak kendini yeni rolüne adapte etmeyi başarır.

    23 ağustos 1987 günü sacchi yönetiminde ilk maçına çıkan milan, italya kupası maçında bari'yi 5-0 yener. akabinde yine kupa'da como ve monzo maçlarını kazandıktan sonra sacchi'nin ayrılırken verdiği tavsiyeyle göreve getirilen zeman'ın parma'sına penaltılar sonucu yenilirler. serie a'ya ise pisa galibiyetiyle giriş yaparlar ama ikinci maçta italya'nın yeni yıldız adayı olarak addedilen baggio'nun top koşturduğu fiorentina'ya 2-0 kaybederler. uefa kupası ilk turunda sporting gijon'u zorlanarak eleyip ikinci turda espanyol'la eşleşirler ve olanlar olur... (bakınız ilk paragraf.)

    peki çok büyük hayal kırıklığı yaratan bu mağlubiyetin akabinde ne olur ve daha önemlisi sebebi nedir?