• 542
    maçla ilgili kısa bir değerlendirme yapalım; maça iyi başladık bence, talihsiz bir gol yedik, sonrasında hemen radamel falcao garcia süper bir gol attı. ilk yarı bitmeden son bölümde duran top devamında gol yedik, maalesef muslera hatalıydı, ne gereği var ki niye çıkıyorsun o kadar, sonrasında tam olarak pozisyon alamadı. neyse...

    ikinci yarıda yine pozisyonlar bulduk, falcao'nun penaltıdan attığı golle eşitliği sağladık, kazanabileceğimiz pozisyonlar da bulduk, değerlendiremedik. son bölümde kazanılan frikiği bence falcao kullanmalıydı, zaman zaman böyle golleri mevcut, kaleye çok da uzak değildi, radamel falcao gol yapabilirdi bence.

    yine son bölümde harika bir karambol yaşandı, soğukkanlı bir oyuncumuz plase ile gol yapabilirdi ama değerlendiremedik.

    karamsar olmaya gerek yok, daha 12-13 hafta var. diğer takımlar hakkında pek bişey yazmadım şimdiye kadar, şimdi bişeyler söylemek istiyorum. fb'den bir halt olmaz, çok zor deplasmanları var, aşağıdan seri yapan takımlar olursa 3. bile olamazlar, bjk'ye gelirsek bu hafta belediye, sonraki hafta fb, ardından kasımpaşa ve içerde alanya maçları var. erzurum deplasman, rize deplasman vs. sonra bize gelicekler deplasmana, yani şunu anlatmaya çalışıyorum, bizim bence hatay maçı dışında zor maçımız kalmadı, ama bjk düşme riski bulunan takımlarla deplasmanda oynayacak ve içerde zorlu maçları var.

    beşiktaş'a bakınca bizim maçlarımız nispeten daha kolay maçlar, bir kaç puan geriye düşsek de ben hala avantajın bizde olduğunu düşünüyorum, üstte de yazdım, bize de gelecekler.

    ha unutmadan martin linnes'e bayağı giydirenler olmuş da, muslera'yı hatalı çıkışı için eleştiren maalesef pek yok. eleştiri güzeldir, tabii ki yapalım, tartışalım, ama linnes bence bu kadar şeyi haketmiyor, tabi bu benim görüşüm. hepsi bizim oyuncumuz.

    neyse bu kadar yeter; şampiyonluğun en büyük favorisi biziz, avantaj bizde, çıkıp elimizden geleni yapıp mücadelemizi edelim.
  • 543
    öncesinde puan kaybetmemiş olsak kolaylıkla “şanssızlık” hanesine ekleyebileceğimiz maçtı. hayalimizdeki oyun yine yoktu ama en azından rakipten daha iyiydik ve kazanmaya yetecek kadar oynadık. aslında ligin ilk yarısında beraberliği kabul etmeyip sonunda puansız ayrıldığımız bazı maçlardan birer puan toplamış olsak bu kadar üzülmezdik. iyimser bakınca: galibiyet serimiz sonsuza kadar sürmeyecekti ve son iki maçla bu enerjiyi boşalttık. beşiktaş da sonsuza dek kazanmayacak ve onlar kaybederken biz yeni bir serinin içinde olursak işi derbiye taşırız. önemli olan o gün farkın 3 puandan az olması ve ikili averaj derdi olmadan tek farklı galibiyetin bize yetmesi.

    (bkz: cimbom başı dik yürür)
  • 544
    başından sonuna kadar kaos futbolu oynadığımız, rastgele 2 gol attığımız, aptalca 2 gol yediğimiz ve son dakikalarda kaos sonucu gelen pozisyonları gole çeviremediğimiz, sonucunda berabere kaldığımız maç.

    ikinci yarı transferden sonra, olan olamayan oyuncular yüzünden bir 11 bulamadık. birbirini takip eden iki maçın kadroları arasında uçurum oluyor. bu da oyun ritmi bulmamızı engelliyor.

    umarım kalan 12 haftada, yüksek seviyede performans verecek 11 oyuncuyu bir araya getiririz.

