• 235
    biz "hani körkütük sarhoşken gençliğimizden" oynanan maç. 11 sene geçmiş üzerinden...

    aslında bir önceki sezon kupayı alamamakla başlamıştı o sezonun hikayesi. 5+1 kişilik kadroyla eurocup yarı final ikinci maçına kadar taşımıştık umutları. hemen arkasından 2007-2008 türkiye ligi final serisi galatasaray hegomonyasıyla geçen doksanlı yılların ardından fenerbahçe hegomonyası ile geçen ikibinlerin ilk kapışmasıydı... 1-1 gidilen maçta caferağa'da son topu çember içeri almamıştı bir türlü, o son topu içeri almayan çembere söve söve gitmiştim futboldaki şampiyonluk maçının bilet sabahlamasına. o son top girseydi bir şekilde, 2-1'le ayhan şahenk'e gelecekti seri. 10 mayıs 2008 galatasaray gençlerbirliği oftaş maçının öğleninde belki de maslak'ta bir şampiyonluk daha kutlayacaktık. ışıl-esra-petra-sophia-vickie beşi son maçın son periyoduna kadar mücadeleye devam etti. bir mayıs akşamı caferağa'a binbir küfür altında challenge me i'm back tshirtleriyle birbirine biraz da korkuyla sarılan bir avuç insan, korksalar da dimdik ve dudaklarını kemirerek verdikleri ikincilik pozu...

    ertesi sezonun başlangıcı enteresandı. yerli oyunculardaki çıta olan birsel-esmeral-nevriye dışındaki neredeyse tüm eli ayağı düzgün türk oyuncuları toplamıştık. augustus ve kress de heyecanlandıran transferlerdi. farklı bir atmosferde oynanan ve efsaneleşen 11 ekim 2008 galatasaray fenerbahçe kadın basketbol maçı sonrası camianın bu takıma olan ilgisi artmaya başlamıştı.

    eurocup'ta gruplarda mondeville ve buducnost gibi kadınlarda mı erkekler de mi oynadığımızı karıştıracak kadar bu işin gediklisi takımlar ve şimdilerde esamesi okunmayan aris vardı. resmi geçitle tulum çıkararak çıktık. bir sonraki turda targoviste'yi ilk maçta paralayınca istanbul'daki rövanş formaliteye dönmüştü.

    bu arada garip şeyler oluyordu. takım fena gitmiyorken fenerbahçe'nin başındaki zafer kalaycıoğlu'nun adı galatasaray ile anılıyordu. cem akdağ'ın şok istifası, ayhan şahenk'te sıkıcı bir lig maçından bir anda tarihi bir tepkiye dönüşen onursuz zaferler istemiyoruz hadisesi, zafer kalaycıoğlu'nun evden telefonla koçluk yapması gibi über hadiseler ve sonunda evlat kontejanından ateşe atılan okan cevik...

    şubat ayında vurdulu kırdılı güney kıbrıs deplasmanı, rövanşta güç bela koparmıştık turu. ilk maçı bir gün farkla kaçırmış gidememiştim, dönüş maçını da meyhanede izlemiştik yan gözle. ne ters takımdı onlar da...

    çeyrek finalde chevakata isimli garip bir takım. iki maçta da tertemiz işimizi görmüştük, turun herhangi bir dakikasında bile işi zora sokmadan. yarı finalde rakip yıllar sonra çok farklı bir yer edinecek dynamo kursk. ilk maçta alınan 61-47'lik mağlubiyet. rövanş maçı lanet hamburg maçından* hemen önce. internetten neredeyse mail ile takip edilen bir maç. ilk yarı da 22-28 geride bitmiş. 60 dakikada yenen 20 sayılık bir fark, geriye kalmış 20 dakika.

    ikinci yarı 40-11 biten ayrı bir maç adeta. maçı yerinde takip eden şanslı azınlık da kendinden geçmiş, biz ekran başındakiler herhalde maç bitti diye beklerken gelen augustus'un 39 sayısı haberleri. güle oynaya beklenen hamburg maçı, kadıköy'e metrobüsle gitme hesapları ve akabinde guerrero piçi...

    vize dönemine denk gelen bir final serisi. ilk maçta deplasmanda alınan 12 sayılık mağlubiyeti kendi adıma 2 gün sonra öğrenebilmiştim. internete girebilmek için hala laptop falan açmak zorunda olduğumuz dönemler. kaderin bir cilvesi, 2 günlük bir boşluk var önünde. en azından evde rahat izleyebilecektim...

    futbolda sezon mantarlamış, kadıköy'de uefa kupası kaldırma hayalleri gümlemiş. koca bir camianın elinde avucunda kalan tek dayanak bu maç. bir de 3 gün sonra sami yen'de oynanacak derbi. sabah sınava girip çıktım, arkadaşlar hala pazar günü oynanacak derbi için bilet kuyruğundaydı normal zamanlarda kitapevi olan bir mağazamızın bir şubesinin önünde.

