• 75
    iyi kötü oyuncu almaya başladığımız ve katkısını daha fazla göreceğimiz yer. yalnız bizim buraya bakışımızı biraz değiştirmemiz gerekiyor.

    galatasaray; muslera, sneijder, drogba, melo, podolski hatta gomis gibi adamlara verdiği paralardan batmadı. 'rol oyuncusu', 'kulübe güçlendirme' ve 'yerli zorunluluğu' adı altında vasat adamlara ederinden fazla fazla ödediği için bu durum geldi. altyapıdan her çıkana da yıldız olacak gözüyle bakarsak veya o zorunluluğu yüklersek çocukların gelişimini terse çeviriyoruz. hepsi o aşamaya çıkamaz, çıkmalarına gerek de yok. yani bizim serdar özkan, sarp, tarık, furkan, sercan, bilal, jem, umut gündoğan, yekta, olcan, ahmet çalık hatta ömer bayram almaya ihtiyacımız olmasın yeter. rotasyonda kullanabileceğimiz yeterlikte oyuncular bile kulübü büyük yükten kurtarır, içlerinden 1-2'si yıldız olursa da baklavanın şerbeti olur. böylece as kadroya daha fazla bütçe ayırabilir, oradaki kaliteyi de artırma şansı elde edersiniz. kaldı ki şu an en çok izlediklerimizden ozan net as oyuncu, atalay ve yunus tırmalıyor, celil de en azından rotasyona girebilecek görüntüde. belki arkadan ali yavuz, gökay, abdussamed de gelecek. ismail'le de yedek kaleci olayı hallolmuş gibi. bence altyapı biraz da böyle değerlendirilmeli.
  • 76
    büyük türk takımları arasında alt yapıdan en çok verim alan takımız.

    evet bu konuda kültürümüz var.

    evet galatasaraylı genç kardeşlerimizin hepsi pırıl pırıl.

    ama çok ciddi bir eksiğimiz var, psikolojik ve mental anlamda çocuk yetiştiremiyoruz. yetenekli ayaklar, yeteneksiz beyinler ve ruhlar olarak kalıyor. dolayısıyla gelişimi duruyor. yeteneksiz beyinden kastım hakaret olarak değil, bu tarafa eğilmemizden dolayı böyle bir şey ortaya çıkıyor.

    çok hakim olmamak ile birlikte alt yapıdaki akademik işlere, merak ediyorum;

    her hangi bir dil eğitimi alıyorlar mı ?
    psikolojik destek alıyorlar mı ?
    kariyer planlaması öğretiliyor mu ?

    iyi bir futbolcu iyi bir bilek ile olmuyor maalesef. sonuç olarak 16-18 yaş arasında parlayan, ülkece bilinen bu kardeşlerimizde ciddi bir rehavet olgusu oluşması çok normal. ben oldum artık demesi böyle yaklaşıp böyle çalışmasıda olası.

    o yaşlarda bu popülarite ciddi psikolojik problemleri yanında getirir. orası bir futbol okulu olabilir ama kardeşlerimizi bu camiaya hazırlamaları çok daha büyük bir adım olmalı.
  • 77
    galatasaray altyapısında yıllardan beri süregelen bir hata yapılıyor. bu hata, emre belezoğlu’nun a takıma yükselmesinden sonra başladı. neydi bu hata; efendim altyapıdaki futbolcular a takım için yeterli değil, onları alt ligler gönderelim ve orada piştikten sonra iyi olanı geri alırız hatasıydı. bu geri zekalı düşüncenin yerleşmesinde emre belezoğlu ve çevresinin etkisi var mıydı bilmiyorum ama ben olduğu kanaatindeyim.

    halbuki emre belezoğlu’ndan bir önceki jenerasyon bülent korkmaz ve tugay kerimoğlu’nun dönemiydi ve o dönem altyapıdan yedi-sekiz futbolcu a takıma çıkarılmıştı ve pişmeleri bizzat a takım içinde olmuştu. kimlerdi bunlar; tugay, kaptan bülent, suat, mert, okan, papin mustafa, fatih akyel ve ismini unuttuğum bir-iki futbolcu daha. tüm bu futbolcular altyapıdan a takıma hemen aynı dönem yükselmiş ve yıllar içinde a takımda pişmişti. sonunda da türkiye’nin en büyük futbolcuları oldular.

    galatasaray altyapısına istanbul’un, çevre illerin ve hatta türkiye’nin en yetenekli çocukları geliyor. bu çocukları inanın galatasaray arayıp bulmuyor, galatasaray’a istekler ulaşıyor, galatasaray’ın gel demesi yetiyor. bunu gerek çocuklar istiyor, gerek hocaları gerekse bizzat aileleri istiyor. neden istiyorlar? çünkü bahsettiğim kaptan bülentlerin jenerasyonunun çıkışı ve sonunda uefa ile süper kupayı alışları gibi muhteşem bir örnek var gözlerinin önünde. galatasaray’ın kabul etmediği çocuklar da diğer takımlara yöneliyor.