    linnes'in hatasına kızmadım. basit hata, futbolda bunlar olabilir. fakat hücumda kaç tane gidip kesemedi. bu yeteneksizliğe verdiğimiz 1.4 milyon euro'ya daha çok kızdım.
  • 545
    maç sonunda fatih terim’in muhteşem oynadık lafına takılıp gece tekrarını izlediğim süper lig maçı. ya hocam aklımızla alay ediyor ya da saha kenarından futbol ne oynarsan oyna güzel gözüküyor. hocamızın muhteşem oynadık dediği maçın ikinci yarısının ilk 7 dakikasında, rakip yarı alanda 1 tane pas yapamamışız. evet yanlış okumadınız, tam 7 dakika, kendi evimizde, orta sahasında ziya’nın oynadığı takıma karşı rakip yarı sahada 1 pas yapamamışız. bulduğumuz tek pozisyon da son dakikadaki doldur boşalttaki karambol pozisyonu.

    ne kadar inanmak istemesem de hocamızın fenerbahçe maçı sonrası karbonat’a verdiği ayardan sonra bir rehavete girdiğini düşünüyorum. özellikle ankaragücü ve sivas maçları için ne rakiplere bir hazırlık yapılmış, ne de kendi oyunumuzu rakibe kabul ettirebilmişiz. sivas’ın tek yaptığı şey olan yatabare’ye şişirip o’nun indireceği toplarla gradel ya da boyd’a servis yapılması olayına hiç bakmamış hoca zira yatabare maşaallah atılan her topu indirmiş ya da vurdurmuş ama sonrasında engel olabilmişiz.

    artık olan oldu, geçtiğimiz bu 1 haftadan çok ciddi dersler çıkarmamız gerekiyor. daha ortada 36 puan gibi çok yüksek bir rakam var ama bir an evvel bişeylerin düzelmesi de şart. önümüzdeki kayserispor maçı çok önemli zira kayseri son haftalarda iyi oynayan, özellikle geçiş hücumlarını hızlı yapabilen bir takıma evriliyor ve bu da bizim en yumuşak karnımız. 3’ncü bir puan kaybı psikolojik olarak da oyuncuların inancını zedeler.

    umarım fatih hoca artık hakem yönetimlerini merkezine almadan, buna değil takım oyununa konsantre olarak, takımı tekrar rotasına sokar.
  • 546
    fatih terim'in iyi oyun oynadığımızı belirttiği maç. hoca iyi oyunu topa sahip olup, rakip alanda oynamak olarak görüyor, artık burası kesin. zaten kendi oyun beklentisi de bu yönde. haliyle bir kaç karambol pozisyon olunca tüm parçalar birleşiyor ve oyun bir şekilde iyi olarak karşılık buluyor. iyi oynadık, şanssızdık. bu maç kaçar, sonraki maç atarsın. zemin de kötüydü zaten.

    kaybettiğin hafta sonrası, karşında kapanan bir sivas'a karşı zaten oyunun şekli bu olur. hocanın yorumladığı anlamda naçizane görüşüm arada farklar var. sen rakibini boğamıyorsun. zaten topu sana bırakıyorlar, sen de oyunu yığdım zannediyorsun. bu perspektifteki hatalardan biri. oyunu yığıyorsan rakibi çıkarmazsın. atak üzerine atakla hataya zorlarsın. rakip bunalır. topu taca, ileri diker. psikolojik olarak kırılır zaten bir noktada. kapandıkça kendi 18'ine gömülür. sen de dersin ki golün gelmesine 5 bilemedin 6 dakika var. hele de maçlara böyle başlarsan rakip zaten hücum etmeyi pek düşünmeyecektir. maça 1-0 önde başlamak denilen de bu zaten. biz neredeyse ilk yarım saatin büyük bölümünü marcao ve donk arasındaki paslaşmaya ayırıyoruz. sivas maçında baskıyı ancak geriye düştükten sonra, o da yine anlamsız ve gelişigüzel hücumlar ile yapmaya çalışıyorsun.

    hoca top bizdeyse, bir şekilde oyun rakip alanda oynanıyorsa oyunu iyi olarak okuyor. pozisyon üretmenin formülü sabırla pas yapmak olmamalı. sabırla pasın açılımı da zaten o herkesin dem vurduğu geriye, sağa sola oynanan paslar bütünü. üretkenliği ne bu işin dersek, yapılan işin asla bir sonucu, karşılığı yok. atak üretme, tempo ve devamlılık yok. sivas ya da konya rahat rahat savunuyor seni.