    kadın basketbol maçlarını mustafa denizli gibi kafada oynama hastalığım da o yıllarda gelişmemiş. jason robert koch'un fenerbahçe'yi madara edişini izledikten sonra erkek basketbol, küme düşen takımın soyunma odasında hüngür hüngür ağlayışını gördükten sonra da kadın basketbol takımını bir sıra öne çekmiştim ama o kadar. bir önceki sezonu doğru düzgün takip etmiştim sadece. ikinci sezonumdu bir nevi. metin oktay galatasaraylısı diye bir tabir vardır ya, ben de onun ışıl alben versiyonu sayılırım aslında.

    neyse bir şekilde akşam oldu. meğer bizim akşam yemeği yediğimiz dakikalarda meğerse salon önünde büyük çatışmalar yaşanıyormuş güvenlik güçleriyle bazı taraftarlarımız arasında, çok sonra satır aralarında öğrenebildik o mevzuları. ntvspor sadece "maça yoğun ilgi var" diye geçiştiriyor. o dönem istanbul'da olup da amatör branş kovalayan herkesin bildiği cafe crown biletlerinin kapıyı açamama ihtimali doğmuş. maç başına 50 kişi ortalama olan 4 bin kişilik salonun kapısına 5-6 bin kişi yığıınca olması beklenen gelişmeler.

    kameralarımız ayhan şahenk spor salonu'na çevrilip osman sakallıoğlu'nun sesi yankılandığında hava ve zeminin bir şampiyonluğa müsait olduğu gerçeği hemen kendini belli ediyor. yan taraflar dolu, pota arkaları dolu, pota arkalarının önü dolu, sezon boyu kavga konusu olan pembe koltukları pembesi görünmeyecek kadar dolu...

    yalnız derbi programında enfes bir tasvir vardır ya ali sami yen için. "üstünde bir sis olurdu, rakibin üzerine çökerdi" diye... işte o sis de o akşam ayhan şahenk'teydi. bülent korkmaz, ümit karan ve emre aşık da çizginin 2 metre gerisinde takıma "hadi" demek için ordaydılar. takım da beyaz forma ile sahaya çıkınca sanki kupaya bir adım daha yaklaşmış gibi hissetmiştim ekran başında...

    takım istekli başladı maça. tribünler de hakkını veriyordu. rakip de klasik italyan takımı mantığıyla, avantajını koruyarak geride gitmeyi çok sorun etmeyen bir yapıdaydı. ne zaman 12 sayı farkı bulsak periyod bitiyordu, öyle de yürek söken bir maçtı. son periyodda kaçıncı dakika hatırlamıyorum, ilk defa 12 sayıyı geçmiştik. marina kress tepeden atmıştı, ekran başındaki seyircilerimiz için tarif edersek sağ tarafta kalan potaya doğru. top bologna deplasmanındaki hakan şükür gibi dakikalarca süzüldü sanki, çemberde 396892046 kere sektikten sonra içeri düştü. yanılmıyorsam 3 ya da 4 dakika gibi bir süre kalmıştı.

    bu maç özelinde makus talihimizi kırmış gibi hissetmiştim, zaten gözümden de yaşlar damlamıştı bu basketten sonra. ama olmadı, o farkı iki basket yukarıya bir türlü taşıyamadık. son bir atak kala 12 sayı farkla girmeyi başarmıştık, potayı da rahat bulmuştuk ama olmamıştı...

    uzatma dakikalarında sahadakiler de tribündekiler de artık yeter demişti. gençlik marşı'ndaki üç kısa ıslık henüz tedavüle girmemişti ama kadın basketbolu çok sevdiğinden değil güme giden bir sezonun acısını çıkarmak için herşeyini sahaya akıtan bir tribün vardı... 12-4'lük 5 dakika skorunun ardından tribünde yanan maytaplar eşliğinde maç bitmişti. kadın basketbol klasiği karanlık bir odada tek başına ekrana bakıp içine içine sevinme ritüelini bir bildirim sesi bozmuştu.

    okuldaki ultraslan tayfasından bi arkadaşım, sezon başında kadın basketbol muhabbeti yaparken "kadın basketbol mu. ne gerek var kanka ya?" diyen bir arkadaşım. toplu bir mesaj göndermiş, o dönem öyleydi sms atıyordun, 1 sms 2 kontör :)

    --- alıntı ---

    ilkleri biz yaparız, tarihi biz yazarız. 2008-2009 eurocup women şampiyonu galatasaray

    --- alıntı ---

    aradan 11 yıl geçti. hala daha kadın basketbol muhabbeti açınca uzaylı muamelesi yapanlar var, hala daha bir başarı olunca benim sevincim onların yanında sönük kalıyor...

    kaptan'ın büyük maç sonrası repliğiyle bitireyim, galatasaray'ım sen çok yaşa....

    (bkz: tarihte bugün)