    bu çocuklar yıllardır, alt bir lige gitsin pişsin geri gelsinler gibi akıllara zarar bir uygulamanın kurbanı oldular. efendim ne var bunda ispanya’da da almanya ve fransa’da da yapılıyor bu uygulama diye gerekçeler sunuluyor. evet oralarda yapılması gayet normal. sonuçta alıyorlar orada ama bizde olmaz, olmuyor. çünkü avrupa ülkelerinde alt liglerdeki sahalar da imkanlar da, oynanana futbol da üst lige eşit. zeminler harika, futbolcular teknik ve sistemler hakim. bizde ise zeminler patates tarlası, futbolcular kasap ve hiçbir sistem yok. tam bir kaos var ve de kör döğüşü hakim. dolayısıyla bizde alt lige gönderilen çocukların %90’ı maalesef gelişme kaydetmek yerine kaybolup gidiyorlar. (düşünün bugün ankaragücü ve daha birçok süper lig takımımın bile düzgün zeminli stadı yok. alt ligler tamamen kendi haline bırakılmış ve içler acısı)

    arada bir çıkanlar da tekrar geri dönme imkanı bulamıyor. işte sadık çiftpınar, uğur demirok, ferhat öztorun ve daha birçok örnekleri. sadık ile uğur’u bedava veriyoruz, maicon ve ahmet çalık’a 10 milyon euro bonservis ödüyoruz. kendilerine ödediğimiz de cabası. bizim çocukları takımda tutabilsek yıllık bir milyon euro’ya sahada canlarını vermezler miydi? üstelik iki kat da iyi performans göstermezler miydi?

    bu arada, ozan muhammet kabak ve atalay babacan’ın da direkten döndüğünü biliyoruz. allahsız bakkal dursun az kalsın ndiaye’ye karşılık bu çocukları osmanlıspor’a veriyordu. ne diyeceğimi bilemiyorum.

    galatasaray altyapısında eğitim gören çocukların büyük çoğunluğu yıldız potansiyeline sahip. bunların pişmesi için iyi bir planlama yapılmalı ve dörder dörder a takıma monte edilmeli. pişmeleri a takımda sağlanmalı. a takıma alınca hemen onlardan mucize beklenmemeli. bir-iki yıl içinde kendilerini ispat etmelerine fırsat verilmeli. inanıyorum ki o zaman ana gövdesi altyapıdan gelen çocuklar tarafından oluşturulmuş harika bir takıma sahip olacağız.

    ozan, yunus ve celil ile başladık, atalay, günay, mustafa kapı, recep ile devam edelim. hemen arkalarından da abdussamed, ali yavuz, mirza, ahmet sivri ve daha ismini sayamadığım birçok gençle devam edelim. bunların harikalar yaratacağına olan inancım sonsuz.

    allah yollarını açık etsin.
  • 79
    ülkemizde bolca "fetişistinin" bulunduğunu düşündüğüm kavramdır. "altyapıdan çocuklar oynasın yeaaa" diye bolca duymuşuz veya söylemişizdir.

    ülkemizin şu an içerisinde bulunduğu siyasal, sosyal ve eğitim durumu gibi daha arttırılabilecek pek çok özelliği sebebiyle altyapıdan futbolcu çıkarma, takıma monte etme gibi sabır ve emek gerektiren durumları karşılayabileceğimizi düşünmüyorum.

    ülkemize iyice yerleşen kapitalist düzen sebebiyle hemen hemen her şey kazanma üzerine kurulu, kimsenin kaybetmeye, üzülmeye tahammülü yok. bu sebepledir ki altyapı gibi uzun süreler alacak, aksilikler karşısında tökezlenecek sisteme sabrı gösterebileceklerini düşünmüyorum.

    altyapının en büyük düşmanı ise "transfer taraftarı" ile birlikte olan "yangıncı taraftar" ekibidir. bu iki ekibin ortak paydası sadece kazanmak olduğu için muhtemel gelecek ilk kötü sonuçtan ya da yapılacak ilk hatadan sonra genç futbolcuları "ipe asmak" için hazır bekliyor olacaklardır.

    altyapı başlı başına çok ciddi bir organizasyon gerektiriyor. sahada sadece yetenekli bir futbolcu grubunun olması yeterli değil. bunun yanında eğitimli, iyi yetişmiş yani kalifiye birey yetiştirme zorunluluğu olmalıdır. burada kulüp tarihi anlatılmalı, genç oyunculara nerede oldukları ve nasıl bir takımın içinde yer aldığı ilk andan itibaren hissettirilmelidir.

    altyapı ffp süreci olsun olmasın kurtuluşumuzdur. ancak değiştirilmesi gereken çok fazla şey var ilk başta taraftarın bakış açısı, yönetimlerin menajerlerle birlikte kazandıkları haksız kazançlar gibi çok fazla düzeltilmesi gereken şey var. bu yüzden ben çok inanamıyorum, ülkemizde ki pek çok kavram gibi içinin boşaltıldığını düşünüyorum.