• 1511
    saat 21:00 günlerden salı.
    şampiyonlar liginin başladığı şu günde yine aklıma düştü. yine en büyük hüzünlerimin sebebi oldu.
    soğuk kış gecelerinde, türkiye için geç sayılan 21:45te başlardı maçlar. ay eylül-ekim. daha yenice almışız saatleri geri, bünyeler 22:45 derken saatler 21:45 diyor. hava kararalı çok olmuş, istanbulun keskin soğuğu, bozağdan gelen rüzgarıyla şiddetini arttırmış, evlerden gelen kömür sobalarının dumanı, stad çevresindeki köftecilerlerin dumanıyla birleşmiş, maç öncesinde yakılan meşalelerle stat ışıklarından belli olan bir sis çökmüş stada. öyle bir sis ki, kokusu lezzetli, hissi keskin, görüntüsü korkutucu, tadı zaferli...öyle bir sis ki, bir kere bile içine girememiş olsam da, televizyondan seni içine alan, yıllarca içinde ukte kalan, üzerinden ne geçerse geçsin unutulmayan

    çok özledim seni, sen gittin, aynı çocukluk hayallerimizin üstüne yaşam şartlarını inşa ettikleri gibi, senin üstüne de gökdelenler inşa ettiler.

    https://gss.gs/Lp3.jpg

    belki şimdi daha modern daha "eli yüzü düzgün" bir stadımız var. onun böyle bi sisi yok. sobanın üstündeki güğümden gelen buharı hatırlatmıyor bize belki.. belki çocukluğumuz gibi kokmuyor ama, onda da öyle bişey var ki gelince aylardan mayıs, güneş öyle güzel vuruyor ki karşıdan, dağları aşıp öyle bir ışıldatıyor ki karşı tribünleri, sanki diyor "akın var akın, güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın"

    https://gss.gs/REO.jpg

    çok özledim seni sami yen, keşke sen geri dönsen de ben yine sana hiç gidemesem
  • 1512
    yıkılmasına sadece birkaç ay kala üniversite kazanıp istanbula gelince, içinde maalesef pino'ları culio'ları stancu'ları falan izlemek zorunda kaldığım mabedimiz. zaten son gün de vazifemizi yapıp stadı sonsuzluğa uğurlamıştık, gerçekten çok görkemli bir akşamdı.

    asy sokakta bira da içtik, maçtan önce cevahir'e de gittik, stad önü karaborsadan bilet de aldık, metrobüsün orda at köftesi de yedik. ne bileyim o havayı bu kadar az solumuş olmama rağmen her gittiğimde etkilendiğim bir yerdi. o tarihi solumak insanın karnına ağrılar sokardı- belki de pino'yu falan görünce öyle oluyordu bilemiyorum...

    yeni stadımız da çok güzel. 1 decade geçirdik bile neredeyse burada da. ilk 1,5 sene her maçta bulundum, yine güzel zamanlarım oldu. fişek gibi oynadığımız 3. terim dönemine canlı şahit oldum, elmander'in hırsını, selçuk'un yeteneğini gördüm. takımın gerçekten takım olduğu, taraftarla bu denli kenetlendiği belki son senemizdi. ama artık gidemiyorum... passolig kalkana kadar, rant kapısı olmaktan çıkana kadar maçlara gitmeyeceğim. bu uygulamayı getirenin de

    yani bizim için sanırım nerede olduğumuzun önemi yok. hani hababam sınıfı okulsuz kalıyordu da mahmut hoca 4 duvar falan bişeyler diyordu: aynı şekil takımın, taraftarın, hocanın bulunduğu her yer bir anda evimiz oluyor bizim de. illa mecidiyeköy'de bulunması şart değil.

    son sözüm de şey olsun: seni yıkacak dozerin anasını