    velhasıl kelam, bu sezon oynanan oyunların bir parçası olarak bu maça bakmak lazım. tipik bir senaryo daha yaşandı sadece. kapanan rakip, yediğin basit gol, maçı çevirmek için panik hücumlar, ve puan kaybı. * kayseri maçı, * karagümrük maçı, * ankaragücü maçından çok da çok farklı değildi oyun. evet şanssızdık. belki de şanssızlık daha önceki maçlardaki olduğu gibi yine bu aynı oyun senaryosuna başvurduğumuz içindi. bu senaryo değişmedikçe ve soruna farklı çözümler getirmedikçe de futbol olarak şanssız olmaya devam edeceğiz anlaşılan.
  • 547
    maalesef saha dezavantajıyla oynadığımız bir başka maç oldu. sahanın durumu hem atak geliştirmemizi zorlaştırdı hem de yediğimiz ikinci golde donk ve linnesin topa müdehalesini engelledi. umarım önümüzdeki haftalarda takımımız sahayla da mücadele etmek zorunda kalmaz.

    hakem için de birşeyler söylemek istiyorum. karşı takımın dirseğe kafa atmalarını iyi süzdü, türkiyedeki karanlık futbol ortamında bir güneş gibi oldu. umarım önümüzdeki haftalarda da yönetimler bu şekilde olur.
  • 548
    antep, fener ve alanya deplasmanlarından kayıpsız 9 puanla çıktıktan sonra fikstüre bakanların galatasaray'ın uçacağı ve zirveyi kimseye kaptırmayacağına dair yazılarını okudukça, gürkan'la yapmış olduğumuz karalama defteri podcastlerde sürekli şunu vurgulamıştım "ligde zor ya da kolay maç yok, her maça ayrı ayrı, final havasında konsantre olunmalı zira galatasaray ligin ilk devresinde "kolay" denilecek rakiplere puan kaybetti."
    çift lig haftası denen çarşamba-pazar maçlarında galatasaray'dan "kağıt üzerinde" 6 puan kazanması beklenirken, hesaba sadece 1 puan yazılabildi ve sarı-kırmızılılar zirveyi beşiktaş'a bırakmış oldular...

    bu puan kayıpları sonrası "galatasaray'ın artık kolay bir fikstürü var, önündeki maçları rahat kazanacak" diyenler, "galatasaray şampiyonluğu kaybetti, geçmiş olsun" demeye başladılar. kahin değiliz, geleceği bilme gibi bir iddiamız yok ama yaşımızın getirdiği tecrübe ile "skora göre yaşayan" arkadaşlara diyorum ki: bu köprünün altından daha çok sular akacak ve söz konusu galatasaray ise "galatasaray bitti demeden bitmez"...

    çarşamba gecesi ankara'da maçın hakemiyle, var'ıyla tam bir hakem faciası yaşandı ki pfdk'nın mostafa mohammed'e vermiş olduğu 1 maçlık ceza bile halil umut meler'in yanlış karar verdiğini gösteriyordu, zira doğrudan kırmızı kartın cezası en az 2 maçtır... ankaragücü mağlubiyetinin yaralarını sivas maçında alınacak 3 puanla sarmak ve yeniden bir galibiyet serisi başlatmak arzusundaydı galatasaray. kadroda da revizyon yapmıştı fatih terim, taylan ve belhanda'yı tekrar ilk onbire yazmış, falcao ve babel ile de çeşitlendirmişti gol yollarını. sakatlığı geçen sarrachi'yi sol beke, linnes'i de sağ beke görevlendirmişti. taktik tahtasında sivasspor karşısına çıkacak ilk onbir oldukça etkili gözükürken, onları rakipten çok zorlayacak etkeni fatih hoca maçtan önce dile getiriyordu: "televizyondan saha yeşil gözükebilir ama işin aslı hiç öyle değil. maç içinde duruma göre değişik oyun tarzları da deneyebiliriz."
    beklenildiği gibi de oldu, daha 10 dakika dolmadan sahanın ağırlaştığını televizyon karşısında olanlar da hissetmeye başladı ki, sahada mücadele eden topçuların yaşadığı hayal edilmezdi. yine de galatasaray kapanan ve gradel-boyd ikilisi ile kontralarla pozisyon arayan rakibi karşısında oyunu rakip sahaya yıkmaya çalıştı, taylan'ın attığı uzun toplarla onyekuru'yu savunma arkasına kaçırmaya çalışayım derken, "pozisyon" denmeyecek bir anda linnes'in muslera'ya yolladığı topu yakalayan gradel takımını sürpriz bir şekilde öne geçiriverdi. beklenmedik golün şokunu çok olmadan sneijdervari bir vuruşla falcao ile atlattı galatasaray. maçtan önce kendisinden "son bir şarkı" isteyenlere el sallıyordu kolombiyalı golcü, bir bakıma da "ben daha ölmedim" mesajı veriyordu. 20. dakika olmadan ikinci gole de yaklaştı ev sahibi ekip, babel yaptığı ortaya altı pas içinde onyekuru kaval kemiği ile vurunca belki de galatasaray'ın maçı koparacak pozisyonu auta gidiyordu. 31. dakikada sarrachi'nin ortasında belhanda'nın şutunun auta gitmesi de galatasaray adına kaçan başka bir pozisyon oluyordu.

    maçtan bir kaç gün önce kulup web sitesinden yayınladıkları bildiride "endişeleniyoruz, hakemler galatasaray maçında bizi ezebilirler" yazan sivassporlular, nedense top oynamak yerine "hakemle oynamayı" tercih etmişlerdi, maç öncesi ortaya attıkları bildirinin hakem üzerindeki etkisini görmek için her ikili mücadelede yüzlerini tutup, yere atlamaktaydılar, halil umut meler ankara'da mostafa'yı atmıştı ya, ali şansalan neden böyle bir şey yapmasın ki?

    galatasaray pas yapmayı zorlaştıran zeminde bildiği oyundan şaşmadan ikinci golü ararken, sivasspor'un kullandığı taç atışında muslera hatalı bir çıkış yapıyor, yine de iyi toparlanıp gradel'in şutunu zorlukla çıkarıyor ama ortaya düşen topa linnes ve donk'tan önce boyd dokununca ev sahibi bir kez daha geriye düşüyordu.
    ilk devreyi geride kapamış olsa da galatasaray sergilediği oyun ile maçı çevirecek bir havadaydı ki fatih terim de ikinci 45 dakikaya başlarken oyuncu değişikliği yapmadı ama donk'un sakatlığı mecburen luyindama'nın oyuna dahil olmasını gerektirmişti. ve "boss"un o ağır sahada hatasız oynadığını gördükten sonra acaba ilk onbirde luyindama ile başlansaydı, linnes'in hatalı pası verdiği pozisyonda yatabare'ye o kafa topunu luyindama sektirir miydi diye düşünmeden edemedik, ama futbol bu ne olacağını kestirmek imkansız. galatasaray beraberlik için falcao ve onyekuru ile pozisyonlar bulurken, galatasaray maçlarında hiç "sekmeyen" bir an gerçekleşti: ziya topu uzaklaştırıp, onyekuru'ya tabanla vurdu ama hakemler oralı bile olmadı. pozisyon öncesi gedson'a basılmasını geçtim, herkesin gördüğü tekmeyi ne ali şansalan, ne de ali palabıyık değerlendirdi. diyor ya fatih terim "iki ali bir kırmızı diyemedi" diye, bir türkiye ligi klasiği galatasaray aleyhine bariz bir hata daha gerçekleşiyordu.

    galatasaray arzuluydu, baskılıydı, falcao'nun kafasıyla golü de buldu ama ofsayttı, skorbord değişmedi lakin bir kaç dakika sonra babel'in geliştirdiği atakta uğur'un eline çarpan topa "hakem ve yardımcısı kör kalınca" var marifetiyle penaltı oldu ve falcao da usta bir vuruşla eşitliği sağladı. kalan dakikalarda yapılan oyuncu değişiklikleri ile beraber galatasaray galibiyet için daha arzuluydu, sağlı sollu rakibinin üzerine gitti, halil iki adımdan auta attı, luyindama'nın pivot santrafor gibi rakip ceza sahasında indirdiği toplarda ali şaşal vural sarı-kırmızılılara geçit vermeyince, maç da eşitlikle sonlanmış oldu... iki defa geriye düşüp maçı beraberlikle bitirmek azımsanmayacak bir sonuç ama son saniyede kerem'in kaleciyi geçememesi de içimizi burkmuyor değil. lig sona erip, z raporunu çıkardığımızda bakalım bir puana mı sevineceğiz yoksa kerem'in kaçırdığı gole mi üzüleceğiz, hep birlikte göreceğiz..

    kaynak ve maçtan fotoğraflar: http://ultrasmovement.blogspot.com/...ray2-2sivasspor.html
Altyapı çalışmaları sebebiyle birtakım hatalarla karşılaşılması muhtemel. En kısa sürede hatalar giderilecektir!